REDDİYE              

KUR'AN-I  KERİM'İN  ŞİFRESİ

   Değerli  Misak  okuyucusu kardeşlerim,  bu  sayımız da  sizlere  tanıtımını   yapacağım  kitap  "Kur'an-ı  Kerim'in  Şifresi"  adlı  bir  kitaptır.  Kitap  Ömer  Çelakıl  isimli   bir  tıp  öğrencisine  aittir.   İki  ay  içerisinde (Eylül-Ekim 2002) 8. baskısını  yaparak  okurlarını  adeta  büyülemeye  çalışmıştır!  Ayrıca   görsel  ve  yazılı  bazı    medyada      birçok  tartışmaya  vesile  olmuş;   canlı   yayında   ilahiyatçı  bir yazar  (Prof.  S.ATEŞ),    ilgili   kitabı  ve  yazarını  ciddiye  almayıp  eleştirmesi  yüzünden   program  yapımcısı  tarafından  ağır  hakaretlere   maruz   kalmıştı!!!    

     Kitap  beş  bölümden  meydana  gelmiştir.  Birinci  bölümde  "Kur'an-ı  Kerim'in  Şifresi",  İkinci  bölümde  "Kur'an-ı Kerim'in  Gerçekleşmiş  Kehanetleri" (!),  Üçüncü  bölümde "Kur'an-ı Kerim'in  Şifresinde  Gizlenen  Bilimsel  ve  Astronomik  Bilgiler",  Dördüncü  bölümde  "Kur'an-ı  Kerim'in  Sure  Numaralarından  Çıkan   Sayısal  Mesajlar",  Beşinci  Bölümde  "Kur'an-ı Kerim'in  2000'li  Yıllarla  İlgili  Şifreli  Mesajları".   Şimdi  hep  birlikte  kitabın  arka  kapağındaki  tanıtım  yazısına  bir  göz  atalım.

    "Lise yıllarında TÜBİTAK matematik birinciliğini kazanan yazarımız, l400 yıldır fark edilmeyen,   geleceğe   ait   gizli   bilgilerin   Kur'an-ı  Kerim'de    bulunduğunu,   kendisinin çözdüğü   bir  şifreyle   ortaya çıkarttı.     Kur'an-ı   Kerim'in   matematiksel   bir  düzen  içerdiği  hep   tahmin  ediliyordu.  

   Bu  sıra  dışı  buluş, dünyanın   çeşitli   ülkelerinde   de  yayınlanmaya hazırlanıyor. Işık anlamına   gelen   "Nur Suresi"nde   Edison'un   lambayı    bulduğu   tarih çıkıyor... Arı anlamına  gelen   "Nahl Suresi"nde   ise   Helikopter' in  icadı...  daha   niceleri... Kur'an-ı Kerim'in   indirildiği   tarihten   başlayan   ve 2013 yılına   kadar   uzanan   bir   tarih   yelpazesi   içinde   bu   mesajların   bir   kısmı   günümüze  dek   gerçekleşmiş   bulunmakta, bir  kısmı  ise   gerçekleşmeyi    bekliyor...  Bilimsel ve astronomik   bilgilere de bu şifre sayesinde   ulaşılabilmektedir...  Şifre herkes tarafından   kolaylıkla   uygulanabilme   özelliğine sahip olduğu için bundan sonra,   bu şifreyle çalışacakların, daha fazla bilgiye de ulaşılabileceğini   tahmin   ediyoruz.  Gerçekten   inanılmaz... Gerçekten   çok   çarpıcı..."        

       Biz  mü'minler  gayba  iman  ederiz.   Onun  için  Kur'an-ı Kerim'in  ilk  ayetlerinde  gayba  iman  eden  mü'minler  övülmüş  ve  kurtuluşa  erecek olanların  ancak  onlar  olacağı  vurgulanmıştır.   Kur'an-ı  Kerim   de  mucize  arayanlara,  veya   mucize  bulduklarını   söyleyenlere  şaşmamak  mümkün  değildir!   Zira   mü'minler  Kur'an-ı  Kerim'in  kendisinin   zaten  mucize  olduğuna  iman  ederler.   Öteden  beri  gayb  ve  kehanet   konularına   dalarak   geleceğe  dair  olaylardan  haber  vermek   insanoğlunun    hayatında  varolan   gizemli   bir  olgu  olmuştur.  İslam  dışı  toplumlarda   yaygın  olan  bu  olgu   ne  yazık ki  Müslümanlara da  sirayet  etmiş,   şer'i  ilimlerin  sınırlarını  zorlayarak  "Gayba  imanı  ve  Gaybi  Bilgiler"i  tartışılır  hale  getirmiştir.  Mesela   İslam  aleminde   yaygın   olarak  bilinen  "Ebced  usulü"nü   böyle  bir  olgunun   ürünü  olarak  değerlendiren   yazarların  endişeleri  haksız   değildir!     "Cifir  veya  Cefr"  diye  bilinen  ilime (!)   karşı  çıkan  ulemanın   asıl   maksadı   şer'i  ilimlerin  sınırını  korumak  değil midir?      Günümüzde  "Gizli  İlimler"  diye  bastırılıp   piyasaya   arz  edilen    kitap   sayısı   pekte  az  değildir.    Şimdi  gelelim  gaybla  ilgili  ayet-i  kerimelere  ve  hadis-i  şeriflere.

