EMANET  VE  EHLİYET

   RESÛL-İ  EKREM (sav)'in; "İlim taleb edilip öğrenilmesi, her mümin erkek ve kadın üzerine farzdır" buyurduğu malûmdur. (İmam Aclûni) Onsekizinci Yüzyılın ortalarından itibaren İslam'i  ilimler  bin bir   hile ve desise ile ve kademeli olarak medreselerden kaldırılmaya çalışılmıştır. Sonuçta müstekbir kâfirler bu hedeflerine varmışlardır. Yirminci yüzyılın  başlarında  ise  İslam   topraklarının  tümüne   yakını   Emperyalist kâfirlerin ideolojik ve kültürel istilasına uğramıştır. İstilâ altındaki İslam   topraklarında   İslam'i   ilimlerin unutulup, müesseselerinin tarihe karışmasının tabii sonucu olarak, öğrenmekle mükellef oldukları "Farz-ı Ayın ilimleri" öğrenemeyen mü'minler cahili eğitimle baş-başa kalmışlardır.

   İşin garip tarafı  bu cahiliyye ortamında "Sınırlarını  resmi  ideolojinin   çizdiği din"e göre eğitim  gören  mükellefler Vahyin nurundan ve ruhundan uzak yetiştirildiklerini anlayamadıkları gibi aksine kendilerinin "Müctehid" olduklarını(!) saçmalamaya başlamasınlar mı?  Bunların  dışında  kalan  kitlenin  büyük bir kısmı ise müslüman  olduklarını  söyledikleri  halde İslam adına bid'at ve hurafelere kapılıp yaşadıkları gibi inanmaya  ve  geleneksel   dini   benimsemeye  başlamışlardır!   İslam  alemindeki asıl çöküntü   ise   bundan   sonra   başlamıştır.

   Sınırlarını müşriki  sistemlerin   belirlediği  dini  eğitimlerden  geçen ve kendilerinin "Müctehid"  olduğunu  beyan  eden bu mükelleflerin bir çoğu namaz dahi kılmazken bir çoğu da  başörtüsünün  (Tesettürün)  farziyyetini teville reddetmeye çalışmaktadırlar. Resûl-i Ekrem  (sav)'in  birçok   sünnetini   inkâr etmeye başlamışlardır. Biz bu tür mahlûka ta Kur'ani  bir  tabirle "Lehvel hadis" tüccarları  desek  belki  daha  isabetli   bir tesbitte bulunmuş  olacağımıza  inanırız.

   Bir kısım istisnalar hariç tutulursa genel perspektiften görülen umûmi manzara budur. Özelde  ise   İslam  topraklarının bir parçası sayılan Türkiyemiz'de  İslam'i  eğitim   görmemiş büyük  bir  kitlenin  içler  acısı bu durumunu   gören   bazı  Hoca   Efendiler, mükelleflere arzedilmek   için   (Ancak  ne yazık ki mükelleflerin içinde bulundukları halleri dikkate almadan  yazılmışlardır.)   "İlmihal"ler yazmışlardır (!)  Yazılan bu ilmihallerin büyük bir boşluğu   doldurduğunu  söylesek bile birçok "sapmaya"da yol açtığını söylemek borcundayız! "Halbuki zalim sultanlara, hatta kâfir hükümetlere bile ayaklanmağı dinimiz yasak etmektedir. Böyle ayaklanmak cihad değil, ahmaklıktır." diyen  bir  Akaid sahibi, İslam'ı ne derece anlamış,  ne derece  kavramış  ve  aktarmıştır!  Daha doğrusu Tevhidi ve Şirki anlayabilmiş, kavrayabilmiş midir?  Yine: "Razi, Edebül-kaza bahsinde demiştir ki: Her kim, Hakimin mahkeme salonuna girerse, ona hürmet için ve makamının büyüklüğünden dolayı, orada selamı terk etmeye müsade vardır. Zaten Resmiyetteki uygulama da böyledir." diyen Hoca Efendi  Razi'nin  kendi  dönemindeki  resmi   uygulamayı  mı  aktarmış  oluyor,  yoksa  günümüzdeki   resmi   uygulamayı mı vurgulamış oluyor?

