TANRI  KELİMESİNİ  KULLANMAK  DOĞRU MUDUR ?

    • "139. İslâm uleması; "Allahû Teâla (cc)'nın mukaddes sıfatlarının hakikatini akılla kavramak mümkün müdür, değil midir?"  konusu  üzerinde  durmuştur.(67) Malûm olduğu üzere  Allahû Teâla (cc)'nın "Esmâ-ü'l Hüsna"sı  dediğimiz  mübarek  doksandokuz ismi Kur'an-ı  Kerim'de zikredilmiştir. Tevhid  ve  sıfat  ilmi  ile  meşgul   olan  ulema; kat'i nassları esas alarak  Allahû  Teâla (cc)'nın sıfatlarını  izah  etmişlerdir.   Şurası unutulmamalıdır ki; "Allah" ism-i şerifi;  bütün  kemal sıfatları ve ilahi vasıfları toplar ve yalnızca O'na delalet eder. Kur'an-ı  Kerim'de,  2800  defa  zikredilmiştir.

    Bazı çevreler kasden ve teammüden "Tanrı" lafzını kullanma hususunda inatçılık göstermektedirler. Kur'an-ı Kerim'de ve Resûl-i Ekrem (sav)'in sünnet'inde "Tanrı" lafzı geçmez. Türkçe'de "Tan yeri ağardı"  deyince, güneşin doğma vaktinin yaklaştığı anlaşılır. Tan yeri,  güneşin  doğduğu  yerdir.   Eski Türkler'de Abulcahandan sonra gelişen putperestlik; yer, yeraltı,  gök ve güneş gibi "İlâhları" gündeme sokmuştur. Bunların en büyüğü   "güneş ilâhı" (yani Tanrı) bilinir. Gerçi ısrarla "Tanrı" kelimesini kullananların kasıtları bu değildir. Fakat yanlışta  ısrar  etmemek  büyük  bir fazilettir. "  (Y. Kerimoğlu,  Emanet  ve Ehliyet - İslam  İlmihali,C/1, sh:75)

              "15 —ALLAHÜ  TEÂLÂNIN   İSİMLERİ

     Allahü teâlânın ismleri çokdur.  Sayısını bilmiyoruz,  îsmlerinden doksandokuzunü, Kur'ân-ı  kerimde  insanlara   bildirmişdir. Kâdî Zade Ahmed efendi, (Birgivî  vasiyyetnâmesi)  şerhinde diyor ki, (Allahü teâlânın doksandokuz ismine (Esmâ-i hüsnâ) denir.   Allahü  teâlânın  ismleri (Tevkîfiyye) dir.  Ya'nî şerî'atin bildirmesine bağlıdır.  Şerî'atin  bildirdiği  ismler ile çağrılır ve onlar ile zikr olunur. Bunlardan başka ismler ile çağırmağa, zikr etmeğe, şerî'at izin vermemişdir).  (Şerh-ı Mevâkıf), beş yüz kırk birinci sahîfesinde diyor ki, (Kâdî Ebû Bekr buyurdu ki,   Allahü  teâlâya  yakışmaz  ma'nâ çıkmıyan,  O'na  yakışan  isim söylenebilir.   Çoğunluk  ise,  belli  doksandokuz isimden başkası  söylenilemez dedi).

