Güldeste
Mustafa Özşimşekler
Sünnet
İnkârcılarına CEVAP: IV
"Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdimi insan olan için itaat gerekir"
Sünnet'in İslâm'da
delil olmasına gelince; Bununla alâkalı olarak İmam Beyhakî
şöyle buyurmuştur:
"Şayet Sünnet'in delil oluşu sabit olmasaydı, Peygamber
Efendimiz Veda Hutbesi'nde orada bulunanlara dinî hususları
öğrettikten sonra şöyle buyurmazdı: "Bakın! Burada
bulunanlarınız bulunmayanlara (anlattıklarımı) aktarsın.
Çünkü kendisine aktarılan bazı kimseler, dinleyenden daha
iyi beller." (1)
Beyhakî sonra Efendimizin şu hadis–i şerifini
zikretmektedir:
"Bizden işittiği hadisi, işittiği gibi aynen rivayet edenin
Allah yüzünü ağartsın. Çünkü kendisine aktarılan bazı
kimseler, dinleyenden daha iyi beller." (2) Bu meyanda İmam
Şafiî Rahimehullah da şöyle buyurmuştur:
"Resûlullah kendi sözünün dinlenip ezberlenmesini ve
hakkıyla aktarılmasını tavsiye edince, bu onun ancak hüccet
olan şeyleri emrettiğinin delilidir." (3)
Çünkü buraya yerine getirilmesi gereken bir helâldir veya
kaçınılması gereken bir haramdır.
Bir âyet–i kerimede Mevlâ Teâlâ Hazretleri:
"…Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, Allah'a
ve âhiret gününe gerçekten inanıyorsanız meseleyi Allah'a ve
Peygamberine arz edin…" (4) buyurmuştur.
Ulemâ, hakkında ihtilaf edilen meselelerin Allah'a ve
Resûlü'ne götürülmesinin ne anlama geldiğini açıklamış ve
buradaki Allah'a götürmenin "Kur'an'a başvurmak" Peygambere
götürmenin ise "Onun Sünnet'ine başvurmak" olduğunu ifade
etmişlerdir. Ayrıca bunun imanın gereklerinden olduğunu ve
aksine hareket edenlerin ise imanlarının tehlikeye
düşeceğini belirtmişlerdir.
Bir başka âyet–i kerimede ise:
"Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman mü'min erkek ve
mü'min bir kadına kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur.
Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir
sapıklığa düşmüş olur." (5) buyrulmuştur.
Bu âyet; Allah ve Resûlü'nün herhangi bir konuda emrettiği
bir hüküm bulunduğunda mü'minlerin bundan böyle kendi istek
ve arzularına göre hareket etmelerinin, bu hükümden
başkasını tercih etmelerinin mümkün olmadığını açıkça ifade
etmektedir. Bunun aksine davrananlar ise, Allah'a ve
Resûlü'ne karşı gelerek Kur'an'ın ifadesiyle "apaçık bir
sapıklığa düşmüş" olacaklardır. Tüm bu âyetlere rağmen
Resûlullah'ın Sünnet'ini yok saymak ve onları kabul etmemek,
acaba hangi zavallı aklın ürünüdür!?
Beyhakî ve Dârimî Muaz b. Cebel'den rivayet ederler:
Resûlullah beni Yemen'e vali olarak gönderirken sordu:
"Önüne bir mesele geldiğinde nasıl hüküm vereceksin?"
"Allah'ın kitabıyla."
"Allah'ın kitabında yoksa?"
"Resûlullah'ın verdiği hükümle."
"Ya Resûlullah o meselede herhangi bir hüküm vermemişse?"
"O takdirde kendi içtihadıma göre hüküm veririm. Bunu da
terk etmem."
