CEMAAT

                     Bu  sayımızda  siz  değerli  “Misak”  okuyucusu  kardeşlerime  “CEMAAT”  isminde  bir  kitabı  tanıtmaya  çalışacağım.  Kitap;  İsmail  ÇETİN  Hocamıza  ait  güzel  bir  kitaptır.    İsminden de  anlaşılacağı  gibi  “CEMAAT”in  lüzum  ve  öneminden  bahsedilmektedir.   “Hangi  cemaatin  lüzum  ve  öneminden   bahsediliyor ?”  demeye  lüzum  yok.  Zira  “Cemaat”  ıstılahı  her şeyi içine  almaktadır. Ancak  hemen  şu  hususu da  belirtelim ki;  insanımız   “Cemaat”  denilince  doğal  olarak  hemen  Cami cemaatini  hatırlamaktadır.  Dolayısıyle   kitap   cami cemaatinin öneminden   bahsederken  az  ve öz  de olsa  “İslam Cemaatinden de  bahsetmiştir”   diyebiliriz. Zira  İslam  Cemaati  olmadan  “Cami Cemaati”nin  varlığından  bahsetmek  mümkün  değildir. 

      Aslında  cami  cemaati  İslam  cemaatinin   alt birimidir. Eserin   kaleme  alınış  sebebini   Hocamız  kitabının  baş   kısmında   kendisi  aşağıdaki  şu  cümleleriyle ifade  etmiştir. “İnsanlar,  tefrika  çukurunda  vahşete  daldıkları  bir  zamanda,  Allahu Teala (c.c)  kullarının  ıslahatı  ve  huzura  kavuşmaları  için  son  Peygamber’i  (s.a.v)  gönderdi....Allah’ın  Rasulü  gelince, cahili  cemiyetlerin  ihya  ettikleri,  Allah’ın  hoşuna  gitmeyen tüm  adetleri  imha  etmiştir.  Elbette  bir şeyi  yıkmak,  yerine  başka  bir şeyi  getirmeyi  icab  ederdi.  Bu  şey  ise,  CEMAATLE  NAMAZ  KILMAK   ibadetidir.  İşte  bu  ibadet  cahili  adetleri  ortadan  kaldırmıştır....”  

      Daha  sonra  Müslümanlarda  bir  gevşeme  ve  bozulmanın  olacağına,  fırkalara  bölünüp dünyevileşeceklerine  dair  Tirmizi’nin  Ebu Seleme ve Ebu Hureyre den  naklettiği  Peygamberimizin   şu  hadis-i şerifini  aktarmıştır : “Yahudiler  yetmiş bir  (yahud, yetmiş iki)  fırkaya  ayrıldılar. Nasara da  öyle.  Ümmetim de  yetmiş üç  fırka  üzere  parçalanacaktır.”       Başka  bir   hadisi  şerif  verilerek;  burada  yetmiş üç  fırkanın  hepsinin  helak  olacağı,  ancak  bir  fırkanın  kurtulacağı,  kurtulacak  fırkanın da “ El-CEMAATU, el-CEMAATU”    fırkası  olacağı,  kurtulan  bu  fırkaya   “EHL-İ  SÜNNET VE’L CEMAAT”   diğer  ismiyle  “FIRKA-I  NACİYE”     dendiği, bunun  dışında  kalanlara  ise  “ EHL-İ BİDAT ”  dendiği   bildirilmiştir.

    Hak  yoldan  ayrılmamanın  önemi  ve  onunla  ilgili  hadis-i  şerif  verilmiş   :  “ Üç  haslet  vardır ki, müslim  kişinin  kalbi  onlarla  nurlanır  1-Amelde  Allah  için  ihlas,   2- Müslümanlara  nasihat,  3-  Müslümanların  Cemaatına  devam  etmek. Müslümanların  CEMAAT’ından  ayrılmamak.  Çünkü  onların  duaları  arkalarından   onları da  kuşatır.”  Yani, Müslüman cemaatiyle beraber olan, maddeten ve manen, her cihetle, cemaatin sayesinde faydaları elde eder ve zararlardan korunmuş olur. Aynı zamanda ce­maatle beraber olmayan ferd onların dualarından mahrum olduğu gi­bi, ayrıca hakkında onların duaları da kabul olmaz, işte bunun için, bu ve benzer hadîs-i şeriflerde, itikâden, fiilen ve ahlaken cemaatle beraber bulunmak teşvik ve emredilmiştir. "Müslümanların cemaatine devam etmek" yahud " Müslümanların cemaatinden ayrılmama”nın manası çok derindir.

