REDDİYE
KUR'AN-I KERİM'İN ŞİFRESİ
Değerli Misak okuyucusu kardeşlerim, bu sayımız da sizlere tanıtımını yapacağım kitap "Kur'an-ı Kerim'in Şifresi" adlı bir kitaptır. Kitap Ömer Çelakıl isimli bir tıp öğrencisine aittir. İki ay içerisinde (Eylül-Ekim 2002) 8. baskısını yaparak okurlarını adeta büyülemeye çalışmıştır! Ayrıca görsel ve yazılı bazı medyada birçok tartışmaya vesile olmuş; canlı yayında ilahiyatçı bir yazar (Prof. S.ATEŞ), ilgili kitabı ve yazarını ciddiye almayıp eleştirmesi yüzünden program yapımcısı tarafından ağır hakaretlere maruz kalmıştı!!!
Kitap beş bölümden meydana gelmiştir. Birinci bölümde "Kur'an-ı Kerim'in Şifresi", İkinci bölümde "Kur'an-ı Kerim'in Gerçekleşmiş Kehanetleri" (!), Üçüncü bölümde "Kur'an-ı Kerim'in Şifresinde Gizlenen Bilimsel ve Astronomik Bilgiler", Dördüncü bölümde "Kur'an-ı Kerim'in Sure Numaralarından Çıkan Sayısal Mesajlar", Beşinci Bölümde "Kur'an-ı Kerim'in 2000'li Yıllarla İlgili Şifreli Mesajları". Şimdi hep birlikte kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısına bir göz atalım.
"Lise yıllarında TÜBİTAK matematik birinciliğini kazanan yazarımız, l400 yıldır fark edilmeyen, geleceğe ait gizli bilgilerin Kur'an-ı Kerim'de bulunduğunu, kendisinin çözdüğü bir şifreyle ortaya çıkarttı. Kur'an-ı Kerim'in matematiksel bir düzen içerdiği hep tahmin ediliyordu.
Bu sıra dışı buluş, dünyanın çeşitli ülkelerinde de yayınlanmaya hazırlanıyor. Işık anlamına gelen "Nur Suresi"nde Edison'un lambayı bulduğu tarih çıkıyor... Arı anlamına gelen "Nahl Suresi"nde ise Helikopter' in icadı... daha niceleri... Kur'an-ı Kerim'in indirildiği tarihten başlayan ve 2013 yılına kadar uzanan bir tarih yelpazesi içinde bu mesajların bir kısmı günümüze dek gerçekleşmiş bulunmakta, bir kısmı ise gerçekleşmeyi bekliyor... Bilimsel ve astronomik bilgilere de bu şifre sayesinde ulaşılabilmektedir... Şifre herkes tarafından kolaylıkla uygulanabilme özelliğine sahip olduğu için bundan sonra, bu şifreyle çalışacakların, daha fazla bilgiye de ulaşılabileceğini tahmin ediyoruz. Gerçekten inanılmaz... Gerçekten çok çarpıcı..."
Biz mü'minler gayba iman ederiz. Onun için Kur'an-ı Kerim'in ilk ayetlerinde gayba iman eden mü'minler övülmüş ve kurtuluşa erecek olanların ancak onlar olacağı vurgulanmıştır. Kur'an-ı Kerim de mucize arayanlara, veya mucize bulduklarını söyleyenlere şaşmamak mümkün değildir! Zira mü'minler Kur'an-ı Kerim'in kendisinin zaten mucize olduğuna iman ederler. Öteden beri gayb ve kehanet konularına dalarak geleceğe dair olaylardan haber vermek insanoğlunun hayatında varolan gizemli bir olgu olmuştur. İslam dışı toplumlarda yaygın olan bu olgu ne yazık ki Müslümanlara da sirayet etmiş, şer'i ilimlerin sınırlarını zorlayarak "Gayba imanı ve Gaybi Bilgiler"i tartışılır hale getirmiştir. Mesela İslam aleminde yaygın olarak bilinen "Ebced usulü"nü böyle bir olgunun ürünü olarak değerlendiren yazarların endişeleri haksız değildir! "Cifir veya Cefr" diye bilinen ilime (!) karşı çıkan ulemanın asıl maksadı şer'i ilimlerin sınırını korumak değil midir? Günümüzde "Gizli İlimler" diye bastırılıp piyasaya arz edilen kitap sayısı pekte az değildir. Şimdi gelelim gaybla ilgili ayet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere.
