CEMALEDDİN  EFGANİ  ETRAFINDA  MAKALELER

    Bu  sayımızda   "Cemaleddin  Efgani  Etrafında Makaleler"  adlı eseri taratmaya çalışacağız.  Kitap; sahasında yazılmış çok mükemmel bir eserdir.  Biz eseri ne kadar fazla övgüyle tanıtmaya çalışsak, yinede hakkıyla tanıtacağımız kanaatinde değiliz. Zira tez hazırlayan  akademisyenler bu eserin dörtte biri  kadar  akademik  bir çalışma  yapsalar  unvan  koymaz  hepsini   kapıverirler!

   Dolayısıyle  mübalağa  yapmamak  için  hakikati  teslim etmenin yolu ancak eseri okumaktan geçer diyebiliriz! Eserin mükemmel oluşu birkaç dilde bolca kaynak vermiş olmasına bağlıdır!   Gerçekten   Allah (cc) rızası   için   Efgani'yi   gerçek yüzüyle tanıyabilmek  için bütün İslam aleminde lehinde veya aleyhinde dost-düşman kim ne yazmışsa,   eseri   kaleme   alan   kardeşimiz  M. Reşad  hepsini bu eserine almayı başarmıştır!   Bu eser leh veya  aleyhte araştırına   yapmak   isteyen   tüm   kardeşlerimiz için büyük bir hazinedir!   Delilsiz ve kaynaksız tek bir cümle dahi yazılmamıştır. Bu ince hassasiyetinden   ötürüde   kardeşimize   ayrıca   çok çok teşekkür ediyoruz!

    Dilerim Efgani hakkında tanıtacağımız bu kitap ve onunla ilgili yazacağımız yazı son yazımız olsun!   Zira   hemen   hemen  herkes   Efgani   ile   ilgili  iyi veya kötü akaidine uygun   bilgi   edinmiştir.  Bilgi dağarcığına Efgani ile ilgili, bilgiler yerleştirmiştir! Bizim asli gayemiz   ise  Efgani'yi    müslümanlara bir önder, bir lider diye tanıtanların bu kabil emellerinin   beyhude  olduğuna  dikkat   çekmektir!   Tarihte yerinden oynatılan taşların tekrar yerli yerine konulması şarttır!   Cihanda   Efgani   namında ki   adamın  İslam dünyasına   ihanette   baş rolü  oynadığını   duymayan tek bir fert dahi kalmamıştır! Hatta Şeyh  Efgani'yi   hayatında  iken bu yaptıklarından dolayı "küfür" ile anan ulemadan muhterem   zevatın   sayısı  pek te   az  değildir!

     Araştırmacı kardeşimiz eserinin hemen baş tarafında bir hususu şu cümlelerle dile getirmiştir: "Bu fakir Cenab-ı Hakk'ın inayetiyle, elimin ulaşabildiği Osmanlıca, İngilizce, Farsça, Arabca, Fransızca ve Cumhuriyet türkçesi ile yazılmış, 400'ün üzerinde kitabdan hülasa ederek, bahis mevzuu ihtiyacı karşılamak üzere  bu kitabı yazmışım....(Sh:6)   Araştırmacı  yazarımız   Reşad Efendi   yukarıda  geçen   "Bahis mevzu ihtiyaç" tan  kastını ise   şu   cümlelerle  dile  getiriyor:

   M. Reşad kardeşimizin konu ile ilgili cümleleri aynen şöyledir: "..... Bu kitap boyunca tafsilatıyla tahlil edeceğimiz Y.Kaplan ile  M. İslamoğlu gibi yazarların, hiç bir ilmi kıymeti haiz bulunmayan "Efgani maddahi" makaleleri, gazete köşelerini  günlerce işgal etmesine rağmen  Ehl-i Sünnet cephesinde olduğunu söyleyen Ulema, Fukaha, Şuara, Ümera'dan, layıkınca  tek bir  söz  duyulmaması  bahis  mevzuu değişmelerin en yakın misallerindendir. Bu kitabın telifine vesile olan bu hadisenin üzerinde hassasiyetle durulması icabediyor.." (Sh:42)  