    Kur'an-ı Kerim'de "gayb"  kelimesinin  çeşitli  vesilelerle elli sekiz  yerde  geçtiği  zikredilir.  Gayb  ile  ilgili  olarak Allahü  Teala  (c.c.)  şöyle  buyurmuştur :    

     1- "De ki, göklerde  ve  yerde  Allah'tan  başka  kimse  gaybı   bilmez..."  (27/65) 

    2-  "Gayb  Allah'a  mahsustur" (10/20)   

    3-  "Gaybın   anahtarları  onun   katındadır,  onları  ondan  başkası  bilmez" (6/59)     

   4- "Allah  sizi  gaybe  muttali  kılacak  değildir.   Fakat  Allah  Resüllerinden   dilediğini  seçer   (ve onlara  gaybı  bildirir)"   (3/179)

    5- "Gaybi   bilen  O'dur. Resullerinden  dilediği  dışında  kimseyi   gaybına  muttali   kılmaz"  (72/26) .

      Gaybla ilgili bazı Hadîs-i şerîflerde Peygamberimiz  Efendimiz (sav) şöyle  buyurmuşlardır:

      1- "Her kim bir Arrafa veya bir kahine gelir de, onu söylediklerinde tasdik ederse, bana indirilene küfretmiş (inanmamış) olur." [İmam  Ahmed, Müsned]

    2- "Bir   kimse Kâhin'i verdiği   haber konusunda  tasdik  ederse,   Allahû  Teâla   (cc)'nın  Muhammed'e   indirdiğini   inkâr  etmiş olur." [ İmam  Ahmed, Müsned]

       3- "Falcıya, büyücüye, kâhine giderek, onların söylediklerine inanan, Kur'ân-ı kerîme inanmamış olur." [Taberânî]

      4- "Gâipten haber vermek maksadı ile yıldız ilmi ile uğraşan, büyücü gibi günâha girer." [İbni  Mâce]

      5- "Fal bakmak, yazı ve çizgi ile gelecekten haber vermek, puta tapmak gibidir." [Ebû Dâvud]

       6-  "Kâhinlik   yaparak  alınan  para  haramdır." [Buhârî]

      Şimdi  de  "Gayb"la   ilgili  olarak  fukahanın  beyanına    bir  göz  atalım  : "Gaybten  verdiği  haber  konusunda  Kâhin'i   tasdik   etmek   küfürdür.   Kâhin  gelecek zamanda  vukû  bulacak   hâdiseleri   veren,   sırları   bildiğini   ve  gayb   âlemine   ait   bilgilere   vâkıf   olduğunu   iddia   eden   kimsedir.   Kâhin'in   yaptığı  işe kehanet denir. Resûl-i Ekrem (sav)'in:  "Bir kimse Kâhin'i verdiği   haber   konusunda  tasdik  ederse,   Allahû  Teâla   (cc)'nın   Muhammed'e   indirdiğini   inkâr  etmiş olur."   buyurduğu da bilinmektedir. Mûteber   bütün   fıkıh   kitaplarında:  "Gaybı  bildiğini   iddia  eden  kimse  de,  Kâhin'e gidip   onu   tasdik  eden   kimse de  kâfir olur" hükmü kayıtlıdır.     Burada şunu da   belirtelim  ki;  mutlak   olarak   gaybı   bilme   iddiası  ile   bazı   emâreleri   esas   alıp   hüküm   verme  birbirinden  farklıdır.   Bir doktorun;   hastanın   nabzını   kontrol   edip, bazı hükümlere   varması   gaybten   hüküm vermesi manâsına gelmez.   Ayrıca   Peygamberlerin,   ileride   zuhur   edecek hadiseleri   haber   vermeleri de;   kehanetle   değil,   vahiy   yoluyladır."   (Y.Kerimoğlu Emanet  ve  Ehliyet, C/1 sh:113  Ölçü Yay.İst.1985  Mad: 243)

      "Şimdi  kehânet   üzerinde   duralım. Resûli  Ekrem (SAV)'in : «— Her kim bir Arrafa veya bir kahine gelir de, onu söylediklerinde tasdik ederse, bana indirilene küfretmiş (inanmamış) olur»  buyurduğu  sabittir.   Kahin; -— İleride  olacak  hadiselerden  haber aldığını  ve  sırları  bildiğini   iddia   eden   kimsedir».     Gizli sırları  bildiğini  insanlara  ilân eder!    Bugün   «Gaybı  bildiğini  iddia  eden»   epeyce   fâsık   mevcuddur.   Arrafa   gelince: Hattabi «— Çalınan   veya   kaybolan   malın  yerini   bulacağını iddia   eden   kimseye   Arraf denilir»  tarifini  yapmıştır.  