   Bundan anlaşılıyor ki, Allahü teâlâya   (Tanrı) demeğe  izin  yoktur.  Yani  tanrı  demek günah  olur.   Allah  ismini  kullanmak  istemeyip,   bunun   yerine   tanrı  demek  veya   doksan  dokuz  isimden    birini  bile  kullanmak  istemek, çok  büyük  ve  çirkin  suç  olur.  Nuh  aleyhisselâmın  oğlu   Yâfes  mü'min  idî.   Evlâdı  çoğalınca,  onlara  reis  olmuşdu. Hepsi,  dedelerinin  gösterdiği  gibi,   Allahü   teâlâya ibâdet ediyordu. Yâfes nehrden geçerken boğulunca, Türk ismindeki küçük oğlu, babasının yerini tutdu. Bunun evlâdı çoğalarak, bunlara Türk denildi. Bu Türkler, ecdadı  gibi,  müslüman, sabırlı, çalışkan insanlardı.  Bunlar zemanla çoğalarak Asya'ya yayıldı. Başlarına geçen ba'zı zâlim hükümdarlar,   semavî  dîni   bozarak,   puta   tapmağa   başladılar.   Bunlar bugün  Sibirya'da    yaşayan   Yukutlar,  hâlâ  puta  tapmaktadır.    Dinden   uzaklaşdıkca, eski medcniyet   ve   ahlâklarını da  gayb  etmişlerdi.   Hele  Hunlâr  ve  onların reislerinden   Attila,  dinsizliği  ve zulmü  ile   (Allahın  gadabi)  ismini  almışdı.   İslâm güneşi   Mekke-i mükerremeden   doğarak,   ilm,   ahlâk   ve   her   dürlü   fazilet   ışıklarını   dünyâya  saçınca, Romalıların,   Asyaya   kadar   yayılan   sefahat   ve  ahlâksızlıkları   ve   Asyayı, Afrikayı kaplamış   olan   dinsizlik,   cahillik  ve   vahşet   altında   kıvranan,   inliyen  insanlık,  İslâm nurunu  görmiyerek,  ancak   kılınç   korkusu  ile  müslimân olmuş,  ....................." (H.Hilmi  Işık, Tam  İlmihal,  sh: 354.)

     "Allahü  Tealanın  isimleri  (Tevkifi)dir.  Yani  şeriatın  bildirmesine   mevkufdur, bağlıdır.   Şeriatin  söylediği  ismi  söylemelidir.  Şeriatin  bildirmediği  isim  söylenemez.....Şu  halde,  tanrı da  denemez.  Hele  ibadet  ederken,  ezan  okurken,  Allah  ismi  yerine,  tanrı  demek,  çok  günah  olur. "  (H.Hilmi  Işık, Tam  İlmihal,  sh:  54.)  

    "Tanrı, mabud  demekdir.  Tapılan  şeylerin  hepsine  tanrı  denir.Allahü  Teala'nın  ismi,  Allah'dır,  tanrı  değildir.  Hak  olan,  doğru  olan tanrı,  yalnız  Allahü  Tealadır.  Allah  yerine  tanrı  demek,  yanlıştır  ve  çok  çirkindir."  (H.Hilmi  Işık, Tam  İlmihal, sh: 299)

 

             TANRI:
      Ma'bûd, tapılan şey, ilâh.
     Allahü  teâlânın  isimleri  tevkîfîdir,  yâni  İslâmiyet'te  bildirilen isimleri söylemek câiz olup, bunlardan  başkasını söylemek câiz değildir.Meselâ Allahü teâlâya alîm denir. Fakat, âlim demek olan fakîh denmez. Çünkü, İslâmiyet, Allahü teâlâya fakîh  denileceğini  bildirmemiştir.  Bunun gibi, Allah adı yerine, tanrı demek câiz değildir. Çünkü tanrı; ilâh, ma'bûd  demektir.  Meselâ 
"Hindûların  tanrıları öküzdür"  denilmektedir. "Birdir Allah ondan artuk  (başka) tanrı yok" denebilir. Başka dillerdeki  Dieu, Gott ve God  kelimeleri de, ilâh, ma'bûd  mânâsına kullanılabilir. Allah adı yerine kullanılamaz. Kur'ân-ı kerîmde; "Benim ismim Allah'tır. Beni Allah diye çağırınız. Allah diye ibâdet ediniz. Allah diye yalvarınız" meâlinde birçok âyet-i kerîme vardır. O'na, kendi istediği ismi söylemeyip de, kâfirlerin, O'nun  en  sevmediği, mâbûdlarına  koydukları  tanrı  ismi  ile  O'nu  çağırmak, ne kadar  yanlış  ve  ne  büyük  inâd  olduğu  meydandadır.  (M. Sıddîk bin Saîd)
 