      Aradan epeyce bir zaman geçmesine rağmen Reşad kardeşime hemen şu hususu açıklamalıyım ki gazete sütunlarında yapılan bu tartışmada bizim tek bir yazımıza karşı günlerce  ve insafsızca  süren  cevapların elbette hiçbirinin tarafımızdan ilmi ciddiyete haiz olmadığı   aşikar  idi.  Ancak bizim cevap vermememizin tek müsebbibi; Ehl-i Sünnet Akaidine   mensup   olduğunu  beyan eden sayın M. Karahasanoğlu  Bey olmuştur. Bu hususu da kendilerine  arzettim.   M. Karahasanoğlu,  önce  "Siz  cevabi  yazınızı  hazırlayın, cevap  hakkınızı  kullandıracağım"  diyerek söz verdiği  halde  sonra  neler  oldu  ise  "Gazetemizi Arena Meydanı mı yapmak istiyorsunuz" diyerek  verdiği   bu  sözünden  dönmüştür.  Dolayısıyla  bana  cevap  hakkı  kullandırmamıştır.  Kendilerine  bu  konu   ile   ilgili   olarak  "Hakk ve Hukukumu Helal etmeyeceğimi de "  telefonda  ifade ettim.   Hala da  bu  ifadem  geçerlidir!!!

    Kitap   İfade-i  meram  Mukaddeme"  ile  başlamış (Sh:18)

    1- Efganinin Masonluğu Etrafında bir makale (Sh:19-248)

    2- Efganinin Kavmiyetçiliğine dair bir makale (Sh:249-300)

    3- Abdulhamid Han'in Efgani hakkındaki teşhislerine dair bir makale (Sh:301-382)

   4-Efgani'nin İstanbul'da "Peygamberlik san'atlardan sa'nattır" dediği hutbe ile ilgili tesbitler.  (Sh:383-502)

   5- Efgani'nin  Ernest Renan'a cevabı'na dair bir makale (Sh:503-596) Daha sonra bir Hatime ve Zeyl  ile  bitmiştir.

   "Efgani masonluktan kendi iradesiyle ayrılmamış, tam aksine kayıtlı bulunduğu locadan ihraç edilmiştir. İngiliz  arşivlerindeki  evraka  göre  Efgani; İskoç Locası'ndan, Allahı inkar ettiği gerekçesiyle ihraç edilmiştir. Efgani bunun üzerine ateizmin  makbul  sayıldığı  Fransız  "Grand Orien"  locasına girmiş ve o locanın üstadı  olmuştur"  (Sh:21)

   Birinci başlık altında Efgani'nin müridleri tarafından Efgani'yi temize çıkarmak için "Masonluktan" kendi isteğiyle ayrıldığını söyleyenlere çok müthiş bir hatırlatmada bulunarak okuyanını  şok eden   gerçekleri ortaya çıkarmıştır. Aslında Efgani masonluktan kendi iradesiyle ayrılmamış tam tersine kayıtlı bulunduğu locadan kovulmuştur. Hem de koğuluş nedeni nedir, biliyor musunuz? Asıl kovuluş nedeni şu imiş: "İngiliz arşivlerindeki evraka nazaran Şeyh, bir İlâha itikadi şart koşan, İskoç Locasına a'za iken buradan. Allahı inkar ithamiyle ihraç edilmiş, o da bunun üzerine ateizmin makbul sayıldığı Fransız "Grand Orien Locasına Reis olmuştur" (Sh:21) Zaten dost düşman herkes Efgani'nin Mason olduğu görüşünde ittifak halindedir! İhtilaf edilen husus kayıtlı olduğu Locadan ayrılırken tevbe ederek ayrılıp ayrılmadığı hususudur! Artık bundan böyle bu hususta böylece netliğe kavuşturulmuş olmaktadır!   Mürid  ve  mukallidlerinin   söyleyebileceği  tek bir kelime, tek bir  mazeretleri dahi kalmamıştır! Oysa bizdeki Efgani hayranları şeyhlerini aklamaya çalışırken  hep  şunu söylüyorlardı.  Şeyh  Efgani  Masonluğun tehlikeli  bir  teşkilat  olduğunu  anlayıp   tevbe  ederek o  teşkilattan  ayrılmıştır,  ayrıldıktan    sonra  da  bir daha o teşkilata  dönmemiştir.   Bu  iddiaları  hilaf-ı  hakikattir.