     Özellikle altı vasıf şartıyla cemaate devam edilir ve  yahud cemaatle beraber olunursa, ashabın cemaatinden olmak tahakkuk eder:   1-lman.. imansızların cemaati, tavuk cemaatinden ibarettir; yem bulurlarsa sebat eder, saman bulurlarsa dağılırlar.   2-Günahların terkedilmesi ve ibadetin yerine getirilmesi üzerine meşakkate katlanmak. Has bel beşer günah istenildiği yerde, ferdî ve toplu olarak tevbe ile Allah'a sarılmak. Buna sabır denilir.    3-Mutlak sadâkat.. Yani bir  araya gelen üç ferdin kalbleri de kalıpları gibi, özleri, sözleri gibi birleşirse; salih bir kalb üzerine ittifak edilirse cemaat sayılır. Aksi takdirde tavuk cemaatine dönüşür ki, za­ manımızda cemaatler en çok bu haldedirler.   4-Hatalardan arınmak; ferdlerdeki şer'an afuvu mümkün olan hatalardan göz kapatmakla suçları örtbas etmek ve tevbe ile, zikirle, ilimle Allah'a sığınmak.   5-Allah Teâlâ'mn vermiş olduğu gücü, yine Allah'ın Rasûlü' nün, ashab ve tâbi'lerinin ölçüsü ile, Allah yolunda harcamak.. Buna infak denilir, infak, toplumdan nifakı kaldırır. Güç de, gençlik ener­ jisi olabilir, ilim olabilir, mal olabilir, silah olabilir.

     Olabilir, olabilir.. Her ne olursa olsun, kuldan karşılığını   beklemeksizin, enerjiyi    Allah için harcamak şartıyla  cemaat  şuurlanır. Meselâ içinde faizin hükümran olduğu bir  toplumun, tam Ehli Sünnet  olması  müşküldür.   6-Seher vakitlerinde   ferdi  veya   toplu  olarak  istiğfar, tevbe  ve  zikretmektir.  Nitekim bu hadisler Âli İmran  suresinin 16 ve 17'  nci  âyetlerinde  beyan  buyrulmuştur.   Camilerde  bulunan  cemaatlerin  kısm-i  a’zamisinin  şuur  içerisinde   olmadığını  defalarca  müşahade  ettiğimizden,  bu  eseri  CEMAAT  adıyla  yazmayı  üzerime  bir  vecibe  olarak  inandım.  Bu  sorumluluktan  kurtulmak  için  yazdım.  Tevfik  Allah’tandır. (sh:4-5)

   Cemaat  sadece,  beş  vakit  namazı  camilerde  kılmaktan  ibaret  değildir.   Tabii  ki,  itikadda  da cemaat  söz  konusu  olur......İşte  cemaatin  manası,  her  tabakadan  insanları  bir  araya  getirmek,  kalblerini,  İslam  ruhuyla  ihya  etmektir.   Gençlerimizin  şuurlanması  gerekir.  Şuurlanmak  da  camideki  cemaatten  başlar.......Buhari ve  Müslim’in  ittifakla    tahric  ettikleri   Abdullah   bin  Ömer’den  radıyallahu anhuma,  gelen  sahih  bir  rivayette  Rasulullah  sallallahu  aleyhi  ve  sellem  şöyle  buyurmuştur  :  “ Gerçekte  Allahu  Teala,  ilmi  kullarından  kaldırmakla  kabzetmez.  Lakin  alimleri  kabzetmesiyle  kabzeder. Nihayet  bir  alimi  bırakmadığı  zamanda,  insanlar  cahil  reisleri  (lider  ve  imamları)  tutarlar.  Onlardan  sorulur.  Bilgisiz  fetva  verirler.  Saparlar,  saptırırlar.” İşte  şimdi  böyledir.  Köşe  başında  dellallık  yapan  herkes,  halka  başı  olmaya,  lider  ve  tebliğci  olmaya  gayret   gösterir.  Baş  olmak  ister.   Her şeyden  önce  ayak  olmak  gerekir .....(sh:6)

