3.  DERS  PROGRAMI

HADİS DERSİ

Konular:

1. Ravi Sayısına Göre Hadislerin Bölümleri

 a)      Mütevatir Hadis   a-Kısımları, b- Şartları  ve c-Hükmü

 b)      Meşhur Hadis

 c)      Müstefiz Hadis

 d)      Aziz Hadis

 e)      Garib Hadis

2. Sihhat Bakimindan Hadislerin Bölümleri

 

a)       Sahih Hadisler

b)       Hasen Hadisler

c)       Zayif Hadisler:

 

1.      Şaz` Hadisler

2.      Münker Hadisler

3.      Metrûk Hadisler

4.      Mütrec Hadisler

5.      Maklûb Hadisler

6.      Müdelles Hadisler

7.      Muallel (Malûl) Hadisler

8.      Muzdarib Hadisler

1. Ravi Sayısına Göre Hadislerin Bölümleri:  

Bir hadis ne kadar çok sayıda senetle (tarîk’le-yolla) gelirse o hadis o nisbette mûteber ve kıymetlidir. Zira her yeni tarîk öbürlerine destek ve takviye olur. Böylece hadîs’in Rasulullah (sav)’e nisbeti güç ve kuvvet kazanır, zannîlik azalır. Bu sebeble muhaddisler, hadisleri ravilerinin sayısı açısından bölümlere ayırmışlardır. Genel olarak ravi sayısına göre hadisler iki kısımda mütalaa edilmiştir:

1.      Mütevâtir Hadisler

2.      Ahâd Hadîsler. (Mütevâtir Olmayanlar)

Meşhur hadîsler de Ahâd hadisin kısımları arasında ele alınmıştır. Şimdi bu hadis çeşitlerini maddeler halinde izah etmeye gayret edelim 

A-) Mütevatir Hadis:

Muhaddisler arasında meşhur olan tarife göre Mütevâtir Hadis: Aklın, yalan üzerine birleşmelerini kabul edemeyeceği kalabalık bir cemaatin, yine aynı şekilde kalabalık bir cemaatten rivayet ettikleri hadîslerdir.

Buna göre Mütevatir hadîsler kesinlik ifade eder ve işitenler için zarûrî bir inancı gerektirir. Aksini iddia etmek mümkün olmaz. Aynı zamanda mütevatir hadisler tetkik ve tenkit dışıdırlar. Çünkü tevatür yoluyla gelen haberin doğruluğundan hiç kimse şüphe edemez. Aklen aksini düşünmek mümkün olmaz. Mütevâtir hadisin kat'î ve kesin bilgi ifade etmesi, nakledenlerin çokluğu sebebiyledir. Onun için, herkes tarafından haber verilen şey hakkında insan aklı, bu kesinlikle doğrudur, hükmünü verir.

Mütevâtir Hadis’in Şartları:

Bir hadisin mütevâtir sayılabilmesi için aşağıdaki şartları taşıması gerekir:

1. Ravilerin, senedin başından sonuna kadar, yalan üzere birleşmeleri adeten mümkün olmayan bir topluluk olması. Yani Mütevâtir hadis her devirde pek çok kimse tarafından rivayet edilmiş olmalıdır. Bir haberi ilk müşahede edenlerle son anlatanlar ve bunların arasına girenler daima “yalan üzere birleşmeleri aklen muhal olan kalabalık cemaat” vasfını korumalıdır.  

2. Ravilerin sayısında her hangi bir nesilde azalma olmamalıdır. Aksine sayının artışı haberin doğruluğunu teyid eder. İlk görenleri veya işitenleri sayıca az olduğu halde sonradan şuyû bulsa ve fevkalade artsa, bu haber, mütevatir sayılmaz. Keza aksi durumda da tevatür söz konusu olmaz. Yani ilk hadisin ilk müşahidleri çok olduğu halde sonradan azalsa veya bir ara azalıp tekrar çoğalsa yine tevatür söz konusu olmaz. Buna verilecek en güzel misal “Ameller niyetlere göredir...” hadisidir. Bu hadisi Rasulullah (sav)’den sadece Hz Ömer (ra) rivayet etmiştir. Ancak hadis sonradan fevkalade şuyû bulmuş, Etbau’t-Tabiîn döneminde ravisi yüzleri aşmıştır. Buna rağmen hadis sahih olsa da mütevatir değildir.

3. Olayı veya haberi ilk nakledenlerin görmüş veya duymuş olmaları gerekir. Aynı zamanda nakledilen husus mümkinattan olmalı, muhal olmamalıdır. Verilen haberin, Allah’ın (cc) birliği ve iki kere iknin dört ettiği gibi aklen bilinen (ma’kûlât) cinsinden değil, görme ya da işitmeye dayanan (mahsûsât) haberler cinsinden olması gerekir. Yani bir haberin tevatür olabilmesi için beş duyudan herhangi biri ile algılanacak, hissedilecek çeşitten olmalıdır. İnanca, kanate giren, düşünceye, akla bağlı olan şeylerde tevatür olmaz. Söz gelimi asırlar boyu, yüzbinler, belki de milyonlarca kişinin bir puta inanıp tapınması onun hak olduğuna delil olmaz.  

Mütevatir Hadis’de Ravilerin Sayısı:

Mütevâtir hadiste, ravilerin sayısı hakkında belirli bir rakam zikredilmemiştir. Esasen, haberin rivayetinde her hangi bir kasıt olmaksızın, aklen yalan söylemeleri mümküm olmayan kalabalık bir cemaatin ittifak etmeleri sebebiyle, bu sayının tesbitine çalışmak gereksizdir. Bununla beraber, Kur’an-ı kerimden çıkardıkları bazı deliller ileri sürerek, yalan üzerinde anlaşmaları düşünülemeyecek kalabalığın en az 4, 5, 10, 12, 20, 40, 70 veya 300 küsur olması gerektiğini söyleyenler olmuştur. Ancak Kur’an-ı kerim’de zikredilen ayetlerin veya bu ayetlerde geçen bazı rakamların, ait oldukları yerlerdeki mevzularla ilgili olması sebebiyle, bu konuda kat’i birer delil olabileceklerini zikretmek güçtür.

Mütevâtir Hadis’in Kısımları:

Mütevâtir hadisler kendi aralarında Lafzî ve Mânevî mütevatir olmak üzere iki kısma ayrılırlar: 

1. Lafzî Mütevatir:

 Senedin başından sonuna kadar her tabakada bütün ravilerin aynı lafızlarla rivayet ettikleri hadistir. Lafzî Mütevatirin en güzel misali Kur’an-ı Kerimdir. Sahabeden itibaren, her devirde, sayılamayacak kadar çok sayıda müslüman tarafından nakledilmiş ve tek bir harfi değişikliğe uğramadan zamanımıza kadar bu şekilde gelmiştir. Hadisler arasında mütevatir lafzî olanlar çok azdır. Şu hadisler lafzî mütevatir olan hadislerdendir:  

"Kim bilerek bana yalan isnad ederse Cehennem'deki yerine hazırlansın"(Buhari, Müslim);

"Sarhoşluk veren her içki haramdır".