   Daha  sonra  yazarımız kafirleri Cennetlik yapma hevesi yahud "Üniversalısm" başlığı altında "tefsir"  kılıklı  "çağdaş" hezeyanlardan bahsederken şunları hatırlatmaktadır: "Çağdaş Tefsir sahibi S.Ateş Bey'in, Ermeni menşeli olduğuna dair vaktiyle Diyanet Reisi iken aynı çevrelerden  ba'zıları, bu  kitabından  hasıl  olan  sevabla  Cennet'i  boyladığı  muhakkak  yakın görünen Hazret-i müfessirin Ermeni dedelerini de yanına almak istediği için böyle yazdığını söylüyorlarmış. Uhdetu alerravi (Sh:47) diyerek bir inceliğe parmak basmıştır! Yazarımız  Reşad  Efendi: Efgani'yi  "çağdaşlaşmanın  gerçek  babası"  bilip,  babasının  yolunda  "her  laik  Türk'ün  aynı  zamanda    müslüman  olduğunu"  ve "Şeriat Kanunu yerine ikame edilen İsviçre Medeni Kanununun  aslında radikal  içtihad    sayılıp  ilhad  sayılmayacağını" söyleyen   F.Rahman'ı  gündeme  getirmiştir!  (Sh:54-55) Ki bu adam da  Efgani müridlerindendir!  İşte Türkiye'de Post-Modernizm denilen zehirli macunun  sonuçları,   Ehl-i  Sünnet  Akaidinden  nasipsiz  aydınlarımızın  (!)  ilham kaynakları,   fikir   babaları   bu   maskara  heriflerdir!

    Yarım  asırdan fazla bir zamandır  İslam aleminin gündemini meşgul eden batıl, hurafe, sapık birçok, görüşü müslümanların gündemine sokarak müslümanları gündemsizleştirmeye çalışanlar,  İslam'ın  yüz   karası,   Şeytanın   maskarası  olan  bu  adamlardır!

    Akaid  Ulemasının ortaya koyduğu  İslam inancının esaslarını  kabul etmeyerek yeni akaidler oluşturmaya çalışanlardan tutunda,  Müctehid  ulemanın   ictihadlarını,  sünneti   hafife  almaya  çalışan   tüm  görüş  ve   inanış sahiplerinin görüşlerinin, A'sından Z'sine hemen hemen hepsinin temelinde bu ismi geçen maskaraların sapık görüşlerinin izleri mevcuttur.

     İsteyenlere bunların hepsini ispat etmeye hazır olduğumuzu da buradan ilan etmiş olalım "Devrimin  çakıl  taşları"  müslümanlara çok şeyleri hatırlatmalıdır! Bu kitapta adı geçen zevatın hepsinin  ilhamını  aldığı   zat  ve çok büyük dostu Renan'ın kendisi için "Dinsiz" dediği   "Allah'sızlığı   hoş  gören  Loca' "ya   kayıtlı   olan  Efgani'dir....

