USÛLU'L - FIKIH

    "Usulü fıkıh ilmi, şer'î  hükümleri  edille-i tafsiliyesinden, yâni: muayyen, müşahhas delillerinden   istinbata  vesile olan bir ilimdir. Başka bir tarif ile "şer'î hükümleri" şer'î deliller  ile  ispat  haysiyetile  bu hükümler  ile  bu   delillerden   bahseden  bir  ilimdir.

   Meselâ: bey'  helâldir.   Bey'in   bu   helâl   olması,  bir  hükmü  şerîdir.   Bu  hükmü şer'î   ise   bir   delili  şer'î  olan ( ...)  âyet-i  celilesinden   istinbat   olunmaktadır.   İşte bize bu  gibi  istinbat  yollarını  vuzuh  ile  bildirecek  olan, usulü  fıkıh denilen yüksek bir ilimden   ibarettir.

    Fıkıh, ibadata, muamelâta, ukubata ait bütün şer'î meseleleri ihtiva eden, İslâm hukukunu vücude getiren malûmatın heyeti mecmuasıdır. Bunun mübtena aleyhi, istinatgahı, yegâne kaynağı da edille-i erbaa  denilen  kitabullah   ile  sünnet-i  nebeviyeden ve icmaı ümmet ile kıyası fukahadan ibarettir.   İşte bu dört esas, fıkhın usulünü teşkil etmektedir.

    Maamafih  ilmi  usul,  tefsir,   hadis,  fıkıh,  belagat, lisaniyat, ilmi âdâb gibi birçok ilimler   ile de alâkadardır,  bu   ilimlerden de  istimdat eder, bu cihetle gayet geniş mevzuları   daire-i  tetkikine   alır.

      Hükmü şer'î,  bizim  gibi  kulların  fiillerine   müteallik  olup  şarii  mübinin hitabile sabit olan farziyet, vücub, nedb, ibaha, hıll,  kerahat,  hürmet, sıhhat, fesat, butlan gibi şeylerden  herhangi  biridir.

    Meselâ:  mükellef   bir   insanın yaptığı bir ibadetin farz veya vacib veya sünnet olduğuna ve akd   eylediği   bir muamelenin sahih, nafiz veya fâsid, gayri nafiz bulunduğuna   ancak   şarii   hakimin   o   husustaki   beyanile   muttali   oluruz.

    Delili   şer'î,   kendisine   sahih   surette  nazar edilmesi, bilinmesi, matlûp olan bir hükme insanı kavuşturan nazmı Kur'ânîden  veya Sünneti nebeviyeden veya İcma' ile Kıyastan   herhangi   biridir.   Meselâ : (kadınlardan  size  helâl  olanlar ile evleniniz..) nazmı şerifi, bir şer'î delildir. Buna nazar edince izdivacın meşru, helâl bir muamelede olduğunu  anlamış  oluruz.

   Kitap ile, yâni: Kur'anı mübîn  ile Sünneti  nebeviyyenin  ihtiva  ettiği   delillere  «edille-i semiyye» denir ki, bunlar, şarii mübinden sübutları ve birer hükmü şer'iye delâletleri itibarile şöylece dört kısımdır. Bu cihetle matlubu ispat bakımından kuvvetleri de mütefavittir.

(1) : Sübutu da, delâleti de kat'îdir. Bütün   âyat-ı Kur'aniyenin   sübutu  kat'îdir.  Çünkü en muazzam,  mükemmel  bir  tevatür  ile  Resul-ü Ekrem'den  kelâmı  ilâhî  olmak üzere menkuldür.   Bunlardan  müfesser  ve  muhkem  denilen  âyetlerin  ise sübutları kat'î olduğu   gibi  delâletleri de  kat'îdir.

(2) : Sübutu kat'î, delâleti zannîdir. Müevyel denilen âyetler  ile tevatüren menkul olup elfazı   müevvel bulunan hadisler gibi ki, bunların sübutları tevatür ile olduğu cihetle kat'îdir. Fakat lâfızları müteaddit mânâlara şâmil olduğundan bunlardan hangi birine delâletleri  zannîdir.

(3) : Sübutu zannî, delâleti kat'îdir. Haberi  âhad  kabilinden  olup  elfazı,  müfesser  veya muhkem  olan  ahadis-i şerife  gibi.