"Kim Allah rızası için bir cami yaparsa Allah da ona Cennet'te bir ev hazırlar";

"Kur'an yedi harf üzere inmiştir".

Unutulmamalıdır ki, herhangi bir kayıt konulmadan “mütevatir” kelimesi yalın halde (mutlak olarak) zikredildiği zaman, bunun anlamı, “lafzî mütevatir” demektir. 

2. Manevî Mütevatir:

Raviler tarafından değişik lafızlarla nakledilen bir mesele veya olay manevî mütevâtir sayılır. Aynı lafızlarla olmadığı ve hatta farklı hadîslerle ilgili olduğu halde aynı mâna ve hükme delâlet eden rivayetler sayıca çoğalır ve tevâtür derecesine ulaşırsa buna “manevî mütevâtir” denir. Ancak böyle hadislerde tevatür derecesine yükselen husus, hadisin aslıdır, yahut özüdür. Meselâ; ravilerden birisi “filan kimse bir deve hediye etti” şeklinde bir haber rivayet etse, bir başkası bu haberi “filan kimse bir at hediye etti” bir diğeri “filan kimse şu kadar mal vs. hediye etti” şeklinde rivayet ederler. Bu rivayetlerde, tevatür derecesine yükselen husus, “filan kimsenin tasadduk (hediye) etmesi”dir.

Manevî mütevatir hadislere misal olarak “Hz. Peygamber (sav)’in dua ederken ellerini kaldırması” hadisi zikredilebilir. Bu hadisin, muhtelif şekillerde zikredilmiş 100 kadar rivayeti vardır. Bunlar ayrı ayrı tevatür derecesinde olmamakla beraber “dua esnasında elerin kaldırılması” bütün rivayetlerde müşterektir ve tevatür derecesindedir. Rasulullah (sav)’in duasıyla yiyeceklerin bereket kazanması hadisesi de buna misal olarak verilebilir. Bir çok durumlarda Rasulullah (sav)’in duasıyla yemek bereketlenmiş, az yemekten çok sayıda insan istifade etmiştir. Bu hadiselerin hiçbiri tek başına mütevatir değildir. Ama hepsiyle ilgili bütün rivayetler toplanacak olursa, yekûnu (toplamı) tevatür derecesine ulaşır ve “Rasulullah (sav)’ın duası ile taamların (yiyeceklerin) bereketlenmesi” hadisesi mütevatür derecesine çıkar. Kısaca bu gibi rivayetlerde müşterek (ortak) olan taraf mütevâtir demektir.

Rasulullah (sav)’in sünneti içerisinde lafzî mütevatir sayıca azdır. Ancak manevi mütevatir’le sabit olan sünnet çoktur. Beş vakit namaz, oruç, zekât, hac gibi ibadetlerin tatbikatıyla ilgili pek çok mesele hep manevî mütevâtir derecesindedir.

Mütevâtir Hadis’in Hükümleri: 

·        Kesin bilgi ifade eder:

 Mütevatir hadis, zaruri olarak kesin bilgi ifade eder ve işitenler için zarûrî bir inancı gerektirir.. Hem lafzî hem de manevî mütevâtir hadisin kesin bilgi verdiğinde bütün hadisçiler müttefiktirler. Cumhur ulema mütevatir haberin zaruri olduğunu ve duyulduğu andan itibaren tefekküre gerek olmadan anlaşılacağını söylemişlerdir. Mütevâtir haberin kat'î ve kesin bilgi ifade etmesi, nakledenlerin çokluğu sebebiyledir. Onun için, herkes tarafından haber verilen şey hakkında insan aklı, bu kesinlikle doğrudur, hükmünü verir. Nitekim görülmeyen ve ulaşılmayan, şimdiki ve tarihteki birçok ülke ve şahıs hakkındaki haberler mütevâtir haberlerdir. Bu tür bilgilerin doğruluğundan şüphe edilmez; ilim sebeplerinden ve vasıtalarından sayılır. Bu bilgi dine taalluk eden bir bilgi olduğu zaman, ona inanmayı, amele taalluk ediyorsa onunla amel etmeyi gerektirir. Mesela abdestte misvak kullanmak buna örnek olarak verilebilir. Misvak kullanımı sünnettir. Sünnet olduğunda ittifak etmek farzdır. Çünkü tevatürle sabittir; inkar etmek küfürdür. Onu bilmemek mahrumiyettir, terki, ahiret günü azap ve cezadır. Bu cümleden olarak namaz ve oruç gibi ibadetler de zikredilebilir.

Mütevâtir hadisler, Akâid konularında bile tek başına delil sayılırlar. Bu yüzden mütevâtir olan haber-i Rasûlü inkâr eden küfre girer. Çünkü böyle bir haberi inkâr etmek, Peygamberi inkâr demektir. O da şüphesiz küfürdür.. Hanefi Fukahası da; “eğer mütevatir habere rağmen kesin ilme ulaşmayan olursa onun aklında noksanlık var demektir. Dolayısıyla mütevatir hadisle sabit olan bir meseleyi inkar etmek küfürdür” hükmünü beyan etmişlerdir.

·        Ravileri “cerh ve tadil”e tabii tutulmaz:

Mütevatir hadisler, kesinkes sahih oldukları için yakîn (kesinlik) ifade ederler ve bu sebeble ravilerinden bahsetmeye, onları incelemeye gerek duyulmaksızın, bu hadislerle amel etmek vacib olur. Söz gelimi, mütevâtir olmayan bir hadisin ravisinde cerh ve tadil yönünden bazı şartlar aranır. Müslüman olacak, fasık olmayacak, zabtı sağlam olacak vs. gibi. Mütevatir haberin ravilerinde bu şartlar aranmaz. Ravileri tek tek incelemeye gerek kalmaz. Ravilerin çokluğuna itibar edilir. Yalan üzerine ittifakları aklen mümkün olmayan bir cemaat rivayet etmişse ravinin ahvalini araştırmaya gerek kalmaz.

·        Tetkik ve tenkid dışıdırlar:

Mütevatir hadisler, hadis usulü prensiplerine göre tetkik ve tenkide tabii değildirler. Çünkü bunların Hz. Peygamber (sav)’e aid oluşlarında ve delaletlerinde en küçük bir tereddüt söz konusu değildir. Dolayısıyla hadis usulünün tetkik ettiği hadisler tevatür şartlarını taşımayan ahad hadislerle ilgilidir..

·        Mütevatir hadislerin tasdiki, rvilerinin güvenilir oluşuna bağlı değildir. Yani mütevatir bir hadisin ravileri arasında zayıf ravilerin bulunuşu neticeye tesir etmez. Çünkü ortada yalan üzere birleşmeleri mümkün olmayan kalabalıkların haberi söz konusudur.

·        Senedin başında veya sonunda ya da herhangi bir yerinde tevatür şartını yitirmiş olan hadisler, diğer yerlerinde tevatür şartlarını taşısalar bile mütevatir hadis sayılmazlar.

RAVİ  SAYISINA  GÖRE HADİSLERİN  BÖLÜMLERİ

1-Mütevatir

   a-Lafzi Mütevatir

    b-Manevi  Mütevatir  (Kesin  bilgi,amel vacip.tetkik  ve  tenkit dışı.İnkarı  Küfürdür.)