     İşte  cemaatleşmekten  maksat,  dini  hükümleri  hakim  kılmakla   Allahu  Teala’ya  boyun  eğmektir....Nitekim  İbni  Asakir’in  tahric  ettiği  Ebi  Derda radıyallahu anh’tan  gelen  bir  rivayette :  “ Boyun  eğmeksizin (hükümlerini  kabul  etmeksizin)  İslam  yoktur.  Cemaatten  başkasında  hayır  yoktur.  Nasihat;  Allahu Teala  amirler  ve  bütün  mü’minler  içindir. ”  buyrulmuştur. ...Darimi’nin,  Temim-i Dari’den  tahric  ettiği  bir  hadiste  Hz. Ömer radıyallahu anh  şöyle  buyurdu : “ Cemaatsiz  bir  İslam  yoktur.  Emirsiz  bir  cemaat  yoktur.  Boyun  eğmeksizin  emirlik  yoktur.  Kimin  kavmi  fıkıh ( helal  ve  haramı  birbirinden  ayırt  edecek  ilim )  üzere  onu  lider  (amir)  ederse,  kendisine  ve  onlara  hayat  olur.  Fıkhın  dışında  bir  kavim  bir  kimseyi  lider  ederse,  kendisine de,  onlara da  helaktır.”

       İşte  görüldüğü  gibi,  İslam’ı  yaşama  cemaate; Cemaatin  yaşaması  emire;  emirin  yaşaması fıkıh  ilmine  bağlanmıştır.  Emir  fakih de  olursa,  ona  itaat  edilir,  biat  edilir.  Demek  asli  biat  ve  teslimiyet  ulamayadır. Bu  ulama da  emir  olursa,  itaat  farz  olur.  Cemaatin  ruhu,  lider; Liderin  ruhu  fıkıhtır.   Şu  halde  iki  imam  vardır      1—İmamın  şahsiyet-i  manevisi.. Kur’an-ı  Hakim’dir.  Bu  imamın  evsafı  hadisle  izah edilmiştir.  FIKIH       2—İşte  bu  fıkıh  ilmini  temsil  eden  suri imam, lider..İster  bu  imam  mihrabda  olsun,  ister  halka  başı  olsun.”  (sh:7)         Kıyamet  gününde  herkes,  imamının  ve  amel  ettiği  kanunun  ismiyle  çağrılacaktır.  Nitekim  El-İsra  suresinin  71’inci  ayetinde  : “ (Hatırla)  O  gün (ü)  ki, insan  sınıflarından  her  birini  biz  İmam  (lider,  rehber) larıyla  çağıracağız.  Artık  kimin  kitabı  sağdan  verilirse,  onlar  kitaplarını  en  küçük  haksızlığa  uğratılmaksızın  okuyacaklardır.”   buyrulmuştur........

       Hasılı,  “ İnsanlar  hangi  kitabla,  hangi  ameli  işledi  ve kime  tabi  olduysa  onunla  çağrılır”  demek  olur.  Alusi  bu  husuta  güzel  izahat  vermiştir.       İslam  dininin  hükümleriyle  amel  edenler;  Kur’an’a  ve  Kur’an’la  işledikleri  amele  yahud  Hazreti  Muhammed  sallallahu  aleyhi ve  sellem’in  bayrağı  altına  davet  edileceklerdir.  Batıl  yolda  olanlar da,  ihdas  ettikleri  vaz’i  kanunlarıyla,  dalalet  liderlerinin  bayrağı  altına  davet  edileceklerdir.(sh: 8)..      Bu  itibarla  eserimizde,  mihrabdaki  imam  ve  arkasındaki  cemaati  izah  esnasında,  dairedeki  başkanın  nezaretindeki  me’murları,  meclisteki  amiri  ve  arkasındaki  reaya  cemaatini de  nazarı  itibare  alıyoruz......İşte  CEMAAT  adlı  bu  eser,  bunun  için yazılmıştır.” (sh:9)      Bu  güzel  girişten  sonra  hocamız  “Cemaatin  Tarifi ve  Fazileti” üzerinde  durarak;  namaz  içindeki  ve  namaz  dışındaki   cemaatin  önemine  dikkat  çekerek,  “Cemaate  devam  Hidayetin,  Terki de  Nifakın  alametidir”  demiştir.(sh:16) 