    Kahin; •— Kendisinin  cinlerden  bir dostu olduğunu ve ileride olacak hadiseleri onun vasıtasıyla  öğrendiğini»  iddia  eder.   Halbuki cinler de gaybı bilmezler. Feteva-ı Bezzaziye'de:  «— Gaybı bildiğini  iddia eden kimse de; kahine gidip onu tasdik eden kimse de kafir olur» hükmü zikredilmiştir.   Tatarhaniye'de: «— Bir   kimse;   ben   çalınan   malların   yerini   bilirim   veya   cinlerin   haber   vermesiyle   çalınan malların   yerini   haber    veririm   dese, kâfir olur» diye zikredilmiştir.    Peygamberlerin   veya    bazı   ehlûllah'ın;   ileride  olacak   hadiseleri   haber   vermeleri   (haşa  kehanet  yoluyla değil)    Allahü   Teala (CC)'nın   vahyi  veya   ilhamı   yoluyladır.

   Sonuç olarak; gaybı bilme davasında bulunma Kur'an-ı Kerim'in nassına (ayetine) muarızdır.  Mücerred  olarak  gaybı  bilme   davasında   bulunan   kimse kâfir olur. Fûkahadan   bazıları: «— Gaybı  bilmeyi,   vahiy veya ilham gibi Allahü Teala (CC) tarafından   açık   veya   delâlet   yoluyla   olan   bir   sebebe   isnad   ederse   kâfir   olmaz.   Keza   gaybı   bilmeyi   Allahü   Teala  (CC)'nın    yarattığı   bir   alâmete    isnad   ederse kâfir   olmaz»  demişlerdir."     (Y.Kerimoğlu   Fıkhi  Mes.c/2, sh:331-332)

      İşte   bütün bunlardan   ve  özellikle   Y.Kerimoğlu  hocamızın  yukarıda   altını   çizdiği: " Peygamberlerin   veya    bazı   ehlûllah'ın;   ileride  olacak   hadiseleri   haber   vermeleri   (haşa  kehanet  yoluyla değil)    Allahü   Teala (CC)'nın   vahyi  veya   ilhamı   yoluyladır."  gibi  beyanlarından   hareketle   peygamberlerin  dışında   bazı   velilerin de  ya  ilham   yada Keramet   yoluyla   bazı   haberleri  verebilecekleri   söylenmektedir.   Ki  bu  inanç  (Kerametin  hak olduğu  inancı)  Ehl-i  Sünnet ve'l  Cemaat  mezhebinin   itikadıdır.    Bu  hususta  hiçbir  ihtilaf  yoktur.   İhtilaflı   ve  nazik  olan  husus   bu  konunun   sınırlarının   zorlanarak  aşındırılmaya   çalışılmasıdır.   Zira  bu  konularla   ilgili  açıklamalarda  bulunmanın   nefislere  çok  hoş  geldiği   rivayet  edilmektedir.   Oysa  bu  davranış  biçimi   şeytani  vesveselerin  nefislere  galebe  çaldığı   cilveli  ve  çetrefilli   bir  davranış  biçimidir.   Rabbim   bizleri  göz  açıp  kapayıncaya  kadar   nefsimizle  baş  başa  bırakmasın!!!  

   Evliyanın  ilham  veya  keramet  yoluyla  bazı haberleri  vermesiyle;  Çelakıl'ın ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’ adını  verdiği  şifre  çözücüye  dayanarak  verdiği   haberleri  "bazı   emâreleri   esas   alıp   hüküm   verme"  ile  aynı  değerlendirmek   mümkün  müdür?   sorusu  karşısında  şahsen   fazla  iyimser  değilim.  Yine  Gaybla  ilgili   haberleri   ikiye  ayırarak:  "Hiç  bir mahlukun ne duyularının ne de ilminin ulaşamadığı  gayba   gaybi  mutlak,   muayyen   bir   mahlukun   ilminin   ulaşmadığı   ve   ona   göre   bilinmeyene de   gaybi   izafi   (nisbî, göreli)"   (Elmalı 7/4869.)  demişlerdir.    İslam  inanç  esaslarına  göre   "Gayb"  konusuna  kısaca   özet  olarak  temas  ettikten  sonra  şimdi de  gelelim  asıl  konumuza.
      İslam'i  bilgilerden  ve  özellikle  de  akaid   konulardan   bihaber  olduğunu   gördüğümüz  Ömer  Çelakıl,   "Burnu  merkez   kabul  ederek, sol  gözün  burna  uzaklığı  ile  sağ  gözün  burna  uzaklığı  aynıdır.  Aynı  şekilde  sol  kulağın  burna  uzaklığıyla,  sağ  kulağın  burna  uzaklığı da  aynıdır."  şeklindeki  insan  yüzünü  esas  alan  ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’  buluşuyla   bir  şifre   çözücüye  ulaştığını   ve  bu  şifre  çözücü  ile de  Kur'an'da ki   bazı   sırları açığa   çıkardığını   savunmaktadır!!!     Çelakıl'ın  ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’ni   kullanarak   çıkarmaya  çalıştığı  tarihleri    dayandırmak  için  esas  aldığı   herhangi  bir  takvim  yoktur.    Bazen  çıkan  tarihi   direkt   alıp  uygularken;  bazen de  çıkan  tarih  anlamsız  olduğu  için   tarihi  miladi  kabul  edip  Hicriye  çeviriyor,   yada    çıkan  tarihi  Hicri  kabul  edip  Miladiye  çeviriyor!    Yani   elde  bilinen  mevcut   bir  olay  ve  o  olayla  ilgili  mevcut  bir  tarih   var.    Çelakıl da  bu  tarih  ve  olayla  ilgili   bir  bağ   kurmak  için  ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’nde ne   gibi   işlemler   yapıp    bu  tarihi  tutturması    gerekiyorsa  (toplama- çıkarma- bölme)   ilgili işlemleri  yapıyor,   bu  tarihi  tutturmaya   çalışıyor.   Hepsi  o  kadar.  Şimdi  Çelakıl'ın  kitabından  bir  misal  verelim:

