DİNLER ARASI DİYALOG
Değerli " Misak " okuyucusu kardeşlerim; bu sayımızda sizlere tanıtımını yapacağımız kitap "Dinler Arası Diyalog" adlı bir kitaptır. Dinler arası diyalog hakkında bilgi sahibi olmak isteyen kardeşlerimin muhakkak böyle bir kitabı okumaları lazımdır. Okumaları lazımdır ki bu misyoner faaliyetlerin perde arkası aktörlerini tanıyabilsinler. Asıl hedeflerini tanımaya çalışsınlar. Tanıtımda belki biraz fazla alıntı yaptım, uzun tuttum ama siz okuyucu kardeşlerimi düşünerek bunu yaptım.. Şu hususu da unutmayalım ki aktarmaya çalıştıklarım belki deryada bir damla kadardır. Kitabın baş kısmında "ÖNSÖZ" de yazar kitabın içeriği hakkında şunları belirtiyor:
"Bilindiği gibi 1960'lı yıllardan bu yana dinler arası diyalog bağlamında bu iki dine mensup insanlar arasında önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Her ne kadar İslam'ın Hıristiyanlara yönelik diyalog çağrıları İslam'ın ilk dönemlerine kadar gitse bile, maalesef asırlardır bu iki din mensubu arasında daha çok düşmanlıklar hakim olmuştur. Ancak son zamanlarda Kilisenin de resmi girişimiyle, dinler arası diyalogda önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Bu konuda hem Batıda hem de İslam aleminde önemli çalışmalar yapılmaktadır. Ancak bu çalışmalar daha çok Batıda yapıldığı için, bu çalışmalardan sadece sınırlı sayıda insan istifade edebilmektedir. Çalışmamız temel olarak bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında dinler arası diyalogun tarihi gelişimi, konusu, amacı, gayesi gibi konular ele alınacaktır.
Birinci Bölümü çağdaş Batı dünyasından önde gelen üç ilahiyatçı bilim adamının görüşleri oluşturmaktadır. Bunlardan Hans Küng dinler arası diyalogu daha çok Müslüman-Hıristiyan ilişkileri açısından ele alırken; John Hick çoğulcu bir yaklaşımı, Paul Knitter ise daha çok liberalist görüşü savunmaktadır. İ kinci Bölümü de İslam dünyasından önde gelen üç ilahiyatçı bilim adamının görüşleri oluşturmaktadır. Bu üç bilim adamından M. Eyub, Hıristiyanlarla Müslümanlar arasındaki çatışmaların tarihi kökenlerini ve nedenlerini; Muhammed Talbi dinler arası diyalogun Müslümanlar açısından önemini ve şartlarını; Seyyid Hüseyin Nasr ise daha çok gele cekte hangi konular üzerinde durulması gerektiğini incelemektedirler.
Üçüncü Bölümde ise, dinler arası diyalogun imkanı, sınırları, iç yü zü ve muhtemel sonuçları ele alınarak, dinler arası diyalog konusunda daha tutarlı ve faydalı olduğunu düşündüğümüz "Kurtuluş Teolojisi"ne Bu çalışmanın temel hedefi günümüzün en popüler konularından birisi olan dinler arası diyalog konusunda uluslararası üne sahip Hıristiyan ve Müslüman bilim adamlarının görüşlerini objektif olarak ortaya koyup, böyle bir süreçte Müslümanların takınacağı tavrı belirlemeye çalışmaktır. Bu amaca bir nebze olsun katkıda bulunabilmişsek, kendimizi bahtiyar hissedeceğiz. Yaptığımız çalışmanın müsveddesini baştan sona titizlikle okuyarak gerekli