     Sonra; “Cemaate  yürümenin  Edebi ve Duası” izah edilmiştir.  (sh:18)..... “Ancak  Camilerde  Cemaatle  Namaz Kılanın   İmanına Şahitlik  Yapılır”  başlığı  altındaki   şu  cümleler  çok  dikkat  çekici  olmuştur: “Kirmani’nin  işaretinden  anlaşılıyor ki,  Cemaatleşmek  insanın  ruhu,  hayatının  refahı,  ahirete  nazaran  ebedi  saadettir.  Cemaatleşmek; zikir,  Cum’a,  Cemaatle  namaz  kılmak,  ibadetle  büyümek,  ferd  ve  toplumun  ifrad  ve tefridden  azade  kendi  nefsi  ve  gayri  hakkında  Allah’ın  hükmünü  icra  etmesi,  Allah  için  sevmek  ve  bu  sevgi  ile  hayırlı  işlerde  birleşmek  vazifeleriyle  olur.  Böyle  bir  Cemaat...  Bu  Cemaati  temsil  eden  adil  hükümdar... Kendilerinde  Kur’an  ve  Sünnet’in  Hakim  olduğu  bir  Cemaat... Diğer  bütün  toplumları  imrendiren  gerçek  İslam  CEMAATİ...  Adaletle  parlayan  bir  CEMAAT...      

    İşte  böyle  bir  Cemaatin  fertlerinin  imanları  hakkında  şahitlik  yapılır.  Sadece  insan  onların  şahidi  değil,  eserleri de  onların    imanlarına şahiddir. Böyle  bir  Cemaat  şu  anda  var mı?  bilmem.  Evlerinden  yüksek  ve  üstün  camileri de  onların  imanlarına  şahid  olur.  Bütün  dünyaya  hükümdar  cemaat,  bu  CEMAATTİR.”  (sh:22-26)          ÇETİN  hocamız  “ Lider ve Cemaatinin Evsafı”  başlığı  altında  aynen  şunları  diyor :  “ Bir  Cemaatin  manevi  şahsiyetini  teşkil  eden,  o  cemaatin  imamıdır.  Cemaat  imamı  yetiştirdiği  gibi,  imam da  cemaati  yetiştirir.  Cemaatin  cehaleti  nisbetinde  imam da  cahil  olur.  İmamın  cehaleti  nisbetinde  cemaat   de cahil  kalır....Cemaatsiz  bir  imam,imamsız  bir  cemaat  gibi,  şuurdan  mahrum  ve  belalara  giriftardır.  Müslümanlar  arasında  işte  bu  mesele  tartışılmaktadır.  Kimi : “Ferdi  çalışalım,  çoğalalım;  imamı  tayin  edelim”,  kimi : “ Siyaset  ve  parti  yoluyla  çalışalım; hedefe  ulaşalım”  demektedirler.  Bu  iki  fikir de  doğrudur.   Çünkü  ikisinin de  ifadesinden  anlaşılan  gaye;  imamı  tayin  ve  müslümanların  birliğini  temin  etmek  ve  müslümanlar  arasında  İslami  bir  Cemaat  oluşturmaktır.        

      Üçüncü  bir  fikir  daha  vardır : “Cuma  ve  Cemaatlerden  gaye  devlet  kurmaktır.  Öyleyse  önce  devlet...”  Bu  fikrin  sureti,  sireti  gibi  yanlıştır.  Çünkü  cum’a  bahsinde  açıklayacağımız  üzere  emirin  tayin  edilmesinin  sebebi  cum’a  ve  cemaati  ikame  etmektir.  Emir  vesile,  cum’a  ve  cemaat   gayedir.   Bunlar  ise  gayeyi  vesile,  vesileyi  gaye  ettiler.        Dördüncü  bir  fikir  daha  vardır : “Meselelere  karışmamak  ve  karıştırmamak...Bunlar  kendilerine  bir  delil de  buluyorlar.....İşte  en  yanlış  fikir de  bu  fikirdir....”(sh:27)   Hocamız  ehil  olmayan,  adaleti  gözetmeyen  zalim  idarecilerle  ilgili  şöyle bir   hadis-i  şerif  vererek : “Şüphesiz  (sizden)  birtakım    amirler  olacaktır.  Onları (sıfatlarıyla )  tanırsınız  ve  (onlara)  inkarda  bulunursunuz.  Artık  (şeriate  muvafık  olmadıkları  yerlerde )  kim  onlarla  atışırsa (nifaktan)  kurtulur.  Kim  onlardan  ayrılırsa  selameti  bulur.  Kim  onlara  karışırsa (işte ) o  helak olur.”  Zalimlerden,  fasıklardan  uzak  durulmasını,  yaptıkları  işlerde  onlara  yardımcı  olunmamasını  hatırlatmıştır. (sh:30) >   “Artık  yoruma  ihtiyaç  yoktur. Anlaşıldı  ki,  cemaatleşmek  devlet  kurmak  değildir. 