Kur'an-ı Kerim'de "gayb" kelimesinin çeşitli vesilelerle elli sekiz yerde geçtiği zikredilir. Gayb ile ilgili olarak Allahü Teala (c.c.) şöyle buyurmuştur :
1- "De ki, göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez..." (27/65)
2- "Gayb Allah'a mahsustur" (10/20)
3- "Gaybın anahtarları onun katındadır, onları ondan başkası bilmez" (6/59)
4- "Allah sizi gaybe muttali kılacak değildir. Fakat Allah Resüllerinden dilediğini seçer (ve onlara gaybı bildirir)" (3/179)
5- "Gaybi bilen O'dur. Resullerinden dilediği dışında kimseyi gaybına muttali kılmaz" (72/26) .
Gaybla ilgili bazı Hadîs-i şerîflerde Peygamberimiz Efendimiz (sav) şöyle buyurmuşlardır:
1- "Her kim bir Arrafa veya bir kahine gelir de, onu söylediklerinde tasdik ederse, bana indirilene küfretmiş (inanmamış) olur." [İmam Ahmed, Müsned]
2- "Bir kimse Kâhin'i verdiği haber konusunda tasdik ederse, Allahû Teâla (cc)'nın Muhammed'e indirdiğini inkâr etmiş olur." [ İmam Ahmed, Müsned]
3- "Falcıya, büyücüye, kâhine giderek, onların söylediklerine inanan, Kur'ân-ı kerîme inanmamış olur." [Taberânî]
4- "Gâipten haber vermek maksadı ile yıldız ilmi ile uğraşan, büyücü gibi günâha girer." [İbni Mâce]
5- "Fal bakmak, yazı ve çizgi ile gelecekten haber vermek, puta tapmak gibidir." [Ebû Dâvud]
6- "Kâhinlik yaparak alınan para haramdır." [Buhârî]
Şimdi de "Gayb"la ilgili olarak fukahanın beyanına bir göz atalım : "Gaybten verdiği haber konusunda Kâhin'i tasdik etmek küfürdür. Kâhin gelecek zamanda vukû bulacak hâdiseleri veren, sırları bildiğini ve gayb âlemine ait bilgilere vâkıf olduğunu iddia eden kimsedir. Kâhin'in yaptığı işe kehanet denir. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Bir kimse Kâhin'i verdiği haber konusunda tasdik ederse, Allahû Teâla (cc)'nın Muhammed'e indirdiğini inkâr etmiş olur." buyurduğu da bilinmektedir. Mûteber bütün fıkıh kitaplarında: "Gaybı bildiğini iddia eden kimse de, Kâhin'e gidip onu tasdik eden kimse de kâfir olur" hükmü kayıtlıdır. Burada şunu da belirtelim ki; mutlak olarak gaybı bilme iddiası ile bazı emâreleri esas alıp hüküm verme birbirinden farklıdır. Bir doktorun; hastanın nabzını kontrol edip, bazı hükümlere varması gaybten hüküm vermesi manâsına gelmez. Ayrıca Peygamberlerin, ileride zuhur edecek hadiseleri haber vermeleri de; kehanetle değil, vahiy yoluyladır." (Y.Kerimoğlu Emanet ve Ehliyet, C/1 sh:113 Ölçü Yay.İst.1985 Mad: 243)
"Şimdi kehânet üzerinde duralım. Resûli Ekrem (SAV)'in : «— Her kim bir Arrafa veya bir kahine gelir de, onu söylediklerinde tasdik ederse, bana indirilene küfretmiş (inanmamış) olur» buyurduğu sabittir. Kahin; -— İleride olacak hadiselerden haber aldığını ve sırları bildiğini iddia eden kimsedir». Gizli sırları bildiğini insanlara ilân eder! Bugün «Gaybı bildiğini iddia eden» epeyce fâsık mevcuddur. Arrafa gelince: Hattabi «— Çalınan veya kaybolan malın yerini bulacağını iddia eden kimseye Arraf denilir» tarifini yapmıştır.