2-Ahad

   a-Meşhur-Müstefiz

    b-Aziz

    c-Garib

 Hadis  usulüne  göre tetkik  edilen  hadisler  bunlardır.  Hükümleri  ayrı  ayrıdır. Sıhhat  durumuna  göre  Sahih, Hasen  ve  Zayıf  kısımlarına  ayrılırlar.

B-) AHAD HADİSLER (Haber-i Vahid):

Âhâd, lügatta, "bir" manasına gelen "ehad" ve "vâhid" kelimelerinin çoğuludur(11)(7). Buna göre ahad hadis tabiri de lugat açısından, “bir kişinin rivayet ettiği hadis” manasına gelir(5)(6). Ahad hadis veya ‘haber-i vahid’ her ne kadar “bir kişinin verdiği haber” anlamına geliyorsa da, hadis usulündeki anlamı, “mütevatir hadis şartlarını taşımayan hadis”tir(3)(12). Böyle olunca iki tarikden (yoldan) de gelse üç tarikden de gelse rivayete, ‘haberi- vahid’ (ahad hadis) denir(5).

Ahad Hadis tabiri, ilk asırlar içinde yalnız bir kişinin rivayet ettiği hadisler hakkında kullanılmıştır(7). Daha sonraki devirlerde ise ahad hadis tabiri, sayıları her tabakada ‘mütevatir hadis’in şartı olan kalabalık sayısına ulaşmamış raviler tarafından rivayet edilen hadisler için kullanılan bir terim halini almıştır(6).

Böyle olunca da hadislerin çok büyük bölümü “tevatür şartlarını taşımayan ahad hadisler”dir. Hadis kitablarımızda bulunan hadislerin hemen hemen hepsi bu anlamda ‘ahad hadis’lerdir(3).  

İslam alimlerinin coğuna göre ahad haberler zaruri ilim değil, zanni ilim ifade ederler. Hanefi, Şafii ve Malikilerin bir kısmı bu görüştedirler. Ahmed b. Hanbel, İmam Malik ve muhaddislerin büyük çoğunluğu, ahad hadislerin zaruri ilim ifade ifade edebilmesi için sıhhatinin sabit olması şartını ileri sürmüşlerdir. Hariciler ve Mu’tezileye göre ise ahad, ister sıhhati sabit olsun, ister olmasın, zaruri ilim ifade etmez.

Ahad hadislerin zauri ilim ifade edip etmemesi ihtilafına bağlı olarak, bu çeşit hadislerin dini konularda delil olması ve bu hadislerle amel edilip edilemiyeceği konusunda da görüş ayrılıkları vardır. İslam ulemasının çoğunluğuna göre her çeşit ahad hadisle amel edilebilir. İmam şafii ahad’ın hüccet (delil) olduğu görüşünde olanlardandır. Ancak İslâm âlimlerinin çoğunluğu, râvileri âdil (güvenilir) ve senedi Hz. Peygambere kadar muttasıl (kesiksiz) olması şartına bağlı olarak âhâd haberin ilim yani kesin bilgi ifade ettiğini ve ameli gerektirdiğini söylemişlerdir. Bununla birlikte ahad hadisle amel edilebileceğini görüşünde olanlar ayrıca onların dinde hüccet sayılan haberlerin taşıdıkları özellikleri taşımalarını, bir de konu veya delalet itibariyle itikadi meselelerle ilgili olmamasını şart koşuşlardır(6).

İslâm âlimlerinin çoğuna göre âhâd haberler zan ifade ettiğinden itikadî meselelerde tek başına huccet sayılmazlar. Zira itikatta zannî olmayan kesin delîle itibar edilir. Dolayısıyla Âhâd haberler küfür ve iman konusunda delil olamazlar. Zira akîdeyi ilgilendiren bir konudaki deliller zan ifade etmemelidirler. İslâm âlimlerinin genel kanaatı bu çeşit haberlerin amelî ve ahlâkî konularda delil olması şeklindedir. Ancak burada en önemli şart, haberin Hz. Peygamberden sudûr etmiş olduğunun ve doğru nakledildiğinin tespitidir. Bunun için de, râvisi gereken şartlara haiz olmalı, hadîs her türlü illet ve kusurdan uzak ve hadîs tenkidinin gerektirdiği şartları kendinde toplamış bulunmalıdır.

İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe (Rh.a)'in haber-i vâhidleri kabulü için ileri sürdüğü şartların en mühimleri şunlardır:

1. Mütevâtir ve meşhûr sünnete aykırı olmaması.

2. Kur'an-ı Kerim'in genel hükümlerine ve manası açık ayetlere aykırı olmaması.

3. Herkesin bilmesi ve nakletmesi gereken konularda olmaması.

4. Güvenilir (sika) râvîlere muhalefet edilmemiş olması(11).

Sıhhati sabit olduktan sonra ‘haberi vahid’in zan ifade ettiğini söylemenin de bir manası yoktur. Zira hadisin sahih olabilmesi için aranan şartlar, ondaki zan manalarını ortadan kaldırır ve onun hakkında ilm-i yakin hasıl olmasını gerektirir(1).  

Hz. Peygamber'den yapılan her rivayetin tevâtür derecesine ulaşması elbette mümkün değildir. Ona nisbet edilen her haberi tenkid süzgecinden geçirmeden kabul etmek ne kadar yanlış ise, râvîlerin hatası veya yanılma ihtimali var diye hadîsleri reddetmek de o derece yanlıştır. Bu gerekçe ile hadîsleri bütünüyle reddedenler sapıklığa hatta küfre düşerler. Sahîh hadîsin şartlarını taşıyan âhâd haberler, sadece amelî ve ahlâkî konularda değil, itikâdî konuların açıklanmasında da birer dînî delil sayılırlar(11).

Bilindiği gibi hadisler rivayet edenlerin sayısı açısından ‘Mütevatir’ ve ‘Ahad’ Hadis olmak üzere iki kısma ayrılmış olup, ayrıca ‘Ahad’ hadis’de kendi arasında Meşhur-Müstefiz, aziz ve garib olmak üzere üç kısımda mütalaa edilmiştir. Şimsi sırasıyla bunları görelim:

Ahad Hadis
Meşhur-Müstefiz                                    Aziz                                                Garib

Hadis usulüne göre tetkik edilen hadisler bunlardır. Hükümleri ayrı ayrıdır. Sıhhat durumuna göre Sahih, Hasen ve Zayıf kısımlarına ayrılırlar.

