HADİS UYDURMA VE  SEBEPLERİ

     Siyasî  çekişmeler,  müslümanlar  arasında  Hz. Osman'ın halifeliğinin son zamanları  ile, Hz. Ali'nin  halifeliği   devrinde  başlamıştır.  Bu   tartışmalar  giderek  açıkça hadis uydurmaya  sebep  teşkil  etmiştir. Bu konuda gerekli hususa yukarıda işaret etmiştik., Gerçekten  ilk  defa   bu   işe  girişenler  GULAT-I ŞÎA   dediğimiz  aşırı  ve  sapık  şiîlerdir, ilk  defa  hadis  uydurulan yer   veya   merkez  Irak'tır.  Nitekim  hadis imamları da bu konuya   işaret  etmişlerdir.   Zührî  bu  konuda  der  ki:

— Hadis bizden bir karış  olarak çıktı, fakat bize dönerken, bir zira' olarak döndü. İmam Malik  de  şöyle der:

— Iraklılar «Dar'ud-Darb»dır. Yani  darphanedir,  İmam  Malik  bu  sözle  bunları, «tedavüle çıkarmak için  kalp para basan ve piyasaya süren»  kalpazanlara  benzetmiştir. Çünkü  bunların da  kalpazanlardan  ayrı  bir tarafı yok. Onlar para basıp piyasaya sürerlerken,  bunlar  da   Hz. Peygambere   isnad  ederek hadis uydurup piyasaya sürüyorlardı.

 

   Hadis  uydurmaya  açıkça  sebep  teşkil  eden  siyasi  çekişmelerin  yanında  hiç  şüphesiz, diğer  bazı  sebepler  de  yok değildir.   İşte  biz burada  gücümüz  oranında  kısa da olsa, önemli   olan   bu   uydurma   sebeplerini   topluca   sunmaya   çalışacağız.

1 - SİYASÎ ÇEKİŞMELER

    Hemen  hemen  az  veya  çok  her  siyasî  fırka,   Hz. Peygamber (S)'e  yalan  isnad ederek  hadisler   uydurdular.   Rafızîler, mevcut fırkalar içerisinde en çok hadis uyduranlardır.  Hatta  bu  konuda  İmanı  Malik,  kendisine   yöneltilen  bir soruya şöyle cevap  vermişlerdir:  «Onlarla konuşmayın, onlardan rivayette bulunmayın, zira, onlar yalan  uyduranlardır».   Şiîliği  ile  tanınmış  ve  fakat  mutedil  bir  şiî  olan  Şurayk b. Abdullah  el-Kadî ise bu konuda der ki: «Karşılaştığın herkesten hadis al. Fakat Rafizilerden   değil.   Zira onlar  hadis  uydururlar  ve  onu  din  edinirler.»

2 -  ZINDIKLAR

     Burada zındık ifadesinden kasdımız Îslamı  gerek din ve gerekse devlet olarak istemeyenlerdir.  İslâm devleti, milletleri inanç ve akidelerinden saptıran, onun keramet ve yüceliklerini  zelil  kılmaya  çalışan,  sırf  heva  ve  arzuları   için  hasis   ganimetler  elde etmek   amacıyla   insanların   kendilerine   boyun   eğmesini   isteyen  hükümdarlıkları, emirlik  ve  liderlikleri  tamamen  silip  süpürmüştür.   Zira   bu  kişiler insanları kızgın harblerin  ortasına  atarlar.   Çünkü  bu,   onların   fetih ve genişleme arzularını kamçılar. Onlar   insanları  bir  köle  olarak  kendi emellerine peşkeş çekerler ve çekmek isterler. Halbuki   insanlar,   gerçekten ferde  üstünlük  vermeyi,  akide  ve  inanca  saygı   göstermeyi   aklın  hür olduğunu, ancak   İslamda buldular. Evhama karşı olduğunu sapıklıkların yerinin olmadığını, göz boyayıcılık, hokkabazlık, yalan -dolan gibi şeylerin karşısında   ancak   ve   ancak   İslâmı   gördüler. Bunlar hakkında kesin karar ve tutumu ancak   bu   nizamda elde edebildiler.  Bütün  bunları  gördükleri   içindir ki,  insanlar   gruplar halinde  isteye  isteye kendi arzularıyla İslâm'a koşmuşlar ve ona girmişler, ona bağlanmışlardır.

