T.C.'de
Cuma Namazının Hükmü
Mustafa ibn'ur
Refik
![]()
GİRİŞ
Son yıllarda inanan çevrelerde bir Cuma namazı tartışması almış başını gidiyor... Bu sebeble biz bu konuya eğilecek ve iki tarafın da fikirlerinden yola çıkarak bu sorunu cevaplamaya çalışacağız.
Türkiyede Cuma namazı hususunu konuşmak için Darul islam ve darul harb kavramlarını iyice bilmek gerekir. Bunun için lütfen Dar'ul harb fıkhı adlı bölümü okuyunuz...
Cuma namazı kılınır mı kılınmaz mı tartışmasında iki boyut vardır. Kılınır diyenler, kılınmaz diyenler... Kılınır diyenlerin iddiaları ilmilikten öte duygusallığa dayanmakta, kılınmaz diyenler ise işi islami kaynaklara dayandırmaktır. Her zaman şunu duyarsınız: "Cuma Allahın apaçık bir emridir her yerde, her şartta kılınmalıdır. Şimdi ben burada Cumayı kılacağım Allahta bana neden Türkiyede cuma namazı kıldın mı diyecek?" evet işte böylesine basit ve traji komik ifadelerle olaya yaklaşan müslüman kardeşlerimiz maalesef hayatlarını bu şekilde ciddiyetsiz devam ettirdikleri müddetçe yaralarımız derman bulmayacaktır.
Gelelim bu işe ilmi cevap verenlere. Onlardan birisi Nun yayınlarından çıkan Doç.Dr.Faruk Beşer'in " Fıkıh penceresinden Fetvalarla Çağdaş Hayat" adlı kitabıdır. Şimdi dilerseniz o kitabta Cuma namazının incelendiği bölümüm sonuç kısmını okuyalım ve onların yorumlarına kendimiz cevap vererekten meseleye bir çözüm bulalım...
(Fetvalarla Çağdaş Hayat-Doç.Dr.Faruk Beşer/Nun yayınları syf:122-123 İstanbul)
f-sonuç
Cuma namazının sadece bir noktası üzerinde durduğumuz bu araştırmamızda vardığımız sonucu şöyle özetleyebiliriz...
Cuma kılma imkanı bulunan her yerde mutlaka kılınması gereken şiar bir ibadettir.
Cuma kılmama fikrini yaymaya çalışanların delilleri çelişkili ve zayıftır. Bu fikri benimseyenler iyi niyetli de olsalar, başlatıkları hareket yanlış, tehlikeli, gençleri camilerden koparıp kahvelere yaklaştıracak bir anlayıştır.
Münferid hadiseler dışında Cuma namazının kılınmadığı hiç olmamıştır...
Rasulullahın hadisleriyle kendilerine cumanın farz olmadığını bildiren zümreler içerisinde, sultanı bulunmayan diye bir zümre yoktur.
Cuma namazı kılmayanları acı azab ve cezalarla tekdir eden hadisi şerifler mutlaktır.
Aksi fikirde tutundukları hadis, hem kendi içinde, hem de bu fikirle çelişki halindedir. Senedi dolayısıyla zayıftır. Ayrıca "ibaresi" ile cumanın "imamı" yokken kılınmayacağı değil terkedilmesinin tehlikesi anlatılmaktadır.
Cumayı emreden ayet ibaresi ile cumanın mutlak anlamda kılınmasına çağırmakta, söz konusu hadiste ise işaretiyle imamdan söz edilmektedir. İbare ile işaretin tearuzunda ibareye itibar edileceği, önemli bir usul kaidesidir.
Türkiyeden başka hiç bir ülkede böyle bir fikir ortaya atılmamış ve böyle bir yönteme baş vurulmamıştır.
Bu konuda söyleneceklerin tamamına yakın bir çoğunluğu, onlarca sahih nassa karşı bir zayıf nassa dayanan ictihadlar üzerinde, nass gibi yapılmış spekülasyonlardır.
Cumadan bahseden bir kitab yazan Suyuti böyle bir şeyden bahsetmemiştir.
Dolayısı ile Cumanın farzıyyeti, mükelleflerin hiç bir zaman üzerinden kalkmaz. Bu konuda sultanı şart koşmayanların sözüyle amel edilmelidir. Sonra madem cuma namazı bir devlet namazıdır, devletin mezhebi olmayacağına göre, bu mezhebte ısrar etmenin bir anlamı yoktur.
