USUL-Ü FIKIH
İLMİNİN MAHİYETİ GAYESİ![]()
"Usul-ü fıkh ilminin mevzuu, şer'î hükümleri ispata vasıta olmaları itibarile şer'î delillerdir. Bu ilimde bütün edillei şer'iyenin ahvâlinden bahsolunur. Kitabullah ile Sünnetin ve İcma' ile Kıyasın, hususî ve müşterek vasıflarından bahsetmek bu ilme aittir. Şöyle ki: Kur'anı Mübinin nazmı celîlile ahadisi şerifenin elfazı ınübarekcsi; hass, âmm, müşterek, müevvel, hakikat, mecaz gibi kısımlara ayrılır. Kezalik: ahadis-i şerife; mütevatir, meşhur, haberi ahad kısımlarına münkasim olur ve bunlar; emirleri, nehiyleri ihtiva eder. İşte bütün bunların ahvâlinden bahsetmek bu usul ilminin salâhiyeti cümlesindendir.
Meselâ: Başkasının muhterem, mütekavvim bir malını haksız yere elinden almak bir gasptır, asla caiz değildir. Çünkü bir âyeti kerimede: (Arapça metin) buyurulmuştur. Bu nazmı celîl ise bir delili şer'îdir, bir hücceti Kur'aniyedir, bununla başkasının malını haksız yere yemek nehy ediliyor. Bu nehy ise hürmeti, memnuiyeti icap eder. İşte usulü fıkh, bu gibi delillerden —böyle hürmeti veya sair bir hükmü şer'îyi müstelzim olması itibarile— bahsederek bunları mevzuu dahilinde bulundurur.
Usulü fıkhın gayesine gelince: bu pek mühimdir. Bu bir hikmeti İslâmiye ilmidir. Ahkâmı şer'iyenin hikmeti teşriiyesini gösterir, bunların anlaşılmasına yardım eder, insanın dünyevî ve uhrevî saadetine vesile olur.
Usulü fıkıh ilmi, Kur'an-ı Kerim'in nazmı lâtifine, ahadisi şerifenin mübarek elfazına hadimdir. Bu sayede şer'î delillerin mahiyetleri münkeşif olur, bunlardan şer'î hükümlerin nasıl istinbat olunduğu tebarüz eder. Bu sayede muhterem müçtehitlerimizin nasıl çalışmış oldukları anlaşılır, ne gibi delillere istinat ettikleri, aralarında münazara kaidelerinin ne veçhile cereyan etmiş olduğu görülür. İslâm hukukunun yüksek mahiyeti ve ne kadar yüksek, muntazam esaslara müstenit bulunduğu tecellî eder.
Yine bu ilim sayesinde lâfızların, ibarelerin havas ve mezayası anlaşılır, bunlar ile istihdaf edilen maksatlar taayyün eder, sözlerin inceliklerine, şer'î ve bediî vasıflarına ıttıla' mümkün olur.
Usulü fıkıh ilminin ihtiva ettiği usul ve kavait, yalnız şer'î delillere, hükümlere münhasır değildir. Bunlar, bütün muhaverata, kavanine, desatire kabili tatbik olduğundan bu sayede insanlarda hukuk fikri inkişaf eder. Hukuk bilgisi ilmî bir mahiyet kazanır, kanunları, nizamnameleri tanzim hususunda bu feyizli ilimden pek çok istifade edilir.
Son zamanlarda garp âlimleri; tarihlerde, kanunlarda, tecrübî ilimlerde ve sairede tatbik edilmek üzere (metodoloji = mantıki tatbikî) denilen mecmua-i usulü tedvin ederek ilim sahasında bir muntazam tedkik ve tenkit tariki vücude getirmişlerdir. İslâm âlimleri ise bundan bin iki yüz şu kadar sene evvel «usulü fıkh» ilmini tedvin etmişlerdir ki, bu güzide ilim, lisaniyata, rivayata, elfaz ve ibarâtın havas ve mezayasına, delillerin derece-i kuvvet ve za'fına ve saireye dair en mükemmel menahiç ve kavaidi cami bulunmaktadır. «Usulü hadis» ilmi de bu hususta ayrıca zikre şayandır. Artık bu usul ilminden hiç bir hukuk müntesibi müstağni olamaz." (Ö.Nasuhi Bilmen, "Hukukı İslamiyye ve Istılahatı Fıkhiyye" KAMUSU, C/1, sh:39-40. Bilmen Bas. ve Yay.1985.İst.)
"Fıkıh usûlü ilminin güttüğü gaye, kural ve nazariyelerini tafsîlî delillere tatbik etmek suretiyle şer'i hükümlere ulaşmaktır. Başka bir ifade ile, şer'i ameli hükümleri tafsili delillerinden çıkarabilmeyi temindir. Bu ilmin kaideleri sayesinde şer'î nasslar anlaşılır. Kapalı olan lafızların manaları bilinir. Aralarında çelişki olan lafızlar arasını bulma ve bunlardan birisini tercih imkanı elde edilir. Şayet kişi ictihad ehliyetine sahipse, yeni problemlerin dînî hükmünü ortaya çıkarmak için kıyas, istihsan, istıshab, örf vb. kaideleri kullanarak içtihatta bulunur. İctihad ehliyetini haiz değilse eski müctehidlerin çıkardıkları hükümlerden tahricler yaparak yeni meselelere cevap bulmaya çalışır. Buna da gücü yetmezse, müctehidlerin hüküm ve delillerini tam olarak kavrar. Müctehidin bu içtihada varırken hangi delile dayandığını ve bu delilden nasıl yararlandığını bilir. Böylece onların kendi kafalarından değil, belirli delillerden istifade ederek hüküm çıkardıklarını anlar ve o hükümleri daha bir gönül hoşluğu ile kabullenir. Kendi mensubu olduğu mezhebinin görüşü ile diğer imamların görüşleri arasında mukayese imkânı bulur. Hatta bunların delillerini de öğrenmiş olacağı için bunlar arasında tercih imkânına sahip olur. Çünkü, farklı görüşleri mukayese ve bunlardan daha kuvvetli olanını tesbit ancak bu görüşlerin dayandıkları delilleri ve bu delillerden nasıl hüküm çıkarıldığını bilmekle mümkün olur. Bunları bilmenin yolu da usûlül-fıkıh kaidelerini bilmektir."
( Hüseyin KAYAPINAR) Abdullah AZİZ
![]()