FIKHU'S-SİYRE

      Bir  kısım müşrik bilgelerin iddia ettiklerinin tam aksine, insan oğlunun atası Hz. Adem (as)'dır. Hz. Adem (as) ilk insan olduğu gibi hem de ilk Nebi'dir (as). Yeryüzüne ilk ayak basan insan yine Hz. Adem (as)'dır. İkincisi  ise  O'nun  eşi  Hz. Havva (ra) validemizdir. Şu anda  yeryüzünde  yaşayan  tüm  insanlarda   bu   ikisinin   çocuklarıdırlar.  En son Resul ise Hz. Muhammed (sav) Efendimiz'dir.   Bazı zındıklar   kendilerini "Peygamber Resûl-Nebi" ilan  etseler de!   Mü'minlerin akaidi böyledir. Her iki Peygamber arasında binlerce Peygamberin geldiği kat'i naslarla sabittir. Peygamberlerin tümünün geliş gayesi de aynıdır: "İnsanları; Allahü Teâla (cc)' ya iman ve ibadet etmeye davet, Tağut'a kulluktan sakındırmaktır."  

    Akaid ulemâsından Sadrüddin et-Taftazani (rha) ise bu görevi şöyle ifade ediyor: "Allahü Teâla (cc) dünya ve din işleriyle ilgili olarak ihtiyaç duydukları hususları açıklasınlar diye insanlara Peygamberler göndermiştir." Nitekim Kur'an-ı Kerim'de de. "Andolsun ki biz her kavme "Allah'a ibadet edin, Tağut'a kulluk etmekten kaçının" diye (tebligat yapması için) bir peygamber göndermişizdir." buyurulmaktadır. (En-Nahl:36) Ne zaman ki insanlar Hakk'tan, Hakk Din'den ayrılmış batıla batıl din ve ideolojilere sapmışlarsa, Rabbimiz hemen bir  Rasül  göndermiştir.   Kainatı yaratan Allah'tır. Gökleri, Semaları yaratan, İnsanı çamurdan yaratan Allah (cc)'tır. İnsanlara Peygamber gönderen, Dini ve Kitabı gönderen, Ölümü yaratan Allah (cc)'tır. Alemlerin yaratıcı, hakimi, sevk edicisi, idare edicisi Allah (cc)'tır. Yarattıkları üzerine hüküm koyan Allah (cc)'tır. Kendisine ait olan bu yetkileri kimseyle paylaşmak istemeyen yine Allah (cc)'tır. Aksini iddiaya kalkışan nice Firavunlar, Nemrutlar, Şaddatlar, Tağutlar hep helak olup gitmediler mi? Fani olanın ebed olmaya kalkışmasından   daha  büyük   meczubluk  olabilir mi? Toplumsal hayatın başladığı ilk günden bu yana sosyal olaylar hep böyle olmuştur da, acep bundan sonra başka türlü mü olacaktır?   Elbette  hayır!

     Bu   konularda sıhhatli bilgiler alabilmek için  "Kütüb-ü Tevarih"e göz atmak lazım. Hem de sağlam tevarihe!   Peygamberler (as) hakkında   yazılan tevarihe ise "siyer" ismi verilmiştir.  Özellikle "Siyer-i Nebi" denilince de akla Hz. Muhammed (sav) Efendimizin hayatı gelmektedir... Siyer, sirit'in çoğuludur. Bu sayımızda tanıtacağımız kitap Prof. Dr. Ramazan  El-Buti  Hoca  Efendiye ait   "Fıkhu's-Siyre" adlı  kitaptır.   Kitapta Peygamber Efendimiz (sav)'in hayatı günümüz müslümanlarının anlayacağı en güzel bir şekilde ele alınmıştır.   Kitap   tecrübeli bir kalem tarafından yazıldığı için çok mükemmel olmuştur. Dahası  yazarın   Ehl-i  Sünnet   akaidine  sahip  olması, bazı konuları "Müsteşriklerin" gözüyle ele almayışı da kitaba apayrı bir özellik kazandırmıştır. Tanıtım için bu kitabı seçmemizin bir diğer özelliği daha var ki, o da Kitabın isminin yaptığı çağrışımdan da anlaşılacağı gibi Siyerle birlikte ortaya çıkarılan "Fıkıh"tır!   Yani   siret'in fıkhı!   Siyer kitapları mutlaka Kur'an, Sünnet kaynaklıdırlar. "Siyret-i Nebi"  demek  veya  "Fıkhu's-Siyre" demek; Fahr-i Kainat Hz. Muhammed (sav)  Efendimizin getirdiği Dinin (İslam) hayata nasıl  hakim  kılındığını  anlatan   kitap   demektir. Fertten Cemaate, Cemaatten Devlete  gidişin  nasıl   olduğunu anlatan kitap demektir!  Dolayısiyle "Asr-ı Saadet'i" günümüze   taşımak   isteyen   siyercilerin   "Fıkhu's-Siyre"yi çok iyi bilmeleri gerekir.