Söz konusu hadiste imamı olmayan cuma kılmasın denmiyor. Bu şart ifadenin mefhum-u muhalifinden çıkarılıyor. Halbuki hanefiler mefhum-u muhalife itibar etmemektedirler.
Hanefiler bu hükme illet olarak, hep cuma ve bayram namazlarının kalabalık olacağını, sultanın bulunmaması halinde münazaa çıkabileceğini göstermişlerdir. İlletin bulunmayacağı yerde malulun dahi olmayacağı, dolayısıyla münazaa ihtimalinin herhangi bir yolla ortadan kaldırılması halinde sultana da ihtiyaç kalmayacağı açıktır.
Faruk beşerin çıkardığı sonuçlar bunlar... Bunlara saygı durmakla beraber rasulullahın hadisinden bahsetmek istiyorum ki O şöyle der: "Alimin zellesinden korkunuz..."
Evet alimler de yanlış yapabilirler, ya da bazan gavurun ekmeğini yiyen onun kılıncını çalar nevinden sözler sarfedebilirler.
Şimdi Faruk beşere cevap vermeye başlaya biliriz.... Ama evvele şunu hatırlatalım ki, O bu yazısında sadece Cuma bahsini bir yönüyle ele almıştır ki başka da bir konusunda bu kadar söyleyecek söz bulamaz çünkü o zaman foya meydana çıkar...
Gelelim cevaplara:
Öncelikle şunu bilmek gerekir ki, Cuma namazı kılınmaz diyenler onu kılmayın demiyor kendi aralarında harb emirlerini tayin eden müslümanlar bu emirin denetim ve müsadesinde cuma namazlarını ruhsaten eda edebilirler bu sebeble cuma namazı her zaman her yerde kılınmalıdır sözü doğrudur, ve itiraz eden de yok ama cuma belirli şartlarla sabit bir namazın şartlar tahakkuk etmemesi durumunda kılınmaması gerektir. Aksi halde bu amel islami hükümlerle alay etmek gibi bir mana kazanır.
Faruk Beşerin burada bahsettiği Cuma namazı
ile ilgili rivayet edilen şu hadistir. "Ey insanlar biliniz ki
şu yerimde, şu ayımda, şu günümde, ve bu yıldan itibaren, kıyamete dek,
Allah cumayı üzerinize farz kılmıştır. Artık kim onu benim zamanımda
yada benden sonra adil ya da zalim bir imamı varken, hafife alarak ya da
inkar ederek terkederse, Allah onun iki yakasını bir araya getimesin,
işinde bereket kılmasın. Dikkat edin, Onun ne namazı vardır, ne haccı,
ne orucu, ne bir iyiliği vardır. Tevbe etmedikçe bunlardan hiç biri
kabul edilmez."(Sünen-i İbn-i Mace - İst: 1401 Çağrı Yay. C: 1,
Sh: 343 Had. No: 1081. Ayrıca Abdi'l Latifi'z Zebidi - Sahih-i Buhari
Muhtasarı Tecrid-i Sarih tercemesi ve şerhi - Ank: ty (4 bsm) Diyanet
Yay. C: 3, Sh: 47 vd.)
Hanefi
Fûkahası bu Hadis-i Şerif'te geçen "Ve lehû imamûn adilûn ev
cairûn" hükmünü esas alarak: "Cum'a Namazı'nın edâsı için
ûlû'lemr'in izni şarttır"
hükmünde ittifak
etmiştir.(Şeyh Nizamüddin ve bir heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 145.
Ayrıca İmam-ı Merginani - A.g.e C: 1, Sh: 884, İbn-i Hümam - Fethû'l
Kadir - Beyrut: 1315 C: 1, Sh: 411-412.
637 Allahû Teâla (cc)'nın
indirdiği hükümleri çirkin görüp, kendi heva ve heveslerinden hükümler
icad eden siyasi güçler; mü'minlerin "Ulû'lemr'i" olamaz. Zira
mü'minlere, Allahû Teâla (cc) ancak kendilerinden olan bir ûlû'lemr'e
itaatı vacip kılmıştır.(İbn-i Kesir -
Tefsirû'l Kur'an'il Azim - Beyrut: 1969 C: 1, Sh:
518-519.)
Ayrıca "Kafirlerin, mü'minler üzerinde velâyet hakkı olamıyacağı" da
kat'idir.(İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi -
Kahire: 1965 C:1 Sh: 199.
Bu sözle Dr.Beşer büyük bir ayıbı sergilemiş ve rasulullahın dahi Mekkede Cuma namazını kılmadığını ama bu zaman diliminde Medinede Musab b. Umeyr medineli müslümanlara Namaz kıldırıyordu...(Gürer ve dürer/Molla Husrev Eser neşriyat Cuma bölümü) Yazar bu gerçeği maalesef görmezden geliyor...