                                         " ŞİFRENİN UYGULANMASI

    Sure'nin   ismi   olan   Enfal'in   Türkçe   karşılığı: "Savaş sonunda elde edilenler" dir.

Bu  sure   Müslümanların  ilk savaşını  konu   almaktadır.  (Bedir Savaşı) Ve özellikle de savaşın   sonunu anlatmaktadır. İlginç olan ise, şifreyi uyguladığımız zaman ilk dünya savaşının   (I. Dünya  Savaşı)  sonu   yani   1918   tarihinin  çıkmasıdır.

               Suredeki Tekrarlanan   1. İfade:     "Ey iman edenler"

               Tekrarlanan Ayet Numaraları:     15- 20- 24- 27- 29- 45

               1. Kademe:

               Merkez sayının bulunması:

                (15+45)/2 = 30

              Simetrik sayı dizisindeki eksik sayıların bulunması:

              15 - 20 - 24 - 27 - 29 - 30 - 31 - 33 - 36 - 40 - 45

               Elde Ettiğimiz Sayılar:      31   33   36   40

              2. Kademe:

              Sayıların birler basamağını alıp yan yana getiriyoruz.

              3l   33   36   40  

               1    3     6    0

             1360   tarihi    Hicri   olduğu  için basamak değerlerinin toplamını elde ettiğimiz rakamdan   çıkartıyoruz:   31 —  3 + 1=4

                                      33 —  3 + 3=6

                                      36 —  3 + 6=9

                                      40 —  4 + 0=4

                                   Toplamı    =    23 eder.

      Önceki   elde   ettiğimiz   rakamdan   yani  1360'dan 23 sayısını  çıkartıyoruz:            

      1360
23 = 1337 (Hicri)   

            1337   Hicri   tarihi   Miladi   olarak   1918'e   denk   gelir.   Bu   I. Dünya  Savaşı'nın   sonunu   gösteren   tarihtir.

     Başta  da  belirttiğimiz   gibi,   surenin   anlamının   savaş  sonunda   elde   edilenler olması  ve bu surenin  Müslümanların  ilk savaşını konu alması yukarıdaki yorumumuzu desteklemektedir.

      Suredeki Tekrarlanan 2. İfade:         "Ey Peygamber!"                

      Tekrarlanan Ayet Numaraları:    
64- 65- 70   

      1. Kademe:

      Merkez sayının bulunması:  

      (64 + 70) / 2 = 67               

Sîmetrîk sayı dizisindeki eksik sayıların bulunması:    64-65-
67-69-70   

Elde  Ettiğimiz  Sayı:   69                  

         Artık Şîfremizin  ikinci   kademesine   geçebiliriz:

            2. Kademe:   69

                                   9   Sadece  tek  bir  sayı  elde  ettik  ve  onun da  birler  basamağını  aldığımızda  çıkan  sonuç  9'dur.  Bu 9'da  9. Boylamdır.  Savaşın  sonucunda  ağır  bir  yenilgiye  uğrayan  Almanya'yı  tam  ortadan  bölen  haritadaki  9.  boylama  karşılık  gelmektedir."  (sh:80-84)

    Buraya  kadar  her  şey  normal, çok  güzel.   Rakamlar    ve  sistem  yerli  yerine  oturmuş  gibi gözüküyor!    Böylece   insanı  etkileyen   1.Dünya  savaşının   tarih  sırrı da ortaya  çıkarılmış  oluyor!   Birinci Dünya  savaşıyla  Bedir  savaşının  ne  ilgisi  var?  Bunu da  henüz  anlamış  değilim.  Ama  varsın  olsun, 1918  tarihi  çıkarılmış  olsun!