1- MEŞHUR HADİS (Müstefiz Hadis)  

Lugat itibariyle şöhret bulan, şöhreti yaygın anlamına gelen Meşhur Hadis, Hadis ıstılahı olarak yaygın olan tarıfe göre, başlangıçta bir veya iki ravi tarafından rivayet edilmiş olup daha sonraki devirlerde tevatür derecesine ulaşan hadis demektir(14). Hadis alimleri katında ise en az üç isnatla rivayet edilen, fakat tevatür derecesine erişmeyen hadislere “Meşhur Hadis” denmiştir(7)(12)(13). Tarifte yeralan "en az üç isnad" şartı ilk tabakada aranmaz. Bu sebeple her tabakada en az üç râvîsi olduğu halde bir veya iki sahabîden rivayet edilen hadîsler de meşhûr hadîs sayılırlar(15).   Hadis alimlerinin vermiş olduğu bu tarif Fukaha katında “Müstefiz Hadis” olarak kabul edilmiştir. Bu bakımdan her iki kelime birbirinin müteradifi (eş anlamlısı) olarak görülür(2). Ancak ikisininin arasını ayıranlar da vardır. Buna göre başlangıçta ravi sayısı bir veya iki iken daha sonra ravileri çoğalan ve tevatür derecesine ulaşan hadislere “Meşhur”, başlangıçtan sonuna kadar ravi sayısı en az üç olan ve tevatür derecesine ulaşmayan hadislere de “Müstefiz” denmiştir. Dolayısıyla Müstefiz’in ravileri başlangıç ve sonunda eşit olup üçten aşağı düşmediği halde, Meşhur’un, başlangıçta bir veya iki ravisi bulunup, sonradan şöhrete ulaşır(2). Bu manaya göre her müstefiz aynı zamanda meşhurdur fakat her meşhur müstefiz değildir(2)(6).

Ravilerin çoğalması ve hadisin şöhret buluşunda ikinci ve üçüncü asır ve tabakalar esas alınmaktadır. İkinci ve üçüncü asır ve tabakalardan sonra meydana gelen şöhret artışına ise itibar edilmez(8).

Meşhur hadisler her ne kadar sonraki devirlerde ravilerinin artmasıyla tevatür seviyesine yaklaşsa da mütevatir olmadığı için ravileri tetkik ve araştırmaya tabidir. Böyle olunca meşhur bir hadis sahih, hasen ve zayıf olabildiği gibi bazan batıl ve mevzu (uydurma) da olabilirler(3)(1)(13).

Sahih olan meşhûra misal:

"Allah Teâlâ, ilmi, insanların arasından çekip almak sûretiyle değil, alimleri vefat ettirmek sûretiyle ortadan kaldırır. Nihayet ortada alim kalmayınca, halk birtakım câhilleri kendilerine lider seçer. Bunlara birşeyler sorulur, onlar da bilmeden fetva verirler. Böylece hem kendileri doğru yoldan saparlar, hem de başkalarını saptırırlar."

Hasen olan meşhûra misal:

"İlim öğrenmek her müslümana farzdır."

Zayıf olan meşhûra misal:

"İlmi, Çin'de bile olsa, öğreniniz" hadîsidir(15).

Hadîslerin meşhûr olması nisbîdir (kıyasa, ölçüye göre). Dolayısıyla bazı hadîsler sadece muhaddisler arasında meşhûr olduğu halde bazıları hem hadîsçiler hem diğer âlimler hem de halk arasında meşhûrdur(1)(7)(15). Meselâ,

"Resulullah (s.a.s) bir ay müddetle rükûdan sonra kunût olarak Ra'l ve Zekvân kabîlelerine beddua etmiştir." hadîsi özellikle hadisçiler arasında meşhûrdur.

"Allah indinde helâlın en sevimsizi, bir kimsenin eşini boşamasıdır" hadîsi Fakihler arasında meşhûrdur.

"Ümmetim, hata, unutma ve zorlanmak suretiyle yaptıkları hareketlerden mesûl tutulmamıştır" hadîsi de usulcüler arasında meşhûrdur.

"Halka iyi muamele etmek sadakadır", "Bizi aldatan bizden değildir" hadîsleri ise halk arasında meşhûr hadislerdendir.

"Müslüman, elinden ve dilinden diğer müslümanların zarar görmediği kimsedir" hadîsi, hem hadisçiler hem bütün İslâm alimleri hem de halk arasında meşhûrdur(15). 

Ravisi olsun olmasın, yahut aslı bulunsun bulunmasın dillerde hadis olarak dolaşan haberlere de meşhur denilir. İsnadı ister bir, ister birden fazla olsun, isterse hiç olmasın halk arasında hadis olarak bilinen rivayetler de meşhur adıyle bilinirler. Böyle hadislere meşhur denmesinin rivayet yollarıyle alakası yoktur. Rivayetin hadis olarak yayılmasına bağlıdır. Dillerde meşhur olan hadislere dair müstakil kitaplar yazılarak bu tür rivayetlerin sıhhat durumu veya zayıf yahut uydurma oldukları açıklanmıştır(6).

Ancak bilinen ve ıstılah anlamındaki meşhur hadislerle, halk arasında yayılan meşhur hadisleri birbirine karıştırmamalıdır.

Halk arasında hadîs olarak meşhûr olmuş ıstılah anlamının dışında kullanılan meşhûr rivayetlerden bazıları şunlardır: "Kendini bilen kimse, Rabbini de bilir", "Ben bilinmeyen bir hazine idim..."; "Patlıcan her derde devadır" bu rivayetler batıl olup uydurma haberlerdir.(1)

Meşhur Hadis’in Hükmü:

Meşhur hadis makbul olmakla (kabul edilmekle) birlikte zanni ilim ifade eder. Yakin  ifade eder diyenlerde olduğu gibi yakin ile zan ortası bir mertebededir diyen alimlerde olmuştur(5). Bu mertebe “tume’nine-i zan” (zann-ı galib / kesine yakın ilim) olarak ifade edilmiştir ki bu, müteahhirin ulemanın kabul ettiği ortak görüşüdür. Dolayısıyla meşhur hadis Hanefi fukahasının ve diğer bazı islam alimlerinin de görüşlerine göre yakini bir bilgi ve ilim ifade eder. Ancak bu ilim mütevatirin verdiğinin altındadır(8).

Sonuç olarak; meşhur hadis kesine yakın ilim ifade eder. Kendisiyle amel edilir ve dinde bir esas olarak kabul ederek kullanmak gerekmektedir(8).

Meşhur hadisi reddedenlerin durumu:

Hadis mütevatir olmadığı için inkar eden bil’ittifak kafir sayılmaz. Meşhur hadis’i inkar eden sapık ilan edilir diyen alimler olduğu gibi en hafif olarak fasık olur diyenler de olmuştur. Dolayısıyla böyle bir kişi küfre girmez ancak, en hafif olarak fasık durumuna düşer(5).

Nitekim Hariciler, recm hadisini, Necedat denilen zümre şarapla ilgili had uygulamayı emreden hadisi, Rafiziler ise müt’a nikahını nesheden ve haramlığını bildiren hadisleri ve diğer bazı fırkalar da bir takım meşhur hadisleri reddettikleri için sapık sayılmışlardır(8).