     Çünkü  devlet  kurmak  ibadet  değildir.  Yani  devlet  mekanizmasını  ele  geçirmek  dini  bir  gaye  değildir;  lakin  dini  ikame  etmeye  vesiledir.  Develetin  yokluğu  halinde  de  yine  ibadet  vardı .  Evet.. Sultanı  yahud  büyük  imamı  tayin  etmek  cum’a  ve  cemaatin  ikamesi  için  şart  koşulur.  Maatteessüf  bu  vazife  ihmal  edilmektedir.  Kelam kitaplarında  yer  alan  bu  konu  kimseye  gizli  değildir.  İmam  hakkında  cum’anın  birinci  şartına  bakınız.      Bir de  istismar  edilen,  ululemr’e  itaat  meselesi  var. Bu da  çok  istismar edilmektedir.  Ululemr’e  itaat  meselesi  Kur’an’da  Nisa  suresinin  59’uncu ayetiyle  sabittir  : “ Sizden  olan  Ululemr’e itaat  ediniz.”  buyurulmuştur.  Müslüman  emirlere  boyun  eğmek, isyan  olmayan  yerlerde,  farzdır  veya  vacipdir.....       Müslümanlar  gerçek  olarak  İslam’a  tabi’  olup  cemaatleşirlerse,  Allah  Teala’nın  kuvveti  cemaatle olur. İsyan  olan yerde  itaat  etmemeleri  takdirinde  kendilerine  bir  zarar  gelmez.....Resulullah  sallallahu  aleyhi ve  sellem: H.34—“ Allah’ın  kudreti  cemaatle beraberdir.”buyurmuştur. (sh:31).......

      Evet..  Müslümanların  cenaze  namazını  seyredip  kılmayan....cum’a  ve  cemaatlerinde  bulunmayan...  hele  dini  alaya  alan  bir  amir,  hükümdar,  müslümana  amir  olamaz...  Evet,  her  müslüman,  amirini,  hükümdarını  dini  merasimlerde  arasında  görmek  ister. Görülüyor ki,  dağınık  ve  tefrika  halinde  yüz  kişi,  cemaat  değildir ;  birbirine  tabi’ olan  iki  kişi  CEMAATTİR.”  (sh:32)  Bir  imama  itaat  o  kadar  önemli görülmüştür ki,  konunun  önemi  şöyle  bir  hadis-i  şerifle  belirtilmiştir : H.45-- “ Kim  taatten  çıkar  ve  cemaatten  ayrılıp  ölürse,  cahiliyye  ölümüyle  ölmüştür’ (Müslim) ...  Şu  kadar ki,    hadis-i  şerifteki  tehdit  “ kafir  olurlar ”  demek  değildir;  “ çok  asi  olurlar”  manasındadır.”  (sh:36)      Buhari  ve  Müslim’in Ebu  Hureyre (r.a)’den  tahric  ettikleri  bir  hadis-i  şerifte;  Kıyamet  günü  Haşir  meydanında  hiçbir  gölgenin  olmadığı  o  korkunç  günde  yedi  taifenin  arş’ın   gölgesi altında  gölgelenecekleri  rivayet  edilmiştir : Kendisinin gölgesinden başka bir gölge olmadığı günde   Allah Teâlâ yedi taifeyi (arşın) gölgesinde gölgelendirir: (1)Âdil hükümdar, (2)Allah Azze ve Celle'nin ibadetinde büyüyüp ye-şen genç, (3)Kalbi camiye bağlı adam, (4)Allah Teâlâ'nın sevgisi üzere bir araya gelip ve bu sevgi üzere birbirinden ayrılan iki adam, (5)Güzellik ve şeref sahibi bir kadın onu kendine davet ederken: Gerçekte ben Allah'tan korkarım diyen adam, (6)Sağ eliyle sadaka verirken sol elinden onu gizleyen kimse (7)Tenhada Allah'ı zikrederken gözleri yaşaran adam."..... 1-“ Âdil hükümdar” diye tabir ettiğimiz, adalet sahibi olan büyük   imamdır; Allah Teâlâ'nın tayin etmiş olduğu ölçü ile hareket eden  adaletli her hâkim, her lider, her üst dahildir.   Burada cüz zikredilmiş,  kül kasdedilmektedir ... 