Çelakıl'a   sormak  isterim; Surede  tekrarlanan  ifadeler  yalnız   "Ey  iman  edenler"  ile  "Ey  peygamber" ifadeleri  midir?   Kesinlikle  hayır.  Zira  tekrar  eden  ifadeler  çoktur.   İşte  bunlardan    bazıları   şunlardır :

              Tekrar eden  birinci   ifade:  "Allah"  (cc)'dür.  Yaklaşık  90  küsur    yerde  tekrar  ediliyor. 

                Tekrar  eden   ikinci  ifade :  "Resul" (sav)'dür.  Sekiz  yerde   tekrar  ediliyor.   

              Tekrar  eden  üçüncü  ifade : "Allah'a  ve  Resul'üne"  yedi   yerde  tekrar  ediliyor.  (1.7.13.20.24.27.46. ayetler.)

                Tekrar  eden  dördüncü  ifade :  "Allah  ve  Resulüne  itaat  edin".  Üç  ayette  tekrar  ediliyor.    (1.20.44. ayetler)

                 Tekrar  eden    beşinci  ifade : "Allah'ın  azabı  çok  şiddetlidir".  Üç  ayette  tekrar  ediliyor. (13.25.48. ayetler) 52.ayette  ise  "Allah  çok  kuvvetli  ve  Azabı  çok  çetin  olandır". Böylece  bu  ifade  dört  ayette  tekrar  edilmiş  olmaktadır.

                 Tekrar  eden    altıncı   ifade : "Gerçekten  mü'minler"   dört  ayette  tekrar  ediliyor.  (1.2.4.74. ayetler.)   Daha  da  bakılabilir!!! 

    Şimdi  bu  tekrarları  gördükten  sonra  Çelakıl'a  sormak  hakkımız  değil mi?  "Ey  Çelakıl,  yukarıda   sunduğumuz  tekrar    ifadelerden  hesabınıza  geleni  istediğiniz  gibi  seçme,  beğenme    hakkını   nereden  alıyorsunuz?"     Niçin   Tekrar  eden bu  altı  ifadeden  hiçbirisi  değil de illa   senin  seçtiklerin?  Yoksa  bizim  çıkardığımız   bu tekrar    ifadelerle   hiçbir  tarih  ve   hiçbir  olay   tutturulamadı mı?    Eğer  öğle  ise  bu  uyduruk  sisteme  "matematiksel"  sistem  denir mi? 

    Eğer   Surenin  başında   tekrar  eden   ilk   ifadeleri  aldım  derseniz  yalan  olur.   Zira  en  başta  tekrar  eden  ifade  "Allah'a  ve  Resul'üne"   ifadesidir.   Yok  daha  vurgulu  ifadeleri  aldım  derseniz  daha  vurgulu  yalan  olur ki;  "Allah  ve  Resulüne  itaat  edin"den  daha  vurgulu  bir  ifade  olamaz!!!   Dolayısıyla  daha  ilk  baştan  sisteminizin  aslı  esası  olmayan  uydurma   zorlamalarla   dolu  bir  sistem  olduğu   ispat  edilmiş  oluyor. 

   İşte  Çelakıl'ın  ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’ dediği   sistemin  aslı  esası  bundan  ibarettir!  Bunun  dışında   340  sayfalık  kitabın    ilmi   hiçbir   kıymet-i  harbiyesi  yoktur. Bir  ilim  ifade  etmeyen   bu  sistem   uygulandığı   zaman   akla  hayale  gelmeyen  çeşitli  yöntem  ve  zorlamalarla  bazı  tarihler   tutturulabilmiştir!!!    Tıp  öğrencisinin   bu  sistemi  bulmak  için  mesaisini   Kur'an-ı  Kerime  vermesi   niyetine  göre  çok  önemlidir!!!   Bu   yönelişinden  dolayı   tıp  öğrencisini  tebrik  etmek  gerekir.

       Gelelim   kitapla   ilgili   tespitlerimize.

     1.Çelakıl  bulduğu  ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’  sisteminin  matematiksel  bir  sistem  olduğuna  inanıyorsa  bu  sistemin  her  zaman  her  yerde  aynı  şartlar  altında  aynı  sonucu   vermesi  gerektiğini de  kabullenmesi  gerekir.  

       2.‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’nde  ilk  sayı  tek   son  sayı  çift  olduğu  zaman  uyduruk  bir  yolla  (sayı  sistemi  0'dan  başlar  ve  soldaki  sıfır  etkisiz  elemandır, onun  için ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’nin  başına  0  getirilir  gerekçesiyle )   problemler   halledilme  yoluna  gidilmiştir!   Peki   ilk  sayı  çift  ve  son  sayı  tek  ise  merkez  sayı  nasıl  bulunacak?  Çelakıl'ın  sistemi  şu  basit  sorunu  çözebiliyorsa  varsın  çözsün  bakalım!!! 