     Yine: "Bugün   ülkemizde tapulu arazi,   kimin   adına   tapulu ise onun tam mülküdür. Artık bu toprakları... miri arazi nev'i içinde mütalâa etmek mümkün değildir." derken, Cumanın  sıhhat   şartlarından   "Şehir olma" şartı  ile  ilgili   olarak   D.İ.B.'nın 6.2.1933 tarihli izni ile "Ufak bir köyde bile" cumanın  kılınabileceğini  söyleyenler  (Veliyyü'1-Emr konusunda olduğu gibi)   "İslam   ile   Demokrasi"yi aynı sanmalarından, Vahiyle-Şirki birbirine karıştırmış olduklarından kaynaklanmıyor mu?   Bu tür sapmaların temelinde yatan gerçeğin  "teşriî" yetkisinin  kime ait olduğunu kavrayamamaktan kaynaklanan bir hastalık olduğu   gerçek değil mi?   İşte en korkunç sapma budur! Kendilerini ilmiye sınıfında görenlerin   durumu   bu olunca avam sınıfının durumunu varın siz düşününü! Bu tür sapmaların   kötü   niyetlerden kaynaklandığına inanmak istemiyoruz. Ancak bunlar ortada birer   vakıadır!..  Peki  uyarılmaya  ihtiyacı  olan  alimlerin  insanları  uyarmak  için  yazdıkları  ilmihallerin  durumu   ne   olacaktır?

     Dolayısiyle   bu   İlmihaller için "Efradına cami ağyarına mâni" ilmihaller dememiz mümkün  değildir.   Onun  için  bu   sayımızda   size "Efradına cami, ağyarına mani" denilecek bir ilmihali tanıtmaya çalışacağız. Tanıtacağımız İlmihal kitabı, Türkiyeli müslümanların   hemen  hemen  hepsinin  ismen  ve  yakınen  tanıdığı bir Hoca Efendiye aittir.   Ancak ne yazık ki; mü'minler için büyük bir kıymete haiz olan bu ilmihal kitabı, istenilen, boyutta  tanınma   ortamı   bulamamış,   kütüphanelerde   istenilen yerini alamamıştır.   Sebeplerine girmek istemiyorum. Henüz vakit geçmiş değildir. Büyük bir titizlikle   hazırlanan   bu eserin kıymetini  bilelim,  herkese en güzel bir şekilde tanıtalım.

      "Misak Dergisi" okuyup ta   "Emanet ve Ehliyet"  adlı   İlmihal  kitabına sahip olmayan  bir  kardeşimizin  hali; yanında en değerli gıda maddeleri olduğu halde açlıktan ölenin haline benzemektedir.   Elbette bu nüktemiz yalnız "Misak Dergisi" okuyan kardeşlerimize   değil,  tüm kardeşlerimizedir!   Bu İlmihalin  farkı   anlatmayla   anlaşılacak bir fark değildir. Bu fark okumayla  anlaşılacak bir farktır!   Onun   için   önce   kendi nefsinize,  daha  sonrada  çevremizde her  yönüyle kendisini vahye adayan  mü'min kardeşlerimize  bu  eseri  sunmaya  çalışalım.

     Arzumuz   tüm   mü'minlerin   bu   İlmihalle  tanışması,  hem  hâl olmasıdır.   Zira  hava ve  su  canlı  hayatı   için   ne  kadar   önemli ise, "Emânet ve Ehliyet" adlı ilmihalde mü'minler  için o kadar önemlidir.   Bu İlmihali  yazan  Yusuf   KERİMOĞLU  Hoca  Efendi Fıkıhta bir otorite, muhakkik  bir  fâkih'tir.    Türkiye'de  İstila  fıkhını  gündeme getiren  Hoca  Efendiler'den   biridir.!   Bu  ve  benzeri   hususlar  göz önünde  tutulacak olursa   KERİMOĞLU Hoca Efendinin  ne  kadar  büyük  bir  değer olduğunu takdir etmemiz   mübalağa sayılmasa gerektir.