Kahin; •— Kendisinin cinlerden bir dostu olduğunu ve ileride olacak hadiseleri onun vasıtasıyla öğrendiğini» iddia eder. Halbuki cinler de gaybı bilmezler. Feteva-ı Bezzaziye'de: «— Gaybı bildiğini iddia eden kimse de; kahine gidip onu tasdik eden kimse de kafir olur» hükmü zikredilmiştir. Tatarhaniye'de: «— Bir kimse; ben çalınan malların yerini bilirim veya cinlerin haber vermesiyle çalınan malların yerini haber veririm dese, kâfir olur» diye zikredilmiştir. Peygamberlerin veya bazı ehlûllah'ın; ileride olacak hadiseleri haber vermeleri (haşa kehanet yoluyla değil) Allahü Teala (CC)'nın vahyi veya ilhamı yoluyladır.
Sonuç olarak; gaybı bilme davasında bulunma Kur'an-ı Kerim'in nassına (ayetine) muarızdır. Mücerred olarak gaybı bilme davasında bulunan kimse kâfir olur. Fûkahadan bazıları: «— Gaybı bilmeyi, vahiy veya ilham gibi Allahü Teala (CC) tarafından açık veya delâlet yoluyla olan bir sebebe isnad ederse kâfir olmaz. Keza gaybı bilmeyi Allahü Teala (CC)'nın yarattığı bir alâmete isnad ederse kâfir olmaz» demişlerdir." (Y.Kerimoğlu Fıkhi Mes.c/2, sh:331-332)
İşte bütün bunlardan ve özellikle Y.Kerimoğlu hocamızın yukarıda altını çizdiği: " Peygamberlerin veya bazı ehlûllah'ın; ileride olacak hadiseleri haber vermeleri (haşa kehanet yoluyla değil) Allahü Teala (CC)'nın vahyi veya ilhamı yoluyladır." gibi beyanlarından hareketle peygamberlerin dışında bazı velilerin de ya ilham yada Keramet yoluyla bazı haberleri verebilecekleri söylenmektedir. Ki bu inanç (Kerametin hak olduğu inancı) Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat mezhebinin itikadıdır. Bu hususta hiçbir ihtilaf yoktur. İhtilaflı ve nazik olan husus bu konunun sınırlarının zorlanarak aşındırılmaya çalışılmasıdır. Zira bu konularla ilgili açıklamalarda bulunmanın nefislere çok hoş geldiği rivayet edilmektedir. Oysa bu davranış biçimi şeytani vesveselerin nefislere galebe çaldığı cilveli ve çetrefilli bir davranış biçimidir. Rabbim bizleri göz açıp kapayıncaya kadar nefsimizle baş başa bırakmasın!!!
Evliyanın ilham veya
keramet yoluyla bazı haberleri vermesiyle; Çelakıl'ın ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’ adını verdiği şifre
çözücüye dayanarak verdiği haberleri "bazı
emâreleri esas alıp hüküm verme"
ile aynı değerlendirmek mümkün müdür? sorusu
karşısında şahsen fazla iyimser değilim. Yine Gaybla
ilgili haberleri ikiye ayırarak: "Hiç bir mahlukun ne duyularının ne de
ilminin ulaşamadığı gayba gaybi mutlak, muayyen
bir mahlukun ilminin ulaşmadığı ve ona göre bilinmeyene de gaybi
izafi (nisbî, göreli)" (Elmalı 7/4869.) demişlerdir. İslam inanç
esaslarına göre "Gayb" konusuna kısaca
özet olarak temas ettikten sonra şimdi de
gelelim asıl konumuza.