Müstefiz Hadis:

Meşhur hadis’i açıklarken belirttiğimiz gibi müstefiz hadis genellikle meşhur hadisle birlikte tarif edilmiş olup aralarında pek fark olmadığı, farkın ancak hadis alimleri ile fıkıh alimleri arasında meşhur hadise verilen tarif ile alakalı olduğu izah edilmişti. Buna bağlı olarak bu konuda kısaca şu açıklamaları terarlamak yerinde olacaktır:

Müstefiz hadis daha çok muhaddisler tarafından meşhur hadis için verilen tarifin fıkıh alimlerince kullanılan karşılığıdır(6). Yani muhaddislerin meşhur dediği fakihler katında müstefizdir(2). Buna göre aralarında bir fark yoktur. İki kelimede birbirinin eşanlamlısı olarak kullanılır(2).

Bununla beraber meşhur ile müstefizin birbirinden farklı olduğunu söyleyenler alimler de vardır. Buna göre başından sonuna kadar ravi sayısı eşit olup üçten aşağı düşmeyen hadisler müstefiz, başında ravi sayısı bir veya iki olup daha sonra şöhret bularak tevatür derecesine ulaşan hadisler meşhur’dur(6)(2)(7).

2- AZİZ HADİS  

Kelime itibariyle aziz; az bulunan, nadir veya kuvvetli, güçlü ve kıymetli manalarına gelir. Hadis ıstılahında ise senedin başından sonuna kadar ravi sayısı iki olan olan hadistir diyenler olsa da, meşhur ve kabul gören tarif şudur: Her tabakada ravi sayısı en az iki olan hadislere aziz hadis denmektedir(12)(13)(14)(7). Diğer bir ifadeyle bütün tabakalarda en az iki kişinin iki kişiden rivayetine aziz denilir(6).

Ancak en az iki ravi olması şartı ilk tabaka olan sahabe tabakasında aranmaz(5)(6). Dolayısıyla hadis, yalnız bir sahabe tarafından rivayet edilmiş olsa bile, bazı tabakalarda yalnız iki, daha sonraki tabakalarda ise ikiden az olmayan raviler tarafından rivayet edildiği takdirde bu hadis aziz hadis olmuş olur(2)(6)(8).

Bazı alimler aziz hadis için her tabakada sadece iki ravisi olan hadistir tarifini göz önünde bulundurarak böyle bir hadisin pratik olarak mevcud olmadığını söylemişlerdir. Ancak yukarıda verdiğimiz ve cumhur muhaddislerin sahih olarak kabul ettikleri tarif ise aziz hadisin ravi sayısı sadece iki olmayıp ravileri ashabtan sonra ikiden aşağı düşmeyen hadistir. Dolayısıyla aziz hadisin mevcud olması imkansızdır denemez. Buna misal olarak şu hadis verilmiştir: 

Sizden biriniz, ben kendisine ana-babasından, çoluk-çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça tam manasıyla iman etmiş olmaz.” (Buhari ve Müslim)

Bu hadisi Hz. Peygamber (sav)’den Enes ve Ebu Hureyre (ra); Enes (ra)’dan Katade ve Abdulaziz b. Suheyb; Katade’den Şu’be ve Sa’id; Abdulaziz’den İsmail b. Uleyye ve Abdulvaris; bunların herbirinden sayıları ikiden fazla olan raviler rivayet etmişlerdir(6)(7).

Bazı hadislere “aziz-i meşhur” denildiği de olur. Bu çeşit aziz, önceleri iki raviden rivayet edilmişken sonradan rivayet edenlerinin çoğalmasıyla meşhur haline gelmiş olan hadistir. Mesela: 

Biz kıyamet günü, önce gelen (sabikûn) sonuncular (ahirûn) olacağız.” hadisi buna misal olarak verilebilir. Bu hadis, sahabeden Ebu Hureyre ve Huzeyfe b. El-Yemân rivayet etmiş olup başlangıç itibarıyle azizdir. Sonraki tabakada Ebu Hureyre (ra)’dan yedi tabiî’nin rivayet etmesiyle tarikları çoğalarak meşhur olmuştur(5)(6).

Azîz hadîs; ravilerinin durumuna göre sahîh, hasen veya zayıf olabilir(16).  

3- GARİB HADİS

 Garib lügatta, yabancı, vatanında uzakta, yalnız ve tek başına kalmış kimse demektir. Hadis ıstılahında ise; metin veya isnat yönünden tek kalmış, yahut benzeri, başka raviler tarafından rivayet edilmemiş hadis demektir(7). Kısaca hangi tabakadan olursa olsun bir ravinin tek başına rivayet ettiği hadis olarak tarif edilmiştir. Sadece bir ravi tarafından rivayet edilen hadis, bir benzeri başka raviler tarafından rivayet edilmediği, yahutta diğer rivayetler ona aykırı olduğu için tek kalan manasında “garib” ismini almıştır(6).

Hadisteki gariblik senette olabildiği gibi metinde de olabilir. Birincisine  garibu’l-isnad”, ikincisine ise “garibu’l-metn” adı verilir. Ravinin metnini rivayette tek kaldığı, kendisinden başkası tarafından rivayet edilmemiş metinle gelen hadise garibu’l-metn, metni sahabeden bir grubun rivayeti olarak bilindiği halde bir başka ravinin diğer bir sahabiden tek başına rivayet ettiği hadise de garibu’l-isnad denilir. Buna göre garib, benzeri başka raviler tarafından rivayet edilmemiş veya isnad yönünden tek kalmış olan hadistir(6). 

Garib hadis için aynı manada “ferd” ismide kullanılmıştır.

Garib hadis “mutlak” ve “nisbî” olmak üzere iki kısma ayrılmıştır. Bu taksim garibliğin, seneddeki durumuna göredir. Buna göre: 

Garib-i Mutlak (veya Ferd-i Mutlak): Ravinin senedin başında yani ashabta veya tabiî’de tek başına kaldığı hadistir(2)(14). Buna misal olarak şu hadis verilebilir:

İman yetmiş şu kadar şubedir... Haya da imanın bir bölümüdür.” (Müslim). Bu hadisi Hz. Peygamber (sav)’den sadece ashabtan Ebu Hureyre (ra), ondan da sadece tabiî’nden Ebu Salih (rha), ondan da sadece Abdullah b. Dinar (rha) rivayet etmiştir(6).

Garib-i Nisbî (veya Ferd-i Nisbî): Ravinin senedin ortasında veya sonunda tek kaldığı hadistir(2)(14). Hususi bir cihete nisbetle garib-ferd olan hadis olarak da tarif edilmiştir(6). Yani herkes bir hadisi aynı şekilde rivayet ederken bir râvinin biraz farklı rivayet etmesinden dolayı hususilik arzeden hadis’tir(17).

Her ne kadar ferd ve garib kavramları birbirinin müradifi (eş anlamlı) olsa da; hadis alimleri umumiyetle ferd tabirini “mutlak garib” için, garib tabirini de “nisbî garib” için kullanmışlardır(2).

Garib hadisler, umumiyetle sahih olmamakla beraber, garibliğin, sıhhati yok edici bir özelik olduğu da ileri sürülemez. Çünkü hadisin sıhhati, ravisinin sayısına değil güvenilir (sika) olup olmadığına bağlıdır(6)(7). Dolayısıyle, rivayetinde tek kaldığı için hadisi garib olan ravi, eğer güvenilir adil (sika) kimselerden ise, rivayetini kabul etmemek için hiçbir sebeb yoktur(6). Buna göre bir garib hadis, ravilerinin adalet ve zabt yönlerinden bulundukları derecelere göre sahih olabildiği gibi, hasen ve zayıf da olabilir(6)(7). Nitekim Buhari ve Müslim’de pek çok garib hadis vardır(7).