   İslâm'ın  siyasî  ve  askerî  gücü  galebe  çalıp,  onlara   hükmedince,  bu   liderlerin, emîr ve kumandanların ellerinden saltanatları kaybolmuş olması dolayısıyla tekrar şan ve şöhretlerini  elde  etmek   için   bu defa başka yollara başvurdular. Eski saltanatlarını kazanmak   için   başka   hedeflerden   harekete   geçtiler.   İşte  bunlar bu defa hadis uydurma  yolunu  tutmuşlar.   Böylece   inançları  zedelemeye ve bozmaya, onun güzelliklerini   dejenere   etmeye,   çirkinleştirmeye   girişmişlerdir.   O yolda yürüyenlerin, ona  tabi  olanların  ve  o  yoldaki  orduların  saf  ve  temiz   imanlarını   bulandırmaya çalıştılar.   Çünkü   bunların   elinden  artık  bunun  dışında  başka  bir  iş  gelmiyordu.

3 — CİNS - KABİLE - DİL - MEMLEKET VE MEZHEP TAASSUBU :

    Bu konuya  en  güzel  olarak   ırkçılık hususunda uydurulan şu sözü misal olarak verebiliriz.   Hadis   diye   uydurulan   söz   şöyledir: «Allah öfkelendiği zaman arapça olarak  vahyi  inzal  eder,  hoşnud  olduğu  vakit ise, farsça  olarak  vahyi  indirir.»  Bu  söze  cehele-i  arap da   ırkçılık   saikasıyla şöyle bir hadis  uydurarak  karşılık  vermişlerdir.

   « Allah  öfkelenince  vahyi  farsça  olarak  indirir,   hoşnud  olduğu  vakit  arapça olarak inzal eder.»  Pek tabiidir ki, bunların hiç birisinin aslı yoktur. Irkçılık saikiyle söylenmiştir.

    Mezhep konusunda  ise  İmam  Azam  Ebû Hanife (Rh.) ile İmam Şafiî hakkında uydurulan   şu   ifadedir:

    İmam - Azam  Ebû  Hanife  hakkında:

   «Ümmetim  arasında   yakında,   Ebû  Hanife   en-Numan  adı  verilen  bir  adam gelecek ki,  o  ümmetimin   kandilidir.»   Bu ifade sözde bizim Mezheb imamımız İmam Azam  Ebû  Hanife hakkında sevgi besleyenlerce uydurulmuştur. İmam Azam böyle bir sevgiyi  hele  Hz. Peygambere   yalan  isnad  olunarak   ifade edilen  ve  açıklanan  bir  sevgiyi   reddeder.

     İmam Şafiî hakkında da şöyle bir hadis uydurulmuştur:

   «Ümmetim arasında Muhammed  İdris diye anılan bir adam yakında gelecek ki, o, ümmetim   arasında  iblisten  yani  şeytandan  daha  çok   zararlı  olacaktır .» (1)

     Ehlisünnet   mezhebi   imamlarından  birini  şeytan diyecek kadar ileri - giden ve asıl maksadları  İslamı   bölmek   olan   bir  açık  örnek.

      Bugün  bile   bu  gibi hadislerin etkisi hala görülmektedir.   Çünkü   zaman   zaman   baza Hanefi  kardeşlerimiz   tarafından Şafiilerin  yadırgandıklarını  gördüğümüz   ve  işittiğimiz gibi, bu  horlanmadan ötürü   kimi  Şafii   olan   kardeşlerimiz de  sırf horlanmamak için Hanefi   mezhebine   geçmek   istediklerini   gördük  ve işittik.  Bütün   bunlar cahili taassubun   ve   tağûtî   düzenlerin   etkisiyle   olmuştur   ve   halen de  olmaktadır.