İslam'i bilgilerden ve
özellikle de akaid konulardan bihaber
olduğunu gördüğümüz Ömer Çelakıl, "Burnu
merkez kabul ederek, sol gözün burna
uzaklığı ile sağ gözün burna uzaklığı
aynıdır. Aynı şekilde sol kulağın burna
uzaklığıyla, sağ kulağın burna uzaklığı da
aynıdır." şeklindeki insan yüzünü esas
alan ‘‘Simetrik Sayı
Dizisi’’ buluşuyla bir şifre çözücüye
ulaştığını ve bu şifre çözücü ile de
Kur'an'da ki bazı sırları açığa
çıkardığını savunmaktadır!!! Çelakıl'ın ‘‘Simetrik Sayı
Dizisi’’ni kullanarak çıkarmaya çalıştığı
tarihleri dayandırmak için esas aldığı
herhangi bir takvim yoktur. Bazen çıkan tarihi direkt alıp
uygularken; bazen de çıkan tarih anlamsız olduğu
için tarihi miladi kabul edip Hicriye
çeviriyor, yada
çıkan tarihi Hicri kabul edip Miladiye
çeviriyor! Yani elde bilinen mevcut
bir olay ve o olayla ilgili mevcut bir tarih var.
Çelakıl da bu tarih ve olayla ilgili
bir bağ kurmak için ‘‘Simetrik Sayı
Dizisi’’nde ne gibi işlemler yapıp
bu tarihi tutturması gerekiyorsa (toplama-
çıkarma- bölme) ilgili
işlemleri yapıyor, bu tarihi tutturmaya
çalışıyor. Hepsi o kadar. Şimdi Çelakıl'ın
kitabından bir misal verelim:
" ŞİFRENİN UYGULANMASI
Sure'nin ismi olan Enfal'in Türkçe karşılığı: "Savaş sonunda elde edilenler" dir.
Bu sure Müslümanların ilk savaşını konu almaktadır. (Bedir Savaşı) Ve özellikle de savaşın sonunu anlatmaktadır. İlginç olan ise, şifreyi uyguladığımız zaman ilk dünya savaşının (I. Dünya Savaşı) sonu yani 1918 tarihinin çıkmasıdır.
Suredeki Tekrarlanan 1. İfade: "Ey iman edenler"
Tekrarlanan Ayet Numaraları: 15- 20- 24- 27- 29- 45
1. Kademe:
Merkez sayının bulunması:
(15+45)/2 = 30
Simetrik sayı dizisindeki eksik sayıların bulunması:
15 - 20 - 24 - 27 - 29 -
30 - 31 - 33 - 36 - 40 - 45Elde Ettiğimiz Sayılar:
31 33 36 402. Kademe:
Sayıların birler basamağını alıp yan yana getiriyoruz.
3l 33 36 40
1 3 6 0
1360 tarihi Hicri olduğu için basamak değerlerinin toplamını elde ettiğimiz rakamdan çıkartıyoruz: 31 — 3 + 1=4
33 — 3 + 3=6
36 — 3 + 6=9
40 — 4 + 0=4
Toplamı = 23 eder.
Önceki elde ettiğimiz rakamdan yani 1360'dan 23 sayısını çıkartıyoruz: 1360 — 23 = 1337 (Hicri) 1337 Hicri tarihi Miladi olarak 1918'e denk gelir. Bu I. Dünya Savaşı'nın sonunu gösteren tarihtir. Başta da belirttiğimiz gibi, surenin anlamının savaş sonunda elde edilenler olması ve bu surenin Müslümanların ilk savaşını konu alması yukarıdaki yorumumuzu desteklemektedir. Suredeki Tekrarlanan 2. İfade: "Ey Peygamber!"2. Kademe: 69
9 Sadece tek bir sayı elde ettik ve onun da birler basamağını aldığımızda çıkan sonuç 9'dur. Bu 9'da 9. Boylamdır. Savaşın sonucunda ağır bir yenilgiye uğrayan Almanya'yı tam ortadan bölen haritadaki 9. boylama karşılık gelmektedir." (sh:80-84)Buraya kadar her şey normal, çok güzel. Rakamlar ve sistem yerli yerine oturmuş gibi gözüküyor! Böylece insanı etkileyen 1.Dünya savaşının tarih sırrı da ortaya çıkarılmış oluyor! Birinci Dünya savaşıyla Bedir savaşının ne ilgisi var? Bunu da henüz anlamış değilim. Ama varsın olsun, 1918 tarihi çıkarılmış olsun!