Garib hadis, sıhhat yönünden diğer hadis çeşitlerinden farklı olmamakla beraber, hadis imamları arasında yine de fazla rağbet görmemiş; hatta bazıları, onları zemmeden sözler bile söylemişlerdir. Bunun sebebi de gariblerin ekseriyetinin zayıf olmasıdır. Mesela Ahmed İbn Hanbel (rha) “bu garib hadisleri yazmayınız; çünkü onlar münkerlerdir ve çoğu zayıf ravilerden gelmedir.” Demiştir(6)(7).

Ancak alimlerin reddettikleri garib hadis, şöhreti (yani ravi sayısı) az olmaktan ziyade, taşıdığı şüpheli bilgiler, cumhura muhalif eksiklik veya fazlalık sebebiyle olumsuz tanınmaktadır. Yoksa ravisi mükemmel olan bir garib hadis, bazan diğerlerinde bulunmayan, fakat doğru olan bir ilim ziyadesini getirebilir(8). Dolayısıyla garib hadisi kötü gören ve kabul etmeyen alimler, hadisi ravi sayısından dolayı değil, ravisinin zayıflığı veya ravide bulunan bir eksiklikten dolayı reddetmişlerdir.

Bu konuda dikkat edilmesi gereken nokta haberin geliş şekil veya adlandırılışı değil, onun sahih olup olmadığıdır. Sıhhati kesinlik kazanmış bir hadisin sırf âhâd haber olması nedeniyle reddedilmesi, hüccet kabul edilmemesi anlaşılabilir bir tavır olmaktan uzaktır(17).

Bir garib hadis, diğer yollardan rivayet edildiği anlaşılırsa garib olmaktan kurtulabilir ve rivayet yollarının sayısına göre aziz veya meşhur mertebesine yükselir(6). Buna göre isnadın baş tarafında bir veya birkaç tabakada bir ravinin tek başına rivayet ettiği garib bir hadis olmakla birlikte sonradan her tabakada birkaç ravi tarafından rivayet edilmekle meşhur olan hadisler vardır. Bunlara garibu’l meşhur denir(6). Meşhur hadis bölümünde misal verdiğimiz Hz. Ömer (ra)’dan rivayet edilen “ameller niyetlere göredir...” hadisi başlangıçta garib iken sonradan meşhur olan hadis’e misal olarak gösterilebilir.

Garib Hadis’in Hükmü:

Bilindiği gibi garib hadisler Ahad haberlerin kısımlarındandır. Daha önce de açıklandığı üzere ahad hadisler için belirtilen ihtilaf ve hükümler garib hadis için de geçerlidir.

Haber-i âhâdın hüccet olamayacağına ilk olarak Mu'tezile öne sürmüştür. Fakat onlar bu terimden bir kişinin bir kişiden yaptığı rivâyeti anlamakta idiler.

Ancak ravisi adalet ve zabt yönünden sika (güvenilir) olup sıhhati sabit olduktan sonra garib hadisler de ahad hadislerin hükmünü açıklarken belirtildiği gibi dinde bir delil olarak alınır.

Hülasa:

Ahad hadisler ravilerinin sayısına göre üç kısım olup kısaca tekrar etmek gerekirse: Bir hadis her tabakada en az üç ravi tarafından rivayet edilmişse “meşhur” veya “müstefiz”, en az iki raviden rivayet edilmişse “aziz” ve ravisi her tabaka da bir ise buna da “garib” veya “ferd” hadis denilir. Ahad hadisin kısımlarını oluşturan bu hadisler de ravilerinin adalet ve zabt durumuna göre “sahih”, “hasen” veya “zayıf” olabilirler. Dinen hüccet olarak alınanları ise sahih olanları oluşturmaktadır.

2. Sıhhat Bakimindan Hadislerin Bölümleri:

Sıhhat bakımından hadisler üç kısma ayrılırlar. Bunlar; Sahih, Hasen ve Zayıf hadislerdir.

Sahih hadisler “Makbul olan”, zayıf hadisler de “Merdud” (makbul olmayan) hadislerdir. Bazı eserlerde bir kısım daha eklenmiştir ki bu Mevzu hadistir. Aslında buna hadis denmesi sadece müslümanları uyarmak ve metin itibariyle hadise benzediği içindir. Yoksa bunların hadisle bir ilgisi yoktur. Dolayısıyle burada konu edilmemiştir. Şimdi sıhhat bakımından hadis çeşitlerini sırasıyla izah etmeye gayret edelim:

 SIHHAT  BAKIMINDAN  HADİSLER

1-Sahih

      a-Li-Zatihi

      b-Li-Gayrihi

2-Hasen

      a-Li-Zatihi

      b-Li-Gayrihi

3-Zayıf

     a-Ravide  bulunan  kusurdan  dolayı zayıf  olanlar

         1-Adaletinde

            2-Zabtında

     b-Senedde  bulunan  kusurdan  dolayı zayıf  olanlar

A-) SAHİH HADİS:

Tarifi:

Kelime olarak sıhhatli ve sağlam demektir. Hadis ıstılahında ise; Adalet ve zabt sahibi raviler tarafından muttasıl (bitişik-kesintisiz) senedle rivayet edilen, şazz ve illetli (muallel) olmayan hadislere “Sahih Hadis” denir(3)(14)(18). Bu tarif sahih hadisin bütün şartlarını içine alan bir tariftir. Dolayısıyla bu tarife göre bir hadisin “sahih” olabilmesi için beş şartın bulunması gerekmektedir. bu şartlardan herhangi birisi bulunmazsa hadis “sahih” olma özelliğini kaybeder(7). 

Bir hadisin “sahih” olmasının şartları:

Kendisiyle amel etmeyi gerektiren sahih bir hadisin, metin ve isnadında başlıca aöaüidakä beş şartı taşıması gerekir:  

1.      Hadisin bütün ravileri adil (adalet vasfına sahip) olmalıdır. Adalet, insanı takva ve mürüvvet sahibi yapan bir melekedir. İnsanın şirk, fısk ve bid’at gibi her türlü büyük ve küçük günahlardan sakınması, ancak bu meleke sayesinde mümkündür. Dolayısıyle adalet, rivayetin güven vermesi için ravide aranan ilk şarttır.

2.      Hadisin bütün ravileri zabt sahibi olmalıdır. Zabt, ravinin rivayet ettiği hadiste fazla hata yapmayacak derecede hafız, dikkatli ve titiz olmasını sağlayan bir melekedir.

Rivayet zincirinin (yani isnadın) herhangi bir halkası olan bir ravinin adalet ve zabt şartlarından her hangi birisini kaybetmiş olması, hadisi “sahih” olmaktan çıkarır.

3.      Hadisin senedi muttasıl (kesintisiz) olmalıdır. Hadisin raviler zinciri olan senedinde bir kopma ve eksiklik bulunmadan Rasulullah (sav)’e ulaşması gerekir. Yani isnadda yer alan ilk raviden son ravisine varıncaya kadar isnadı muttasıl, kesintisiz olmalıdır.

