CEMAAT
Bu sayımızda siz değerli “Misak” okuyucusu kardeşlerime “CEMAAT” isminde bir kitabı tanıtmaya çalışacağım. Kitap; İsmail ÇETİN Hocamıza ait güzel bir kitaptır. İsminden de anlaşılacağı gibi “CEMAAT”in lüzum ve öneminden bahsedilmektedir. “Hangi cemaatin lüzum ve öneminden bahsediliyor ?” demeye lüzum yok. Zira “Cemaat” ıstılahı her şeyi içine almaktadır. Ancak hemen şu hususu da belirtelim ki; insanımız “Cemaat” denilince doğal olarak hemen Cami cemaatini hatırlamaktadır. Dolayısıyle kitap cami cemaatinin öneminden bahsederken az ve öz de olsa “İslam Cemaatinden de bahsetmiştir” diyebiliriz. Zira İslam Cemaati olmadan “Cami Cemaati”nin varlığından bahsetmek mümkün değildir.
Aslında cami cemaati İslam cemaatinin alt birimidir. Eserin kaleme alınış sebebini Hocamız kitabının baş kısmında kendisi aşağıdaki şu cümleleriyle ifade etmiştir. “İnsanlar, tefrika çukurunda vahşete daldıkları bir zamanda, Allahu Teala (c.c) kullarının ıslahatı ve huzura kavuşmaları için son Peygamber’i (s.a.v) gönderdi....Allah’ın Rasulü gelince, cahili cemiyetlerin ihya ettikleri, Allah’ın hoşuna gitmeyen tüm adetleri imha etmiştir. Elbette bir şeyi yıkmak, yerine başka bir şeyi getirmeyi icab ederdi. Bu şey ise, CEMAATLE NAMAZ KILMAK ibadetidir. İşte bu ibadet cahili adetleri ortadan kaldırmıştır....”
Daha sonra Müslümanlarda bir gevşeme ve bozulmanın olacağına, fırkalara bölünüp dünyevileşeceklerine dair Tirmizi’nin Ebu Seleme ve Ebu Hureyre den naklettiği Peygamberimizin şu hadis-i şerifini aktarmıştır : “Yahudiler yetmiş bir (yahud, yetmiş iki) fırkaya ayrıldılar. Nasara da öyle. Ümmetim de yetmiş üç fırka üzere parçalanacaktır.” Başka bir hadisi şerif verilerek; burada yetmiş üç fırkanın hepsinin helak olacağı, ancak bir fırkanın kurtulacağı, kurtulacak fırkanın da “ El-CEMAATU, el-CEMAATU” fırkası olacağı, kurtulan bu fırkaya “EHL-İ SÜNNET VE’L CEMAAT” diğer ismiyle “FIRKA-I NACİYE” dendiği, bunun dışında kalanlara ise “ EHL-İ BİDAT ” dendiği bildirilmiştir.
Hak yoldan ayrılmamanın önemi ve onunla ilgili hadis-i şerif verilmiş : “ Üç haslet vardır ki, müslim kişinin kalbi onlarla nurlanır 1-Amelde Allah için ihlas, 2- Müslümanlara nasihat, 3- Müslümanların Cemaatına devam etmek. Müslümanların CEMAAT’ından ayrılmamak. Çünkü onların duaları arkalarından onları da kuşatır.” Yani, Müslüman cemaatiyle beraber olan, maddeten ve manen, her cihetle, cemaatin sayesinde faydaları elde eder ve zararlardan korunmuş olur. Aynı zamanda cemaatle beraber olmayan ferd onların dualarından mahrum olduğu gibi, ayrıca hakkında onların duaları da kabul olmaz, işte bunun için, bu ve benzer hadîs-i şeriflerde, itikâden, fiilen ve ahlaken cemaatle beraber bulunmak teşvik ve emredilmiştir. "Müslümanların cemaatine devam etmek" yahud " Müslümanların cemaatinden ayrılmama”nın manası çok derindir.