tashihleri yapan değerli meslektaşım Dinler Tarihi Araştırma Görevlisi İsmail Kazez'e ve eserin basımını üstlenen İnsan Yayınları yetkililerine teşekkürlerimi sunarım". Yazar, "Fundamantalizm" kavramını izah ederken gözlerden kaçırılan bir inceliğe dikkat çekmiştir : "Fundamantalizm kelimesi köken olarak 1920'lerde Hıristiyanlığın beş temel esasını ......kayıtsız şartsız kabul eden bir gurup Amerikalı Protestanı tasvir etmek için ortaya atılan bir kavramdı. Durum böyleyken bu terim, 1980'li yıllardan sonra fanatik, aşırı, gerici, katı, dar düşünceli, militan, saldırgan ve şiddet yanlısı radikal Müslümanları tasvir etmek için kullanılmaya başlandı." (sh:13)
Sonra Diyalog yanlısı olan batılı üç İlahiyatçı Hıristiyan bilim adamının görüşleri alıntılanmıştır. Mesela, Hans Küng'ün yazılarından alıntılar yaparak Geçmişte yapılan birçok savaşın "Din" düşmanlıklarından kaynaklandıklarını dile getirmiştir............ İşte bunun giderilmesi ve insanların huzura kavuşturulması günümüzün en önemli sorunu haline gelmiştir." (sh:15) diyerek yazar kendisinin de diyalog yanlısı olduğunu ancak şartlı bir diyalog yanlısı olduğunu bunun şartlarını da ileriki satırlarda ortaya koymuştur. II. Vatikan Konsili kararlarından alıntılar yapılarak şunlar dile getirilmiştir: "....Müslümanlar, İsa'yı Tanrı olarak kabul etmemelerine rağmen, ona bir peygamber olarak saygı göstermekte; onun annesi Meryem'i bakire olarak şereflendirmekte ve bazen onu dindarlığıyla anmaktadır...." (sh:16) Günümüz Hıristiyanları II.Vatikan Konsili'nin bu kararına göre Hz. İsa (a.s)'yı tanrı olarak kabul ettikleri ortaya çıkmıyor mu? Ama bu hakikati işlerine gelmeyen yerlerde bazen inkar ederler. "Diyalogun tanımı, amacı ve şartları" başlığı altında ise : "Bilindiği gibi "diyalog" genel olarak, iki ya da daha fazla kişinin karşılıklı konuşması, farklı ırk ve kültürlerden, farklı inanç ve kanaatlardan, farklı siyasi anlayıştan insanların bir araya gelerek, medeni ölçüler içerisinde birbiriyle konuşması yoludur. Dini alanda ise "diyalog," hem aynı dinden kaynaklanan grupların kendi aralarında hem de farklı dinlere mensup insanların, inanç ve düşüncelerini birbirine zorla kabul ettirme yoluna gitmeden, birbirlerine sıcak ve hoşgörü ile bakabilmesi, ortak meseleler etrafında konuşabilmesi, tartışabilmesi ve işbirliği yapabilmesidir." (sh17) Diyalogun şartları açıklanırken 2.şartında :" Diyaloga, bir şey öğrenebilmek, gelişebilmek ve değişebilmek için girmek gerekir ." (sh:18) deniliyor. 7.şartında: "Dinler arası diyaloga giren kişiler en azından minimum derecede hem kendi hem de inandıkları dini geleneklere ilişkin bir oto-kritik yapmalıdırlar . Böyle bir oto-kritiğin eksikliği demek daha baştan o kişinin inancının tüm doğruların tek başına içerdiği anlamına gelir. Böyle bir anlayış sadece diyalogu gereksiz hale getirmez, aynı zamanda imkansız hale getirir. Çünkü eğer biz kendi inanç sistemimizin tüm doğruları içerdiğini, diğer inanç sistemlerinde doğru hiçbir şeyin olmadığını baştan kabul edersek, o zaman diyalogun temel esası olan "birbirinden bir şeyler öğrenme" imkanı daha baştan ortadan kalkar". (sh:19) 10.