Çelakıl'a sormak isterim; Surede tekrarlanan ifadeler yalnız "Ey iman edenler" ile "Ey peygamber" ifadeleri midir? Kesinlikle hayır. Zira tekrar eden ifadeler çoktur. İşte bunlardan bazıları şunlardır :
Tekrar eden
birinci ifade: "Allah" (cc)'dür. Yaklaşık 90 küsur yerde tekrar ediliyor.Tekrar eden ikinci ifade : "Resul" (sav)'dür. Sekiz yerde tekrar ediliyor.
Tekrar eden üçüncü ifade : "Allah'a ve Resul'üne" yedi yerde tekrar ediliyor.
(1.7.13.20.24.27.46. ayetler.)Tekrar eden dördüncü ifade : "Allah ve Resulüne itaat edin". Üç ayette tekrar ediliyor. (1.20.44. ayetler)
Tekrar eden beşinci ifade : "Allah'ın azabı çok şiddetlidir". Üç ayette tekrar ediliyor. (13.25.48. ayetler) 52.ayette ise "Allah çok kuvvetli ve Azabı çok çetin olandır". Böylece bu ifade dört ayette tekrar edilmiş olmaktadır.
Tekrar eden altıncı ifade : "Gerçekten mü'minler" dört ayette tekrar ediliyor. (1.2.4.74. ayetler.) Daha da bakılabilir!!!
Şimdi bu tekrarları gördükten sonra Çelakıl'a sormak hakkımız değil mi? "Ey Çelakıl, yukarıda sunduğumuz tekrar ifadelerden hesabınıza geleni istediğiniz gibi seçme, beğenme hakkını nereden alıyorsunuz?" Niçin Tekrar eden bu altı ifadeden hiçbirisi değil de illa senin seçtiklerin? Yoksa bizim çıkardığımız bu tekrar ifadelerle hiçbir tarih ve hiçbir olay tutturulamadı mı? Eğer öğle ise bu uyduruk sisteme "matematiksel" sistem denir mi?
Eğer Surenin başında tekrar eden ilk ifadeleri aldım derseniz yalan olur. Zira en başta tekrar eden ifade "Allah'a ve Resul'üne" ifadesidir. Yok daha vurgulu ifadeleri aldım derseniz daha vurgulu yalan olur ki; "Allah ve Resulüne itaat edin"den daha vurgulu bir ifade olamaz!!! Dolayısıyla daha ilk baştan sisteminizin aslı esası olmayan uydurma zorlamalarla dolu bir sistem olduğu ispat edilmiş oluyor.
İşte Çelakıl'ın ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’ dediği sistemin aslı esası bundan ibarettir! Bunun dışında 340 sayfalık kitabın ilmi hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur. Bir ilim ifade etmeyen bu sistem uygulandığı zaman akla hayale gelmeyen çeşitli yöntem ve zorlamalarla bazı tarihler tutturulabilmiştir!!! Tıp öğrencisinin bu sistemi bulmak için mesaisini Kur'an-ı Kerime vermesi niyetine göre çok önemlidir!!! Bu yönelişinden dolayı tıp öğrencisini tebrik etmek gerekir.
Gelelim kitapla ilgili tespitlerimize.
1.Çelakıl bulduğu ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’ sisteminin matematiksel bir sistem olduğuna inanıyorsa bu sistemin her zaman her yerde aynı şartlar altında aynı sonucu vermesi gerektiğini de kabullenmesi gerekir.
2.‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’nde ilk sayı tek son sayı çift olduğu zaman uyduruk bir yolla (sayı sistemi 0'dan başlar ve soldaki sıfır etkisiz elemandır, onun için ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’nin başına 0 getirilir gerekçesiyle ) problemler halledilme yoluna gidilmiştir! Peki ilk sayı çift ve son sayı tek ise merkez sayı nasıl bulunacak? Çelakıl'ın sistemi şu basit sorunu çözebiliyorsa varsın çözsün bakalım!!!