Özellikle altı vasıf şartıyla cemaate devam edilir ve yahud cemaatle beraber olunursa, ashabın cemaatinden olmak tahakkuk eder: 1-lman.. imansızların cemaati, tavuk cemaatinden ibarettir; yem bulurlarsa sebat eder, saman bulurlarsa dağılırlar. 2-Günahların terkedilmesi ve ibadetin yerine getirilmesi üzerine meşakkate katlanmak. Has bel beşer günah istenildiği yerde, ferdî ve toplu olarak tevbe ile Allah'a sarılmak. Buna sabır denilir. 3-Mutlak sadâkat.. Yani bir araya gelen üç ferdin kalbleri de kalıpları gibi, özleri, sözleri gibi birleşirse; salih bir kalb üzerine ittifak edilirse cemaat sayılır. Aksi takdirde tavuk cemaatine dönüşür ki, za manımızda cemaatler en çok bu haldedirler. 4-Hatalardan arınmak; ferdlerdeki şer'an afuvu mümkün olan hatalardan göz kapatmakla suçları örtbas etmek ve tevbe ile, zikirle, ilimle Allah'a sığınmak. 5-Allah Teâlâ'mn vermiş olduğu gücü, yine Allah'ın Rasûlü' nün, ashab ve tâbi'lerinin ölçüsü ile, Allah yolunda harcamak.. Buna infak denilir, infak, toplumdan nifakı kaldırır. Güç de, gençlik ener jisi olabilir, ilim olabilir, mal olabilir, silah olabilir.
Olabilir, olabilir.. Her ne olursa olsun, kuldan karşılığını beklemeksizin, enerjiyi Allah için harcamak şartıyla cemaat şuurlanır. Meselâ içinde faizin hükümran olduğu bir toplumun, tam Ehli Sünnet olması müşküldür. 6-Seher vakitlerinde ferdi veya toplu olarak istiğfar, tevbe ve zikretmektir. Nitekim bu hadisler Âli İmran suresinin 16 ve 17' nci âyetlerinde beyan buyrulmuştur. Camilerde bulunan cemaatlerin kısm-i a’zamisinin şuur içerisinde olmadığını defalarca müşahade ettiğimizden, bu eseri CEMAAT adıyla yazmayı üzerime bir vecibe olarak inandım. Bu sorumluluktan kurtulmak için yazdım. Tevfik Allah’tandır. (sh:4-5)
Cemaat sadece, beş vakit namazı camilerde kılmaktan ibaret değildir. Tabii ki, itikadda da cemaat söz konusu olur......İşte cemaatin manası, her tabakadan insanları bir araya getirmek, kalblerini, İslam ruhuyla ihya etmektir. Gençlerimizin şuurlanması gerekir. Şuurlanmak da camideki cemaatten başlar.......Buhari ve Müslim’in ittifakla tahric ettikleri Abdullah bin Ömer’den radıyallahu anhuma, gelen sahih bir rivayette Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur : “ Gerçekte Allahu Teala, ilmi kullarından kaldırmakla kabzetmez. Lakin alimleri kabzetmesiyle kabzeder. Nihayet bir alimi bırakmadığı zamanda, insanlar cahil reisleri (lider ve imamları) tutarlar. Onlardan sorulur. Bilgisiz fetva verirler. Saparlar, saptırırlar.” İşte şimdi böyledir. Köşe başında dellallık yapan herkes, halka başı olmaya, lider ve tebliğci olmaya gayret gösterir. Baş olmak ister. Her şeyden önce ayak olmak gerekir .....(sh:6)
İşte cemaatleşmekten maksat, dini hükümleri hakim kılmakla Allahu Teala’ya boyun eğmektir....Nitekim İbni Asakir’in tahric ettiği Ebi Derda radıyallahu anh’tan gelen bir rivayette : “ Boyun eğmeksizin (hükümlerini kabul etmeksizin) İslam yoktur. Cemaatten başkasında hayır yoktur. Nasihat; Allahu Teala amirler ve bütün mü’minler içindir. ” buyrulmuştur. ...Darimi’nin, Temim-i Dari’den tahric ettiği bir hadiste Hz. Ömer radıyallahu anh şöyle buyurdu : “ Cemaatsiz bir İslam yoktur. Emirsiz bir cemaat yoktur. Boyun eğmeksizin emirlik yoktur. Kimin kavmi fıkıh ( helal ve haramı birbirinden ayırt edecek ilim ) üzere onu lider (amir) ederse, kendisine ve onlara hayat olur. Fıkhın dışında bir kavim bir kimseyi lider ederse, kendisine de, onlara da helaktır.”
