TAKVİMLERDE FARKLILIK

                             

Farklı Ramazan imsakiyeleri

Ramazan imsakiyelerindeki saatler neden değişiktir, aynı olması gerekmez mi?
CEVAP

Ramazan münasebetiyle çeşitli firmalar tarafından imsakiyeler dağıtılmaktadır. Dağıtılmakta olan bu Ramazan imsakiyeleri farklı farklıdır. Eğer imsak vaktinden sonra yiyip içilmeye devam edilirse, oruç tutulmamış olur. Bunun için imsak vaktinde yiyip içmeyi kesmek şarttır.

Bugün ülkemizde, iki çeşit imsakiye dağıtılmaktadır. Bir kısmı, yüz senedir kullanılmakta olup, doğruluğunda en ufak bir şüphe, tereddüt hasıl olmamış namaz vakitleri cetvelini aynen muhafaza eden takvimler; bir kısmı da, 1983'ten sonra, çok oruç tutuyoruz diyenleri susturmak gayesiyle, imsak vaktini uzatan takvimlerdir.

1983 yılından önce bütün takvimler aynı idi. Fakat 1983'ten itibaren Diyanet İşleri temkin vakitlerini kaldırdığından, böyle farklı iki durum ortaya çıkmıştır. 1983 tarihinden önceki takvimlerin yanlış olmadığını herkes kabul etmektedir. Bu hususta bir ihtilaf yoktur. Nitekim, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 30 Mart 1988 tarih ve 234-497 sayılı müftülüklere gönderdiği tamimde şöyle denilmektedir:

(1983 öncesi takvim ile yeni uygulama arasında sadece temkin farkı bulunmaktadır. Buna göre 1983 öncesindeki uygulama yanlış değildir.)

Türkiye Gazetesinin Takvimi ve Fazilet takvimi ile diğer bazı takvimler, doğruluğunda ittifak olan 1983 öncesine göre hazırlanmaktadır. Diyanetin tamiminde bildirdiği gibi, 1983 yılından önceki uygulamaya göre hazırlanan takvimler ile bu takvimlere dayanılarak hazırlanan "Ramazan imsakiyeleri" yanlış değil, sadece temkinlidir. Temkin nedir, âlimler, bu temkini niçin koymuştur? Kısaca bunu da izah edelim:

Bir namaz vakti hesaplanırken, hesabı yapılan şehrin arazisinin yükseklik ve alçaklık, doğu-batı, kuzey-güney, genişlik gibi durumlarının göz önüne alınması gereklidir.

Ayrıca vakte tesir edecek atmosfer şartlarının da en anormal hâli düşünülerek, bütün bu şartların hepsini karşılayarak, vakti emniyet altında tutacak zamana, vaktin temkini denir. Bu vakit, ibadet vaktinin emniyeti bakımından zaruri olarak konulması şart olan bir zamandır. Temkinsiz yapılan ibadet, vaktin dışında yapılmış demektir. 

Bilindiği gibi, namazları vaktinde kılmak şarttır. Birkaç dakika önce kılınsa namaz sahih olmaz. Oruç da böyledir. Güneş batmadan önce yiyip içilince, oruç sahih olmaz. Namazları vakit girdikten üç-beş dakika sonra kılmakta hiç mahzur yoktur. Güneş battıktan 5-10 dakika sonra orucu açmakta da mahzur yoktur. Hatta yıldızlar görülünceye kadar geciktirmek caizdir. Nûr-ül izâh şerhinde; "Bulutlu gecelerde, orucun bozulmasından korunmak için, ihtiyatlı davranarak oruç açmayı biraz geciktirmelidir. Yıldızlar görülmeden önce iftar eden acele etmiş olur" buyuruluyor.