3.Mukatta harfle başlayan surelerde ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’nin baş tarafına "1" rakamı eklenerek bazı müşküllerin giderilmesi esas alınmıştır. Kalem suresinde (68/1-97) Telgrafın bulunuşu ile ilgili olarak "1" rakamı ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’nin başına 2.kademede eklenirken bazı surelerde ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’nin 1.kademelerinde eklenmiştir. Peki bu sistem nasıl bir sistemdir ki "1" rakamı hangi kademede eklenecek henüz belli değildir? Bazen 1.kademede eklenirken bazen de 2.kademede ekleniyor!!! Buna şifre denir mi?
4.Ömer Çelakıl, 1.kademe çalışmalarında ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’nde bulduğu sayıları belirlerken acep belli bir usul takip etmiş midir? Kesinlikle hayır!. Yani 1.kademe çalışmasında belirlediği sayılar merkez sayının sağındaki, solundaki sayılar mı, yoksa ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’nde ki sayıların tamamı mı? Hiçbir usül yoktur! Bazen yalnız merkez sayının solundaki sayılar alınırken (sh:99), bazen de hem merkez sayının sağındaki ve solundaki sayılar, hem de merkez sayının kendisi alınmıştır. (sh:107-115-135-147) Çelakıl, açıkça kafasının estiği şekilde uyduruk yollara baş vurmuştur! Sistemde ilmilik, bilimsellik esasından zerre miktarı bir şey yoktur. Zira yukarıda da belirttiğimiz gibi sayfa 99'da ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’nde bulunan sayıların hepsini almamıştır. Zira hepsini almış olsa beş-altı basamaklı bir sayı elde etmiş olacak ki, o zaman bu rakamlarla ancak on bin veya yüz bin sene sonraki olaylarla bağlantı kurması gerekecektir!!! Çelakıl bu hususları nasıl izah edecektir? Doğrusu çok merak ediyorum !!!
5.Telefonun icadıyla ilgili olarak Çelakıl'ın kendi ifadesiyle söyleyecek olur isek sayfa 115'te "çok ilginç bir durumla karşılaşmaktayız" : ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’ adını vererek ortaya attığı kendi sistemini bir anda ayaklar altına alarak bulduğu sayıyı atıp diğer sayılarla bir tarih çıkarıyor! Yani bulduğu uyduruk sistemi bina ettiği sayıyı atıyor ilgili sistem ile hiçbir alakası olmayan başka sayılarla şifre çözüyor!!! Bu kadarına da pes doğrusu! Bulduğu "Simetrik Sayı Dizisi" şudur : " 1-15-22-29-43
Bu dizide ün yapmaya çalıştığı sistemiyle bulduğu sayı 15'dir. Bu 15 sayısını kaldırmış atmış, geriye kalan sayıların birler basamağını alarak telefonun icat tarihini bulmuştur : 1293. Bu tarih hicri imiş, miladi 1876 ediyormuş!!! Yine ne hikmetse bu sayıların basamak değerleri toplanıp başka sayıdan çıkarılmamış, yan yana yazılmamıştır!!!
6- Şifrecilerin genelinin dinler üstü hoşgörü paradoksuna girdikleri görülmektedir. Kitabın yazarında da böyle bir hastalığı görür gibiyim. Zira 340 küsur sayfalık kitabın hiçbir yerinde "İslam Dini"ne mensubiyetini ifade eden tek bir kelimeye rastlamadım. Aksine tüm dinlerin eşit olarak algılandıklarına şahit oldum. Belki benim göremediğim sayfalar olmuş olabilir! Eğer yanılıyorsam yazar yanıldığımızı gösterebilir!
