DÖRT  TERİM

       Bu  sayımızda  sizlere  tanıtacağımız  kitap   Üstad  Ebu'l-A'la  Mevdudi  (Rh.a)'nin  kaleme  almış  olduğu  "Kur'an'a  Göre  DÖRT  TERİM"  adlı    kitabıdır.   Bu  kitap  hakkında,   yazıldığı   günden   bu   yana  çok  şeyler  söylendi  ve  halada  söylenmektedir.  Biz   bu  söylenenleri  gündeme  taşımadan  ve  kitap  hakkında   yorumlara   girmeden   kitaptaki    "Giriş"  kısmını    aynen  sizlere  aktaralım  istedik...  Giriş  kısmı   kitabın  bir  özeti  niteliğindedir.   Onun  için  fazla   bir  şey  söylemeğe   lüzum   görmüyorum...   Kitapçık  giriş  ve dört bölümden  meydana  gelmiştir.  Günümüz  Müslümanları  için  öğrenilmesi   elzem  olan  dört  kavram  tek  tek  ele  alınarak  en  ince  detaylarına  kadar  incelenmiştir.  

       " GİRİŞ

       İlâh - Rab - İbadet - Din

      Şu   dört   kelime  Kur'anî   ıstılahların   temeli   ve   Kur'an   çağrısının   çevresinde   dönüp   dolaştığı   eksendir.    Kuran-ı  Kerim'in  çağrısının özü   şudur:   Allah  bir  ve  tek  İlâhtır,  ortağı  yoktur.   Kulların   muhtaç   olduğu   tek  Rab'tır.   O'ndan   başka  ilâh  da  yoktur,   Rab da... İlâh'lık  ve  Rab'lıkta  kimse O'na ortak olamaz.   İnsana   gerekli  olan,  O'nu   tek   ilâh   olarak   kabul etmesi, O'ndan başkaları Rab kabul etmemesi, başkasının   ilâhlığını   tanımamasıyalnız   O'na   ibadet   edip   başkasına   tapmaması,   dinini   Allah-u   Teâlaya   tahsis   etmesi, O'nun dininden başka   bütün   dinlere   karşı   koymasıdır.

Nitekim   bu   husus   Kur'an-ı   Kerim'de   açıklanmıştır:

"Biz senden evvel hiçbir peygamber göndermedik ki, ona şöyle vahyetmiş olmayalım: Gerçek şudur ki, benden başka hiçbir ilâh yok. O halde bana ibadet edin" (el-Enbiya, 25).

"Oysa onlar, tek olan bir İlah'a ibadet etmekten   başkasıyla  emrolunmadılar.  O'ndan başka ilah yoktur.  O, onların ortak koştukları şeylerden  münezzehtir"  (et-Tevbe, 31).

"Hakikat şu (tevhid ve İslâm dini) bir  tek  din   olarak  sizin  dininizdir.   Ben de sizin Rabb'ınızım.  O halde (başkasına değil) bana kulluk edin"  (el-Enbiya, 92).   "De ki: "O,   her   şeyin   Rabb'ı  iken  ben  Allah'tan  başka  bir  Rabb mı arayacağım?" (el-En'âm, 164).

"Artık kim Rab'bına  kavuşmayı  ümid  ediyorsa  salih bir amel işlesin. Ve Rab'bına ibadette (hiç bir kimseyi ve hiç bir şeyi) ortak tutmasın" (el-Kehf, 110).

"Andolsun ki,  biz  her  ümmete:  "Allah'a kulluk edin,  tâğûttan sakının" diye (tebligat yapması için)  bir  peygamber  göndermişizdir". (en-Nahl, 36).

imdi onlar Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar?   Halbuki göklerde ve yerde ne varsa (hepsi) ister istemez O'na boyun eğmiştir. Nihayette  O'na  döndürülüp  götürüleceklerdir."  (Âl-i İmrân, 83).

"De ki: Ben,  Allah'a,  O'nun  dininde  ihlâs  edici   olarak ibadet etmemle emrolundum." (ez-Zümer, 11).