şartında ise : "Diyalog gerçek bir değişim/ dönüşüm imkanının açıklığı üzerine dayanmalıdır. Eğer tarif ettiğimiz dinler arası diyalog fonksiyonunu devam ettirecekse, o takdirde tüm ortaklar gerçek anlamda ve samimi olarak daha önce hiç anlamadıkları, ya da tamamen reddettikleri diğer dinlerde de ilahi gerçeğin olduğu ihtimaline açık olmalıdırlar. Böylece onlar kendi dinlerindeki Bazı inançları konusunda reform yâpmaya, değiştirmeye, hatta muhtemelen terk etmeye hazır olmalıdırlar. Bu dâ şu sonuca götürecektir ki, eğer, ortaklardan birisi kendi inandığı şeyi son yegane ve reformu im kansız gerçek olarak kabul ederse, orada diyalog yok demektir." Bu maddeyle ilgili olan bir Başka husus din değiştirme meselesidir. kendisiyle diyalog içerisinde olan bir kişinin kendi dinine dönmesini arzular. Ancak bu kişi ortağının kabul ettiği gerçeğe de dönme ya da onu kabul etmeye açık bir şekilde samimi olmalıdır. Dolayısıyla diyalog bağlamındaki din değiştirme daima iki yollu bir caddedir. Diğer bir deyimle buradaki değişme ya da dönme bir kişinin inandığı dine dönme değil, Tanrı'nın gerçeğine dönmektir." (sh:20)
Hıristiyan ilahiyatçı yazarların diyalog için temel olarak yer yer kendi inanç ilkelerinden bazıları üzerinde reform isterlerken; aynı şeyi Müslüman ilahiyatçılardan da istemektedirler. (sh:41)
Hatta Küng; bir kısım fırak-ı dallenin öve öve bitiremediği Fazlurrahman'ın bu konuda aynı inançta olduğunu ancak bunu açıkça söyleyemediğini dile getirmiştir. (sh:41) Zaten öyle olmasaydı diyalog dedikleri zifafın gerçekleşmesi mümkün olabilir miydi?
Gelelim bizdeki İlahiyatçı Müslüman Diyalogculara.
Başta Lübnanlı Şii ilim adamı olarak bilinen Mahmut M. Eyub. Eyub'a göre; "Kur'an, Hıristiyanlığı temel olarak gerçek bir inanç, Hıristiyanları da meşru bir inanç toplumu olarak kabul ettiğinden dolayıdır ki, Hıristiyanlık İslam dünyasında varlığını tarih boyunca devam ettirmiştir." (sh:86) der.
Yine Eyub'a göre, " Ne İslam evrenseldir, ne de Hıristiyanlık! Her ikisi de evrensel değildir. Zaten bu iki dinin böyle bir iddiaları da yoktur, böyle bir iddia imkansızdır" diyerek "Allah katında gerçek din İslam'dır" ayetinin gelenekçiler tarafından yanlış yorumlandığını oysa başka ayetlerin bu görüşü desteklemediğini ileri sürmüştür. (sh:88-89) Eyub, Ehl-i küfürle yapılan savaşların cihad olmadığını asıl cihadın merhum "S. Kutub'u referans göstererek İslam'daki Cihadın amacının nerede olursa olsun zulme karşı mücadele etmek olduğunu belirtmektedir." (sh:91) Hadi diyelim gelenekçi dedikleri İslam uleması cihad ayetlerini yanlış anladılar. Peki iki cihanın sultanı Hatemü'l- Enbiya Hz. Muhammed (s.a.s)'in yaptığı savaşlara ne diyeceğiz? O'da mı cihad ayetlerini yanlış yorumladı?