   Hocamızın  İlmihalini  tanıtan  Kardeş "Ribat" Dergisinin (Yıl: 7, Sayı:82, Ekim, 1989.) Ramazan  TAHA  kardeşimize  ait yazısını aynen buraya alıyorum. "İmam-ı Azam Ebu Hanife (rha) Fıkhı  şöyle  tarif  eder:  "Fıkıh kişinin  lehine ve aleyhine  olan şeyleri bilmesidir."  İlim amel etmek için vardır. İlim ile amel etmek; ahiret saadeti için dünya meşguliyetlerini terkedip, gönülden çıkarmaktır. İnsanın lehindeki ve aleyhindeki haklarına sahip  olmasına  "Ehliyet" denilmiştir.  Allahü  Tealâ  (cc)'nın  teklifleri  bu  ehliyete  dayanır. Her mükellef; içinde bulunduğu hal ile ilgili ilimleri öğrenmek ve onlarla amel etmek durumundadır."  diyerek  niçin   "İslam İlmihalini" (Emanet ve Ehliyet'i)  yazdığını izah etmeye  çalışır  Yusuf Kerimoğlu  Hocamız.  Allahü Teâla'nın  tekliflerini  yüklenme  ehliyetli her   müslüman   bu   "Emanet'in   icaplarını  yerine getirmek  mükellefiyetindendir.  İşte bütün   bu   ihtiyaçlardan   dolayı  fâkihlerimiz  pratik  olması açısından zaman zaman "İlmihal" adını   verdiğimiz   kitaplar   kaleme   almışlardır....

     Hocamızın "Emânet ve Ehliyet" adlı  İslam ilmihalini tanıtmadan önce bugüne kadar yayınlanmış   ilmihalleri   genel olarak bir değerlendirmeye   tabi   tutacağız. Sonra tanıtacağınız   bu ilmihalin diğer ilmihaller içerisindeki yeri de böylece belirlenmiş olacaktır. Cumhuriyet   Döneminde   yayınlanmış olan-bunu öncesi dönemi ayırdetmek  için söylüyorum   ilmihali   kitaplarında   "İbadi/ siyasi" bir muhtevayı görmek oldukça zor. İslam'ın   sadece ibadet yönüne ağırlık verilip asıl siyasi yönünü oluşturan "Cihad" bölümlerinin   ihmal   edildiği   bir   gerçektir.  

    Bazı İlmihaller  ise dil ve üslûb yönüyle günümüz insanına hitap etmekten çok uzak olmakla   birlikte   müftabih   kavilleri  ayırt etmekte güçlük çekiliyor. Eser ilmi değer açısından   ne   kadar   mükemmel olursa olsun okuyucunun pek bir istifadesi olmuyor. Halbuki   yazılan   her   eser,  asar-i  antika olsun diye değil, okuyucu istifade etsin diye yazılır.   Bir de "Kökten İslami ilimlerle yetişmemiş; derme- çatma bilgilerle yetişmiş, meselenin  ehliyetinden uzak kimi asker, mühendis ve tıp kökenli kimselerin kaleme aldığı İlmihal  kitapları   yetiştikleri   çevrenin kültürüyle bir de şantaj yapılınca adete İslami hükümler  assimilasyona  uğruyor.  Bunun da faturası köklü İslami bilgilerden yoksun kimselere  çıkıyor.   Sonuç, malum. Yine bir çokları da yazdıkları eserleri siyasi yönetimlerin siyasi kontrol ve sansürlerini, çeşitli kaygular yüzünden aşamadıklarından bazı İslami gerçekleri  ya   gizlemişler   veya bazıları da dolambaçlı yollara başvurmuşlardır. Bundan dolayı    "Emânet ve Ehliyet"  adlı   tanıtmaya   çalıştığımız   bu  eser  diğerlerinden  hayli mesafe   katetmiş  görünmektedir. 

     Biz   burada   selefimizin yazmış olduğu İlmihalleri eleştirmekten ziyade, İslam geleneğindeki  şerh'i  dikkate  alıyoruz.   "Emanet ve Ehliyetin Farklı Yanları"  kaynaklara yer   verilmiş  olması  da  güzel   bir   anlayış.