"Şüphe  yok  ki  Allah  benim de   Rabbim,   sizin de Rabbı'nız.  Öyle   ise   O'na  kulluk  edin.  İşte doğru yol  budur." l-i İmrân, 51).

Şu  bir   kaç   âyeti   yalnızca   örnek olsunlar diye sıraladık. Yoksa  Kur'an'ı  okuyup   âyetlerini   inceleyen   her   şahıilk  anda   hisseder ki, Kur'an-ı Kerim'in   hidayet   ve   irşat   olarak  getirdiği   her şey   sadece   bu   dört   terim   etrafında  döner.   Kitab-ı Hakimin   konusu   ve   temel   görüşü   şu   dört  esastan  ibarettir:   Allah, Rab ve ilâhtır.  O'ndan   başka   ilâh da   Rab da  yoktur. İnsanın   yalnızca   O'na  ibadet etmesi gerekir.   Dinin   sadece   O'na   has   kılınması   gerekir.

       Dört  terimin  önemi

      Kur'ân-ı Kerim'i   öğrenmek,   anlamının   derinliklerine   inmek   isteyen   kimsenin   bu   dört   kavramdan   her  birinin  gerçek anlamlarını bilmesi,   tam ve kapsamlı olarak anlamlarına  vakıf  olması   gerekir.   İnsan   ilâhın   ne   olduğunu,   Rabb'ın   ne   anlama   geldiğini,   ibadetin neden ibaret   olduğunu,   dinin neye dendiğini  anlamazsa,  şüphesiz, Kur'an-ı Kerim'in tamamı onun  gözleri önünden, mânâsından hiç bir şey anlaşılmayan,   gelişi   güzel   bir  söz   yığını gibi   geçer   gider.   Bu durumda da,   tevhidin   hakikatini   bilemez,   şirkin mâhiyetini kavrayamaz.   İbadetini   Allah'a tahsis etmeye gücü yetmediği gibi dininde de  ihlâsla Allah'a  yönelemez.

    Bu dört  terimin   ifade   etmek  istediği   mânâ   şahsın zihninde  kapalı,   karışık   kalırsa   ve Onların mânâları hakkında   insanın   bilgisi   noksan olursa,  tabii ki   ona Kur'an-ı Kerim'in   hidayet   ve   irşat   adına   sunduğu   şeyler   karışık   görünür.   Kur'an-ı Kerim'e   inanmakla   beraber, inancı   ile  bütün   amelleri   noksan   kalır.   Durmadan   "Allah'tan başka ilâh yoktur" kelime-i   tevhidini   tekrarladığı   halde   Allah'tan başka bir  çok  ilâhlar  edinir.    Her  zaman   Allah'tan başka  Rab olmadığını söyler   durur,    fakat   pratikte  Allah'ın  dışında   başka   Rablara   itaat   eder, boyun  eğer.   Bütün   doğruluk  ve   ihlası   ile   Allah'tan   başkasına   ibadet   etmediğinden,   O'ndan   başkasına   boyun   eğmediğinden  dem vurur da,   bunun   yanında   Allah'tan   gayri   bir çok   ilâhların   kulluğuna   bağlanır,  kalır.   Yine   aynı   şekilde   bütün   şiddet ve kuvvetiyle Allah'ın   dininin   gölge   ve   himayesinde   olduğunu   bağıra   bağıra   söyler.   'Birisi   kalkıp   kendisini   İslâm'dan   başka   bir   dine   nisbet ederse,   ona   hücum   eder,   savaş açar da,   bütün   bunlara   rağmen çeşitli   dinlere   bağlanmış  olarak   yaşar  durur.   Şüphesiz   ki  bu   şahıs Allah'tan   başkasına dua  etmez,   O'ndan   başkasını   ilâh   ve   rab  olarak   adlandırmaz.   Lâkin   bunu   dili   ile   yapar.  Bunun   yanında   bu   iki kelimenin   kullanıldığı   manalarda   bir   çok   ilâhlar,   çeşitli   rablar   edinir  de,   zavallının   bundan   haberi   bile   olmaz.   Bu   zavallı  adam, başka   başka   ilâh   ve   rabları   Allah'a   ortak   ettiğini,   dinde   şirk  koştuğunu   anlatarak   uyandırmak   istediğin   zaman   üzerine   hücum   eder ve   yüzünü   tırmalar.   Ama   o   gerçekte, dinin   ve   ibadetin   gerçek   amaçları    bakımından   şüphesiz  ki   Allah'tan   başkasına   ibadet   etmekte  ve  O'nun   dininden  başka bir dine girmiş bulunmaktadır.   Buna   rağmen   böyle   bir kimse, gerçekte   işlediği   amellerin Allah'tan başkasına   kulluk   anlamına   geldiğini   bilmez.   Oysa   içinde bulunduğu durum, aslında Allah'ın   hakkında  hiç bir delil indirmediği bir din'in  ifadesidir.