Tüm bunlara karşı "Eyub, Hıristiyanların geçmişte olduğu gibi günümüzde de hala Haçlı ruhu ve zihniyetini devam ettirdiklerini örneklerle göstermiştir... Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra bir albayın "Bu gün Haçlı seferleri sona ermiştir." dediğini, "Yine benzer şekilde Fransa generali Gouraud'un Fransız mandasına karşı gelen Suriyeli isyancıları bastırdığında (1919-1920) Şam'daki Selahaddin Eyyubi'nin türbesine gidip, türbeyi ayağıyla teptikten sonra "Ey Selahaddin, biz döndük" şeklinde çığlık atmasını" (sh:92) Yine "Lawrens Browne Batı hakimiyetinin karşısındaki tek engelin İslam olduğunu ilan etmesini" kaynaklarıyla dile getirmiştir.(sh:92) Eyub'a göre Batı hiçbir zaman İslam birliğini istemez. Dolayısıyla İslam birliğini yıkmak için de üç önemli güç bir araya getirilmiştir : "Sömürgecilik, Misyonerlik, Oryantalizm." (Sh:93) Zaten İslam medeniyeti diye bir medeniyeti asla kabul etmedikleri zikredilerek, "İslam medeniyeti Bizans medeniyetinin eksik, tam olmayan kırıntılarıdır." sözlerini nakleder. (sh:94) Eyub, Ö.Faruk'dan alıntı yaparak : "Misyonerlik vasıtaları arasında esas yeri eğitim almaktadır. Misyonerler tarafından açılan okul ve üniversitelerde plan ve programlar, hatta ders konuları tamamen misyonerlerin kendi ülkelerindekine benzemektedir. Ders kitapları, hatta, İslam tarihi ve kültürüyle ilgili konular bile, Oryantalistler tarafından yazılmıştır. Lübnan'da Fransız okullarında okutulmakta olan bir kitapta, yedinci yüzyılda ortaya çıkan İslam'ın, "Yeni düşman" olarak lanse edildiğini örnek olarak vermektedir. Bununla da kalınmayarak kitabın sonuna, "Hilal'in gücü Hac gücü tarafından bertaraf edilecek ve İncil Kur'an üzerine muzaffer olacaktır..." ibareleri eklenmiştir. Papa Leo'nun bu kitabı övgüyle onayladığını ifade etmektedir." (sh:95)
"O halde misyoner ve oryantalistlerin gerçek amacı nedir? Müslümanları dinlerinden döndürerek onları Hıristiyan mı yapmaktır? Eyub bu sorulara yine çeşitli Mûslüman düşünürlerin görüşlerini aktararak gerçek amacın bu olmadığını ifade etmektedir. O bu konuyla ilgili olarak Enver el- Cundi'yi örnek vermektedir. Bu yazara göre misyoner ve oryantalistlerin amacı, Müslüman aydınları batılılaştırarak, batı norm ve teorilerini kabul ettirip, onların Batı standartlarına göre düşünmelerini ve Batının evrensel entelektüalizmini benimsemelerini sağlamaktır. Yazar batılılaşma sürecini şu şekilde açıklamaktadır : "Batılılaşma, basit bir ifadeyle, Müslüman ve Arapları, gönüllü bir şekilde Batı zihniyetini kabullendirmeye ve İslam toplumu üzerinde muayyen bir kimliği ve özel İslam'i bir karakteri empoze eden İslam'ın temellerini reddetmeye şartlandırmaktır. Buna ilave olarak İslam'ın eğitimsel, sosyal, entelektüel ve hukuki prensiplerine ilişkin konularda şüpheler uyandırmaya sevk etmektir." (sh:96) "Batı Müslümanlarla mücadele stratejisinden vazgeçmiş ancak, amacını terk etmemiş, sadece planını değiştirmiştir. Bu planın amacı batı-eğitimli Müslümanların günlük hayatlarının gerçeklerinden İslam'ın hukuki, sosyal ve ekonomik karakterlerini çıkararak sadece onları soyut teolojik prensiplere indirgemektir, ki bunun da anlamı İslam'ı yok etmektir. Bunun en başta gelen örneklerinden birisi de, misyonerlik ve oryantalist İslam'i çalışmalar neticesinde, İslam toplumunun gelişmesi ve korunmasındaki en önemli prensiplerden