Bunun üzerine Resûlullah göğsüme vurdu ve şöyle buyurdu:
"Allah Resûlü'nün razı olduğu şekilde, Allah Resûlü'nün
elçisini muvaffak kılan Allah'a hamdolsun." (6)
Bu hadis–i şerif Sünnet'in müstakil bir teşri kaynağı
olduğunu ifade etmektedir. Zira Muaz b. Cebel, Kur'an da
herhangi bir hüküm bulunmayan meselelerde Sünnet'le hüküm
vereceğini ifade ettiğinde, şayet Sünnet'in böyle bir görevi
olmasaydı, Efendimiz şüphesiz bu cevaba müdahale eder ve
durumu düzeltirdi. Oysa Efendimiz, Muaz b. Cebel'in cevabına
hiç ses çıkarmamış, bilakis memnun kalarak onu onaylamıştır.
Sünnet'in bütün Müslümanları bağlayıcı olduğunda şüphe
yoktur. Peygamber Efendimize uymayı, verdiği hükme razı
olmayı, onun hükmü karşısında mü'minlere seçme hakkı
tanınmadığını belirleyen âyetler, Sünnet'in Müslümanların
hayatındaki etkin ve bağlayıcı rolünü açıkça ortaya
koymaktadır.
Peygamber Efendimizin Sünnet'ini Kur'an'la
karşılaştırdığımızda şu altı husus göze çarpmaktadır. Şöyle
ki:
"Sünnet; Kur'an'ı teyit eder."
"Kur'an'da açıklanmaya muhtaç olan "mücmel" ve "müşkil"
nasları açıklayıcı hükümler getirir."
"Kur'an'ın umumi olan hükmünü tahsis eder."
"Kur'an'da geçen "mutlak" ifadeleri "takyid" eder yani belli
kayıtlara bağlar, sınırını tespit eder."
"Sünnet Kur'an'da olmayan hükümler koyar."
"Kur'an'da yer alan bazı hükümleri de nesheder."
İnşallah şimdi bu hususları sırasıyla misaller vererek izah
etmeye çalışalım.
Sünnet
Kur'an'ı Teyit
Eder
Yani her yönüyle Kur'an'ın hükmüne uygun bir
beyanda bulunur. Mesela Peygamber Efendimizin:
"Bir Müslümanın malı (başkasına) onun gönül rızası olmadan
helâl değildir." (7) hadis–i şerifi, Kur'an'ın "Ey iman
edenler! Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin.
Karşılıklı rızaya binaen yapılan ticaret olursa başka." (8)
âyet–i kerîmesinin hükmünü teyit etmektedir.
Sünnet
Kur'an'daki
"Mücmel" Ve "Müşkil"
Nasları Açıklar
Sünnet'in, Kur'an'ın mücmel naslarını
açıklamasını daha önce zikretmiştik. Meselâ; Kur'an sadece
namazın kılınması, zekâtın verilmesi, haccın yapılması gibi
hususları mücmel olarak zikretmiştir. Lâkin namazın
vakitleri, rekâtları, neyin nasıl okunacağı, zekâta tâbi
olan mallar, bunların nisapları, tavafın yedi defa olduğu
gibi hususları Sünnet detaylıca açıklamıştır.
Yine Kur'an–ı Kerîm'de "Ey iman edenler! Cuma günü namaza
çağrıldığınız zaman Allah'ı anmaya koşun!" (9) buyrulmuştur.
Bu âyet–i kerîmede ifade edilen namazın, cuma namazı olduğu,
iki rekât olduğu, namazdan önce okunan hutbe hatta okunan
ezan ve onun lafızları, Kur'an–ı Kerîm'le değil, hep Resûlullah'ın Sünnetiyle açıklanmıştır.
Sünnet'in, Kur'an'da geçen "müşkil" lafızları açıklamasına
misâl verecek olursak:
"Sabahın beyaz ipliği, siyah ipliğinden ayırt edilinceye
kadar yiyin için." (10) âyet–i kerîmesini misâl verebiliriz.
Zira bu âyet–i kerîmede geçen "beyaz ve siyah iplik"ten
kastedilen şeyin, "gündüzün beyazlığı" ve "gecenin
karanlığı" olduğunu bize hadis–i şerif açıklamaktadır.