       " Bir insan, tanrı demekle Allah yerinde kullanırsa, maksadını anlatamaz ve hata etmiş olur. Tanrı veya ilâh kelimesi yerinde Huda, Diyo ve God yerinde kullanılabilir; fakat Allah yerinde değil... Tanrı dendiği zaman Yunanlının aklına Zeus gelir. Mısırlının Apis Boğası ve Hintlinin aklına da kendi inekleri... Allah, Cenâb-ı Hakk'ın Zâtının has ismidir. Onun için "LA İLAHE İLLALLAH" diyoruz; fakat "La Allah'a illallah" demiyoruz.   Evvelâ   ilâhlar,   tanrılar ne  varsa  hepsi   nefyediliyor (reddediliyor, yok  sayılıyor), sonra da isbatta, Ma'bud-u Mutlak, getiriliyor ve sadece Allah vardır, deniliyor. Mevlid yazarı Süleyman Çelebi, bu hususu  çok  güzel  ayırt   ederek   "Birdir Allah ondan artık tanrı yok" deyip, her iki kelimenin  yerini de  tayin  ve  tespit  etmiştir." İ

    •“Allah” kavramını en güzel bir biçimde anlatan âyetler, hepimizin bildiği “Kul Hû vallahû ahad..” sûresidir. Bize hitap edilir: De ki; ALLAH AHAD’dır! Biz de papağan gibi tekrar ederiz.   De ki, Allah Ahaddır!!!   Sana desem ki; "Ahmed’e de ki yarın şuraya gitsin!"   Sen Ahmed’e gidip:   “De ki Ahmed şuraya gitsin!”, dermisin!!!   Ama biz hâlâ, “DE Kİ” diye tekrar ediyoruz! ”De ki“ nin mânâsı: Bunu düşün, anla!   İnsanın beyninde bir kavram oluşur...O kavram dile dökülür!   "Önce dil düşünür, beyine hükmeder" değil!   Önce beyin onu değerlendirir ve bu olay dile dökülür.   "De ki" sözü: "anla, idrâk et, kavra!" demektir .   Neyi? Şunu anlatmak istiyor İhlâs Sûresi: "Allah" ismiyle işaret edilen varlık, sonsuz sınırsız öyle bir TEK'tir ki Onun varlığının içi veya dışı gibi bir şey düşünülemez! "O'nun içinde veya dışında kalan varlıklar" diye bir kavram geçerli değildir! O'nun içine birşeyin dahil olması veya O'ndan çıkması da mümkün değildir! O'ndan meydana gelmiş ikinci bir varlık da yoktur!. O da bir ikinci varlıktan meydana gelmemiştir!  

     Öylesine sonsuz sınırsız bir TEK ki, gerçekte sadece O vardır! İhlas Sûresi'nin bize anlatmak istediği, "ALLAH" İSMİYLE İŞARET EDİLEN VARLIK! Biz, bunu, bir ömür içinde tartışarak belki anlayabiliriz belki anlamayız!. Kurân'da anlatılan "Allah" ismiyle işaret edilen mânâ... İnsanlığın düşündüğü Tanrı!!! -Canım ben Allah’a Tanrı ismini veriyorum!!!! SİZ , ALLAH’A TANRI İSMİNİ VEREMEZSİNİZ! Çünkü Tanrı kavramı ayrıdır: "Allah" kavramı ayrıdır! Tanrı kavramı, sizin varlığınızın dışında sizin varlığınızın ötesinde sizi yönlendiren, size hükmeden sizden birşeyler talep eden bir öte varlıktır! Ve bu tarihte hep böyle gelmiştir! Oysa "ALLAH" kavramı sizden öte bir varlığı ifade etmez! Siz, ben ve herşey, Allah ismiyle işaret edilen bu varlığın Kendi özellikleriyle kendinden meydana getirmiş olduğu varlıklarız! Yani, Tanrı kavramı, dışarıya- öteye yönelmeyi insana getirirken ALLAH kavramı insana kendi içinde- kendi özünde- kendi vicdanında- kendi derinliğinde hakikati bulmayı öğretir! ”Ötendeki Tanrı” kavramı yoktur; “sadece Allah” vardır! esasına dayalıdır İslâm dini! 