   Bir cismin aynada yansıması ne ise, "Asr-ı Saadet"in Fıkhu's-Siyre olarak yansıması da odur.   Siyer  okuyan  mü'minlerin  niçin siyer okuduklarını çok iyi düşünmeleri gerekmektedir. Günümüz müslümanları, her ne kadar "Siyer-i Nebi"yi iyi anladıklarını söylüyor  olsalar da yürüttükleri mücadele usûllerini görünce "Siyer-i Nebi"yi kavrayamadıkları  anlaşılmaktadır.

      Siyer kitapları; "Masal-Hikaye-Roman-Efsane" kitapları değillerdir. Hele hele Siyret adı altında okunan  "Battal-ı Gazi  Efsaneleri-Şia kaynaklı Cenk kitapları" hiç değildir. Yirminci  asrın müslümanları  Siyret-i Nebi'yi  hareketlerine  hayatlarına,   mücadele  usûllerine  yansıtamamalarının egemen  kılamamalarının perişanlığı içinde kıvranmışlardır!.. Temennimiz  yirmibirinci asrın müslümanları aynı hataya düşmezler, aynı hatalı yolları aşındırmazlar!!!   Zira İslam'ı gönderen Allah (cc), gönderdiği dinin hayata nasıl hakim kılınacağının  usûlünü de göndermiştir.   Dünya müslümanlarının çalışmalarındaki bereketsizliğin  asıl   kaynağı   bu  usulsüzlük değil  midir? Susamış gönülleri kandıracak 'Pınar' "Siyret-i Nebi" pınarı değil midir? "Siret-i Nebi"de erimekten, "Siyret-i Nebi"ile bütünleşmekten,   başka  yol  var mıdır?   Elbette  hayır!

   Tanıtacağımız kitap sekiz bölümden meydana gelmiştir: "Birinci bölümde Mukaddimeler, İkinci Bölümde Rasülüllah (sav)'ın Doğumundan, Peygamberliğine kadar ki Hayatı, Üçüncü Bölümde  Bi'setten  hicrete,  Dördüncü Bölümde Yeni Toplumun Dayandığı Temeller, Beşinci Bölümde Savunma Harbi Dönemi, Altıncı Bölümde Fetih, Fethin Sebepleri ve sonuçları, Yedinci Bölümde Davetin Tamamlanması, Sekizinci Bölümde İdeal Hilafet Devleti Döneminden  Bir  özet"  konuları  yer  almıştır.

    Kitabın yazan Prof. Dr. Ramazan El-Buti Hocaefendi, Kitabın baş tarafında "Siyret-i Nebi"nin  kaynakları   üzerinde  durmuştur. Daha sonra, Peygamberimiz (sav)'in doğumundan, Peygamber   oluşuna kadar kı  zaman içinde gelişen bazı olayları aktarmıştır. Sonra Peygamberimiz (sav)'in niçin çok evlendiğini, İslam düşmanlarının niçin bu konuya burunlarını   soktuklarını,   bu konuda bazı müsteşriklerin düşüncelerini özet olarak aktarmıştır. Vahyin hakikatlerini ve bir kısım müsteşriklerin vahiy meselesine bakışlarını aktarmıştır. (Sh:88) Daha sonra İslam'a davet merhaleleri (Sh: 97) üzerinde durarak, Davetin gizlilikten sonra nasıl açığa vurulduğuna dikkat çekmiştir. (Sh:103) Buna bağlı olarak işkencelerin, boykotların, ambargoların başladığını  sonunda ise ilk "Hicret" in   gerçekleştiğini   ve  o  günlerde  Mekke'nin "Dar-ı İslam" olmadığına dikkat çekmiştir. (Sh:135)

       Daha sonra Resûl-i Ekrem (sav)'in "Taif" hicreti üzerinde durmuş, İsra-Mi'rac' Mucizesine  dikkat  çekmiştir.   Mi'rac'ta   namazın önce "Elli vakit" farz kılındığını daha sonra beş vakitle sınırlandığını buna dair rivayetleri (Buhari-Müslim kaynak verilerek) aktarmıştır. (Sh: 155) Müsteşriklerin Vahye  ve  Mucizelere   bakış   usûllerini benimseyen nice   ilahiyatçı Prof. lar   Hem  Mi'racı,   hemde Mi'rac   hadislerini  inkar ederek Cehennemin   en  çukur   derekelerine doğru yol almaya devam etmektedirler! Son zamanlarda   medyatik   unvan   kazanma   hırsı  peşinde  koşan Prof.lardan bir ilahiyatçı Prof.'a  bir TV.kanalında  "Namaz  mi'racta  önce elli  vakit  farz kılınmış, daha sonra  beş vakite  indirilmiş"  şeklinde  alaylı  bir eda ile sorulan bir soruya karşı  bu  medyatik Prof. (Yaşar Nuri ÖZTÜRK)  "Bu sözleri söyleyebilenler ancak  müşrikler  olabilirler" şeklinde cevap vermiştir!!   Oysa bu haberi ümmete bildiren  zat  Hz. Muhammed (sav)'dir.  Dünya müsteşriklerinin  Türkiye temsilcisi  bu   tür zındık herifler  "Üstü kapalı olarak Hz. Peygamber (sav)'e "müşrik" dediklerinin  farkında  değiller  midir?   Bu  ve benzeri konularda ağızlarından çıkan daha nice cümlelerin "Elfaz-ı Küfür" bahsine gireceğini bilemeyecek  kadar  cahil  olduklarını da   kabul etmek istemiyoruz! Yüce Rabbimiz Selamların  şerlerinden  Ümmet-i  Muhammed'i  muhafaza  buyura!