    Bir kardeşimiz  haklı  olarak çıkıp şöyle söyleyebilir.  "Şehidler diyarı güzel yurdumuzda Kız öğrenciler  için  Baş örtüsü  yasağı  zulmü   devam   ederken  sizin  hala  yıllar önce ölmüş   bir   adamın  akaidi   ile uğraşmanız   Hakka reva mıdır?   El Hak gerçek böyle ise elbette  çok  haklısınız!   Çok   üzülerek ifade edeyim ki sizin "Baş örtüsü yasağı" zulmü dediğiniz zulmün temelinde şu basit mantık yatmaktadır: "Aslında baş örtüsü İslam'da (Kur'an'da) yoktur.   Müslümanım  diyen   hanımlar   başlarını  örtmeselerde  olur.  Zira  iman  hakikatlerinden değildir.  Fürûattandır.   Okumak isteyen kız öğrenciler başlarını açsın okusunlar.  Baş açılınca kıyamet mi kopar?   Hem Türban İslami bir emir olduğu  için değil "Siyasal  bir  simge"  olduğu   için  takılmaktadır."  Böyle  denil  miyor mu?

    Şimdi aklı selim olarak şöyle bir düşünelim.  "Baş   örtüsünün   Kur'an'da  olmadığını, İmani  yönünün bulunmadığını, örtülmesinin Allah'ın  emri  olarak farz olmadığını söyleyenlerin   kimler olduğuna bir bakalım!   Yurdumuzda   bu   akaidi   gündeme getirenlerin   tarihi   kesit   içerisinde kimler olduğunu bir  göz gezdirelim!   Bu   akaid   hastası,   zihin özürlü aydınların   fikir   babaları kimlerdir? İlhamlarını kimlerden almaktadırlar? İmam olarak kimleri taklid etmektedirler? İslam'ın Luter'i derken kimi kastediyorlar?   İşte   yaptıklarını   zulüm   olarak   değerlendirmekte    haklı  olduğumuz  o  zalimlerin  fikir  babalarının, ilham kaynaklarının dolaylı veya dolaysız İslam'ın yüzkarası Şeytan'ın  maskarası bu insanlar  olduklarını   asla  unutmamak lazımdır. Karşı tarafın yaptığını zulüm olarak değerlendirmemize sebeb olan amelin "İslam Gerçeği", "Kur'an Müslümanlığı" literatüründe zaten yeri yoktur!    Aylarca   çeşitli TV'kanallarında  ilahiyatçı-hukukçu   birçok   aydının (!) Kur'an'da kadının başını örtmesinin Farz olduğuna dair bir ayetin   olmadığını   savunmaları   boşuna   mıydı?

    Niçin yıllar önce ölmüş   insanların   söylediklerini onlar hakkında yazılmış eserleri tanıtmaya   çalışıyoruz?   Herhalde   tek   misalle  anlatmış olduk.   Gerçek  bu  değil mi?

   Kardeşimiz Reşad Efendi "İttihad-ı  İslam düşüncesinde Bediüz-Zaman Hazretleri'nin de Efgani düşüncesinde olduğunu söyleyenlerden ve bu konularda mecmualarının sahifelerini Rafizi  H. Hatemi'ye   açan  "sözde nurculardan" bahsetmiştir. (Sh:222)   Halbuki  İngiliz casusu   olduğu   belli   olan   bir   adamla   (Efgani  ile)   Üstad  nasıl  aynı  fikirde olsun! (Sh:228)

     Araştırmacı yazarımız Reşad Efendi, İran Şahının Efgani hakkında vesikalar adıyla piyasaya sunduğunu iddia ettiği  kitabın Efgani'nin mason olduğuna dair tek kaynak kitap olduğu   palavrasına   karşılık  M.İslamoğlu'na konu ile ilgili çarpıcı  cevaplar vermiş, aynı mantık   içinde kendi kitaplarının da S. Demirel veya T.Çiller emriyle yazdırılıp yazdırılmadığını   sormuştur. (Sh:248-250)