İşte görüldüğü gibi, İslam’ı yaşama cemaate; Cemaatin yaşaması emire; emirin yaşaması fıkıh ilmine bağlanmıştır. Emir fakih de olursa, ona itaat edilir, biat edilir. Demek asli biat ve teslimiyet ulamayadır. Bu ulama da emir olursa, itaat farz olur. Cemaatin ruhu, lider; Liderin ruhu fıkıhtır. Şu halde iki imam vardır 1—İmamın şahsiyet-i manevisi.. Kur’an-ı Hakim’dir. Bu imamın evsafı hadisle izah edilmiştir. FIKIH 2—İşte bu fıkıh ilmini temsil eden suri imam, lider..İster bu imam mihrabda olsun, ister halka başı olsun.” (sh:7) Kıyamet gününde herkes, imamının ve amel ettiği kanunun ismiyle çağrılacaktır. Nitekim El-İsra suresinin 71’inci ayetinde : “ (Hatırla) O gün (ü) ki, insan sınıflarından her birini biz İmam (lider, rehber) larıyla çağıracağız. Artık kimin kitabı sağdan verilirse, onlar kitaplarını en küçük haksızlığa uğratılmaksızın okuyacaklardır.” buyrulmuştur........
Hasılı, “ İnsanlar hangi kitabla, hangi ameli işledi ve kime tabi olduysa onunla çağrılır” demek olur. Alusi bu husuta güzel izahat vermiştir. İslam dininin hükümleriyle amel edenler; Kur’an’a ve Kur’an’la işledikleri amele yahud Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in bayrağı altına davet edileceklerdir. Batıl yolda olanlar da, ihdas ettikleri vaz’i kanunlarıyla, dalalet liderlerinin bayrağı altına davet edileceklerdir.(sh: 8).. Bu itibarla eserimizde, mihrabdaki imam ve arkasındaki cemaati izah esnasında, dairedeki başkanın nezaretindeki me’murları, meclisteki amiri ve arkasındaki reaya cemaatini de nazarı itibare alıyoruz......İşte CEMAAT adlı bu eser, bunun için yazılmıştır.” (sh:9) Bu güzel girişten sonra hocamız “Cemaatin Tarifi ve Fazileti” üzerinde durarak; namaz içindeki ve namaz dışındaki cemaatin önemine dikkat çekerek, “Cemaate devam Hidayetin, Terki de Nifakın alametidir” demiştir.(sh:16)
Sonra; “Cemaate yürümenin Edebi ve Duası” izah edilmiştir. (sh:18)..... “Ancak Camilerde Cemaatle Namaz Kılanın İmanına Şahitlik Yapılır” başlığı altındaki şu cümleler çok dikkat çekici olmuştur: “Kirmani’nin işaretinden anlaşılıyor ki, Cemaatleşmek insanın ruhu, hayatının refahı, ahirete nazaran ebedi saadettir. Cemaatleşmek; zikir, Cum’a, Cemaatle namaz kılmak, ibadetle büyümek, ferd ve toplumun ifrad ve tefridden azade kendi nefsi ve gayri hakkında Allah’ın hükmünü icra etmesi, Allah için sevmek ve bu sevgi ile hayırlı işlerde birleşmek vazifeleriyle olur. Böyle bir Cemaat... Bu Cemaati temsil eden adil hükümdar... Kendilerinde Kur’an ve Sünnet’in Hakim olduğu bir Cemaat... Diğer bütün toplumları imrendiren gerçek İslam CEMAATİ... Adaletle parlayan bir CEMAAT...