birisi olan, Müslümanların zihnindeki CİHAD ruhunun öldürülmeye çalışılmasıdır. Bu genel amaç çok açık ve öz şekilde "Samuel Zwemer" tarafından ifade edilmiştir : "Misyonerlik çalışmalarının amacı bir Müslüman'ı diğer bir dine döndürmek değildir; onu İslam'dan çıkarmaktır. Böylece o, onun muhalifi ve kuvvetli bir düşmanı olabilecektir." Yazara göre bu amaca ulaşmak için başka stratejilerde vardır. Bunlardan ilki genç, eğitimli Müslümanlar arasında ahlaksızlığı ve ateizmi yaygınlaştırmak, ikinci olarak, İslam'i çalışmalarda çağdaş Avrupa metodolojilerini kullanmak suretiyle İslam'ı bölüm ve parçalara ayırmak, üçüncü olarak da Müslümanlar arasında aşağılık hissini geliştirmektir." (sh:97)
Hatta "İngiliz bilim adamı-misyoner yazar Temple Gairdner, İslam'ın en önemli eğitim ve öğrenim merkezi olan El_Ezher'de yukarıda zikredilen metodların uygulandığını ileri sürmektedir. Ona göre İslam ülkelerinin dört bir yanından gelen Müslüman öğrenciler misyonerler tarafından elde edilecek nadir fırsatlardı. Onlar İncil'i uygun bir merkezden bu öğrenciler vasıtasıyla yeryüzünün en uzak köşelerine taşıma fırsatı buluyorlardı. Dahası, Gairdner buradaki Müslüman öğrencilerin (1900'lü yıllarda) Kur'an'ı değil, Kitab-ı Mukaddes'i okuduklarını ileri sürmektedir." (sh:97)
Eyub, Misyonerlik faaliyetlerinin II.Vatikan Konsili'nin aldığı tarihi kararlardan sonra hızlandığını belirterek; "Sonuç olarak insanlığın kurtuluşunun ne Komünizmle, ne de Kapitalizmle mümkün olabileceğini, aksine tek kurtuluşun İslam'ın tüm yönlerini yaşamakla mümkün olacağını savunmaktadır." (sh:101)
İkinci Diyalogcu İlahiyatçı Muhammed Talbi ise aslen Tunus'ludur. Talbi tam Hıristiyan diyalogcular gibi İslam'da da reformlar yapılmasını istemektedir. Bu düşüncede kendisinin ilham kaynağı Mason Abduh'tur. Aynı zamanda Talbi' de cihadı dini tebliğ aracı olarak kabul etmez. Kadıyani'ler de Cihadı tebliğ aracı olarak görmezler. Hele hele cihad olarak savaşı hiç mi hiç kabul etmezler. Samimi ve dürüst bir hayata sahip olup ta Müslüman olmayan kişilerin de kurtuluşa ereceğini bazı ayetler kaynak gösterilerek söylerler. (sh:107) Talbi, mürted ve mürtede verilecek ceza ile ilgili hadisi zayıf görür hatta kabul etmez. (sh:114) Üçüncü İlahiyatçı Diyalogcumuz ise Seyyid Hüseyin Nasr'dır. Aslen İran'lı bir Şii'dir.
Değerlendirme ve sonuç bölümünde Diyalogun lüzum ve önemi birkaç noktadan ele alınarak kabul edilmiştir. (sh:135) Yazarımız Köylü, diyalogcu ilahiyatçıların görüş ve düşüncelerini irdeleyerek yanlış yolda olduklarını açık ve net bir şekilde ortaya koymuş, II.Vatikan Konsili kararlarının Müslümanlar için pekte önemli bir yanı olmadığını zikretmiştir. (sh:138) Yazar, Ehl-i Kitab'ın bir çok ayet-i kerimeleri delil göstererek küfür içinde olduklarını, herkesin de bunu açıkça söylemesi gerektiğini vurgulamıştır. (sh:139) Köylü şu hususta ne kadar haklı bir tesbit yapmıştır: "...Diyalogcuların bu tür yaklaşımları ( Yani sizde ahirette cennete gireceksiniz) sadece İslam'ın bu konudaki fikirlerini yanlış yorumlamaya neden olmaz, aynı zamanda diğer din mensuplarını da yanlış bilgilendirmeye sevk edebilir. Eğer biz onlara sizin dininiz de doğru, sizde hidayet kapsamındasınız dersek, bir bakıma onların doğru yola gelmelerine fırsat vermemiş, onlara zulmetmiş oluruz." (sh:141) Günümüzdeki Hıristiyanların gerçek Hıristiyanlıkla hiçbir alakasının olmadığını, zira günümüz Hıristiyanlığı Hz. İsa tarafından değil, Pavlus gibi bir kısım havariler tarafından şekillendirilmiş Hıristiyanlık olduğu, kitaplarının tahrif edilerek, üç tanrıyı kabul edip bu üç tanrıya ibadet ettikleri bir çok ayetle ispat edilmiştir. (sh:143)