7-Eğer Yazar Çelakıl bulduğu ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’nin mutlak doğruluğuna inanıyorsa (ki öğle inandığı belli) Tevrat'ın şifresini bulanların buldukları şifreyi de kabul ediyor demektir. Şimdi burada birazcık olsun aklı selimle düşünelim. Çelakıl'a göre Tevrat, İncil ve Avesta bu gün dahi ilahi kitaplar olma (Tahrif edilmemişlik) özelliklerini korumaktadırlar. Hem Avesta'nın kutsal-ilahi kitap olduğunu hangi Müslüman iddia etmiştir? Kitaplar ilahi olma (Tahrif edilmemişlik) özelliklerini koruyorlarsa Dinler de ilahi olma özelliklerini koruyorlar demektir ki, o zaman ortaya ne çıkar? Ortaya şu çıkar. Yahudi, Hıristiyan veya Zerdüşt olarak ölen insanlar hak din üzeredirler dolayısıyla cennete gireceklerdir!!! Müslüman olmalarına gerek yoktur!!! Ne saçma ve ne garip bir düşüncedir ki bu konuda birçok ilahiyatçı profesör de (Başta S.ATEŞ vb. olmak üzere) aynı inancı paylaşmaktadırlar!!! Son zamanlarda müsteşriklerle birlikte emperyalist misyoner şürekasının Müslümanlara dayatmaya çalıştıkları Hoşgörü" dininin temel akidesi de bu saçmalığa dayanmaktadır!
8.Şayet yazar yukarıdaki gibi inanmadığını söylüyorsa, o zaman şunu deriz, Allah (cc) indindeki din İslam dinidir. İslam dini diğer dinlerin ve kitapların tahrif edildiğini, bozulduğunu açıkça beyan ediyor. Zaten böyle inanmayan bir kimse Müslüman olamıyor. Dolayısıyla Şifrelerin ve şifrecilerin ileri sürdükleri teorilerin tamamı yine batıl oluyor.
9. Yazar Çelakıl hala "aklını başına toplamamış" olacak ki yine "19 mucizesi"nden (!) övgüyle bahsediyor. (sh:27) Oysa İslam dünyasında hemen hemen herkes duydu ve işitti ki "19 fitnesi" diye ortaya atılan teori sonuçta küfrü gerektiren bir teoridir. Zira bu teorinin orta halkasını oluşturan "Reşad Halife" namındaki zındık adam, Mezhebi gereği kendisinin önce Mehdi sonra da vahiyler alarak Peygamber olduğunu iddia etmişti!!! Ayrıca "19 mucizesi" esasına uymadığı gerekçesiyle Kur'an-ı Kerim'in iki ayetini inkar etmişti. Böylece ebedi cehennemliklerden olmuş gitmişti!!! Yukarıda "Mezhebi gereği" dedim; zira "Ayda bir kez namaz kılmayı yeterli gören" bu sapık "Babiyye Mezhebinin" kurucusu Bab Mirza Ali Muhammed'de kendisinin önce Mehdi, sonrada Peygamber olduğunu iddia etmişti. Mezhebin temelini oluşturan kutsal sayılardan en kutsalı 19 sayısıdır. Allahü Teala (cc) kendi zatını "VAHİD" ile ifade etmişmiş! Vahid kelimesinin "EBCED" değeri de 19 imişmiş vb.! (S.Havva, El-Esas Fis Sünne, c/8,sh:42) Peki bilmem nerde ki sağır sultan bu hadiseyi duydu da acep Çelakıl hala duymadı mı? Yoksa akaid mi tazeliyor?
10. Yukarıda ilk başlarda "Kehanet"le ilgili bazı akaidi bilgiler aktarmaya çalıştım. Bunun sebebi Ömer Çelakıl'ın Kur'an-ı Kerim için "Kehanet" ifadesini kullanmış olmasıdır. Kur'an-ı Kerim kehanet kitabı olunca kitabın sahibi ne oluyor? Kitabın sahibi de kahin olmuş oluyor! Allah muhafaza buyursun! Kur'an-ı Kerim'e kehanet kitabı diyebilmek için insanın zır deli olması gerekir. Peki Çelakıl'ın bu ipe sapa gelmez düşüncesi nereden kaynaklanıyor? Ki Çelakıl bu ifadeyi kitabının birçok yerinde kullanmıştır. (Bkz. sh:12,13,40,44,45,47,66,69,70 vb.)