Bu   hatalı   anlayışın   gerçek   nedeni:

Cahiliyet  devri   ile   onu   izleyen   İslâm  devirlerine   baktığımızda   şu  gerçeği   görüyoruz:   Kur'an-ı Kerim Araplar arasında nazil olup onlara sunulduğu  zaman onlardan her şahıs ilâhın manasının ne olduğunu,   rabtan   neyin   kastedildiğini  anlıyorlardı.   Zira   ilâh   ve   rab   kelimeleri  öteden beri  dillerinde  kullanılıyordu.   Bu   iki   kelimenin   anlattığı   bütün   manaları   kuşatan   bir   bilgiye  sahiptiler.   Bunun   için   onlara: "Allah'tan başka ilâh yoktur" dendiğinde; ne demek istendiğini ve neye davet olunduklarını tamamen anlıyorlardı. Müphemlik ve karışıklığa meydan vermeksizin,   konuşanın   neyi  yok  saydığı   ve   Allah'tan  başkasını   ne   ile   vasıflandırmaktan   menettiği,   hangi   şeyi   Allah'a   tahsis   edip, O'na   ihlasla  has   kıldığı   insanlar   tarafından   açıkça  anlaşılıyordu.   Küfredenler   küfürlerinin   Allah'tan   başkasının  Ulahlık ve rablığı ile neyi iptal   ettiğini   açıkça   bilerek  küfrediyorlar;   iman   edenler   bu   inancı kabul etmenin neleri gerekli kıldığı veya nelerden uzaklaşmalarını öngördüğünü   kesin   bir   şekilde   bilerek  inanıyorlardı.

Din   ve   ibadet   kelimeleri de  aynı   şekilde   dillerinde   oldukça  yaygın  idi.   "Kul"un   ne  olduğunu,   hangi   tavır   ve duruma "kulluk" denildiğini  "ibadet"  ismi  verilen   ameli   programın   neden   ibaret   bulunduğunu,   "din" den   neyin   kastedildiğini,   bu   kelimelerin   içine  aldığı  manaların  neler   olduğunu   tamamen   biliyorlardı.   O   bakımdan   onlara:   "Allah'a   ibadet   edin,  tagutlardan   sakının,   Allah'ın  dinine, diğer   bütün  dinlerle  ilişkiyi tümden keserek, girin" denildiği   zaman;   bu   Kur'âni   davetin manasını anlamakta hataya düşmüyorlardı.   Bu  kelimeleri   işittikleri   zaman,   bu  davetin   kendilerinin   hayat   nizamlarında  ne  tür  bir   değişikliği    gerçekleştirmek   istediğini   gayet   iyi   anlıyorlardı.

Lakin   bu   parlak   devri   takibeden   zamanlarda,   Kur'an-ı   Kerîm'in   nazil   olduğu  devirdeki   insanların   arasında bilinen bu kelimelerin manaları   doğru   ve   gerçek   manalarından   sapmaya   başladı. Hatta   bu dört kelimeden   her  biri,   daha   önce  ifade   ettiği   geniş   anlamlarını kaybederek   daralmaya   başladılar.   Ve   böylece  kapalı,   müphem   ifadeleri   ile   özel,   sınırlı,   dar   mana   kalıplarına sıkışıp kaldılar. Bu durumun   iki   nedeni   vardı:

1) Sonraki   devirlerde   halis arapçanın   yozlaşması   ve   arap   zevk-i   seliminin   azalması.