(4) : Sübutu da delâleti de zannîdir.  Haberi  ahaddan olup elfazı müteaddit mânâlar arasında  müşterek  olan  ahadis-i  şerife  gibi."  (Ö.Nasuhi  Bilmen, "Hukukı  İslamiyye  ve  Istılahatı  Fıkhiyye"  KAMUSU, C/1,  sh:38-39. Bilmen  Bas.  ve  Yay.1985.İst.)

 

    Fıkıh ilmi usûlü, metodolojisi. Usûlü'l-Fıkıh; sözlükte, usûl ve fıkıh kelimelerinden meydana   gelmiş  bir  terkiptir.   Usûl,  "asl" kelimesinin çoğuludur. "Kökler, asıllar, üzerine bir şey bina edilen şey" manalarınadır.  Sözlükte,   anlayış   anlamına gelen fıkıh ise, din ıstılahında; "Tafsîlî delillerden çıkarılmış olan şeri-amelî hükümleri bilmektir" şeklinde   tarif edilir. Buna göre usulü'l-fıkıh sözlükte; fıkhın asılları, fıkhın delilleri manasına gelmektedir. Usulü'l-fıkıh, ıstılahta "Müctehidin, şer'î amelî hükümleri tafsîlî delillerinden  çıkarabilmesi   için   gerekli  olan kural ve prensiplerdir" diye tarif edilmektedir. (Âmidî, el-İhkâm fi Usûlü'l-Ahkâm, c/l, sh:7 vd.   Şâkiu'l-Hanbelî, İlmi Usûlü'-Fıkıh, 31 vd; Abdülvehhâb Hallâf İlmi Usfilü'l fıkh, 11; İbrahim Kâfi Dönmez, İslâm   Hukuk   Esasları,  terc. 23, 24).

     Bu  tariflerden   anlaşıldığı üzere usulü'l-fıkıh bir metodoloji ilmidir. Metotlarını belirlediği   ilim  ise  fıkıhtır.  O halde bu  ilim  fıkıh  metodolojisi  ilmi   demektir. Bu ilme İslâm  hukuk   metodolojisi denilmesinin uygun olmadığı kanaatindeyiz. Çünkü fıkıh, sadece hukuk ilmi değildir.   Hukuk, fıkhın   bölümlerinden   biridir. İslâm hukukunun çeşitli   dalları   fıkıh   içerisinde ele   alındığı gibi, ibadetler de fıkıh içerisinde yer almaktadır. Dolayısıyla ibadetle ilgili hükümlerin kaynaklardan çıkartılma metotları da usulü'l- fıkıh  tarafından belirlenmektedir. Bilindiği gibi, İslâmî hükümlerin alındığı kaynaklar   temelde  ikidir. Bunlar Kûr'ân ve Hadistir. Fakat her meseleye ait hüküm Kur'ân ve Hadiste   her  zaman  aynıyla mevcut ve açık değildir. Ya da Kûr'ân ve Hadisteki lâfızlar, emir, nehy, hass, amm vs. gibi değişik biçimlerde varid olmuştur.

     Karşısına   amelî  bir problem çıkan müctehid, bu problemin dînî hükmünü ortaya koymak   için   Kur'ân'ı   ve  Hadisi   araştırır.   O   mesele   ile   ilgili olan âyet veya hadisin   ne   tür  bir   kalıpta   olduğunu  araştırır. Mesela lafız emir kalıbı ile gelmişse, emrin   vücup ifade ettiğini bildiren usûl kaidesini göz önüne alarak o hükmün farz olduğuna hükmeder. Cevabını açıkça bulamazsa, hükmü açıkça belirlenen benzer problemlere kıyasla, dinin temel ilkelerini göz önüne alarak ve daha başka temel kaidelerden   yararlanarak bu problemleri çözüme kavuşturur.  İşte müctehidin hüküm çıkarabilmek   için   yararlandığı  kaideleri  tesbit  eden  ve  içeren  ilme   usulü'l-fıkıh (fıkıh usûlü) denilir.   Demek oluyor ki; usulü'l fıkıh;   müctehidin,   Kûr'ân   ve   Hadisten hüküm   çıkarabilmek   için   ihtiyaç duyduğu kural ve kaidelerden meydana gelen bir ilimdir.    ( Hüseyin  KAYAPINAR)  Abdullah  AZİZ