     Tarif  şudur :   İmam =Hükümdar;  müslümanların  işlerini  görür;  şeriatle  onları  idare  eder; İslam  dininin  emrettiği  helalı,nehyettiği  haramı  bildirir;  her şeyi  şeriat  terazisiyle  tartar;  mazlumun  hakkını  zalimden  alır,  kendisi  de  zulmetmez;  zayıfları  çiğnetmez;  nefsini  ve  halkını  daima hak  ve  gerçek  olan  hukuka  yani  ŞERİATe  davet  eder....”(sh:37-38)            Daha  sonra  hoca  efendi  ;  “Gerçek  Cemaatin  Kalbi  Şeytanlardan  Mahfuzdur”,  “Gerçek  Cemaat  Vahdeti  Temin  Eder”, “Gerçek  Cemaat İslam Kardeşliğini Temin  Eder”, “Cemaat Ferdleri  Birbirlerine  Yardım    Etmelidirler”,  “İmam ve  Cemaatin  Vazifeleri”,  “İmametliğin   Şartları ve Mezheplere Riayet”,  “İmametliği  Mekruh  Olanlar”, “Cemaatin  Birinci Vazifeleri  Ezana İcabet  etmeleridir”  başlıkları  altında   hadis-i  şerifler  ışığında  çok  güzel  bilgiler  vermiştir.  (sh:45-130)     

    Ümmetin  başına  gelen  musibetler  ve  belalar  sayılırken  bu  arada  yazılmış  bir  cümle  var ki,  nefis mi  nefis!  Cümle  şu : “ Ümmetin  başına  ard  arda  sayılamayacak  kadar  belalar  gelmektedir.  Bu  belalardan  birisi de, ümmetin  imamı  tayin  edememeleridir.”   Sh:46)   Yine,  İmametliğin  şartları  başlığında  şunlar  dile  getirilmiştir : “İmamın  selam  vermesiyle  imametlik  vazifesi  bitmiş  oluyor.  Dilerse  yerinde  oturur, dilerse  kalkar  gider.......Müellifin  zamanında  herhalde  toplu  olarak  müezzine  bağlı  kaldıkları  halde  tesbih  yapmak  bid’ati  yoktu..... “Üç  kişiden  namaz  kabul  olmaz :  Kavmi  onu  kerih  gördükleri  halde  onlara  imam  olan....” .....Müezzinin  namaza  davetine  icabetin  vacip  olduğu....Namazda   ayakların  birbirine  yapıştırılmaması..(Zahiriler hariç)....Ne  fayda ki, özellikle  gençlerimizin  üzerine  gelen üç  sel  var :Reformculuk akımı;  Havarici  veya  Vahabi  akımı  ve  Şia  akımı...vb.  ”      

      ÇETİN  hocamız  “Cum’a  namazının  Farziyeti  ve Tarihi”  başlığının  hemen  girişinde “Cuma”   kelimesinin  aslına  ait  nakilleri  verirken  şöyle  bir  rivayet  nakletmiştir  : “ Bazı  alimler  dediler ki : Ashab  bu  günde “Dar-un-Nedve” de  toplanıp  biat  ettikleri  için  bu  güne  cum’a  denildi.”   (sh:132) Biz   bu  cümleyi  birkaç  kez  tekrar  tekrar  okuduğumuz  halde  bir şey anlayamadık.  İki  cihan  serveri  Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v) Daru’n-Nedve’ye   girdi mi ki,  orada  bey’at’ta  ala?  Bu  konu  hocamız  tarafından  tekrar  bir  daha  gözden  geçirile!    “ Cum’anın  Şartları  On ikidir ”  başlığı  altında  şu  incelik  verilmiştir : “ Cum’a namazının  diğer  namazlardan  farklı  olarak  ayrıca  sıhhat  ve  vücubu  için  birtakım  şartları  vardır.     Sıhhat  şartlarının  yokluğu  halinde  Cum’anın  edasının  gayri  sahih; ( Yani  sahih  olmayacağı )  vücub  şartlarının  yokluğu  halinde  ise  Cum’anın  sahih  olduğuna  hükmedilir .” (sh:146)  diyerek  bu  konu  ile  ilgili  tüm  muteber  kaynaklar  taranmış  66  sayfalık   çok  geniş  bilgiler   sunulmuştur. 