    Burada   şöyle   bir   hadiseyi arzetmek isterim. Bir gün bir komşumuz kızlarını  nişanladılar,  biz de  nişanlarında  bulunduk.  Aradan   bir  süre   geçtikten   sonra, kızın babası   bir   gün bana   şöyle   söyledi:  «Hocam, biz çok yanlış bir iş yaptık. Geçenlerde sîzin de bulunduğunuz gibi, kızımı-zın nişanını yapmıştık. Doğulu bir gence nişanlamıştık.   Fakat  ailesini  yakından  tanıyamıyorduk.  Bir kaç gün  önce bizleri davet ettiler.  Evlerine  gittik. Fakat bir de gördük ki, namazları bizim namazımıza, benzemiyor.   Şimdi   bizim ne yapmamız gerekir? Nişanı bozmak icabeder mi? diye sordu.   İşte   bu  hadise  de gösteriyor  ki,   bu   tür   hadis uydurma cereyanları ehli  sünnetten  olan   kardeşlerimizin   bile birbirlerine hor bakmasına sebep teşkil etmiştir. Halbuki,  bizler   bugün   şianın  dahi kardeşlerimiz olduğunu bilmek zorundayız. Bu gerçekleri   öğrenmek   ve   buna   göre   davranmak   Müslümanın   şiarı  olmalıdır.

     Halbuki «Ümmetimin ihtilafı rahmettir», «Ashabımın ihtilafı sizler için rahmettir, «Hz. Muhammed (S)' in ashabının  ihtilafı  insanlar  için  rahmettir»,  «Yüce Allah, bu ümmeti  hiç bir zaman sapıklık üzere toplamaz»,  «Cenab-ı Hak bu ümmeti dalalet üzerinde cemetmez, Allah'ın yardımı cemaatledir»,  Rabbim'den ümmetimi dalalet üzerinde toplamamasını diledim, o da bunu bana  verdi.» (2)   gibi bir çok hadisler müslümanların dalalet ve sapıklık üzerinde birleşemeyeceklerini ortaya koyduğu halde artık bizim bu gibi uydurma hadislere göre davranmamız, abes olmaktadır. Bütün müslüman kardeşlerimiz olarak birbirimizle kucaklaşmak zorundayız. Aksi takdirde tağûtî düzenlerin pençelerinde   ezilmeye  mahkûm   olmuş  oluruz.

      Yukarıda  görüldüğü   üzere bu uydurmalara benzer bir çok söz de, beldeler hakkında hadis diye uydurulmuş, bazı belde ve bölgelerin faziletleri, kimi kabile  ve zamanların üstünlüklerine   ait   hadisler   imal   edilmiştir.  İslam  alimleri   bu akımlara karşı durmuşlar en  iyi  bir  şekilde  bunlara   hakkettikleri   cevapları vermişlerdir. Sahih hadisle sahih olmayan hadislerin  ölçülerini metodlarını ve buna ait ilimleri ortaya koymuşlardır. Allah kendilerinden  razı  olsun.

  4 — KISSACILIK   VE  VAAZ

      Kimi zaman da Allah'dan korkulan olmayan hikayeciler ve kıssacılar bu yola baş vurmuşlardır.    Bu   kimseler   vaaz   yoluyla   hikayeler   anlatarak ve bu yoldan halk üzerinde   fazla   tesir   edeceklerinden   bu   yolu tercih etmişlerdir. Bunların bir amaçları vardı, o da, kendi   meclislerine   devam   edenleri ağlatmak, söyledikleri ifadelerle onları vecde   getirmek   ve   hayretler içerisinde bırakmak idi. Bu gibi kimseler hemen bazı hikayeler   uydurup,   onu da   Hz. Peygamber (S)'e   nisbet   ediyorlardı.  Hatta, bunların bazısı  da   yalan   uydurmada   ve   yüzsüzlükte   pek   çok   cüretkar  idiler.