Yine Kur'an–ı Kerîm'de, "İnanıp da imanlarına herhangi bir
zulüm bulaştırmayanlar..." (11) âyetindeki "zulüm"den
kastın, "şirk" olduğunu açıklayan hadis–i şerif de yine
Sünnet'in bu özelliğini ortaya koymaktadır.
Sünnet,
Kur'an'daki
"Mutlak" Hükümleri
"Takyid" Eder
Şöyle ki: Kur'an'ı Kerim, "Hırsızlık yapan erkek ve
hırsızlık yapan kadının ellerini kesin."(12) buyurmaktadır.
Fakat kesilmesi gereken sağ el mi yoksa sol el mi, yoksa iki
el birden mi kesilecek ve neresinden kesilecek? Tüm bunlar
âyette belirtilmemiş, mutlak olarak "ellerini kesin"
buyrulmuştur. Sünnet ise bu hükmü, sağ elin bilekten
kesilmesi şeklinde kayda bağlamıştır.
Sünnet
Kur'an'da
Olmayan Hükümler
Koyar
Yırtıcı hayvanların etinin helâl olmadığı,
denizin suyunun temiz, ölüsünün helâl olduğu, ehlî eşeklerin
etini yemenin haram olduğu gibi birtakım hükümler, Kur'an'da
olmayıp, Sünnet tarafından ortaya konmuştur.
Sünnet,
Kur'an'ın
Umumî Olan Hükmünü Tahsis Eder
Şöyle ki:
Kur'an–ı Kerîm, Nisa sûresi 23. ve 24.
âyetlerinde kendisiyle evlenilmesi haram kılınan kadınları
zikredip, "Bunların dışındakiler size helâl kılındı."
buyurmuştur. İşte bu âyetin umumi hükmünü, Efendimizin şu
hadisi tahsis etmiştir: "Kadın; halası, teyzesi, erkek veya
kız kardeşinin kızı üzerine nikâhlanamaz." (13) Çünkü âyet–i
kerîmede, bu hadiste geçenlerle ilgili yasak
zikredilmemiştir.
Yine âyet–i kerîmede sadece süt anne ve süt kız kardeşlerle
evlenme yasağı zikredilmişken, Efendimiz Aleyhissalâtü
Vesselâm, "Nesep yoluyla haram olan, süt emme yoluyla da
haram olur." (14) buyurarak, bu meseleyi de tahsis etmiştir.
Sünnet'in,
Kur'an'da
Yer Alan Bazı
Hükümleri
Neshetmesine Gelince
Kur'an'da geçen, "Birinize ölüm geldiği zaman
eğer bir hayır (mal) bırakacaksa, anaya, babaya, yakınlara
münasip bir şekilde vasiyette bulunmak, Allah'tan korkanlar
üzerine bir borçtur." (15) meâlindeki âyetin hükmü, "Vârise
vasiyet yoktur." (16) hadisi ile neshedilmiştir.
Yukarıdaki yapmış olduğumuz açıklamalar çerçevesinde,
Sünnet'in müstakil olarak teşri kaynağı olduğu
anlaşılmıştır. Zaten Fıkıh kitaplarında görülen "Bu konunun
meşruiyeti Sünnetle sabittir." ifadeleri de Sünnet'in
müstakil teşri kaynağı kabul edildiğini gösterir. Meselâ;
mest üzerine mesh etmek, yağmur duası ve namazı, şüf'a,
lukâta, içki içene verilecek ceza gibi hususlar bu tür
konulardandır.