İşte böyle bir Cemaatin fertlerinin imanları hakkında şahitlik yapılır. Sadece insan onların şahidi değil, eserleri de onların imanlarına şahiddir. Böyle bir Cemaat şu anda var mı? bilmem. Evlerinden yüksek ve üstün camileri de onların imanlarına şahid olur. Bütün dünyaya hükümdar cemaat, bu CEMAATTİR.” (sh:22-26) ÇETİN hocamız “ Lider ve Cemaatinin Evsafı” başlığı altında aynen şunları diyor : “ Bir Cemaatin manevi şahsiyetini teşkil eden, o cemaatin imamıdır. Cemaat imamı yetiştirdiği gibi, imam da cemaati yetiştirir. Cemaatin cehaleti nisbetinde imam da cahil olur. İmamın cehaleti nisbetinde cemaat de cahil kalır....Cemaatsiz bir imam,imamsız bir cemaat gibi, şuurdan mahrum ve belalara giriftardır. Müslümanlar arasında işte bu mesele tartışılmaktadır. Kimi : “Ferdi çalışalım, çoğalalım; imamı tayin edelim”, kimi : “ Siyaset ve parti yoluyla çalışalım; hedefe ulaşalım” demektedirler. Bu iki fikir de doğrudur. Çünkü ikisinin de ifadesinden anlaşılan gaye; imamı tayin ve müslümanların birliğini temin etmek ve müslümanlar arasında İslami bir Cemaat oluşturmaktır.
Üçüncü bir fikir daha vardır : “Cuma ve Cemaatlerden gaye devlet kurmaktır. Öyleyse önce devlet...” Bu fikrin sureti, sireti gibi yanlıştır. Çünkü cum’a bahsinde açıklayacağımız üzere emirin tayin edilmesinin sebebi cum’a ve cemaati ikame etmektir. Emir vesile, cum’a ve cemaat gayedir. Bunlar ise gayeyi vesile, vesileyi gaye ettiler. Dördüncü bir fikir daha vardır : “Meselelere karışmamak ve karıştırmamak...Bunlar kendilerine bir delil de buluyorlar.....İşte en yanlış fikir de bu fikirdir....”(sh:27) Hocamız ehil olmayan, adaleti gözetmeyen zalim idarecilerle ilgili şöyle bir hadis-i şerif vererek : “Şüphesiz (sizden) birtakım amirler olacaktır. Onları (sıfatlarıyla ) tanırsınız ve (onlara) inkarda bulunursunuz. Artık (şeriate muvafık olmadıkları yerlerde ) kim onlarla atışırsa (nifaktan) kurtulur. Kim onlardan ayrılırsa selameti bulur. Kim onlara karışırsa (işte ) o helak olur.” Zalimlerden, fasıklardan uzak durulmasını, yaptıkları işlerde onlara yardımcı olunmamasını hatırlatmıştır. (sh:30) > “Artık yoruma ihtiyaç yoktur. Anlaşıldı ki, cemaatleşmek devlet kurmak değildir.
Çünkü devlet kurmak ibadet değildir. Yani devlet mekanizmasını ele geçirmek dini bir gaye değildir; lakin dini ikame etmeye vesiledir. Develetin yokluğu halinde de yine ibadet vardı . Evet.. Sultanı yahud büyük imamı tayin etmek cum’a ve cemaatin ikamesi için şart koşulur. Maatteessüf bu vazife ihmal edilmektedir. Kelam kitaplarında yer alan bu konu kimseye gizli değildir. İmam hakkında cum’anın birinci şartına bakınız. Bir de istismar edilen, ululemr’e itaat meselesi var. Bu da çok istismar edilmektedir. Ululemr’e itaat meselesi Kur’an’da Nisa suresinin 59’uncu ayetiyle sabittir : “ Sizden olan Ululemr’e itaat ediniz.” buyurulmuştur. Müslüman emirlere boyun eğmek, isyan olmayan yerlerde, farzdır veya vacipdir..... Müslümanlar gerçek olarak İslam’a tabi’ olup cemaatleşirlerse, Allah Teala’nın kuvveti cemaatle olur. İsyan olan yerde itaat etmemeleri takdirinde kendilerine bir zarar gelmez.....Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem: H.34—“ Allah’ın kudreti cemaatle beraberdir.”buyurmuştur. (sh:31).......