       Peki, biz Allah’a Türkçe olarak Tanrı desek ne olur?” ”Ya, biz Türküz... Miliyetçiyiz.. Kendi milliyetimizin değerleriyle tanrı diyelim!!!!!” Allah’a Tanrı denmez! Bu, dilbilgisi yanlışıdır! "Tanrı" kelimesi SIFAT anlatır. ”Tanrılık vasfı”nı anlatır! Nasıl ki “Akıllı adam” “cesur adam” gibi ifadeler de “akıllı” “cesur” gibi kelimeler vasıf anlatan kelime ise, Tanrı kelimesi de aynı şekilde vasıf anlatır. “TanrıLAR” denebilir... “İlahLAR” denebilir.. "Hulûsi... sen kendi indî yorumunu söylüyorsun" diyor bazıları!! Ben gene bu konuda ehil olan bir Zâtın ifadesini nakletmeye çalışıyım. Biraz evvel bahsettiğim meşhur Kurân Tefsirini yazan Elmalılı Hamdi Yazır tefsirinin 1.cildinin 244 ve 245.ci sayfalarında şöyle diyor; “Gerek ismi özel olsun gerek ismi genel, “ALLAH” ismi celâli ile, yine “ALLAH” tan maâda hiçbir mâbud anılmamıştır... Meselâ “TANRI”, “HUD” isimleri, “ALLAH” gibi özel isim değildir!. “İLÂH”, “RAB”, “MÂBUD” gibi genel mânâ ifade eden kelimelerdir...

       Arapça’da “İLÂH”ın çoğuluna “ÂLİHE”; “RAB”bın çoğuluna “ERBÂB” denildiği gibi; Farsça’da da “HUD”nın çoğuluna “HUDÂYAN” ve lisanımızda dahi TANRILAR, MÂBUDLAR, İLÂHLAR, RABLAR denmiştir; çünkü bunlar haklıya ve haksıza ıtlâk edilmiştir... Halbuki hiç “ALLAH”LAR denilmemiştir ve denemez! Böyle bir tâbir işitirsek, söyleyenin cehline veya gafletine hamlederiz!.. “TANRI” adı böyle değildir; mâbud, ilâh gibidir... Bâtıl mâbudlara dahi “TANRI” ismi verilir... Müşrikler birçok tanrılara taparlardı. "Filanların tanrıları şöyle, falanların tanrıları şöyledir" denilir... Demek ki Tanrı genel bir isim, ALLAH ise ÖZEL BİR İSİMDİR! Binâenaleyh, “ALLAH” ismi, “TANRI” adı ile tercüme olunamaz!”      AHMED HULÛSİ    20.1.1996  Antalya Konferansı ." 

     "(Bu yazı aylık Yeni Dünya Dergisinde yayınlanmıştır.)

    Televizyondan, basından ve okuduğu kitaplardan aldığı yorumlarla kafası iyiden iyiye karışan bir okuyucum, İzmit Değirmendere’den Neslihan Ruhacan soruyor;

     Dua ederken Tanrı korusun veya Tanrı yardımcısı olsun demenin faydası var mı?.

     Düşünelim...

    Ünlü Fizikçi Niels Bohr "Bir insan Quantum fiziğini düşünürken başının dönmediğini söylüyorsa bu, konuyu hiç anlamadığını gösterir" diyor.

   ALLAH ile Tanrı kelimelerinin arasındaki farkı yakaladığı halde, hayretler içinde kalmayan kişi de, Allah'ı hiç tanıyamamış demektir.

    Kur’an’da, Tanrı kelimesi geçmez. Bugün, farkında olmadan, Tanrı sendromuna kapılan klasik İslam alimleri, İslâmın temel konularında asla somut bir ifade ortaya koyamamakta, acizliklerini de başka sahalara yansıtmaktadırlar.

   Allah kelimesiyle işaret edilen yüce yaratıcı; sonsuz sınırsız bir varlık olup nedenini, niçinini beraberinde, sistem dahilinde taşımaktadır. Bu olguyu, orjinden bakışla, mânâ, enerji ve madde olarak sıralayabiliriz. Kaldı ki; Allah isminin manâsı, manânın dahi özünde mütalaa edilmelidir.

   İsim, bir işaret kelimedir. Nesneler, kendilerine konan isimle anılır. Esas olan mânâdır. Bir bakıma o isim, mânâ ile bütünleşmiştir. Mânâ yoksa isim hayâl olur. Tanrı kelimesi de böyledir.