Peygamber Efendimizin tüm bu tasarrufu yine vahye
dayanmaktadır. Yani Allahu Teâlâ, Habibi'ne vahyederek, bazı
hükümleri Sünnet vasıtasıyla vaz' etmiştir. Bu da gayet
doğaldır. Zira Allahu Teâlâ'nın, Peygamberine, Kitabında
zikretmediği bir hükmü tebliğ etmesini emretmesine mâni
herhangi bir durum söz konusu değildir. Ayrıca senin vekalet
verdiğin sıradan bir adam, senin yerine evini, arsanı
satabiliyor, senin adına konuşabiliyorsa, Allah'ın vekalet
verdiği elçisi niye O'nun adına konuşamasın? Nitekim Allahu
Teâlâ "Muhakkak ki, sana biat eden aslında Allah'a biat
etmiştir." (17) ve "Kim Resûle itaat ederse, andolsun
Allah'a itaat etmiştir." (18) buyurmuştur.
Ona itaati emreden bu kadar âyet varken, Allah ona yetki
vermişken, "Kur'an'ın dışında Peygamber hüküm veremez."
diyenler, acaba onun görev sınırını neye dayanarak nasıl
tayin edebiliyorlar? Doğrusu insan merak ediyor.
Mü'minlere
Bırakılan
İki Şey: Kur'an Ve
Sünnet
Hülâsa, birkaç sayıdır devam eden konumuzda en
başından beri zikrettiğimiz bütün âyet ve hadisler,
Müslümanların ancak Sünnet'e sarılmak sûretiyle İslâmî
kimliklerini koruyabileceklerini ve felaha ereceklerini
ifade etmektedir. Hangi sebeple olursa olsun Sünnet'in terk
edilmesiyle doğacak boşluk, Sünnet'in tam zıddı olan bid'at
ve hurafelerle dolacaktır ki, her bid'at dalâlet, her
dalâlet ise ateştedir. Efendimiz birçok hadis–i şerifinde
ısrarla Sünnet'e sarılmamızı emretmiş, "Sünnetimden yüz
çeviren benden değildir." buyurmuştur. Veda haccında da:
"Size iki şey bırakıyorum, onlara sarıldığınız müddetçe
sapıklığa düşmezsiniz. Bunlar: Kur'an ve Sünnet'tir." (19)
buyurmuş ve sapıklıktan kurtuluşun adresini vermiştir.
Bir başka hadis–i şerifte ise:
"Dinin elden çıkışı Sünnet'in terkiyle başlar. Halat nasıl
lif lif kopup parçalanırsa, din de Sünnet'in birer birer
terkiyle ortadan kalkar." (20) buyrularak, dindeki yozlaşma
ve bozulmanın Sünnet'ten ayrılmakla başlayacağına işaret
edilmiştir.
Muhtelif coğrafyalarda ve iklimlerde yaşayan Müslümanlar
arasında asırlar boyu süregelen ortak değerler ve benzer
uygulamalar, Sünnet'in birleştirici ve bütünleştirici olması
yani evrenselliği sayesinde olmuştur. Bu ümmet bugüne dek
Sünnetle vardır, inşallah bundan böyle de onunla
yaşayacaktır.
Dipnotlar:
1–Buhârî, ilim, 9; Müslim, Kasâme,
29; İbn Mâce, Mukaddime, 18
2–Dârimî, Mukaddime 24; Tirmizî İlim, 2657; Ebû Davud, İlim,
3660
3–"Risale", 402; "Delâilü'n–nübüvve", 1/23
4–Nisa, 59
5–Ahzab, 36
6–Ebû Davud, Akdiye, 11; İbn Mâce, Menasik, 38; Dârimî,
Mukaddime, 20
7–Ahmed. b. Hanbel, V/72
8–Nisa, 29
9–Cuma, 9
10–Bakara, 187
11–En'am, 82
12–Mâide, 38
13–Buhârî, Nikah, 27; Müslim, Nikah, 37, 38
14–Buharî, Nikah 27; Müslim, Nikah, 33
15–Bakara, 180
16–Buhârî, Vesaya, 6; Ebû Davud, Vesaya, 6
17–Feth, 10
18–Nisa, 80
19–Muvatta, 2/899; Hâkim, 1/93, "Temhid", 23/331
20– Dârimî, Mukaddime, 16
![]()