Yeni takvimlerde, imsak vakti 10-15 dakika geciktirilmektedir. Böyle olunca, oruç tehlikeye sokulmaktadır. İmsak vaktinde eski cetvelleri esas alıp, yeni takvimlerden 10-15 dakika önce yiyip içmeyi kesmekte hiç mahzur yoktur. Hatta çok iyi olur, tedbirli ve temkinli hareket edilmiş olur. Tedbirsizlik ve temkinsizlik sebebiyle namaz ve oruçları ifsat etmemek lazımdır. İki takvim arasında fark, biri temkinli, öteki temkinsizdir.

Türkiye Gazetesi Takvimi, ehil kimseler tarafından, çok hassas bir şekilde hazırlanmaktadır. Bu hususta takvimimizde her sene, "Mühim Tenbih" başlığı altında ikaz yapılmaktadır.

Mevcut takvimler içinde, Türkiye Gazetesi Takvimi ve bu takvim esas alınarak hazırlanan "Ramazan imsakiyeleri" temkinli olup, en uygun olanıdır.

İmsak ne demektir

Takvimlerde yazılı olan imsak ne demektir? Bu vakitte sabah namazı kılınır mı?

CEVAP

İmsak, gecenin bitimi, ramazanda yiyip içmenin yasak olan vaktin başlaması demektir.
Türkiye Gazetesi Takvimi’nde yazılı olan imsak vaktinde, yiyip içmeyi kesmelidir! Bundan 20 dakika kadar sonra sabah namazı kılınabilir!

Yanlış takvimlere göre hareket edip de, yiyip içmeye ezan okununcaya kadar devam eden kimsenin, suçu yanlış takvime bulması, kendini mesuliyetten kurtaramaz!

Hilal görülünce Ramazan başlar

Siz, Ramazanın başlamasında hesaba göre hareket ediyormuşsunuz, doğru mu?

CEVAP

Gazetemizin Takvim Servisi, her sene Türkiyenin çeşitli yerlerinde hilali gözetliyor. Bunu da ilan ediyoruz. Hiçbir zaman hesapla bildirilen günden önce hilal görülmedi. 31 Ocakta şunları yazmıştık:

Hilalin görüleceği günü değil, doğacağı günü doğru olarak tesbit etmek mümkündür. Nitekim tesbit edilmiştir de. Fakat dinimiz, oruca başlamayı, bayram etmeyi hilalin doğmasına değil, hilalin görülmesine bağlamıştır. Hilal, ya hesapların gösterdiği günde veya bir gün sonra görülür, hesapta bildirilen günden önce doğmaz.

Bazıları, hesaba, takvime göre hareket ettiğimizi zannediyorlar. Hâlbuki hiçbir yazımızda, (Hesaba, takvime göre oruca veya bayrama başlanır) demedik. Aksine hilalin gözetlenmesinin şart olduğunu yazdık. Her sene de yazıyoruz.

Allahü teâlânın koyduğu nizamda eksiklikler, yanlışlıklar olmaz. Güneşin ve Ayın hangi saatte doğup, batacaklarını çok önceden hesapla bilmek mümkündür. Hesapla bildirilen vakitten önce doğup batmaz. Yeni ayın hilali hesapla bulunan zamanda doğar, fakat havanın bulutlu olması gibi sebeplerle bazen doğduğu gün görülmeyebilir. Ramazan ayını tesbit için hilali, yani gökte yeni ayı aramak ve Ayı görmek, eğer görülemezse, Şaban ayını otuz güne tamamlamak gerekir. 

Mustafa Sabri Efendi buyuruyor ki:

(Şaban ayının 29 çektiği hesap ile kesin olarak bilinse, gerçekten de 29 olarak çekse, Ramazanın girişini tesbit için hilal gözetlense, hilal doğduğu hâlde, hava bulutlu olduğu için görülemese, Şaban otuz gün olarak kabul edilir. Yine bunun gibi, Ramazan ayının 29 çektiği hesap ile kesin olarak bilinse, gerçekte de 29 çekse, hava bulutlu olduğu için Ramazanın 29unda hilal görülmese, Ramazanı otuza tamamlamak dinimizin emridir. Hadis-i şerifte, (Hilali görünce, oruç tutun, tekrar görünce orucu bırakın) buyuruldu.) [Meseleler]   (NOT:  M.Sabri  Efendinin  beyan  ettiği  şu  husus  güzel  bir  şekilde  anlaşılabilse  hiçbir  ihtilafın  zikredileceğini  zannetmiyorum.  A. AZİZ)