Evet.. Müslümanların cenaze namazını seyredip kılmayan....cum’a ve cemaatlerinde bulunmayan... hele dini alaya alan bir amir, hükümdar, müslümana amir olamaz... Evet, her müslüman, amirini, hükümdarını dini merasimlerde arasında görmek ister. Görülüyor ki, dağınık ve tefrika halinde yüz kişi, cemaat değildir ; birbirine tabi’ olan iki kişi CEMAATTİR.” (sh:32) Bir imama itaat o kadar önemli görülmüştür ki, konunun önemi şöyle bir hadis-i şerifle belirtilmiştir : H.45-- “ Kim taatten çıkar ve cemaatten ayrılıp ölürse, cahiliyye ölümüyle ölmüştür’ (Müslim) ... Şu kadar ki, hadis-i şerifteki tehdit “ kafir olurlar ” demek değildir; “ çok asi olurlar” manasındadır.” (sh:36) Buhari ve Müslim’in Ebu Hureyre (r.a)’den tahric ettikleri bir hadis-i şerifte; Kıyamet günü Haşir meydanında hiçbir gölgenin olmadığı o korkunç günde yedi taifenin arş’ın gölgesi altında gölgelenecekleri rivayet edilmiştir : Kendisinin gölgesinden başka bir gölge olmadığı günde Allah Teâlâ yedi taifeyi (arşın) gölgesinde gölgelendirir: (1)Âdil hükümdar, (2)Allah Azze ve Celle'nin ibadetinde büyüyüp ye-şen genç, (3)Kalbi camiye bağlı adam, (4)Allah Teâlâ'nın sevgisi üzere bir araya gelip ve bu sevgi üzere birbirinden ayrılan iki adam, (5)Güzellik ve şeref sahibi bir kadın onu kendine davet ederken: Gerçekte ben Allah'tan korkarım diyen adam, (6)Sağ eliyle sadaka verirken sol elinden onu gizleyen kimse (7)Tenhada Allah'ı zikrederken gözleri yaşaran adam."..... 1-“ Âdil hükümdar” diye tabir ettiğimiz, adalet sahibi olan büyük imamdır; Allah Teâlâ'nın tayin etmiş olduğu ölçü ile hareket eden adaletli her hâkim, her lider, her üst dahildir. Burada cüz zikredilmiş, kül kasdedilmektedir ...
Tarif şudur : İmam =Hükümdar; müslümanların işlerini görür; şeriatle onları idare eder; İslam dininin emrettiği helalı,nehyettiği haramı bildirir; her şeyi şeriat terazisiyle tartar; mazlumun hakkını zalimden alır, kendisi de zulmetmez; zayıfları çiğnetmez; nefsini ve halkını daima hak ve gerçek olan hukuka yani ŞERİATe davet eder....”(sh:37-38) Daha sonra hoca efendi ; “Gerçek Cemaatin Kalbi Şeytanlardan Mahfuzdur”, “Gerçek Cemaat Vahdeti Temin Eder”, “Gerçek Cemaat İslam Kardeşliğini Temin Eder”, “Cemaat Ferdleri Birbirlerine Yardım Etmelidirler”, “İmam ve Cemaatin Vazifeleri”, “İmametliğin Şartları ve Mezheplere Riayet”, “İmametliği Mekruh Olanlar”, “Cemaatin Birinci Vazifeleri Ezana İcabet etmeleridir” başlıkları altında hadis-i şerifler ışığında çok güzel bilgiler vermiştir. (sh:45-130)
Ümmetin başına gelen musibetler ve belalar sayılırken bu arada yazılmış bir cümle var ki, nefis mi nefis! Cümle şu : “ Ümmetin başına ard arda sayılamayacak kadar belalar gelmektedir. Bu belalardan birisi de, ümmetin imamı tayin edememeleridir.” Sh:46) Yine, İmametliğin şartları başlığında şunlar dile getirilmiştir : “İmamın selam vermesiyle imametlik vazifesi bitmiş oluyor. Dilerse yerinde oturur, dilerse kalkar gider.......Müellifin zamanında herhalde toplu olarak müezzine bağlı kaldıkları halde tesbih yapmak bid’ati yoktu..... “Üç kişiden namaz kabul olmaz : Kavmi onu kerih gördükleri halde onlara imam olan....” .....Müezzinin namaza davetine icabetin vacip olduğu....Namazda ayakların birbirine yapıştırılmaması..(Zahiriler hariç)....Ne fayda ki, özellikle gençlerimizin üzerine gelen üç sel var :Reformculuk akımı; Havarici veya Vahabi akımı ve Şia akımı...vb. ”