      3.Mukatta  harfle  başlayan  surelerde  ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’nin  baş  tarafına  "1"  rakamı  eklenerek   bazı  müşküllerin  giderilmesi  esas  alınmıştır.  Kalem  suresinde  (68/1-97)  Telgrafın   bulunuşu  ile  ilgili  olarak "1" rakamı   ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’nin  başına  2.kademede  eklenirken  bazı  surelerde  ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’nin  1.kademelerinde  eklenmiştir.  Peki  bu  sistem  nasıl  bir  sistemdir ki  "1"  rakamı  hangi  kademede   eklenecek  henüz  belli  değildir?  Bazen  1.kademede  eklenirken  bazen de  2.kademede  ekleniyor!!!   Buna  şifre  denir mi?

      4.Ömer  Çelakıl, 1.kademe  çalışmalarında  ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’nde  bulduğu   sayıları belirlerken  acep  belli  bir   usul  takip  etmiş  midir?   Kesinlikle  hayır!.  Yani  1.kademe  çalışmasında   belirlediği  sayılar  merkez  sayının  sağındaki, solundaki  sayılar mı, yoksa ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’nde ki  sayıların  tamamı  mı?  Hiçbir   usül  yoktur!   Bazen   yalnız  merkez  sayının  solundaki  sayılar   alınırken (sh:99),  bazen  de  hem  merkez  sayının  sağındaki   ve solundaki   sayılar,  hem de  merkez  sayının   kendisi   alınmıştır. (sh:107-115-135-147)    Çelakıl,   açıkça  kafasının  estiği  şekilde  uyduruk  yollara  baş  vurmuştur!   Sistemde  ilmilik,  bilimsellik   esasından   zerre  miktarı  bir  şey  yoktur.  Zira  yukarıda  da  belirttiğimiz  gibi  sayfa  99'da   ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’nde   bulunan  sayıların  hepsini   almamıştır.   Zira  hepsini  almış  olsa  beş-altı  basamaklı  bir  sayı  elde  etmiş  olacak ki, o  zaman  bu  rakamlarla  ancak  on bin   veya  yüz bin  sene  sonraki  olaylarla   bağlantı  kurması  gerekecektir!!!   Çelakıl  bu  hususları nasıl  izah  edecektir?   Doğrusu  çok  merak  ediyorum !!!

       5.Telefonun  icadıyla  ilgili  olarak  Çelakıl'ın   kendi  ifadesiyle  söyleyecek  olur  isek  sayfa  115'te   "çok  ilginç bir  durumla  karşılaşmaktayız" :  ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’ adını  vererek   ortaya  attığı   kendi  sistemini  bir  anda   ayaklar  altına  alarak   bulduğu  sayıyı  atıp  diğer  sayılarla  bir  tarih  çıkarıyor!   Yani   bulduğu  uyduruk  sistemi  bina  ettiği   sayıyı  atıyor   ilgili  sistem  ile  hiçbir  alakası  olmayan  başka  sayılarla  şifre  çözüyor!!!  Bu  kadarına da  pes  doğrusu!  Bulduğu  "Simetrik  Sayı  Dizisi"  şudur : " 1-15-22-29-43

   Bu  dizide  ün  yapmaya  çalıştığı  sistemiyle  bulduğu  sayı  15'dir.  Bu  15  sayısını  kaldırmış  atmış,  geriye  kalan  sayıların  birler  basamağını  alarak  telefonun  icat   tarihini  bulmuştur : 1293.  Bu  tarih  hicri  imiş, miladi  1876  ediyormuş!!!  Yine  ne  hikmetse  bu  sayıların   basamak  değerleri  toplanıp  başka  sayıdan  çıkarılmamış,  yan yana  yazılmamıştır!!! 

      6- Şifrecilerin   genelinin  dinler   üstü  hoşgörü  paradoksuna   girdikleri   görülmektedir.  Kitabın  yazarında da  böyle  bir  hastalığı   görür  gibiyim.   Zira  340  küsur  sayfalık  kitabın   hiçbir  yerinde  "İslam  Dini"ne   mensubiyetini  ifade  eden  tek  bir   kelimeye  rastlamadım.    Aksine  tüm  dinlerin   eşit  olarak   algılandıklarına  şahit oldum.    Belki  benim  göremediğim   sayfalar  olmuş  olabilir!   Eğer  yanılıyorsam   yazar  yanıldığımızı  gösterebilir! 

     7-Eğer  Yazar  Çelakıl   bulduğu    ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’nin   mutlak  doğruluğuna  inanıyorsa     (ki   öğle  inandığı  belli)   Tevrat'ın   şifresini  bulanların  buldukları  şifreyi  de  kabul  ediyor  demektir.  Şimdi  burada  birazcık  olsun  aklı  selimle  düşünelim.  Çelakıl'a  göre   Tevrat, İncil ve  Avesta  bu  gün  dahi  ilahi  kitaplar  olma  (Tahrif  edilmemişlik) özelliklerini  korumaktadırlar.  Hem   Avesta'nın  kutsal-ilahi  kitap  olduğunu  hangi  Müslüman  iddia  etmiştir?  Kitaplar  ilahi  olma  (Tahrif  edilmemişlik)   özelliklerini   koruyorlarsa   Dinler de  ilahi  olma  özelliklerini   koruyorlar   demektir ki,   o  zaman  ortaya  ne  çıkar?   Ortaya  şu  çıkar.  Yahudi, Hıristiyan  veya  Zerdüşt  olarak  ölen   insanlar   hak  din  üzeredirler  dolayısıyla  cennete  gireceklerdir!!!   Müslüman  olmalarına  gerek  yoktur!!!    Ne  saçma  ve  ne  garip  bir  düşüncedir ki   bu  konuda  birçok  ilahiyatçı  profesör  de  (Başta  S.ATEŞ vb. olmak  üzere)  aynı  inancı  paylaşmaktadırlar!!!   Son  zamanlarda  müsteşriklerle  birlikte emperyalist  misyoner  şürekasının   Müslümanlara  dayatmaya   çalıştıkları  Hoşgörü"  dininin   temel  akidesi  de  bu  saçmalığa  dayanmaktadır!