Diyanet yetkililerinin yazılarının özeti şöyle idi:

(Dinimiz, rüyeti yani hilalin görülmesi ile oruca başlanacağını emreder. Diyanet olarak, Ramazan hilalini gözetledik. Bugüne kadar, rasathanenin yaptığı hesaplara aykırı hiçbir sonuç tesbit edemedik. S. Arabistanla aramızdaki ayrılığın sebebi, onların hilali gözetlemeleri ve bizim de hesaplara göre hareket etmemiz değildir. Bu ülke, hilali gözetlemekle oruca başlamıyor, Amerikan almanaklarına göre hareket ediyor. Bir heyetle S. Arabistana gittik. (Gelin hilali birlikte gözetleyelim) dedik. Rabıta sekreteri Saffet bey, (Biz Amerikan denizcilerinin hesaplarına göre hareket ediyoruz) dedi. 6 kişilik bir heyetle Cebel-i Sefaya çıktık. Dürbün kullanmamıza rağmen hilali göremedik. Zaten hesaplara aykırı olarak görmek mümkün değildi. Akşam olunca, hilalin görüldüğünü, bayram edilmesi gerektiğini ilan edip milyonlarca müslümanın oruçlarını bozdurdular. Onların bu hareketleri, yalan veya yanlış bir beyana dayandığı muhakkaktır.) 

Bu yazıda da, hesap değil, hilalin görülmesi esas alınmıştır. Biz de her sene (Hilal görülmeden oruca başlamayın, hilal görülmeden bayram etmeyin) diyoruz. (Hesaba göre hareket edin) demiyoruz.

Buna rağmen, (Türkiye Gazetesi hesaba göre hareket ediyor) diye iftira ettiler. Bu sene de, heyetler halinde hilali gözetledik, görüldüğü gün kamera ile canlı olarak yayınladık. Fakat fitnecilerin, necdilerin oyunu ortaya çıkınca çamur atmaya başladılar. 

Fitnecilere hodri meydan diyorum: Buyurun birlikte hilali gözetleyelim. Kurban bayramı yaklaşıyor. Belki yine günü gelmeden hac yaptıracaklardır. Her gazeteden isteyen katılsın! Gözetleme yerleri önceden ilan edilsin! İsteyen vatandaşlar da katılsın. Türkiye ve dünyanın hangi yerlerinden gözetleneceği duyurulur. Böylece müslümanlar gününde bayram etmiş, fitnecilerin de yalanı meydana çıkmış olur. Necdiler darılacak diye teklifimize katılmayıp dışarıdan gazel okumaya devam edenlerin, Ramazan günü oruç bozduranların ve gününden önce hac yaptıranlara alet olanların samimiyetsiz ve mezhepsiz oldukları meydana çıkmış olur. Fitneci değilseniz, buyurun birlikte gözetleyelim!

Bid'at sahibi, yani itikadda Ehl-i sünnetten ayrılmış olan 72 fırkanın hepsi, her ibâdeti yaptıkları hâlde, adil değildirler. Çünkü, ya mülhid olarak, imanları gitmiş veya Ehl-i sünneti seb ediyorlar ki, bu da büyük günahtır. (Hadika)

Müslümanı seb ve kötülemek günahtır, adaleti yok eder, şahidliği kabul olmaz. (Dürr-ül-muhtar) 

Türkiyedeki mezhepsizler Necdilerin mülhid oldukları, Nimet-i İslâm kitabının nikah bahsinde yazılıdır. Bunun için, Ramazan, bayram ve hac zamanının gelmesini anlamakta ve bütün din işlerinde, mülhidlerin, mezhepsizlerin sözlerine uymak caiz değildir.

