EHL-İ SÜNNET AKAİDİ
Mehmed Çağlayan
Arzumuz her mü'minin; "Ehl-i Sünnet Ve'l Cemaat Akaidine" sahip olması ve imtihanı kazanmasıdır. Bu arzumuz, mü'min kardeşlerimize olan sevdiğimizin bir tezahürüdür. Zira Resûl-i Ekrem (sav)'in sünnetine muhalefet eden bir kimsenin, hidayet üzere olması mümkün değildir. Sahih bir imana sahip olmanın şartı, "Ehl-i Sünnet ve'l cemaat" akidesine bağlanmaktır. Resûl-i Ekrem (sav)'in sünnetine muhalefet eden ve ashabının yolundan ayrılan kimseler, hidayet nimetine kavuşamazlar. Bunun için de Ehl-i Sünnete ait bir AKAİD kitabı okumak şarttır. İslam tarihinde "Hakem olayı" ile su yüzüne çıkan itikadi sapmalar 9. asrın başlarında sultan Mem'un tarafından İslam'a hizmet (!) gayesi ile açılan "Beytü'l Hikme" mektebinin yoğun terceme gayretleriyle hız kazanmıştır. Neticede Ehl-i Bidat'ın sapık inançları ile Hint, Yunan karışımı felsefi akımların çalışma alanları genişlemiş, İslam alemine yayılmıştır. İşte Ümmet; bu yabancı felsefi kültürlerin sapık, inançların yıkıcı faaliyetleri karsısında İslam'ın temiz inanç sistemini ortaya koyma lüzumunu hissetmiştir. Tevhit ve sıfat ilmi (AKAİD) ile ilgili eserler önem kazanmıştır.
Bu sayımızda Ehl-i Sünnet Akaidi'ne ait bir kitabı tanıtmaya gayret edeceğiz. Akaid, akidenin çoğuludur. İslam dininin iman-inanç esaslarını delilleriyle anlatan ilimdir. Yani itikadi hükümleri konu alan ilme bu ad verilmiştir. Tıpkı ameli hûkümleri anlatan ilme "Fıkıh" dendiği gibi. Fıkıh düşmanı mezhepsizler çatlasa da!
Tanıttığımız 'Akaid' kitabı Mehmet ÇAĞLAYAN Hoca Efendinin telif ettiği "Ehl-i Sünnet ve Akaidi" kitabıdır. İsminden de anlaşılacağı gibi Ehl-i Sünnet'in tanımını, ilmi usulünü, temel esaslarını, İslam tarihindeki seyrini ve önemli şahsiyetlerini ele alarak detaylarıyla işliyor. Müellif Ehl-i Sünnet ; adına yapılan yanlışlıkları ve Ehl-i Sünnete yöneltilen İlmi dayanaktan yoksun iddia ve ithamları delilerle reddediyor.
Kitabın önsüzünde "Ehl-i Sünnet ve Akidesine karşı savaş açıldığını, küfür düzenleri ve kafirlerin övüldüğünü, dinin ve dindarların yerildiğini" dile getiriliyor. (Sh:10) Kur'an' dan başka delil tanımayız diyen sapıklara da çok güzel misaller verilmiştir. Nisa Suresinin 64.ayet-i celilesinin tefsiri ile ilgili olarak Kadı Beyzavi (r.ha)'nin: "Bu şuna delildir, Resulün Hükmüne razı olmayan kimse, görünüşte müslüman olsa bile kafir olur katli vaciptir." dediğini naklediyor. (Sh:17) Yine "masumiyet" konusunda bazı saf dil müslümanların şeyhlerini masum sanmalarının "Ehl-i sünnet" inancıyla bağdaşmadığını belirtiyor. (Sh:18)
Hocamız, "Işık Kitabevi" baskılı bir kitaptan: "Hanefi mehebinden Şafiî mezhebine geçen kimse tazir edilir. Yada sürgün edilir." Cümlesini alarak yanlış olduğunu söylüyor. Ancak bu cümlenin niçin kaydedildiği ve bundan muradın ne olduğunu büyük Fakih İbn-i Abidin (Allah rahmet eylesin) tarihi olayı ve inceliklerini çok güzel bir şekilde nakletmiştir. (İbn-i Abidin, c:8,'Sh: 313. İst.) Hocamız daha sonra "Akaid"in önemi üzerinde durmuştur. Zira; Ehl,i bid'at fırkalar ameli imandan bir cüz olarak gördükleri için ameli ihlâl edenleri kafir saymışlardır. Hariciler gibi. Mutezile kafir dememiş ama imandan çıkmıştır'der. Yani ne kafir, ne de mü'min. İkisinin ortasında bir yer. Ehl-i sünnet'ten ameli cüz kabul edenler bu anlamda kabul etmemişlerdir. (Sh:39-40)