     Nitekim Ahmed b. Hanbel ile Yahya b. Maîn bir gün Bağdat'ta RUSAFE mescidinde namaz  kılarlarken  bir  kıssacı   kalkar   ve  aşağıdaki  isnad   ile hadis diye uydurduğu şu sözü   anlatmaya başlar.   Ahmed b. Hanbel   ve   Yahya b. Maîn   her  ikisi de muhaddistirler.   Uydurulan   hadis:

    «Her kim (LAÎLAHE İLLALLAH) der ise, Allah   bunun   her   kelimesi   için  gagası Altundan,  tüyleri   mercandan  olan   bir   kuş   yaratır...» kıssacı bu hikayeyi yirmi yaprak   dolduracak   kadar   uzatır.   Bu  durum  karşısında   Ahmed b. Hanbel   ile   Yahya b. Maîn   şaşkınlık   içerisinde bir birlerine bakarlar.   Zira   kıssacı   isnad   olarak   Ahmed b. Hanbel   ve   Yahya b. Main'i   ileri   sürüyordu.   Birbirlerine   böyle   bir   rivayette   bulunup   bulunmadıklarını   sorarlar, her ikisi de böyle bir  rivayetlerinin   bulunmadığını   diğerine   ifade   eder.

    Sözde vaiz işini bitirdikten sonra Yahya b. Maîn, -yanlarına gelmelerini işaret eder. Bu kıssacı   yanlarına   geldiğinde,   Yahya b. Main ona,   «bu hadisi sana kim rivayet etti» diye sorar.   Hikayeci de Ahmed b. Hanbel   ile   Yahya b. Maîn,   diye cevap verir. Bunun üzerine   Yahya   b. Maîn:

    «Yahya b. Maîn   benim,   Ahmed b. Hanbel de  budur.   Biz   böyle   bir   hadis   rivayet   etmedik»  demeleri   üzerine; pek yüzsüz olan bu kıssacı hemen şöyle bir karşılık verir: «Senin bu derece ahmak olduğunu bilmezdim, îkinizden başka dünyada Ahmed b. Hanbel   ve   Yahya b.  Maîn   yokmudur?»  der.

      Ne acıdır ki, bir çok Müslümanların kendi   meselelerini   bilmemeleri,   ilimden   bîhaber oluşları  ve basiretli  kişilerin de az oluşu nedeniyle bu  gibi  batıl   şeylere   rnukavemet gösterilememiştir.   Hatta   gerçek   manada    İslam  alimlerinin   bu  uğurda  pek  çok  gayretler   sarfetmelerine  rağmen, bu kıssacılar halk üzerinde daha da etkili olmuşlar ve kalabalık   gurupların peşlerinden gelmelerini sağlamışlardır. İslâm  alimleri de pek çok sıkıntılara   katlanmak   zorunda   kalmışlardır.

      Nitekim   günümüzde bile tağûtî  düzenler   kendi   emel   ve   amaçlarına   hizmet edebilen   bu gibi menfaatçıları her zaman yanlarında bulmuşlar ve onlardan istedikleri paralelde fetva alabilmişlerdir. Bu yüzden hakkı ve gerçeği savunan İslâm alimleri ise işkenceye,  sıkıntıya  ve   zulme   terkedilmiştir.

     Zira bu gibi uydurma hadisler hem İslamın cihad ruhunu öldürüyor ve hem de müslümanların  farz  ibadetlere   önem vermemesi gibi bir tehlikeyi doğuruyor. Bir kimse hayatı boyunca sadece müslümanım diyecek ve fakat İslamın hiç bir emrini yerine getirmeyecek,  hatta  icabında   karşı çıkacak sadece LAlLAHE İLLALLAH diyecek ve hemen cennete giriverecek.  Bu olacak şey değildir.   İşte buna bir başka örnek: «Her kim pazar   günü   dört   rekat   namaz   kılar,   her   rekatta  Fatiha suresini bir defa  ve  on beş   defada   İhlas   suresini yani Kulhu vallahu Ahad'i okursa, Allah bu kimseye, Kur'ân-ı on defa baştan  sona okuyup hatmedenin sevabını, Kur'ân-daki hükümlerle amel eden kimsenin mükafatını verecektir. Bu kimse  kıyamet gününde kabrinden çıktığın da yüzü tıpkı ayın ondördü gibi parlayacak. Allah bu kimseye kıldığı bu namazının her rekatı için, inciden   bin   şehir verecek.   Her şehirde zeberced'den yapılmış  bin  köşk  bahşedecek.  Her   köşkte  yakuttan  yapılmış  bin  ev  bulunacak. Her   evde  miskten bin oda bulunacak ve her odada  ise  bin  yatak bulunacak...» gibi devam  edip  giden   hadis   diye   uydurulan bu söz bize bu konuda bir fikir verir sanırız. (3)

      Şimdi   hadis diye uydurulan bu sözün sonuçlarını ve doğurduğu tehlikeleri imkan dahilinde  sıralamaya  çalışalım:

l — Kişi böyle bir namazı kılmakla  on  defa Kur'ân okuyan  kimsenin sevabını alacak. Böylece  Kur'ân  ilmini  yani Kur'ân okumayı önlüyor. Bir ihlas ve bir Fatiha okumakla hepsini  bitiriyor.