2) İslam   toplumunda   doğup  yetişenler açısından ilâh, rab, ibadet, din kelimelerinin,   Kur'an-ı   Kerim'in   nazil   olduğu   zamanki   cahilî toplumda   ifade   ettiği   etkili   anlamın   o   boyutta   etkili   olmaktan   çıkmış  olması.

Bu iki nokta son devir müfessir ve dilcilerini   Kur'an   kelimelerinin  çoğunu,   aslî   lügat   mânâları   yerine,  lügat   ve tefsir kitaplarında dönemlerindeki    müslümanların   algılayışlarına   göre  açıklamaya   sürüklemiştir,   işte   bundan   örnekler:

İlâh   kelimesini   heykel   kelimeleriyle   eşanlamlı gibi açıklamaya koyuldular.

Rab  kelimesini,   terbiye  eden,   yetiştiren,   halkın   eğitimi   ile   ilgilenen   otoritelerle   eşanlamlı  yaptılar.

İbadet   kelimesine,   mezhep  (Religon)  kelimesinin   anlamını   yüklediler.

Tağut   kelimesini,   put   ve   şeytanla   tefsir  ettiler.

   Neticede   insanlar   Kur'an'ın   davetindeki   hakiki   gayeyi,   öz   maksadı   idrak edemez oldular.   Kur'an onları Allah'tan başkasını ilâh edinmemeye   çağırdığı   zaman   putları   terketmekle, heykellerden kaçınmakla  Kur'an'ın  isteklerini   hakkıyla   yerine   getirdiklerini   zannettiler. Hakikatte   ise   ilâh   kavramının   içine   aldığı   bütün   diğer   manaları   ile   putlar   ve   heykellerden   başka  şeylere   yönelmekte   devam   edip durdular.   Bu   amelleri   ile   Allah'tan   başkasını   ilâh   edindiklerinin   farkına   bile   varmadılar.   Kur'an-ı   Kerim   "Allah,   hakiki  Rab'tır  . O'ndan   gayrisini   Rab edinmeyin"   deyince:   "İşte  biz  o  kimseleriz,   Allah'tan   başkasının   mürebbimiz   ve   işlerimizi de   gözeten olmadığına   inanırız.   Bununla da   tevhid   yolunda   imanımız   olgunluğa ermiştir" derler.   Ancak  onların   çoğu   "Rab" kelimesinin kapsadığı   ve   "mürebbi"   anlamı   dışında   kalan   diğer   manaları   açısından   Allah'tan   başkasının   Rablığına   teslim   olmuş   oluyorlar. Kur'an onlara: "Allah'a ibadet edin, tağutlardan sakının" diye   hitabettiği   zaman:   "Putlara   tapmayız,   Şeytana   kin   besler, lanetleriz, Allah'tan   başkasına   huşu   duymayız.   Kur'an'ın   bu   emrine   tam   bir   bağlanışla   uyarız"  derler.   Halbuki   taşlardan yontulmuş putlar haricinde   nice   tağutların   eteklerine  -zaman   zaman   ilahlığın   dışında   olmak   üzere-  sımsıkı   yapışmakta   devam   edip dururlar. İbadetin   diğer   çeşitlerini   Allah'tan   başkasına   tahsis   ederler.

Bunu   din   hususunda da   söyleyebiliriz.   İnsanlar,   dini   Allah'a   samimiyetle  has   kılmak   tabirinden   İslâm,   Dini'ne   mensup   olup, Brahmanist,   Yahudi ve Hristiyan v.s.  olmamak   manası  çıkarıyorlar.   Bundan  dolayı da   Îslâm   Dini'ne   mensup   olduğunu   söyleyen her şahsın   dinini   samimiyetle   Allah'a   has   kıldığını   zannediyorlar.   Onlardan  bir   çoğu,   din   kelimesinin   içine   aldığı   geniş   manalar   yönünden hiç de  dinlerini   ihlasla   Allah'a   has   kılan   kimseler   değildir.