Müellif daha sonra imanın dereceleri üzerinde durmuştur. Şöyle ki, "Allahû Teâla (cc)'nın kanununu ve düzenini eksik, yetersiz veya çağdışı olarak görürse artık o, İslam'ın güzel ve mukaddes adını taşıyamayacağını" belirtiyor. (sh:43)
Ehl-i Kıble'nin tarifini yaparken de: "Ehl-i Kıblenin işlemiş olduğu günah ile kâfir olmamış olması lazımdır." diyerek çok ince bir noktayı gündeme getiriyor. (sh:44) Daha sonra "İslâm nedir? Kimleri kapsadığını izah ederken "Mişkanilerin" kimler olduğunu günümüzle bağlantı kurarak izah ediyor. Aynen şöyle: "Elhamdülillah müslümanız, kelime-i tayyibe'yi söyleriz (La ilahe illallah Muhammedur Resûlullah) ancak İslâm şeriatını kabul etmeyiz, demeyiz. Zira artık o tür düşünceler geride kaldı. Biz Demokratız, demokrasi fa-zillettir... vb. gibi düşünceler ileri sürerek tıpkı "Mişkâni"ler gibi ortak bir düşünceyi paylaşmış olurlar." diyor. (sh:47)
II. BÖLÜM: Bu bölümde "Ehl-i Sünnet Akaidine göre İslâm Ümmetini" tarif ederken "Kur'an'ın nassıyla haram olanlara helâl, helâl olanlara haram diyenlerin İslâm ümmetinden olamayacağını" en güzel misallerde izah ediyor (sh.51)
Daha sonra Ehl-i Bid'at mezheplerin tarih sahnesine çıkış zamanlarını, Kur'an ve Sünnet'ten tevillerle nasıl ayrıldıklarını delillerle nakletmiştir. "Ben de Ehl-i Sünnet'im demekle, Ehl-i Sünnet olunamayacağını" misallerlerle izah etmiştir. (sh:58-59)
Daha sonra kurtulan fırkanın "Ehl-i Sünnet Fırkası" olduğunu 73 fırka hadisinin kaynaklarını, Ehl-i Sünnet ulemâyı suçlayanların kimler olduğunu izah ederken bunların "Günümüzde Tağut ile nikahlanmış ve onun himayesinde görev almış bulunan nevzuhur modernistler" olduğunu, hatta adı prof.luğa çıkan bir çukur herifin Hz. Ömer (ra) Efendimize alçakça iftirasını naklediyor. (sh:65-67)
"Şefaatin, Nazar değmesinin" hak olduğunu da inkâr eden ilahiyatçı bir gerçeğe parmak basarak: "Müslümanlar bu gün zillet içerisinde yaşıyor, imanlarının gereği gibi yaşamıyorlarsa, bu selefi (Salihin'i) ve Müçtehidleri taklid ettiklerinden dolayı değil, tam tersine onlardan ve onların hareket fıkıhlarından uzak kaldıklarından dolayıdır." tesbitini yapmıştır.(sh:67)
Bir müctehidi taklid etmeyi firavunlaşmış nefislerine yediremeyen nice ilahiyatçı Prof'lar, suçladıkları ulemânın, dönemlerindeki zalim yönetimlere karşı hakkı nasıl haykırdıklarını (şehadette dahil) çok iyi bilmektedirler. Daha ağır şartlar altında bulunan bu modernist kıravatlılar halbuki dallarında ödüller alıyorlar! Müellif daha sonra "ilmin sebepleri"ni ve yollarını nakletmiş, Ehl-i Sünnet olmanın şartlarını sıralamıştır. Daha sonra Allahû Teâla (cc)'nın sıfatları, Ecel, Rızık, Nebi-Rasül, İmamların masumluğu, had cezalarının tatbiki" gibi konuları çok detaylı olarak nakletmiştir.(Sh:71-74)
Yine "müslümanların bir imam seçmelerinin vacip olduğunu, imametin şartların, seçim usûlünü, Şia'nın bu konuda ki görüşlerinin mesnedsiz ve delilsiz olduğunu, bir iman varken başka bir imanın ortaya çıkışında yapılacakları, zorla imameti ele geçirmeyi en ince teferruatına kadar nakletmiştir.(Sh:74-76)
Daha sonra Sahabeler hakkında ; Ehl-i Sünnet'in üzerinde İcma ettiği "Tümünün mü'min ve Adil oldukları" noktasında deliller nakledilerek şia'nın görüşünün çok yanlış olduğu vurgulamıştır.