Necdilerin iftiraları             

Biz hilali her sene gözetliyoruz. Hilali gözetlemeden dışardan gazel okuyanların veya gözetledikleri hâlde göremeyip de İngiliz uşağı Necdilerin yalanına itibar edenlere yazıklar olsun!

Birkaç kişi, telefon edip bizi diyanete ve hesaba uymakla suçladı. Yazı yazanlar da oldu. Türkiye Gazetesi ve TGRTyi hedef alıp (Hesaba itibar edilmez) dendi. Biz, hangi yazımızda veya hangi kitabımızda (Hesaba göre oruca başlanır ve bayram edilir) dedik? Kitaplarımızda ve gazetede her sene (Hilali gözetlemek şarttır) diye yazdık. Buna rağmen bizi hesaba itibar etmiş gibi göstermekteki asıl maksat nedir? Asıl maksat, İngiliz uşağı Necdilerin yalanına inanmamış, oyunlarına gelmemiş olmamızdır.

Hilali gözetlemek farz-ı ayn değil, farz-ı kifayedir. Aynı manada vacib-i kifaye de denmiştir. Bazı müslümanlar gözetleyince diğerlerinden sakıt olur. Türkiye Gazetesi, her sene olduğu gibi, bu sene de hilali Türkiyenin çeşitli yerlerinde gözetlemiş ve diğer müslümanlardan bu ibadet sakıt olmuştur.

Teleskop ve dürbün hilalin çıplak gözle görmesini kolaylaştırır. Önce rahat görebilmek için bu aletlerle hilal aranır, bulunursa çıplak gözle de bakılır. Görülürse ertesi günün, ayın ilki olduğu anlaşılır. Hesap işi de böyle faydalıdır. Hilalin semada ne kadar kalacağı, hangi dakikalarda, dünyanın nerelerinden görüleceğini gösterir. Hesabın, teleskobun faydası inkâr edilemez. Yoksa hesaba göre bayram ilan edilmez.

Necdiler, önce Türkiye Gazetesinin gözetleme yapmadığını, hesaba göre hareket ettiğini söyleyip, (Hesapçılar yanlış yoldadır) diyerek hilali gözetleyenlere hakaret ediyor. Yani peşin olarak bizim hesaba göre hareket ettiğimizi söylüyor, sonra veryansın bizi suçluyor. Ne insafsızlık bu. Yıllardır hilal gözetlemeye çok defa ben de katıldım. Gördüğümüz zaman gazetede ilan ettik. Bizlere inanmayıp da Nimet-i İslâmda mülhid denilen Necdilere körü körüne nasıl inanıyorlar ki? Hâlbuki dinimizde bid'at ehline ve mülhidlere inanılmaz.

Ramazan ve bayramın, hilali görmekle değil de, takvime göre başlatıldığı yerlerde, oruca ve bayrama hakiki zamanlarından bir gün önce başlanılmış olabilir. Ramazanın başlaması, dinin emrine uygun olmuyor. Ramazanın ilk ve son günü tutulan oruçlar, Ramazana rastlasa bile, şüpheli olduğu için bayramdan sonra iki gün kaza orucu tutmak gerekir.

Evet Necdilerin avukatlığını yapan biri, gazetemizdeki bu ifadeleri aynen aldığı hâlde, utanmadan hâlâ bizim hesaba itibar ettiğimizi, gözetleme yapmadığımızı yazıyor.

Necdiler, yine iftira olarak (Türkiye Gazetesi, Diyanet İşleri ile işbirliği halinde...) diyorlar. Çarşamba günü gözetledik, göremedik. Perşembe günü gördük. Diyanetin ve Rasathanenin hesabı bizim gözetlememize denk gelmişse, onların bize uyduğu veya bizim onlara uyduğumuz anlamı çıkar mı?