2 — Farz  ibadetlerin  önemini  küçük  düşürüyor.

3 —Bu namazı kılmakla Kur'ân ahkamıyla yani Şeriat ile amel eden kimsenin sevabını ve mükafatını alıyor. Böylece şeriata ve Kur'ân ahkamına gerek kalmadığını adeta vurgulamak istiyor.

4 — Hz. Peygamber (s) İslâm   nizamını   hakim kılmak için bunca çile çekmesine rağmen, bir  çok cihadlara katılmasına ve onlara baş kumandanlık görevi yapmasına  rağmen,  bir kimse  böyle  bir  namazı  kılmakla   sıkıntıya   katlanmadan cihad vb. esaslara gerek kalmadan   akıl   almayacak   sevap   ve   mükafata   erişebilecek.

5 — Günümüzdeki   mevlid   bid'atının doğurduğu tehlikede işte bunlardan kaynaklanmaktadır. Kişi hayatta belki kıblenin de yönünü bilmiyor, ancak onun ölümünden sonra bir mevlit okutmakla kişiye  hemen  cennet   bahşediliyor.   Dolayısıyla Kitap ve Sünnete olan saygı da sarsılıyor. Bu gibi kimseler, dünyalık için Allah'ın kelamını satan kimselerdir.

      Yalnız  burada  bir konuya dikkatinizi çekmek isteriz. Bilindiği gibi hadis diye uydurulan ve   genellikle   İslâmın  bir  çok   temel   prensiplerini  sarsan şu hususlara işaret etmek isteriz.

       Yukarıdaki   hadiste işaret edilen «namazlar  gibi»  belli  bir  güne  hasredilmiş bir namaz   söz   konusu   değildir.  Hatta  kimi  gece  ve   günler için ortaya atılan, ve ileri sürülen  namaz ibadetleriyle ilgili hadislerin bir çoğu mevzudurlar. Temel kaynak eserler incelenirse   bu   hususlar   gayet   açık   bir   şekilde   görülecektir.

    Bu itibarla şöyle mukadder bir sual akla gelebilir: «O halde biz hiç bir nafile ibadet yapmayalım  mı,   nafile   namaz   kılmayalım  mı?»

    Bu  konuyu  Kudsî  bir  Hadis  ile  açıklayalım.  Hadisi,  Peygamberimiz  Hz. Muhammed (s) 'den   Hz  . Ebû Hureyre (r)  rivayet   ediyor :

«Cenab-ı Hak buyurdu ki, herkim benim velilerimden yani dostlarımdan herhangi birisine düşmanlık beslerse ben ona savaş açarım. Kendisine farz kıldığım şeylerden herhangi  biriyle kulumun bana yaklaşmasından daha sevimli olan bir şey yoktur. Kulum, nafile  namazları kılmakla bana yaklaşmakta devam eder. Öyleki ben onu severim  onu sevince de  onun  işiten  kulağı,  gören  gözü,  tutan  eli,   yürüyen  ayağı (bir  rivayette de akleden kalbi,  konuşan dili) olurum.   Şayet   benden bir dileği olsa, onun isteğini hemen yerine getiririm (mutlaka veririm). Eğer bana sığınırsa, onu korktuğundan emin kılarım.   Her  şeyin  faili yani yaratıcısı ben olduğum halde ölümünü  istemeyen  mümin   bir   kulumun ruhunu  kabzetmekde  yani almakta tereddüt   ettiğim  gibi  hiç  bir  şeyde  tereddüt  etmem.  Halbuki ben kulumun üzülmesini  istemem.»  (4)

 