III. BÖLÜM: Bu bölümde Yüce Allah (cc)'ın varlığına ve birliğine ait Kur'an ayetleri verilerek sıfatları işlenmiştir. (Sh:97-109)
Daha sonra "Allahû Teâla (cc)'nın Cennetten görülmesinin" Hakk olduğunu, görülmez diyen Ehl-i Bid'at'a delillerle çok mükemmel cevaplar verilmiştir. Yine meleklerin varlığı, çeşitleri, cinlerin varlığına iman ve mü'min olanlarının varlığı Kur'an ayetleriyle izah edilmiştir. (Sh:114-130)
Kitabımız Kur'an hakkında çok güzel bilgiler verilmiştir. Kitaba iman etmekten maksadın: "Kur'an-ı Kerim'in getirdiği düzenin koyduğu kanunun ve kaidelerin, diğer beşeri sistemlerden daha güzel, daha adil... olduğuna kesin olarak iman etmek şarttır." demek olduğunu, Peygamberlere İmanı, 8 büyük mucizeyi, Evliya'nın kerametinin hak olduğunu, Ehl-i Beyti ve Ashabını sevmeyi, dil uzatılmasının caiz olmadığını ve ilgili hadis-i şerifleri nakletmiştir. Daha sonra Yezid meselesine ilginç bir şekilde yaklaşılmıştır. (Teftazani Kaynaklı).
Hocamız gerçek tasavvuf hakkında çok güzel bilgiler vermiş, karşı çıkanların nasıl dalalette olduklarını delilleriyle izah etmiştir. Mutasavvuf Abdülhalik Gücdüvani'nin bir sözünü alarak şöyle diyor: "Cehil sofularından uzak ol ki, onlar din yolunun hırsızları, müslümanlığın da yol kesicileridir." Daha sonra İbn-i Abidin kaynak gösterilerek bid'atın çeşitlerini sıralamıştır.(Sh:188-199)
Hocamız daha sonra Salihlerle beraber olmayı, onları ziyaret etmeyi, Kabristanları ziyaret ve büyükleri aracı kılmayı (caiz olduğunu) çok güzel delillerle nakletmiş, "Şe-hidlerin savaştığını" (Remli'den alarak) nakletmiştir. (Sh:198) Daha sonra, kader ve kaza konularını, eceli, her ölenin mutlaka eceli ile öldüğünü, kabirdeki azabın hak olduğunu delillerle nakletmiştir. (Sh:190-226)
Hocamız "Kıyamet alametlerini" Buhari ve Müslim'den uzunca bir hadisle nakletmiştir. Ne hazin ki cahili kültürlerle yetişen nice entel müslümanlar çıkıyor ki; "Deccal'in çıkacağını, Hz. İsa (as)'nın yeryüzüne ineceğini nefis putlarından, bilimsel felsefelerinden izin alamadıkları için inkâr etmektedirler! Hem de Kur'an ve Sünnet'e rağmen!!! Kaldı ki, mezhepsizlerin (!) imamı Zeydi Şevkani (rha) konu ile ilgili Hadis-i Şeriflerin sahih oldukların ispat ettiği halde! (Sh 238)
Kitapta daha sonra Efendimiz (sav)'in beş çeşit Şefaati'nin olacağı kat'i nasslarla nakledilmiştir. (Sh:260-262)
IV. BÖLÜM: Bu bölümde, "mürted ve İrtidat Meselesi" geniş bir şekilde izah edilmiştir. Daha önceki sayımızda "Farz-ı Ayn olan bir ilim" başlığıyla sunulduğu için tekrarına girmiyoruz.
Sonuç olarak şunu
söyleyebiliriz. Ümmet-i Muhammed 7. asrın ilk yarısından bu yana büyük
sarsıntılar geçirerek bu günlere gelmiştir. Bu sarsıntıların en
önemlisi itikadi sarsıntıdır. İtikadı bozuk bir insanda
salih amel aramak beyhudedir! Ne mutlu;
küfre ve küfrün maşası olan bid'at ehline
karşı mücadele veren ihlaslı mü'minlere! Ehl-i Bid'at'ın İslâm'ı
yıkmak için içimize soktuğu bid'at ve hurafelerden kurtulmanın tek yolu
neye nasıl inanacağımızı öğrenmekten geçmektedir. Tanıttığımız
bu kitabın okunmasını, inancımızın o sağlam temeller üzerine oturtulmasını,
bid'at ehlinden uzak durulmasını arzu ediyoruz! Ne mutlu
sahih ve tahkiki bir itikada sahip olanlara!
(Misak Mecmuası, Sayı:78, sh:17-19. N.DEMİR)![]()