4.      Hadis “şazz” olmamalıdır. Şazz, adalet ve zabt sahibi olan “sika” bir ravinin yine kendisi gibi sika olan diğer ravilerin rivayetlerine muhalefet etmesine denir. Ravi sika olmasına rağmen, sika olan diğer ravilerin rivayet ettikleri hadislere aykırı bir hadis rivayet ederse, o ravinin hadisi diğer hadisler yanında şazz olarak kalır. Böyle durumlarda, daha güvenilir olan ravinin rivayeti tercih olunur; diğer rivayet ise sahih olma vasfını kaybeder.

5.      Hadis muallel olmamalıdır, yani illetten uzak olmalıdır. Gizli bir illeti (kusuru) bulunan hadislere muallel denir. Dış görünüş itibariyle kusursuz gibi gözüken, ancak iyice araştırıldığında bir kusuru bulunan hadisler illetli demektir. İllet, hadisi zaafa düşüren bir kusurdur. Bu kusur tesbit edilinceye kadar, zâhirî olarak sahih olduğu sanılan hadis, kusurun anlaşılmasından sonra sahih olma özelliğini kaybeder.(2)(3)(5)(7)(18)(20).

Gerçekten ağır olan bu şartların tümü bir araya gelmedikçe bir hadise “sahih” denmez. Bu şartlardan birinin eksikliği hadisi “sahih” olmaktan çıkarır(3).

Muhaddislere göre, bu beş şartı kendisinde toplayan hadisin sahih olduğuna hükmedilir. Bu konuda hiçbir tereddüt yoktur. Eğer bazı hadislerin sıhhati üzerinde hadis alimleri arasında bir görüş ayrılığı çıkmış ise, bu ayrılık, beş şartın o hadislerde bulunup bulunmadığı hususunda ortaya çıkan ihtilaf sebebiyledir. Zira bazı hadis alimlerinin tadil ettikleri (adalet ve zabtına hükmettikleri) bir ravi, diğer bazıları tarafından cerhedilmiş olabilir. Buna göre raviyi tadil edenler onun rivayet ettiği hadisin sahih olduğuna hükmederken, raviyi cerhedenler ise hadisin sahih olması konusunda tereddüt gösterirler(7).

Sahih Hadisin Kısımları:

Sahih hadisler kendisinde bulunması gereken beş şarttan ikisi olan adalet ve zabt yönünden iki kısma ayrılır. Diğer üç şartta ise, kuvvet yönünden bir derecelendirme söz konusu değildir. Zira bu şartlarda zayıflık ve kuvvetlilik gibi bölmeler mümkün değildir. Yani az veya çok muttasıl, az veya çok şazz ve az veya çok illetli gibi kısımlara ayırma mümkün değildir.

Ancak adalet ve zabt şartları böyle değildir. Zira her insan birbirinden farklı adalet ve zabt sıfatına sahiptir. Bir insan ne derece iman ve İslam’a bağlı ve ne derece takva ve nürüvvet sahibi ise o derecede adil, ne derecede hafıza gücüne sahip ise, o derecede zabıttır. Buna göre bir hadisin sıhhati onu rivayet edenin adalet ve zabt sıfatlarındaki derecesine paralel olarak gerçekleşir ve diğer üç şartla birlikte az veya çok sahih hadis olur(7).

Sahih hadisin iki kısmı şunlardır: Sahih Li Zatihi ve Sahih Li Gayrihi. Şimdi kısaca bunları izaha gayret edelim:

a)    Sahih Li-Zatihi:

Sahih hadis, eğer yukarıda sayılan sıhhat şartlarının tümüne en üst seviyede sahip ise, ona “Sahih Li Zatihi” denir. Bu sıhhat yönünden en üst derecede bulunan hadistir. Bunlar üzerinde her hangi bir ihtilaf mevzu bahis değildir. Esasen mutlak manada sahih hadis deyince kastedilen Li Zatihi Sahih’dir(2)(3)(18).

Sahih Li Zatihi’ye şu hadisi misal olarak verebiliriz:

“Bize Kuteybe b. Said rivayet etti, dedi ki; bize Cerir, Umare b. Ka’ka’dan o da Ebu Zür’a’dan o da Ebu Hureyre (ra)’dan naklen rivayet etti.

Ebu Hureyre (ra) şöyle demiş: Rasulullah (sav)’e bir adam geldi ve sordu:

-İnsanların güzelce hizmet ve sohbet etmeme en layık olanı kimdir? Hz. Peygamber;

-“Annendir.” buyurdu.

-Sonra kimdir? dedi.

-“Annendir.” buyurdu.

-Sonra kimdir? dedi.

-“Annendir.” buyurdu.

-Sonra kimdir? dedi.

-“Sonra babandır” buyurdu” (Buhari ve Müslim)

bu hadisin senedi muttasıldır. Adil ve zabıt ravilerin kendileri gibi olanlardan duyması ile nakledilmiştir. Senedindeki bütün raviler “sika” olan ravilerdir ve senedi muhaddislerce bilinen bir seneddir. Hadisin metni de bir çok delille sabit olan esaslara uygundur. Dolayısıyla hadis, Li Zatihi Sahih’tir(3)(18). 

b) Sahih Li-Gayrihi:

Sıhhat şartlarını en üst seviyede taşımamasına rağmen, kendisini sıhhat derecesine çıkaracak bir başka rivayet (Âdıd) bulunan hadislere “Sahih Li Gayrihi” denir(3).

Aslında bu tür sahih hadis kendi taşıdığı şartlar itibariyle hasen hadistir. Ancak sahih olarak gelen diğer hadislerin desteklemesiyle sahih seviyesine yükselmiştir. Bunun içinde sahih li gayrihi denmiştir. Böyle bir hadis, kendi şartlarıyle sahih olan ve sahih li zatihi denilen hadisin dûnundadır (derece olarak aşağıdadır)(7).

Misal olarak şu hadis verilebilir:

Ümmetime meşakkat vereceğimi bilmesem her namaz vakti misvak kullanmalarını emrederdim.” (Buhari)

Bu hadisi Ebu Hureyre (ra) rivayet etmiştir. Hadisin ravileri arasında Muhammed b. Amr bulunmaktadır. Bu zat, adalet yönünden mükemmel olmakla bereber hafıza kusuru ile tenkid edilmiştir. Bu yüzden hadis, sıhhat şartlarına en üst seviyede haiz olamamıştır. Ancak hadis, ravilerinin hiçbiri tenkide uğramamış ve içinde adı geçen ravinin bulunmadığı başka senedlerle de nakledilmiştir. Bu sebeble hadiste bulunan şüpheler giderilmiş ve sahih derecesine çıkmıştır. Fakat diğer rivayetlerin desteğiyle sıhhate ulaştığı için “Sahih Li Gayrihi” olmuştur. Hadisi sahih derecesine çıkaran öteki rivayetlere de terim olarak “Âdıd” denilir(3)(5)(18).