ÇETİN hocamız “Cum’a namazının Farziyeti ve Tarihi” başlığının hemen girişinde “Cuma” kelimesinin aslına ait nakilleri verirken şöyle bir rivayet nakletmiştir : “ Bazı alimler dediler ki : Ashab bu günde “Dar-un-Nedve” de toplanıp biat ettikleri için bu güne cum’a denildi.” (sh:132) Biz bu cümleyi birkaç kez tekrar tekrar okuduğumuz halde bir şey anlayamadık. İki cihan serveri Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v) Daru’n-Nedve’ye girdi mi ki, orada bey’at’ta ala? Bu konu hocamız tarafından tekrar bir daha gözden geçirile! “ Cum’anın Şartları On ikidir ” başlığı altında şu incelik verilmiştir : “ Cum’a namazının diğer namazlardan farklı olarak ayrıca sıhhat ve vücubu için birtakım şartları vardır. Sıhhat şartlarının yokluğu halinde Cum’anın edasının gayri sahih; ( Yani sahih olmayacağı ) vücub şartlarının yokluğu halinde ise Cum’anın sahih olduğuna hükmedilir .” (sh:146) diyerek bu konu ile ilgili tüm muteber kaynaklar taranmış 66 sayfalık çok geniş bilgiler sunulmuştur.
( Bu konuda Hoca efendi yeteri kadar bilgi aktarmıştır. Şartlar ne olursa olsun “İlla da cum’a kılınmalıdır” demeye getirmiştir. Halbuki bu kadar zorlanmaya gerek yoktur. Zira kendi yazdıklarına göre de mesele çok açık ve nettir. “Sıhhat şartlarının yokluğu halinde Cum’a sahih olmaz.” Şartlar yok şunun içindi, yok bunun içindi demek ilim ehline yakışmayan bir tutumdur. Şartları koyanlar Müctehidlerdir. Onlarda bu şartları kendi kafalarından koymamışlardır. Müctehidlerin ictihadlarını kritik etmekte biz mukallidlerin işi olmasa gerektir. Biz müctehidlerimizin ictihadlarını eleştirmeye kalkabilir isek o zaman farkında olmadan biz kendimizin müctehid olduğunu ilan etmiş oluruz ki; bu da cehaletimizin bir göstergesi olur. Bizler mukallid olduğumuza göre bizlere düşen bağlı bulunduğumuz müctehidi taklid etmemizdir. Gerisi laf-u güzaftır.
Bu gösterilen yol Ehl-i Sünnet akaidine bağlı müslümanlar için geçerli olan yoldur. Zaten Mezhepsiz, reformcu, selefiyyeci insanlara diyeceğimiz bir şey yoktur. Netice olarak; Ya halife olmalı, ya onun görevlendirdiği imam olmalı; ya da müslümanların kendilerinin seçecekleri bir imam olmalı. Bunun dışında başka bir üçüncü yol yoktur. Takdim ve takaddüm meselesini de iyi tahlil etmek, karıştırmamak gerekir. Vesselam .) Daha sonra, “ el-Ahlas” ve “Serra ” fitnelerine temas ederek, “ Hilafetin lağvedilmesi... ve particilik ” in “Serra” fitnelerinden bir fitnecilik olduğu beyan edilmiştir. (sh:188) Kitap, “Cum’a Hutbesi Hakkında Müellifin Bir Mektubudur” isimli bir mektupla bitirilmiştir.