Yazarın kendi kitabının metninde dahi geçen -adil ya da zalim bir imamı olduğu halde- ibaresini yok diye nitelemesi gerçekten ilginç bir tavırdır. (Fetvalarla çağdaş hayat/ syf:111 34 nolu dipnotta hadisin metni geçmektedir.)
Cuma namazını inkar ederek ya da hafife alarak kılmayanlar için söylenmiş hadisleri Allahın hududlarını gözetenlere çevirerek nassları hırsız feneri gibi kullanıp istediği tarafı aydınlatmak ve halkın Allah korkusunu provoke edip insanları hakikatlerden uzaklaştırmak gayet yanlış bir tavırdır. Unutulmamalıdır ki Cumayı terkedenler kafadan değil bir fetvaya binaen terketmektedirler... Meşhur olan kavilde imamın hatasına bir isabetine iki ecir vardır. Fetvayla ve teville yola çıkanlar asıl manadan sapmadıkça doğru yoldadırlar...
Müctehid alimlerce delil kabul edilmiş ve ondan hükümler çıkarılmış böyle bir hadisin zayıf ilan edilmesi Beşerin ve akabinde gidenlerin haddine değildir. ama insanların en cesuru muhakkak ki en çok cahil olanlarıdır. Hadis belki Beşer'e ulaşan senediyle zayıftır ama alimlerimiz kaynak edindiklerine göre onlar sağlam bir yönünü biliyorlardır. Bunun aksini kabul etmek ulemayı zann altında bırakmaktır. Onlara fetva verirken mesnedsiz konuşuyorlardı demek herhalde pek doğru bir davranış değildir ki Cuma namazının edasının şartları başlıklı olan her ilmihalin içerisinde birinci şart sultanın iznidir.
Eğer işin o yönüne bakarsak şöyle demek icab eder o hadiste de kadınlara ve kölelere, hastalara ve dahi yolculara istisna tanınmıştır aslında onlar da kılmalıdır.
Yazarın İslam alemini ve dünya üzerindeki islami hareketleri pek iyi takib etmediği her halinden belli oluyor...
İkinci şıkda verdiğimiz Yusuf kerimoğlunun ilmihalinden aldığımız metin hangi sahih senedlere dayanıldığının resmidir... Detaylı bilgi için Mustafa Çelikin kaleme aldığı Darul Harb fıkhı adlı esere bakınız.
İmam suyuti kitabında Cumanın faziletlerinden bahsetmiştir.
Biz islami olup da mezhebsiz olan bir devletten değil, bilakis Allahın şeriatını ilga etmiş, hilafeti kaldırmış ve yerine batılı kanun ve sistemleri yerleştirmiş bir devletten bahsetmekteyiz yazar bu hususa zaten hiç el atmamış. Bundan sonra da bi iznillah el atamayacaktır...
Bilakis Hanefi alimleri her ne kadar "Mefhum-u muhalif"e itibar etmeseler de Cumanın edasının şartlarında Sultanın iznini kabul ederek hadiste geçen lafzın mefhum-u muhalif olmadığını isbat etmiş ve bir kez daha söz sahibinin yüzünü kara çıkarmışlardır. Elhamdulillah (Cumanın şartları için İmam merginaninin El bidaye ve Molla husrevin Gurer ve durerine, Fetava-i hindiyye, ve ibn-i Abidinin eserlerinde cuma bahislerine bakınız.)
Hilafeti ilga eden zihniyetin nasıl bir alim tipiyle Cuma namazını kılmaya musaade ettiğini anlamak isteyenler bu satırların sahibine bakmalıdırlar. Çünkü Cuma namazı kıldırmak hanefilere göre imamın görevleri arasındadır. Oysa Beşer'e göre öyle devlet mevlet pek önemli değil tek namaz kılınsın da.... Gerisi Laik Cumhuriyetin ağa babalarına kalsın...
Cevaplar bu kadar...
Cuma hakkında detaylı bilgi için Yusuf Kerimoğlu'nun Emanet ve ehliyet adlı fıkıh kitabına bakalım isterseniz...
Sonuç olarak derseniz. Türkiye de Cuma namazı kılınmaz ama illada kılayım içim rahat etsin derseniz müslümanlar olarak aranızda birleşip Cuma imamı seçmeniz ve diğer şartları da sağlayarak Cumayı (Ruhsaten) eda etmeniz gerekmektedir.
![]()