      8.Şayet  yazar  yukarıdaki  gibi  inanmadığını  söylüyorsa,  o  zaman   şunu  deriz,   Allah (cc)  indindeki  din  İslam  dinidir.  İslam  dini   diğer  dinlerin  ve  kitapların  tahrif  edildiğini,  bozulduğunu  açıkça  beyan  ediyor.  Zaten   böyle  inanmayan  bir  kimse      Müslüman  olamıyor.   Dolayısıyla   Şifrelerin   ve  şifrecilerin   ileri  sürdükleri   teorilerin  tamamı    yine  batıl  oluyor.

        9. Yazar  Çelakıl  hala  "aklını  başına  toplamamış"  olacak  ki  yine  "19  mucizesi"nden (!) övgüyle  bahsediyor. (sh:27)    Oysa  İslam  dünyasında  hemen  hemen  herkes  duydu  ve  işitti ki  "19  fitnesi"  diye  ortaya  atılan  teori  sonuçta  küfrü  gerektiren  bir  teoridir.  Zira  bu  teorinin   orta  halkasını  oluşturan    "Reşad  Halife"  namındaki  zındık  adam, Mezhebi  gereği  kendisinin  önce  Mehdi  sonra da    vahiyler  alarak    Peygamber   olduğunu  iddia  etmişti!!!   Ayrıca  "19  mucizesi"  esasına  uymadığı  gerekçesiyle  Kur'an-ı  Kerim'in  iki  ayetini  inkar  etmişti.   Böylece  ebedi  cehennemliklerden  olmuş  gitmişti!!!  Yukarıda  "Mezhebi  gereği"  dedim;  zira  "Ayda  bir kez  namaz kılmayı  yeterli  gören" bu  sapık  "Babiyye  Mezhebinin"  kurucusu  Bab Mirza  Ali  Muhammed'de  kendisinin  önce  Mehdi,  sonrada  Peygamber  olduğunu  iddia  etmişti.   Mezhebin  temelini  oluşturan  kutsal  sayılardan   en   kutsalı  19  sayısıdır.   Allahü  Teala (cc)  kendi  zatını  "VAHİD"  ile   ifade  etmişmiş!   Vahid  kelimesinin   "EBCED"  değeri de  19  imişmiş  vb.! (S.Havva, El-Esas Fis Sünne, c/8,sh:42)    Peki  bilmem  nerde ki  sağır  sultan   bu  hadiseyi  duydu da  acep  Çelakıl   hala  duymadı mı?    Yoksa  akaid mi  tazeliyor? 

      10. Yukarıda  ilk  başlarda  "Kehanet"le  ilgili  bazı  akaidi  bilgiler  aktarmaya  çalıştım.   Bunun  sebebi  Ömer  Çelakıl'ın  Kur'an-ı  Kerim  için   "Kehanet"  ifadesini  kullanmış  olmasıdır.  Kur'an-ı  Kerim  kehanet  kitabı  olunca  kitabın  sahibi ne    oluyor?  Kitabın  sahibi de  kahin  olmuş  oluyor!  Allah  muhafaza  buyursun!   Kur'an-ı  Kerim'e  kehanet  kitabı  diyebilmek  için  insanın  zır   deli  olması  gerekir.  Peki  Çelakıl'ın bu  ipe  sapa  gelmez   düşüncesi  nereden  kaynaklanıyor?     Ki  Çelakıl  bu  ifadeyi   kitabının   birçok  yerinde  kullanmıştır.  (Bkz. sh:12,13,40,44,45,47,66,69,70 vb.)