11. Çelakıl, ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’ sistemiyle bulduğu sayıların birler basamağını almayı aklına getiren "ikinin ikincisi" (Tevbe:40) kelimelerini mucize olarak bulduğunu söylemektedir. (sh:58-59) Bir kere burada da bir sakatlık var. Mucize kavramı ancak Peygamberler için geçerli bir kavramdır. Onlar dışında hiçbir kul için mucize kavramını kullanmak meşru değildir. Günümüzde her önüne gelen uluorta bu kavramı kendi alanı dışında cahilce, bilinçsizce kullanmakta çok gülünç durumlara düşmektedir! İkincisi ayet-i celile'de; "ikinin ikincisi"ni çıkaranların kafirler olduğu bildiriliyor! Acep Çelakıl buna ne der? Üçüncüsü, ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’ sistemiyle bulunan sayıların niçin onlar basamağı değil de, illa birler basamağı alınmıştır? "ikinin ikincisi" ifadesinde böyle bir seçme hakkı yoktur! Matematiksel sistemde "ikinin ikincisi" birler basamağı değil onlar basamağıdır. Mesela onlar basamağı alınmış olsaydı yine sistem çalışacak mıydı?
12. Çok merak ettiğim bir diğer husus ise şudur. Acep Çelakıl, "Rahman" suresine (55/1-78) hiç göz attı mı? Atmadı ise acep niçin atmadı? Yoksa göz attı da aslı astarı olmayan sistemini altüst ettiği için mi kitabında bahsetmedi?
Rahman suresinde tekrar
eden ayet-i celile: "O halde Rabbinizin nimetlerinden
hangisini yalanlıyorsunuz?" ayet-i celilesidir. Bu ayet-i
celile surede 28 defa tekrar edilmiştir.
Çelakıl'ın uyduruk ‘‘Simetrik Sayı
Dizisi’’ne göre merkez sayı 45'tir.
Bulunan sayılar ise yaklaşık 18 tanedir. 15-17-27-31-33-35-37-39-41-43-45-48-56-58-60-62-72-74
Şimdi bu sayıların hangisi alınacak ve nasıl
bir tarih çıkarılacak doğrusu çok merak
ediyorum?
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Tıp öğrencisi
Çelakıl'ın, "Kur'an-ı Kerim'in Şifresi" adıyla çok
gürültülü bir şekilde piyasaya sunduğu
kitabın şer'i ilimler açısından hiçbir
önemi yoktur. Din emniyetinin olmadığı
her yerde bu tür faaliyetlerin görülmesi
mümkündür.
Eğer Kur'an-ı Kerim üzerinde illa da bu tür araştırmalar yapılacaksa; yapılacak araştırmaların mutlaka İslam'i ilimlerde mütehassıs olan ulemanın riyasetinde yapılmasının ilmi çalışmalar olabileceğine, karşı çıkan ulemanın da neye niçin karşı çıktıklarını izah edebilmeleri için körü körüne değil de bir takım incelemeler ve araştırmalar yaparak ve meselelere vakıf olarak karşı çıkmaları gerektiğine inanıyorum.
Ancak şu hususu rahatlıkla söyleyebiliriz ki bilerek veya bilmeyerek "Kutsal Dinler" ve "Kutsal Kitaplar" üzerinden Yahudilik ve Hıristiyanlık propagandası yapılmaktadır!!! İslam inanç esasları yerine bu tür uyduruk bir "Hoş görü inancı" konulmak isteniyor. Müslümanların kesinlikle bu oyunlara gelmemeleri gerekir. Dünya genelinde İslam dinine ve Müslümanlara karşı sürdürülen yarı açık, yarı gizli saldırıların sıcak katliamlara dönüştüğü böyle bir ortamda bu tür çirkin faaliyetlerin tahribatı daha da korkunç olmaktadır!
Müslüman kardeşlerimizin bu tür emperyalist tehlikelere karşı çok uyanık olmaları lazımdır. İnanan tüm Müslümanlar için Hayat sistemi, hayat programı olan Kur'an'ın kendisini hayatlarından uzaklaştıran insanların Kur'an üzerinden menfaat sağlamaları da tam bir istismardır! Allahü Teala (cc) tüm mü'min kardeşlerimizi bu tür sakat düşünce ve inançlardan korusun! AMİN.....
Kitabın adı : Kur'an-ı Kerim'in Şifresi
Kitabın Yazarı : Ömer ÇELAKIL
Kitabın Bas.Tarihi : 2002 . İst.
Kitabın Yayınevi : Sınır Ötesi Yay.
Kitabın sayfası : 341 08.04.2003