     Yine  tilmizi Abduh'un kendi şeyhine yazdığı (15 Mart 1853 Tarihli) bir mektupta kullanılan öyle bir cümle kaydedilmiştir ki maskara Efgani kervanından hiç kimse mektuptaki bu cümleyi tercüme edip orijinaline uygun olarak diğer mason severlere göstermemiştir, yahutta  duyurmamıştır!   "Bizi ellerinle yoğurdun (sana te'na) kamil bir suret üzere giydirdin (şekil verdin, teçhiz ettin) ve bizi en güzel bir şekilde yaratdın." (Sh:251) Tevhid ve Şirk konusunda   Asr-i   saadet başta olmak üzere bütün İslam tarihini Şirk içindeler diye reddeden bu edepsiz tilmizler   Ustadlarının  bu  Şirk-namelerine   acep  niçin hiç  değinmemişlerdir?   Yoksa   meselenin   vahametini sezdikleri için mi bu cümlelerin olduğu   yerleri   üç   nokta   (...) şeklinde geçiştirmişlerdir.

      Mangalda kül bırakmayan, kraldan ziyade kralcı geçinen tilmizler şirk silahınız nerede kaldı?   Yoksa   96 model kafa yapınız 1890'da  mı  kaldı?

      Bazı edepten   yoksun  insanlar Efgani'nin Renan'la olan yazışmalarında Galib gelen tarafın   Şeyh olduğunu utanmadan ifade ederler! Oysa Renan'ın bir mektubuna cevap verirken   kendinin   Renan'dan   hiçte   aşağı   kalmadığı görülmektedir!   İşte bir misal: "Din ehli bir öküzün arabaya koşulduğu gibi bir doğmanın mezhebin esiri olarak Şeriat ehli tarafından evvelce çizilmiş yolda aynen yürümeye mecburdur. ...." diyerek  mezhebilere bağlılığı  yermeye  çalışmıştır.  (Sh.-256)   Bu   cümlelere  Rahmetli A. Davutoğlu hocamız çok nazik cevaplar vermiştir.  "Evet  müslüman,  kölesi  bulunduğu   nassa,  sabana  bağlanan bir öküz  misali  bağıl  kalmalıdır.  Zira müslümanlığı  ancak bu suretde devam ettirebilir. Yoksa   kazıktan   boşanmış  bir  eşek  gibi  sağa  sola  kıç  atar  durursa   Cehennemi  boylar"  (Sh:256 dip not.)

     Yazarımız Reşad Efendi daha sonra Efgani'ye ait şu incileri almıştır:  "(Arab-Acem İslam aleminin geri kalması noktasında Sanki suçlu Değilmiş !). .... Bu noktada İslam Dininin mes'uliyeti  meydandadır.  Gayet açıktır ki İslam dini yerleştiği  her  yerde   ilmi bertaraf etmek  istemiş...".  (Sh:256) İslam dinine bundan daha büyük bir hakaret olabilir mi?   Kitabını bir  hatime  ile   bitiren   yazarımız   en   sonunda   şunları  söyleyerek  bitirmiştir.

    Rasul-i Kibriya Hazretleri Kabe'yi putlardan temizlerken asasıyla işaret buyuruyor ve meâlen  "Hak geldi Batıl zail oldu" ayet-i kerimesini kıraat eyliyordu. Biz dahi Sünnet-i Rasule ittibaen kalemimizle Efgani putuna vuruyor ve Hak geldi Batıl zail oldu" diyoruz. (Sh:278)

      Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Tanıtmaya çalıştığımız kitap sahasında okunmaya değer mükemmel bir çalışmanın ürünüdür.   Ehli Sünnet  Akidesine  bağlı  mü'minler, ellerine geçen ne idüğü belli olmayan eserleri değil de bu tür muhterem zevatın  kaleminden  çıkan eserleri okumalıdırlar. Tüm Ehl-i Sünnet Akaidine sahip mü'minlerin bu eseri alıp  okumalarını, gözümüzde büyüttüğümüz nice insanların inanç yapılarının ne kadar sakat olduklarını görmelerini   tavsiye  ediyoruz!