       11.  Çelakıl,  ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’  sistemiyle   bulduğu  sayıların  birler  basamağını  almayı aklına  getiren  "ikinin  ikincisi" (Tevbe:40)  kelimelerini   mucize  olarak  bulduğunu   söylemektedir. (sh:58-59)   Bir  kere  burada da  bir  sakatlık  var.  Mucize  kavramı  ancak  Peygamberler  için  geçerli  bir  kavramdır.  Onlar   dışında  hiçbir  kul  için  mucize  kavramını  kullanmak  meşru  değildir.  Günümüzde    her  önüne  gelen  uluorta  bu  kavramı  kendi  alanı  dışında  cahilce,  bilinçsizce  kullanmakta   çok  gülünç  durumlara  düşmektedir!   İkincisi  ayet-i  celile'de;  "ikinin  ikincisi"ni  çıkaranların  kafirler  olduğu  bildiriliyor!   Acep  Çelakıl  buna  ne  der?   Üçüncüsü, ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’   sistemiyle  bulunan  sayıların  niçin  onlar  basamağı  değil de, illa  birler  basamağı  alınmıştır?  "ikinin  ikincisi"  ifadesinde  böyle  bir  seçme  hakkı  yoktur!  Matematiksel  sistemde  "ikinin  ikincisi"  birler  basamağı  değil  onlar  basamağıdır.  Mesela  onlar  basamağı  alınmış  olsaydı  yine  sistem   çalışacak  mıydı?

        12.  Çok  merak  ettiğim  bir  diğer  husus  ise  şudur.  Acep  Çelakıl,  "Rahman"   suresine (55/1-78)  hiç  göz  attı mı?  Atmadı  ise  acep  niçin  atmadı?   Yoksa   göz  attı da     aslı  astarı  olmayan  sistemini  altüst    ettiği  için  mi  kitabında  bahsetmedi?

  Rahman  suresinde  tekrar  eden  ayet-i celile: "O halde  Rabbinizin   nimetlerinden  hangisini   yalanlıyorsunuz?"  ayet-i  celilesidir.  Bu  ayet-i  celile surede 28  defa  tekrar  edilmiştir.    Çelakıl'ın  uyduruk  ‘‘Simetrik Sayı Dizisi’’ne   göre  merkez  sayı  45'tir.  Bulunan  sayılar  ise  yaklaşık  18 tanedir.   15-17-27-31-33-35-37-39-41-43-45-48-56-58-60-62-72-74   Şimdi  bu  sayıların  hangisi  alınacak  ve  nasıl  bir  tarih  çıkarılacak   doğrusu  çok  merak  ediyorum?
             Sonuç  olarak  şunu  söyleyebiliriz.  Tıp  öğrencisi  Çelakıl'ın,  "Kur'an-ı  Kerim'in  Şifresi"  adıyla  çok  gürültülü  bir  şekilde  piyasaya  sunduğu   kitabın  şer'i  ilimler  açısından    hiçbir   önemi  yoktur.   Din  emniyetinin  olmadığı   her  yerde  bu  tür  faaliyetlerin  görülmesi  mümkündür. 

      Eğer Kur'an-ı Kerim  üzerinde  illa da  bu  tür   araştırmalar  yapılacaksa;  yapılacak  araştırmaların mutlaka  İslam'i  ilimlerde  mütehassıs  olan   ulemanın  riyasetinde  yapılmasının   ilmi  çalışmalar   olabileceğine,  karşı  çıkan  ulemanın da  neye  niçin  karşı  çıktıklarını  izah  edebilmeleri  için  körü  körüne   değil de  bir  takım  incelemeler  ve araştırmalar  yaparak  ve  meselelere   vakıf  olarak   karşı  çıkmaları   gerektiğine  inanıyorum. 

      Ancak şu  hususu  rahatlıkla  söyleyebiliriz ki  bilerek  veya  bilmeyerek  "Kutsal Dinler" ve  "Kutsal  Kitaplar"  üzerinden  Yahudilik  ve Hıristiyanlık  propagandası  yapılmaktadır!!!  İslam  inanç  esasları  yerine  bu  tür  uyduruk  bir  "Hoş  görü  inancı"  konulmak  isteniyor.   Müslümanların  kesinlikle  bu  oyunlara  gelmemeleri   gerekir.  Dünya  genelinde  İslam dinine  ve  Müslümanlara  karşı   sürdürülen   yarı  açık,  yarı  gizli  saldırıların    sıcak  katliamlara   dönüştüğü    böyle  bir  ortamda  bu  tür  çirkin  faaliyetlerin  tahribatı  daha da  korkunç  olmaktadır!

    Müslüman   kardeşlerimizin  bu  tür  emperyalist  tehlikelere  karşı  çok  uyanık  olmaları  lazımdır.   İnanan  tüm  Müslümanlar  için  Hayat  sistemi,  hayat  programı  olan  Kur'an'ın  kendisini  hayatlarından  uzaklaştıran  insanların  Kur'an  üzerinden  menfaat  sağlamaları da  tam   bir  istismardır!   Allahü  Teala (cc)  tüm  mü'min  kardeşlerimizi  bu  tür  sakat  düşünce  ve  inançlardan  korusun!  AMİN.....

Kitabın  adı               : Kur'an-ı  Kerim'in  Şifresi

Kitabın  Yazarı          : Ömer  ÇELAKIL

Kitabın Bas.Tarihi    :  2002 .  İst.

Kitabın  Yayınevi      : Sınır  Ötesi   Yay.

Kitabın  sayfası         : 341                                                    08.04.2003