     Kitaptaki  fıkhi   hükümleri; ayet, hadis ve İslam tarihinden   canlı   misaller  ile  müdellel bir hale  getirilerek;   fıkıh   ve tefsir bütünlüğü sağlamıştır. Edebi yönden roman hikaye, tiyatro  ve  makale  alanında daha önceden kendisini kabul ettirmiş bir yazar olması ilmihalinde de kendisini  göstermiştir.   Buna  rağmen elbette tenkit edilmesi gereken noktalarda olacaktır. Hiç kuşkusuz Peygamberler hariç, insanlar "Masum" değildir. Bazı sayfalarda alt başlıklar altındaki paragrafların içerisinde maddeler üst üste değil de alt alta sıralansa  daha   iyi   olur  gibi   geliyor.

    Bu eserin diğer bir yanı da istenilen oranda okuyucuda yankısını bulmamış olmasıdır. İnşaallah  ileride  yazarınızla  fıkıh  ve  adı  geçen  İlmihal  üzerinde  bir  konuşma  yapılır da böylece   eserin  mevcutlar   içerisindeki   yeri   belirlenir. Bu bir eksikliktir. Bu eksiklik yazarın   değil,   üzerine   sorumluluk  düşen   herkese   aittir.   Bu eserin okuyucularımız arasında   yankısını  bulacağına inanıyor, yazar ve yayıncıya kalbi teşekkürlerimizi sunuyoruz".

    Ramazan Taha kardeşimize ait tanıtım burada bitmiştir. Söylediklerine katılmamak mümkün  değildir.

     Bir mü'min için lüzumlu tüm bilgileri  bu  İlmihal  kitabında  bulmak  mümkündür.   Genel hatlarıyla hayatın tüm alanlarına ışık tutacak bilgileri bu kitapta bulabilirsiniz. Mevcut ilmihallerde  hiç   gündeme   getirilmeyen   nice   mevzular   en  hassas bir şekilde bu İlmihalde gözler önüne serilmiştir. Hiç bir konuda Hakkı gizleme ihtiyacı duyulmamıştır. Mükellefleri  aldatma  yoluna   gidilmemiştir.   Tüm bu gerçekleri gündeme getirirken de hiç bir  kınayıcının   kınamasından  endişe  edilmemiştir.   Teklifler   aynen  olduğu gibi aktarılmaya   çalışılmıştır. Bunu da en güzel ve sade bir üslübla yapmıştır. 

     "Emanet ve Ehliyet" adlı  İlmihal  kitabı  iki  ciltten  oluşmuştur.   Hocamız  (Yüce  Rabbimiz hayırlı ve uzun  ömürler   nasib etsin)  eserinin  "Hatime"  bölümünde:   "Bu   eserin  te'lifi;  Allahü Teâla (cc)'nın   kullarının   en   zayıfı   ve  O'nun  rahmetine  en  çok muhtaç   olan   bir   kulu  elinde   24. Şubat 1986   tarihde   Pazartesi  günü   tamamlandı. Te'lif   kararı;   22 Şubat. 1980   tarihinde, bir istişare sonucu alınmıştı! 

    Allahü Teâla (cc) şahiddir ki;   Müctehid   imamların   kavillerini incelemede ve maksadlarını  kavramada bütün gücümü sarfettim.  Zahir'ür-rivaye ve fetva olan kavilleri tesbit   hususunda   titizlik  gösterdim...  Şurası muhakkaktır ki müctehid imamlar; Allahü Teâla (cc)'nın kitabının hükmünü ve Resûl-i Ekrem (sav)'in sünnetinin mahiyetini, izaha gayret   etmişlerdir.   Bütün   müctehid   imamlara   ve  onların   usûlünü   takip  eden ulemaya   ne   kadar dua etsek azdır. Duam şudur:  "Allah'ım.. Tağuti güçler hakaret ve işkence ederek benden razı olmadıklarını ortaya koydular. Bende kat'iyyen onlardan razı değilim!.. Ahirette  onların   yüzünü görmek istemiyorum. Tağut'un,  Bel'am'ın ve Hased ehlinin   şerrinden   sana   sığınırım."   diyerek   eserini   bitirmiştir.  Nizameddin  DEMİR

 NOT:  Bu  tanıtım ve  diğer  tüm  tanıtım  yazılarımız  "Aylık  Misak  Dergisi"nde  yayınlanmış  tanıtımlardır.  Bu  tanıtım  yazısı  da  Misak  Dergisi'nin  Yıl: 8, Sayı: 87'de  yayınlanmıştır.  A. AZİZ