         Bu hatalı anlayışın neticeleri

Tartışılamayaçak   gerçek  şudur:   Kur'an   öğretilerinin   çoğu   insanlara   gizli   kalmıştır.   Hatta   diyebiliriz  ki,   onun   yüce   ruhu ve odak düşünüşü -başka bir sebep olmaksızın- yalnızca   bu   dört   esas   terimin   cehalet perdesi ile kapanması neticesinde kaybolmuştur. İşte bu, kendilerini   müslüman   sayanların   İslâm Dini'ni  kabul   etmelerine   rağmen   iman   ve   amellerinde   zayıflık ve sakatlığa sebeb olmalarının en büyük  etkenidir.   Bütün   bunlardan   dolayı   Kur'an-ı Kerim'in   hakiki  gayesinin  açıklığa kavuşması için, bu dört terimin eksiksiz bir şekilde açıklanması   gerekmektedir.

Bununla   beraber   bu   terimlerin   ifade   ettiği   manaları daha önce yazmış olduğum bir kaç makalede   özetlemeye   teşebbüs   etmiş   idim.  Ancak şu  ana  kadar  yazdıklarım  bu  konuda   zihinlere   yerleşmiş  olan   hataları   söküp   atmaya   kafi   gelmeyecektir.   Bazıları   bununla   kanaat etmeyip   yeterli   görmeyecekler,   bu   açıklamaları  rahatlıkla   kabul   edemeyeceklerdir.   Zira   onlar,   bu   kelimelerin   manaları   olarak,   Kitab-ı Aziz'in   ayetlerini   delil   göstermeksizin   ve   lügat   kitaplarına   dayanmaksızın   meydana   getirdiğim   bütün   açıklamaları,   kafamda   tasarladığım şahsi   görüşlerim   zannedecekler.   Görünen de  odur  ki,   benimle   aynı   görüşü   paylaşmayanları   ve   bu   hususta   bana   muvafakat   etmeyenleri   ikna   etmek   mümkün  değildir.   Bu   bakımdan   bu  kitapta   bu   dört   terimin   ifade   ettiği   manaları,   Kur'an'ın   desteklemediği bir   sözü,   lügat   kitaplarının   izahına   dayanmayan   bir   görüşü   zikretmemek   suretiyle   açıklamak   istedim.

Allah  izin  verirse  evvela  söze  İlâh  kelimesi  ile  başlayacağım.   Sonra   sırası   ile   Rab,   İbadet   ve   Din   kelimelerine   geçeceğim."  (sh:7-13)

1-"İLAH"  kavramı  incelenirken,  "Dil  yönünden  araştırma",  "Cahiliyye  devri   insanlarının   ilah  düşüncesi", "Uluhiyyet  konusunda  meselenin  aslı", " Kur'an'ın   getirdiği  deliller"  gibi  başlıklarla  incelenmiştir  (sh:15-32).

2-"RAB"   kavramı   incelenirken,   "Dil  yönünden  araştırma",  "Toplamak, yığmak, hazırlamak",  "Mesuliyetini yüklenmek, ıslah etmek, koruyup gözetmek.", "Üstünlük, efendilik, başkanlık, sözünü geçirmek,  istediğini  yapmak", "Malik olmak, sahip olmak", "Kur'an'da  Rab  kelimesinin  kullanılışı,  (beş  manada  kullanılışı  izah edilmiştir)",   "Rububiyet  mevzuunda  sapıklığa  düşen  ümmetlerin düşünceleri",  "Nuh aleyhisselam!ın  kavmi", " Hud aleyhisselam'ın  kavmi (ad)", "Salih aleyhisselam'ın  kavmi (Semud)",  "İbrahim  aleyhisselamın  ve Nemrud'un kavmi",  " Lut  aleyhisselam'ın  kavmi",  "Şuayb  aleyhisselam'ın  kavmi",  "Firavun  ve  ailesi",  "Yahudiler ve Hıristiyanlar",  "Arap  müşrikleri",  "Kur'an-ı Kerim'in  daveti"    gibi   başlıklar    altında   incelenmiştir.  (sh:33-80)