    ( Bu  konuda Hoca  efendi  yeteri  kadar  bilgi  aktarmıştır.  Şartlar  ne  olursa  olsun  “İlla  da  cum’a  kılınmalıdır”  demeye  getirmiştir.  Halbuki  bu  kadar  zorlanmaya  gerek  yoktur.  Zira  kendi  yazdıklarına  göre de  mesele  çok  açık ve  nettir.  “Sıhhat  şartlarının  yokluğu  halinde Cum’a  sahih  olmaz.”   Şartlar  yok  şunun içindi,  yok bunun içindi  demek  ilim  ehline  yakışmayan  bir  tutumdur.  Şartları  koyanlar  Müctehidlerdir.  Onlarda  bu  şartları  kendi  kafalarından  koymamışlardır.  Müctehidlerin  ictihadlarını  kritik  etmekte  biz  mukallidlerin  işi  olmasa  gerektir. Biz  müctehidlerimizin  ictihadlarını  eleştirmeye  kalkabilir  isek  o  zaman  farkında  olmadan biz  kendimizin  müctehid  olduğunu ilan  etmiş  oluruz  ki;  bu da  cehaletimizin  bir  göstergesi  olur. Bizler  mukallid  olduğumuza  göre   bizlere  düşen  bağlı  bulunduğumuz  müctehidi  taklid  etmemizdir.  Gerisi  laf-u güzaftır. 

        Bu  gösterilen  yol  Ehl-i Sünnet  akaidine  bağlı  müslümanlar  için  geçerli  olan  yoldur.  Zaten  Mezhepsiz,  reformcu, selefiyyeci  insanlara  diyeceğimiz  bir şey  yoktur.   Netice  olarak;  Ya halife  olmalı,  ya  onun  görevlendirdiği  imam  olmalı;  ya da  müslümanların  kendilerinin  seçecekleri  bir  imam  olmalı.  Bunun  dışında  başka  bir  üçüncü  yol  yoktur.  Takdim  ve  takaddüm   meselesini de iyi  tahlil  etmek, karıştırmamak  gerekir. Vesselam .)         Daha  sonra, “ el-Ahlas” ve  “Serra ”  fitnelerine  temas  ederek,  “ Hilafetin  lağvedilmesi...  ve particilik ” in  “Serra”  fitnelerinden   bir  fitnecilik  olduğu  beyan  edilmiştir.  (sh:188)  Kitap, “Cum’a Hutbesi  Hakkında  Müellifin Bir Mektubudur”    isimli  bir  mektupla   bitirilmiştir.         

        Sonuç  olarak  şunu  diyebilirim : Kitap;  cami  cemaatinin  önemi ve fazileti  üzerinde  hassasiyetle  duran,  sahasında  müstakil  olarak  yazılan  çok  güzel  ve  benim  görebildiğim  tek  kitaptır.  İslami  cemaat  yapısı  ve  oluşumu  üzerinde  fazla  durulmamıştır.   Oysa ; “ Kaza  sistemi, muhkem  bir  farzdır. İslâm uleması "Mü'minlerin azınlıkta olduğu ve kafirlerin iktidarı ele geçirdiği" beldelerde dahi, kadı (Şer'i şerifle hükmeden hakim) tayin etmele rinin zaruri olduğu üzerinde durmuştur. Günümüzde "Allah'ın (c.c.) indirdiği hüküm lerle hükmetmeyenler, kafirlerin ta kendileri­ dir" (El Maide Sûresi:44) ayetini slogan haline ge­ tiren geniş bir kitle vardır. Bu kitlenin, "İslâmi mücadele verme" hususundaki gayretinden şüphe edemeyiz. Ancak kendi aralarında, Allahû Teâla (c.c.)'nın indirdiği hükümlere göre amel edip-etmedikleri üzerinde fazla durmamaktadır lar. Kaza sistemini kurmayan veya kuramayan bir hareket, müntesipleri arasında, Allahû Teâla (c.c.)'nın indirdiği hükümlerle hükmedemez. Dolayısıyla böyle bir harekete "İslâmi Hareket" ismini vermek mümkün değildir.” (Y.KERİMOĞLU, İslami Hareketin Mahiyeti,  sh: 180, Misak Yay. 1991, Ankara.)  