   Kendisine yönelinen ve belli bir mekânı kapladığı düşünülen Tanrı’nın ‘Allah’ kelimesinin ifade ettiği mânâ ile ilgisi yoktur. İnsan, yaratıcı gücü özünde bulabilirse, bu varlığa Allah adını verebilir. Tanrı ise, hayallerimizi süsleyen, düşsel bir varlıktır.

  Bu yüzden ‘Tanrı Korusun’, ‘Tanrı yardımcısı olsun’ şeklinde temennide bulunduğunuzda, kesinlikle bir yararı olmaz, söylediğinizle kalırsınız. "

‘ALLAH’ HAYALİNİZDEKİ TANRI’NIN ADI’MI ?

  Genel anlamda, duyduğumuz kadarıyla zikir, o ötedeki tanrının isimlerini anarak onun gözüne girmek içindir!..

  Acaba gerçekten öyle mi?..

   Bu konunun gerçeğini anlayabilmek için, önce zikredilen varlığın kim ve ne olduğunu iyi anlamalıyız...

  "TANRI"yı mı zikretmeliyiz, "ALLAH"ı mı?... Çoğunluk, burada doğal olarak şu soruyu soracaktır:

-Ne farkı var ki?.. Ha tanrı ha Allah!.. Hepsi de bir!. Biz Türkler Allah`a Tanrı ismini vermişiz!. Tanrı uludur!..

     Hayır!.. Tanrı ulu değildir!.. Tanrı yoktur!. Tanrılık kavramı geçersizdir!.


     Kime göre bu böyledir?..

    "İslâm Dini"ne ve bu "Dini" anlatan Kutsal Kitap Kur’ân-ı Kerîm’e göre!..

    Allah Rasûlü Muhammed Mustafa Aleyhisselâm’a göre!.

   18. baskısı yayınlanan "
İNSAN ve SIRLARI" * ile gene 16. baskısı yayınlanan "Hz. MUHAMMEDİN açıkladığı ALLAH" * isimli kitaplarımızda öncelikle "Tanrı" kavramı ile "ALLAH" kavramı arasındaki son derece önemli fark üzerinde detayları ile durup; "ALLAH" kavramına dayalı olarak mevcud olan "İSLÂM Dini"ni açıklamağa çalıştık!.

  "Tanrı" kavramı ile "ALLAH" isminin işaret ettiği mânâ arasındaki anlam farkını anlamadığı sürece, hiç kimse "İslâm Dini"nin ne olduğunu ve niye gelmiş olduğunu anlıyamaz!.. Bu yüzden de "DİN" olayını yanlış değerlendirir!.
Ayrıca "İslâm Dini"nde teklif edilen çalışmaların –ibadetlerin - hangi gerekçeyle insanlara önerildiğini de kavrayamaz!.

  Öyle ise öncelikle "Tanrı" sözcüğünden anlaşılan kavram ile, "ALLAH" ismiyle işaret edilen anlam arasındaki farkı çok iyi idrak etmek zorundayız!.

   "TANRI" ismi bize neyi anlatır?..

    Benim, senin, yaşadığımız bu varlığın ötesinde; bu varlığı dıştan gelen bir biçimde yaratan; öteden bizi seyredip, hakkımızda hüküm verecek olan; sonra da bizi cehennemine atacak ya da cennetine sokacak bir varlık!?..

   İnsanların  çoğu ile; "Din"in kelimelerinde, dış anlamlarında, mecâzında kalmış din adamlarının hepsi "tanrı"ya inanır, onu savunur ve onun adına insanları yönetmeye kalkar!.. Akıl-izan sahipleri de böyle bir şeyin olamıyacağını idrak ettikleri için tanrıya inanmazlar ve din adamlarına da kulaklarını tıkarlar!.

   "ALLAH" kavramına dayalı "Din" anlayışı ise, bütün tasavvuf ehli ve evliyâ tarafından paylaşılan bir gerçektir!. Ne yazık ki, insanların pek azı bu gerçeği farketmiştir!.

   Bu gerçeği açıklayan Kur’ân-ı Kerîm’e göre, "Allah", evreni ve varolarak algılanan her şeyi, kendi ilminde, kendi kudretiyle ve kendi güzel isimlerinin özellikleriyle yaratmıştır..