3-"İBADET"  kavramı  incelenirken,  "Dil  yönünden  araştırma", "Kur'an'da  İbadet   kelimesinin  kullanılışı", "Kulluk  ve  itaat  anlamında  ibadet",  "İtaat  anlamında  ibadet", "İlah edinmek  anlamında  ibadet",  "Kulluk,  itaat  ve  ilah  edinmek  anlamında   ibadet"  gibi  başlıklar  altında  incelenmiştir. (sh:81-98)   

4-"DİN"   kavramı  incelenirken,  "Dil  yönünden  araştırma", "Kur'an-ı Kerim'de  din  kelimesinin  kullanılışı", "Birinci  ve  İkinci  anlamıyla  din", "Üçüncü  anlamıyla  din", Dördüncü   manası  ile  din",  "Genel   terim olarak din"  gibi  başlıklar  altında  incelenmiştir. (sh:99-111)

   Kitapçığın  sonuna  kitap  içinde  geçen  Hadis-i  Şeriflerin  kaynaklarını  gösteren   bir  ek   bölüm  eklenmiştir. (sh:113-117)

   Sonuç  olarak  şunu söyleyebiliriz...  Kitap  küçük  hacimli  bir  kitaptır,  ancak  içerik  olarak   dolu  doludur.   Günümüz  Müslümanlarının  din  denildiği  zaman  akıllarına  ne  gelmesi  gerektiği  çok  güzel  bir  şekilde  dile  getirilmiştir.    Bir  yanda  dini  öğrenmek  isteyenlere   karşı  acımasız   baskılar  ve   dinin  anlaşılmasını   engellemek  için    yapılan   sinsi  ve  sistemli   çalışmalar   devam  ederken,  diğer  taraftan    kendi   din  anlayışlarını   bazı  kavramlar  adı  altında   ilimden  yoksun  Müslümanlara  kabul   ettirmeğe  çalışan   zavallıların   varlığını   unutmamak  gerektir.   Kitabın  bütünü  için  şunu  diyebiliriz;  Kur'ani   kelimeler   olarak   kabul  edilen  dört  terime   için  değil  de  bu  kelimelere  yüklenen   manalar  üzerinde   daha   hassas   durulabilir,  daha   hafif  ifadelerle  söylenmek  istenenler   söylenebilirdi.    Fakat  her  şeye  rağmen   kitap   her   Müslüman   tarafından   okunmalı   ve   incelenmelidir.   Tahkike  gitmek  isteyen  her  mü'min  için  bu  kitabı  okumalarını,  anlayamadıkları  yerler  hakkında  da   ilmine  güvendiği    alimlere   müracaat   etmelerini   tavsiye  ederiz.    Maalesef   günümüzde   karşımızda  çok  hazin  bir  fotoğraf  mevcuttur.   Müslümanım  dediği  halde  çeşitli  ilahları  kabul  eden  ve  onlara  ibadet  eden  insanların  varlığını   inkar etmenin  hiçbir  anlamı  yoktur.  Bunları  yok  saymanın  kimseye    zarardan  başka  bir  faydası  olacağına da  inanmıyorum.    Allahü  Teala (cc)'ya  emanet  olunuz...

Kitabın Adı                    :    Kur'an'a  Göre  DÖRT  TERİM

Terceme Edenler            :   Doç. Dr. Osman Cilacı-İsmail Kaya

Kitabın Yazarı                :    Ebu'l-A'la  Mevdudi

Kitabın Bas.Tar. ve Yeri :    1989-  İstanbul

Kitabın Yayın Evi           :    Beyan  yayınları

Kitabın Sayfası               :    117                                             Nizameddin DEMİR