     Allame  Bedrüddin  Aynî  (Umdetü'l-Buharî)  isimli  Buharî  şerhinde şöyle diyor; «Hadiste  geçen  nafile  namazdan   maksad,   beş  vakit   namazın   farzlarına   bağlı   olarak kılınan ve onları tamamlayıcı durumda olan nafile namazlar demektir. Yoksa mutlak olarak nafile   namazlar   demek  değildir.  (5) 

     Yoksa  kişi hayatında hiç namaz kılmayacak,  İslâmın hiç bir prensibini de kabul etmeyecek, sadece  ve   sadece   adının  müslüman   olmasıyla yetinecek, sonrada kalkıp böyle  bir   nafile   namaz   kılacak   veya şarkı  ve türküden farkı olmayan bir mevlid okutacak,   hemen   cennete   giriverecek,   hiç   bir   hesap   kitap   kendisinden sorulmayacak.   Bu  olacak  iş   değildir. Zira cennet bedava olmadığı gibi cehennem de boşuna   yaratılmış   değildir.

      Ancak   şunu da  hatırlatmakta  yarar  vardır.   Bilindiği  üzere   kesin   rivayetlere dayanan  nafile ibadetler ve namazlar için asla bir şey söyleyemeyiz. Bunlar için bir ifade kullanmaktan Allah'a sığınırız. Meselâ Duha namazı dediğimiz kuşluk namazı, Evvabin namazı, Teheccüd namazı gibi nafileler tavsiye edilen nafilelerdir. Bunlar için bir şey söyleyemeyiz.

      Bir de hadiste (Tereddüd) tabiri geçiyor. Tereddüt etmek, Yüce Allah için muhaldir. Böyle  bir şey düşünülemez.   Burada   mecazî anlamda kullanılmıştır. Bu hadiste Cenab-ı Hak, veli kullarının kendisine ne kadar yakın olduğunu bildirmek istiyor. O kulum her ne kadar  ibadetten  ayrılmak  istemez   ise  de,  eceli   geldiğinde  onun  da  ruhunu   kabzetmek benim  fiilim dahilinde olduğundan ruhunu kabzeder, kendisine ecelinin dışında mühlet vermem demektir. Zira o kulumu artık dünya nimetleri değil, cennet nimetleri ile mukafatlandırmak isterim. Hayatın aşağılık pençesine böyle kulumu bırakmam, demek isteniyor.

5 — FIKIH VE KELAM ÇEKİŞMELERİ

     Fıkıh  ve  Kelam  mezheplerine  bağlı  özellikle   bid'atçılar   ve cahiller tarafından meydana getirilen hadisler. Genelliklede bu işi fasık kimseler körüklemişler, bunun başını çekmişlerdir.   Nitekim  önceki   sayfalarda   İmanı  Azam Ebû Hanife ile İmam Şafii hakkında   uydurulan  Hadisler   buna  iyi  bir  örnek  teşkil  eder.

       Yine  buna  bir  misal  teşkil  etmek üzere hadis diye   uydurulan şu ifadeleri gösterebiliriz:

    «Her kim namazda iki elini kaldırırsa, onun  namazı  kabul  değildir.»  Aliyyulkarî  bu hadisin  mevzu  olduğunu  beyan  ediyor.  (6) 

        Meselâ  Şafiîlerin   rükû   esnasında   ve   rüküdan   kalkarken  ellerini kaldırmaları böyle  bir   uydurma   hadis ile engellenmek istenmiştir.  Böylece  ehli   sünnet  mekteplerinden  biri kötülenmek istenmiştir. Halbuki bu konuyla ilgili hadislerin bir çoğu mevzudur.   (7)  

       Bir başka misal: «Cebrail bana Ka'bede namaz kıldırdı (imam oldu) ve Besmeleyi açıktan okudu». Gerek  bir önceki  hadisin ve gerekse bu hadisin sıhhat yönünden dayandıkları   bir  mesnedleri  yoktur.

         Bunun   dışında   hadis   uydurma   sebepleri  arasında   şu   hususları da sayabiliriz.