   Bu sebebledir ki, doğa kanunları ve evrensel düzen dediğimiz şey, gerçekte ALLAH DÜZEN ve SİSTEMİ’nden başka birşey değildir!. Bu gerçek nedeniyle de, insan, ötesinde bir tanrıya tapınmak yerine; ÖZÜNDEKİ "ALLAH"ı farketmek ve ötesindekine değil, özündekine yönelmek zorundadır!.

    Gelmiş geçmiş bütün evliyâ, insanları, "ALLAH" kavramına dayalı din anlayışına ve bunun sonucunda oluşacak "haşyet" hâline yönlendirmek isterken; işin şeklinde kalan din adamları da ötedeki bir tanrı kavramıyla olayı anlatıp, insanları ondan "korkutarak" hükümranlık tesis etmeye çalışmışlardır!..

   Şu anda bizim ÖTEMİZDE, bizi seyredip, yaptıklarımıza göre hakkımızda bir karara varacak; buna göre de bizi cehennemine atacak ya da cennetine sokacak bir "tanrı"dan sözetmemektedir Kur’ân ve Hz. Muhammed Aleyhisselâm!.

   Aksine, Hepimizin ÖZÜNDE olan ve "Hakikat"ını oluşturan bir "ALLAH"tan bahsetmektedir Kutsal Kitabımız ve Allah Rasûlü!.

    İşte bu yüzdendir ki birinin gıybetini yapan, onu aldatan, ya da ona kötülük yapan, hakkını gasp eden; gerçekte onun "hakikat"ı olan "ALLAH"a yapmıştır bu davranışı!...

    Ve bu yüzden demiştir ki
Allah Rasûlü:

    -İnsanlara şükretmeyen Allah`a şükretmiş olmaz!..

    Yani muhatabın, hayâlinde yarattığın ötendeki "tanrı" değil; algıladığın her şeyin özü olan "ALLAH"tır!. Bunu farketmedikçe, "İSLÂM DİNİ"nin yüceliğini anlayamayız!.. Öyle ise "Allah"a "tanrı" denir mi hiç?...      (20/11/2001) Ahmed Hulûsi"

  Yukarıya  aldığımız   bütün  alıntılardan  çıkan  sonuç  şudur:  Kitap  ve  Sünnet'te  "Tanrı"  lafzı  geçmemektedir.  Bu  tanrı  lafzı  Müslüman  Türklere  eski  uygarlıklarından  geçmiştir.  Yani  Türkler  İslam'ı  kabul  ederken  eski  dinlerinde,  eski  inanışlarında  varolan  "Tanrı"  kelimesini de  yeni  dinlerine  taşımışlardır.   Türkler  eski  dinlerine  göre  inandıkları  "Tanrı"  inancı  ile  İslam  dinine  girdikten  sonraki   inandıkları  Allah (cc)  inancı  aynı  mahiyette  değillerdir.  Zira  yukarıda da  ifade  edildiği  gibi  birden  çok  tanrı  ismi  ve  tanrı  çeşidi   sayılmaktadır.  "Tanrı"   kelimesini  kullanan  kimseler  açısından  niyet  çok  önemlidir.  Eğer  "Tanrı"  kelimesi   İslam  inaç  sistemindeki  "Allah"  ismi  yerine  kullanılıyorsa  yanlış  olmakla  birlikte  bu  kelimeyi  kullananın  imanına,  inanç  sistemine   bir  zarar  gelmez.  Ancak  eğer  eski  inançlarında   kullandıkları  "Tanrı"    kavramı  ile   İslam  inanç  sistemindeki  Allah  inancını  eş  kavramlar  olarak  kullanıyorlarsa  ve  böyle  inanarak  "Tanrı"  kelimesini   kullanıyorlarsa  işte  o  zaman  iman   ve   inanç  sistemi  bozulur; imanları  ve  inanç  sistemleri  kökten   yıkılmış  olur.    Bu  durum  şirke  kadar  gidebilir.  Zira    Kur'an-ı  Kerim'de : "Hak  geldi,  batıl  zail  oldu"  buyurulmaktadır.  

       A. AZİZ