Yazarımız Köylü, hem Kilisenin hem de diyalogcu yazarların güvenilir olmadıklarını birçok misallerle dile getirmiştir. (sh:144) Zira Marcello Zago ve Borge Scahantz'in "diyalogu Müslümanları Hıristiyanlaştırmada ilk adım olarak gördüklerini" belirtmektedir. (sh:145)
"Son olarak Dinler arası diyalogda samimiyetle ilgili olarak şu hususa dikkat etmek gerekir ki, hiçbir zaman Batılı ilahiyatçıların İslam, Kur'an ve Hz. Peygamberden övgüyle bahseden sözlerine kanmamak gerekir. Bunlar mutlaka yazılarının bir yerinde yine saldırılarını ihmal etmezler." der ve Küng'den misal verir: "Bu gün İncil'in Tanrı kelamı olmadığının ilmen ispatlandığını, dolayısıyla böyle bir şeyin neden Kur'an içinde olamayacağını söyleyerek" kafalara şüphe sokmaya çalışmıştır. (sh:149) Demek ki, "Demokrat kafalı" Fazlurrahman'ın "Kur'an'ın Tarihselliği" tezinin de ilham kaynağı bu müşriklermiş!!!
Yazarımız Hıristiyanlıktaki "Kurtuluş Teolojisi"nden bahsetmiş, daha sonrada İslam'a göre bir "Kurtuluş Teolojisi" çerçevesi çizmeye bu çerçeveyi çizerken de "Hılf'ul-Fudul" müessesinden bahsetmiştir. (sh:157)
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Yıllardır çeşitli vesilelerle gündeme getirilen ve Müslümanların gündemlerinden düşürülmemeğe çalışılan "Dinler Arası Diyalog" hurafesi ilk olarak "Kilise" tarafından Misyonerlik faaliyetlerinin ve çalışma alanlarının daha da genişletilmesi ve Müslümanların Hıristiyanlaştırılması amacıyla yapılmıştır. Hala da yapılmaya devam edilmektedir. Onun için Diyalogcu Müslümanların tamamına önce İslam'ı anlatacak bir Diyalogcunun elzem olduğunu söylemek gerekiyor. Zira, farklı dinlere mensup kişilerce yayınlanan deklarasyonlarda dinler arası hoşgörü ve diyalogu tartışırken İslam dinine mensup zevatın hakkı bildikleri halde neden diyalogun adresinin İslam dininde olduğunu söylemedikleri bizi çok düşündürmektedir? Çeşitli vesilelerle daha da bunalan dünya insanının aradığı tüm dünya ve ahiret saadetinin İslam'da olduğunu rahatlıkla söyleyebilirler. Görünen o ki diyalogcular bu gerçeği söylemiyorlar. Diyalogcuların işledikleri cinayetlerin başında şu cinayet gelmektedir. Diyalog ortamında Hz. Muhammed (s.a.v)'siz bir dini gündeme getirmeye çalışıyor olmalarıdır. Batı dünyası bugün ciddi bir buhran yaşamaktadır. Kilise, bütün gayretlerine ve sosyal faaliyetlerine rağmen her geçen gün sadece yaşlıların bir uğrak yeri haline gelmiştir. Şu da bir gerçek ki okullarda Kur’an’ derslerinin verilmemesi, Kur’an Kursları ve İmam-Hatiplerin kapanmaya mahkum edilmesi, haramların teşvik edilip, helallerin yasaklanmaya çalışılması tesadüfi değildir. Böyle bir ortam Kur’an’ın da Tevrat ve İncil gibi tahrif edilmeğe matuf tutulduğu bir ortamdır. İşte dinler arası diyalogun temelinde de bu hinoğlu hinliğin yattığını seziyorum. Rabbim cümlemizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Allahü Teala (c.c)'ya emanet olunuz.
Kitabın adı : Dinler Arası Diyalog
Kitabın Yazarı : Doç. Dr. Mustafa Köylü
Kitabın Bas.Tarihi : 2001 . İst.
Kitabın Yayınevi : İnsan Yay.
Kitabın sayfası :184 07.11.2002