1 — Hizipleşme,

2 — Fırkalara ve partilere bölünme gibi sebepler yer  alır.  Bu  gibi  batıl   görüş ve düşünce sahipleri, yanlış   fikirlerini   herkese   kabul   ettirmek   ve halk nazarında bir mevki kazanmak   için   hadis   uydurma   yoluna  gitmişlerdir.

6 DİNİ BAKIMDAN BİLGİSİZ OLDUĞU HALDE İYİLİK YAPMA ARZUSU İLE HADİS UYDURMAK .

     Genel olarak İslâmî  yönden  bilgileri  kıt  olan  ve  fakat  zühd  yolunu  seçen  ve  salih gibi  görünen  kimseler  bu  yola   başvurmuşlardır.   Hatta   kimileri   bunu   pek samimiyyetle ele almışlar.  Böylece dine hizmet ettiklerine inanmaya başlamışlardır. Bunlar terğib   ve   terhib yani teşvik ve korkutma ile  ilgili  hususlarda  hadis   uydururlar.   Bununla   onları güya ibadete daha fazla teşvik etmek, onları günahdan sakındırmak konusunda hadis uydururlar. Böylece de İslama hizmet ettiklerini ve insanları Allah'a yaklaştırmak   istediklerini   söylerler.   Kendilerini bu hususda uyaran İslâm alimlerini de doğru   yolda   olmamakla   ithama kalkışmışlardır.  Bunların sapık olduklarını ileri sürmüşlerdir.   Böylece   gerçek   anlamda   İslam   alimlerine   iftiralarda   bulunmuşlardır.

        Bu   konuda   Hz.   Peygamber   şöyle   buyurmuşlardır:

      «..Her kim  kasden   yani   bilerek bana, ağzından bir yalan uydurursa, cehennemdeki  yerine   hazırlansın» Bu hadis böyle kişilere hatırlatıldığı zaman, şöyle karşılık   veriyorlar:   «Biz  onun  aleyhinde  değil,  lehinde hadis uyduruyoruz, yalanı onun lehine söylüyoruz.»   Bu ise gayet kurnazca bir cevap ve kakıştır. Sırf  İslâmî bilmemeleri   ve   kendi   heva   ve arzularına   uymalarından   ileri   gelmiştir.   Meselâ; Gulam   Halil   isminde   biri dünya zevklerinden el - etek çekmiş   ve kendisini tamamen ibadete   vermiş   bir   kimse   idi.   Herkes   tarafından    sevilirdi.

      Hatta   vefatı   üzerine   Bağdat   halkı  dükkânlarını, çarşı  ve  pazarları   kapatarak   onun  için  yas  tutmuşlardı.   Bu   zat   halkın kalbini yumuşatmak için hadis uydurmuş, ayrıca  hadis   uydurduğunu: «Biz o hadisleri halkın kalbini. yumuşatmak için uydurduk» ifadesiyle  de  itiraf  etmiştir.

      Nitekim Nuh b. Meryem  de bunlardan biridir. Bu da aslı olmadığı halde Kur'ân-ı Kerim'in  ayrı ayrı her sûresi için hadis uydurmuş ve yine kendi sözleriyle de itirafta bulunmuştur.

7 — DEVLET ADAMLARINA YAKINLIK KAZANMAK İÇİN ONLARIN İSTEKLERİNE   UYGUN   HADİS   UYDURMAK

      Buna en güzel misal, Giyas b. İbrahim hikayesidir. Bu zat bir gün Halife Mehdi'nin huzuruna çıkar,   onun   güvercin   yarıştırdığını   ve  onlarla   oynadığını   görür. Hemen ona şu   meşhur   yalan   hadisi   rivayet   eder:

 

  «Ok, at ve kuş yarışlarından başkası için ödül almak helal olmaz.» Bu sözü halife Mehdi'nin   hoşuna   gitmek   ve   ona yaranmak için söyler. Mehdi bunun üzerine bu kimseye  on  bin  dirhem bahşiş verir. Ancak Ğıyas, hadisin aslında olmayan «Kuş» kelimesini  eklemişti.  Mehdi bunun farkına varınca ona: «Görüyor musun senin şu kafan yokmu? işte o yalancıların kafasıdır.» diyerek azarlamıştı. Bu arada güvercinlerin kesilmesini  de  emretmiştir.