Sahih Hadisin Hükmü:

İslam uleması sahih hadisin hüccet ve gereğince amel etmenin vacib olduğu görüşündedirler. Alimlerin ittifakına göre, şartlarını taşıyan Sahih bir hadis, işitende bilgi ve kat'î kanaat meydana getirir ve kişinin, hadisin gereği ile amel etmesini zorunlu kılar. Sahih hadisin ravisinin tek bir kişi olması ya da tevatür derecesine varmayan iki üç kişi olması arasında bir fark yoktur(3)(20).

İslam alimlerinin çoğunluğu itikadi konuların ancak, Kur’an ve mütevatir hadis’ten ibaret olan kesin delil ile sabit olacağı görüşündedirler. Bazı alimler de sahih hadis’in kesin bilgi ifade ettiğini ve inanç konularında da amel etmenin gerekeceğini söylerler. Ancak sika da olsa, hiç bir ravinin hataya düşmekten korunmuş-masum olmadığı hatırdan çıkarılmamalıdır(3).

Sahih Hadislerin Dereceleri:

Muhaddisler, sahih hadisleri kendi arasında yedi dereceye ayırmışlardır. Bu sınıflandırmada İmam Buhari ve İmam Müslim’in rivayetleri esas alınmıştır. Bilindiği gibi sahih hadisleri ilk defa toplayan ve tasnif eden muhaddis, Buharî"dir. Buhârî'yi talebesi Müslim takib etmiştir. Gerek Buharinin gerek Müslim'in kitaplarında bulunan hadislerin sıhhat bakımından dereceleri, yine onların ittifak etmelerine ve infirad etmelerine göre tesbit edilmiştir. Hadis âlimleri, Buhârî ve Müslim'in sahih hadisleri seçip kitaplarına almak hususunda büyük dikkat ve titizlik göstermiş oldukları görüşü üzerinde ittifak etmişlerdir. Bu sebeple Buharî ve Müslim'in "Sahih"leri, tasnif olunmuş hadis kitapları arasında en güvenilir kitaplardır. İslâm âlimlerinden bunun aksine bir görüş ileri süren kimse yoktur. Ancak müsteşrikler ve onların etkisinde kalmış olan bazı yazarların görüşünde bu ittifakın bir önemi olmaz(20). Söz konusu yedi derece başlıca şunlardır: 

1-     Buhari ve Müslim’in ortaklaşa kitaplarına aldıkları hadisler. Bunlara “Muttefekun aleyh” de denir.

2-     Yalnız Buhari’nin kitabında rivayet ettiği hadisler.

3-     Yalnız Müslim’in kitabında rivayet ettiği hadisler.

4-     Kitaplarında bulunmamakla beraber, her ikisinin de şartlarına uygun olan hadisler.

5-     Kitabında bulunmadığı halde yalnızca Buhari’nin şartlarına uygun olan hadisler.

6-     Kitabında bulunmadığı halde yalnızca Müslim’in şartlarına uygun olan hadisler.

7-     Her ikisinin de şartlarına uymamakla beraber, diğer hadis alimlerine göre sahih kabul edilen hadisler(2)(3)(18)(19).

Bu derecelere göre, her kısımda bulunan hadisler, kendilerinden sonraki kısımlara dahil hadislerden daha sahihtir(2). En üstünü birincisi olup bütün islam uleması ittifakla sıhhatlerini kabul etmişlerdir. Dolayısıyle bu kısmın hepsi sıhhatinde kesindir(19).

Görüldüğü gibi İmam Buhari ve İmam Müslim’in (rh.a) sahihlerinde yer alan hadisler, sahih hadislerin en önemli sıralarını teşkil etmektedirler(3). Araştırmacı ve gerçek hadis alimlerine göre, Buhârî ve Müslim (Sahihayn)'deki bütün hadisler sahihtir. Hiç birinde tenkid veya zayıflık sebebi yoktur(20). Ancak “sahiheyn”in diğer hadis hadis kitaplarına üstünlüğü geneldir. Ayrı ayrı her hadisin durumu tetkik edilecek olursa farklı durumlarla karşılaşılabilir. Şu da unutulmamalıdır ki, bir hadisin sıhhati, hangi kitapta bulunduğuna bakılarak değil, onu nakleden ravilerin haline bakılarak tayin ve tesbit edilir(3)(18).

B-) HASEN HADİS:

Lugatta iyi, güzel, hoş ve latif manalarına gelen Hasen kelimesi, hadis ıstılahında "Râvîsi doğruluk ve emânetle meşhur olmakla birlikte, zabt vasfındaki kusurundan dolayı sâhih derecesine ulaşamayan hadis" şeklinde tarif edilmiştir. Hasen hadis, sahih ile zayıf arasında yer alan, ancak sahihe daha yakın olan bir hadis çeşididir(21)(6).

Bir hadisin "hasen" diye tanımlanması hadisin metin veya mânâsı nedeniyle değil hadisin râvî zincirindeki kişilerin durumundan kaynaklanmaktadır(21).

Hasen hadisin tarifinden de anlaşıldığına göre bu hadisler de sahih hadisler gibi:

1-Adalet sahibi kişiler tarafından rivayet edilmiştir,

2-Hadis’in isnad’ı, Hz. Peygamber (sav)’e kadar kesintisizdir. Yani senedi muttasıldır.

3-Hadis, diğer sika ravilerin hadislerine muhalif değildir. Yani hadis, şaz değildir.

4-Hadis’in sıhhatini tehlikeye düşürecek gizli herhangi bir illeti yoktur.

5-Bütün bunlara ilaveten, hasen hadisi, sahih hadislerden ayırt eden yegane fark, ravisinin, zabt yönünden sahih hadis ravisi derecesinde olmamasıdır(2).

Dikkat edilirse, burada sahih hadiste aranan bütün şartlar, bir eksiği ile, hasen hadiste de aynen aranmaktadır. bu eksik şart, belirtildiği gibi zabt ile alakalıdır(5)(5).

Hasen olup olmama râvîlerden kaynaklandığı için bir hadis bir imama göre hasen olarak görülürken bir başkası için zayıf ve sahih olabilir. Hadis imamlarının hadîsin râvî zincirindeki kişiler hakkındaki kanâatleri o hadîsin sahih, hasen,... olarak farklı şekilde tanımlanması sonucunu doğurur(21).  

Hasen Hadis’in Çeşitleri:

Hasen hadis de tıpkı sahih hadis gibi, li-zatihi ve li-gayrihi olmak üzere iki kısma ayrılır. Mutlak olarak hasen hadis dendiğinde kastedilen “hasen li-zatihi”dir. Şimdi kısaca bu kısımları görelim:

1. Hasen Li-Zâtihî:

Ravileri adaletle meşhur olan kimseler olup, ancak hafıza bakımından sahih hadis ravilerinin derecesine ulaşamayan hadislerdir. Eğer bu çeşit hadisler başka bir yöden de rivayet edilirlerse sahih derecesine yükselirler. Ravinin hafıza bakımından zayıf olması sebebiyle zihinlerde oluşan şüphe, hadisin başka yönlerden de rivayet edilmesiyle giderilmiş olur(2).