       Ayrıca, “Resül-i Ekrem (s.a.v)’in, “ Dünyanın en ücra  köşesinde  bile  olsa;  üç  kişinin  kendi  içlerinden  birisini  kendilerine  emir  tayin  etmeden  yaşamaları  helal  olmaz .” (Ahmed B. Hanbel, el Müsned- İst.1401, C/2, sh:177) buyurduğu  malumdur.    Cemaatte  rahmet,   ayrılıkta  azap  vardır.”  (Y.KERİMOĞLU, a.g.e. sh:97)  Ayrıca; “Bazı  alimlerin “- Zalim  bir  hükümdarın  emrinde  geçen  altmış  yıl,  hükümdarsız  geçen  tek  bir  geceden  daha  hayırlıdır.” demişlerdir.    Siyasi  vekalet;  en  küçük  toplum  birimine  kadar,  her  yerde  aynı  öneme  haizdir.  Ebu  Said El Hudri  (r.a.)’den  rivayet  edildiğine  göre  Resül-i  Ekrem (s.a.v.)  “—Üç kişi  sefere  çıkarlarsa,  mutlaka  içlerinden  birini  emir (imam)  tayin  etsinler.”  emrini  vermiştir. (Sünen-i Ebu Davud-İst. 1401  K. Cihad: 80)  ( Y.KERİMOĞLU,  a.g.e. sh:125)  Bu  arada  şu  hususta  göz ardı  edilmemelidir.  Cemaatçilik  oynayan  hoca  efendilerimiz de  az  değildir. 

       Bu  ehliyetsiz  insanların  İslama  verdiği  zararın  telafisi de  ayrı  bir  fitnedir.  Birbirlerinden  fert  çalma  yarışının  adını  cemaatçilik  koymak,  İslam  cemaatine  vurulan en  büyük  darbedir.  İ.ÇETİN hocamız  zaten  bu  konuya  giriş  kısmında  şu  cümleleriyle  temas  etmişler : “ İşte  şimdi böyledir.  Köşe  başında  dellallık  yapan  herkes,  halka  başı  olmaya,  lider  ve  tebliğci  olmaya  gayret  gösterir. Baş  olmak  ister.  Her şeyden  önce  ayak  olmak  gerekir.”   İlmi  ehliyeti  ve  yeterliliği  olmayan  insanlar  hazıra  konmaya  çalışırlar.  Bu  tablo  tiksindirici  bir  tablodur.  Bu  tür  fiillerden   Allahu Teala (c.c)’ya  sığınmak  lazımdır.  Bu  cümlelerimiz  bu  düşünceyi  meşrulaştırmaya  çalışan  her  hoca  için  geçerlidir.  Onun  için  herkes  içinde  bulunduğu  halin  nefis  muhasebesini     yapmalıdır. İslam her şeyden  önce  samimiyet  ve  ciddiyet  ister.   Acizane  ben  bu  samimiyeti  ve ciddiyeti  hoca  efendilerimizin  çoğunda  göremedim.  Allah  rızası  için  ayak  olmaya  çalışanlar  müstesna.  Allah  (c.c) onlardan  razı  olsun.  Diğer  hoca  efendileri de  Allahu  Teala (c.c)  ıslah  eylesin!   Yarış,  müslümanları  birleştirmede  değil, bölmede  yapılıyor.  Bu  husus  ta  maalesef  bizi   üzüyor.  Rabbim  cümlemizi  baş  olmak  için  değil,  ayak  olmak  için  çalışanlardan  eylesin,  nefsine  uyup  imtihanı  kaybedenlerden  eylemesin! 

Kitabın  adı                 : Cemaat

Kitabın  yazarı            :  İsmail  ÇETİN

Kitabın  Yayın evi       : Dilara Yayınları

Kitabın Bsk.Tar.Yeri   : Isparta. 1990   04.08.2001

Kitabın   sayfası           : 197                        medine@ttnet.net.tr