     Bu  hayırsız  kervanın  başında  Zındık  ve Mason Afgani ile onun tilmizlerinden M. Abdul, R. Rıza,  F. Vecdi,  H. Heykel,   Asya  temsilcisi M. Bugiyef (Kazanlı) vb. lerine dikkat çekilmiştir. (Sh:156-163)  Elbette   "Fırka-i Dalal!"  sadece  bunlardan ibaret değildir. Mezhebsiz  sapıkların  hepsi Fırka-i Dalal'a mensupturlar. Kafasını kuma sokmuş bazı gafillerin hala yukarıda adı geçen zındık herifleri "Müctehid", "Müceddid" olarak tanıtma gayretlerinden  vaz  geçmedikleri  görülmektedir!   Müellif   "Cihad"ın Medine'de farz kılındığını  ve  "Müsteşrik"lerin   fırsat  buldukça   (Zamanın   Değişmesiyle Hükümlerde Değişir)  kaidesine   binaen  artık  bugün  "Cihad farz değildir" diyerek  tüm  kâfirlerin Cihaddan  korktuklarına  dikkat  çekiyor.  (Sh:182)   Daha  sonra o günkü idari merkez sayılan "Darun-Nedve"ye  ve  orada  alınan  karara   dikkat   çekerek   günümüzdeki  "Darun -Nedve"ler üzerinde durmuştur. (Sh:188)

     Hicrete bağlı olarak Nisa suresinin 97. ayet-i kerimesinin tefsirine dikkat çekerek hangi hallerde Hicretin farz olacağına dikkat  belirtilmiştir. (Sh:185) İlgili ayetin tefsiri mutlaka bir tefsirden okunmalıdır! Daha sonra Hicretle birlikte devletin gündeme geldiğini, Peygamberimizin (sav) Medine İslam Devletini kurduğunu ve kendisinin ise bu devletin başkanı olduğu vurgulanmıştır. Resul-i Ekrem (sav) başkanlığında Gayr-i müslimlerle bir sözleşme yapıldığını, Bu sözleşmeye "Medine Vesikası" denildiğini, Günümüz müslümanlarının    henüz  bu  sözleşmeyi  tam olarak kavrayamadıklarını, Bu sözleşme bahane edilerek "Fıkhu's- Siy-re"nin gölgelendiğini aktarmıştır. (Sh:214-220) Zira bu sözleşmenin  II. Maddesi  "Velayetten" s özediyordu!

      Müellif daha sonra savaşları anlatmaya geçerek "Mümin kadınların başörtüsü ile uğraşmanın"  savaş  sebebi  olduğuna dikkat çekmiştir. (Sh:241) Daha sonra "İFK"  olayına ve kadının  sesinin  "Avret" olup olmayacağı  hakkında ki  fıkhi  görüşleri  aktarmıştır. (Sh:402) Daha  sonra   bir  kısım   "Sofi"lerin "Raks" ve "Semâ" adı altında düzenli meclislerin İslam'da   olmayan "Bid'at'ler olduğunu; Mescid-i Dırar'konusuna  açıklık getirilerek "Veda hutbesi"  metin  olarak verilmiş evrenselliği üzerinde  durulmuştur. (427-465) Daha  sonra Kainatın Efendisi Hz. Muhammed (sav)'in   hastalığına,  ahirete  intikaline  dikkat  çekmiş, "Okuyup  üflemenin  meşruluğuna, Sihrin hakikatinin  varlığına ve bu tür hastalıkların "Muska"  ile  tedavisinin    meşruluğuna  dikkat  çekilmiştir.   (Sh:469-481) Müellif daha  sonra  dört  halifenin  üstünlük  sırasına göre  Halife seçildiklerini, seçilme usûllerini, icraatlarını  hilafet sürelerini, "Sıffın"  olayını, Haricilerle Hz. Ali (ra)'nin  "Hakem Olayı"nı çok  kısa  ve  net  bir şekilde naklederek Sahabeye dil uzatılmamasını tavsiye etmiştir. (Sh:523)

      Sonuç olarak tek cümle ile özetleyecek olursak; İslam'a Davet-Cemaat-Hicret-Devlet diyebileceğimiz   "Fikhu's-Siyre" kitabı;  Hz. Muhammed (sav)'i  tanımak  isteyenler için, O'nun getirdiği  Dini öğrenmek ve yaşamak isteyenler  için çok güzel bir kitaptır. Kitabı türkçeye  kazandıran  Ali  NAR  Hocaefendiye de  teşekkürlerimizi arzederken diğer Mütercim O. AKTEPE Hocamıza da teşekkür eder her ikisinden de daha nice hizmetler bekleriz...