Sonuç olarak şunu diyebilirim : Kitap; cami cemaatinin önemi ve fazileti üzerinde hassasiyetle duran, sahasında müstakil olarak yazılan çok güzel ve benim görebildiğim tek kitaptır. İslami cemaat yapısı ve oluşumu üzerinde fazla durulmamıştır. Oysa ; “ Kaza sistemi, muhkem bir farzdır. İslâm uleması "Mü'minlerin azınlıkta olduğu ve kafirlerin iktidarı ele geçirdiği" beldelerde dahi, kadı (Şer'i şerifle hükmeden hakim) tayin etmele rinin zaruri olduğu üzerinde durmuştur. Günümüzde "Allah'ın (c.c.) indirdiği hüküm lerle hükmetmeyenler, kafirlerin ta kendileri dir" (El Maide Sûresi:44) ayetini slogan haline ge tiren geniş bir kitle vardır. Bu kitlenin, "İslâmi mücadele verme" hususundaki gayretinden şüphe edemeyiz. Ancak kendi aralarında, Allahû Teâla (c.c.)'nın indirdiği hükümlere göre amel edip-etmedikleri üzerinde fazla durmamaktadır lar. Kaza sistemini kurmayan veya kuramayan bir hareket, müntesipleri arasında, Allahû Teâla (c.c.)'nın indirdiği hükümlerle hükmedemez. Dolayısıyla böyle bir harekete "İslâmi Hareket" ismini vermek mümkün değildir.” (Y.KERİMOĞLU, İslami Hareketin Mahiyeti, sh: 180, Misak Yay. 1991, Ankara.)
Ayrıca, “Resül-i Ekrem (s.a.v)’in, “ Dünyanın en ücra köşesinde bile olsa; üç kişinin kendi içlerinden birisini kendilerine emir tayin etmeden yaşamaları helal olmaz .” (Ahmed B. Hanbel, el Müsned- İst.1401, C/2, sh:177) buyurduğu malumdur. Cemaatte rahmet, ayrılıkta azap vardır.” (Y.KERİMOĞLU, a.g.e. sh:97) Ayrıca; “Bazı alimlerin “- Zalim bir hükümdarın emrinde geçen altmış yıl, hükümdarsız geçen tek bir geceden daha hayırlıdır.” demişlerdir. Siyasi vekalet; en küçük toplum birimine kadar, her yerde aynı öneme haizdir. Ebu Said El Hudri (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resül-i Ekrem (s.a.v.) “—Üç kişi sefere çıkarlarsa, mutlaka içlerinden birini emir (imam) tayin etsinler.” emrini vermiştir. (Sünen-i Ebu Davud-İst. 1401 K. Cihad: 80) ( Y.KERİMOĞLU, a.g.e. sh:125) Bu arada şu hususta göz ardı edilmemelidir. Cemaatçilik oynayan hoca efendilerimiz de az değildir.
Bu ehliyetsiz insanların İslama verdiği zararın telafisi de ayrı bir fitnedir. Birbirlerinden fert çalma yarışının adını cemaatçilik koymak, İslam cemaatine vurulan en büyük darbedir. İ.ÇETİN hocamız zaten bu konuya giriş kısmında şu cümleleriyle temas etmişler : “ İşte şimdi böyledir. Köşe başında dellallık yapan herkes, halka başı olmaya, lider ve tebliğci olmaya gayret gösterir. Baş olmak ister. Her şeyden önce ayak olmak gerekir.” İlmi ehliyeti ve yeterliliği olmayan insanlar hazıra konmaya çalışırlar. Bu tablo tiksindirici bir tablodur. Bu tür fiillerden Allahu Teala (c.c)’ya sığınmak lazımdır. Bu cümlelerimiz bu düşünceyi meşrulaştırmaya çalışan her hoca için geçerlidir. Onun için herkes içinde bulunduğu halin nefis muhasebesini yapmalıdır. İslam her şeyden önce samimiyet ve ciddiyet ister. Acizane ben bu samimiyeti ve ciddiyeti hoca efendilerimizin çoğunda göremedim. Allah rızası için ayak olmaya çalışanlar müstesna. Allah (c.c) onlardan razı olsun. Diğer hoca efendileri de Allahu Teala (c.c) ıslah eylesin! Yarış, müslümanları birleştirmede değil, bölmede yapılıyor. Bu husus ta maalesef bizi üzüyor. Rabbim cümlemizi baş olmak için değil, ayak olmak için çalışanlardan eylesin, nefsine uyup imtihanı kaybedenlerden eylemesin!
Kitabın adı : Cemaat
Kitabın yazarı : İsmail ÇETİN
Kitabın Yayın evi : Dilara Yayınları
Kitabın Bsk.Tar.Yeri : Isparta. 1990 04.08.2001
Kitabın sayfası : 197 medine@ttnet.net.tr