    Hadis uydurmaya sadece bunlar sebep teşkil ediyor değildir. Daha bir çok sebeplerle hadisler  uydurulmuştur.   Meselâ  fetvacıların önüne geçmek maksadıyla hadisler uydurulduğu   gibi,   belli bir  cemaattan   intikam   almak   için de   hadis uydurulmuştur. Bazı   yemek   ve   esanslarla,   elbiselerle   ilgili   olarak da  hadisler  uydurulmuş,  metin  ve isnad bakımından da garip hadisler rivayet etmişlerdir. İslâm âlimleri bu hususları gayet etraflıca   ele   alıp   anlatmışlar   ve   bunları   önlemeye   çalışmışlardır.

     Hadis   uydurma   sebeplerini kısaca belirttik. Şimdi de hadis uyduran kimselerin en belirgin   vasıflarını   ve   niteliklerini   anlatalım.

 

Bu nitelikleri söyle sıralayabiliriz:

1 Zındıklar (Din düşmanları)

2 Kendi   heva   ve   arzularına   esir   olanlar,   bidatçılarla,   hurafeciler,

3 Irkçılık,  cins   ve   memleket   taassubu,

4 — Muhtelif   İmamlara   ve   Mezheblere   bağlılık   neticesinde  doğan  taassub,

5 — Dünyalık   peşinde   koşan   kıssacılar   ve   vaizler,

6 Zahidlerle,   salihlerden   görünüp   gafil   olanlar,

7 — Kral   ve   Hakimlere   yaltaklık   edenler,

8 — Kendilerini   ilim   erbabı   sınıfında   gösteren sözde âlimler ki, kitabî deyimle aslında öyle   olmadıkları    halde  kendilerini  alim  sınıfına  dahil  olarak  gösteren   münafıklar.

      İslâm tarihinde bunlar meydana gelmiş   diye   dehşete   kapılmamamız   gerek.   Zira   bu,   beşer   tabiatında ve onların nefislerinde var olan bir şeydir... Günümüzde bile böylesi kimseleri   görmek   mümkündür. Nitekim bir çok gazeteler ve diğer yayın organları bu yalanları    gayet   muvaffakiyetle  yürütmektedirler.  Biri   bir   yalan   uyduruyor, hemen bunu   doğu  ve  batıya   yayarlar. İnsanlar da onu doğru buluyor, onun için yeminler ediyorlar.   Halbuki,   bunun   yalan   olduğunu  da   biliyorlar.

      İşte   insanlar yaratıldıkları günden bu yana böyledirler. Kimi gayet şalin ve temizdir, kimisi  de   bunlardan   tamamen  apayrıdır.

        KAYNAKLAR

(1) Bu hadisi uyduran Hk. daha fazla bilgi edinmek için Bkz. «el-Tenkîl fî tenibi Zahidi'l Kevserî Mine'l-Ebatîl» 1/19-21-446-443, Telif: Allamc Abdurrahman el Muallimi el Yemânı. Tahkik: el-Elbanî.Yine bk/. Aliyyulkari,Mevzuattı'I-KübrâH.4.sh.76.Dpn.l,Beyrut.1971,Bkz.Aclûnî, Keşfu'l Hafâ:H.53.sh33-34.c11351Beyrut bsk.  

(2) Fazla bilgi için bkz A. Karî age. sh. 84, 85, 86, 87. H. 17. bkz. Aclûnî, age. c. 1/64, 65,66. H. 153.

(3) Hadis için bkz. Aliyyulkarî, age. s: 421, 422.

(4) Buharî, K.el-Rikak, Tevazu, 38.7/190. Ayni, c.19, s: 48, 49,50), Ahmed b.Hanbel,6/256. C.Sağir,1/71.       

(5)  Bkz. Aynî, c. 19/49)

(6)  Bkz. Mevzuat, s. 344, H. 488.   Ayrıca;  Aclûnî, Kesfu'1-Hafa, 2/250. H. 2488 .

(7)  Bkz. A. Kari, ttge. s: 492, 493, 494 ve 495).

(Harun  Ünal, Muhtasar  Hadis  Usulü,  sh:134-149.  Hikmet Kit.Yay.İst.1983)               A. AZİZ