Necdiler, (Türkiye Gazetesi ve TGRT, yıllardır, Diyanetin hesaplarına yanlış diyordu. Şimdi şip şak anlaşıverdiler) diyerek hep Türkiye Gazetesini suçlamaya çalışıyor. Biz hiçbir zaman hesaba yanlış demedik. Bilgisayar asrında hesaba yanlış denemez.150 yıldır uygulanan namaz vakitlerini değiştirdiler. Âlimlerin koydukları temkin vaktini kaldırdılar. Böylece eski uygulamaya göre, vakti girmeden namaz kılınmaya başlandı. Biz de, hesabın değil, temkin vaktini kaldırmanın yanlış olduğunu söyledik. Diyanetin takvimi temkinsiz, bizimki temkinlidir. Yetkili biri çıksa, namazlar tehlikeye girdiği için yine temkini koysa, bizimle mi anlaşmış olur, yoksa Diyanet işleri eski uygulamasını devam ettirmiş mi olur?

(Ramazanda Necdilere uymayanlar, hacda niçin koyun gibi teslim oluyorlar?) diyenler oldu. Medinedeki Necdi polis (Şefaat ya Resulallah demek şirktir) diyerek, elindeki copla Resulullahın kabr-i şerifini ziyaret edenlere vuruyor. Orada dayak yememek için gizli ziyaret ediliyor. Hilali her sene gözetlediğimizi bilen okuyucularımız, hacca gidince, telefon edip hilali görüp görmediğimizi soruyorlar. Genel olarak bir gün sonra Arafata çıkıyorlar. Koyun gibi teslim olmayanlar da vardır.

NOT: Necdi, İngiliz casuslarının oyununa gelip Arabistanda Ehl-i sünneti yıkan vehhabilere verilen addır.

Vaktin girmediği yerlerde namaz ve oruç

İslam âlimleri, olması mümkün olan her meselenin cevabını bildirmişlerdir. Cevap verilmemiş hiçbir mesele kalmamıştır. Kur’anı kerimde, beş vakit namazın vakitleri, çeşitli âyeti kerimelerde bildirildiği halde, “Beş vakit namaz” tabirinin geçmeyişinin elbette sebepleri vardır. Bunun hikmetlerinden birisi de, kutuplarda ve kutuplara yakın yerlerde, beş vakit namazın hepsinin vaktinin girmemesidir.

Ayakları olmayan kimse için abdestin farzı dört değil, üçtür. Biri sakıt olmuştur. Bulunmayan ayaklar yerine vücudun başka yerini yıkamak gerekmez.

Zengin, islamın beş şartını da yapmakla mükellef iken, fakire zekat vermek ve şartları yoksa, hacca gitmek de farz değildir. Şu halde ifa bakımından, islamın şartı zengine göre beş iken, fakire göre üçtür. Fakire de, (Sen islamın beş şartını yapmaya mecbursun) denilemez. Çünkü onda zenginlik şartı yoktur.

Muayyen özrü on gün devam eden bir kadın, her ay on gün namaz kılmaz. Çünkü namaz kılmak için o kadında, hadesten taharet şartı mevcut değildir. Özürden kurtulunca kaza etmesi de emredilmemiştir.

Kısa gecelerde şafak kaybolmadan fecrin tulu ettiği ülkelerde, yatsı ve vitrin vakitleri girmediği için bu namazları kılmak gerekmez. (Nimet-i İslâm)

Halebi’de buyuruluyor ki:

Vakit girmedikçe, namaz farz olmaz. Nitekim Sadrüddin Bürhan-ül eimme, (Vakti girmediği için yatsı namazı size farz olmaz) diye fetva vermiştir. Şems-ül-eimme Hulvani, (Vakit girmeyen yerlerde yatsı namazı kaza olarak kılınır) diye fetva vermiştir. Ancak bu fetvayı duyan Harezm’de Şeyh-i Kebir Bakkali, (Vakit girmeyen yerlerde yatsı namazı farz olmaz) diye fetva verdi. İmam-ı Hulvani bu fetva üzerine, Şeyh-i Kebir’e, (Beş vakit namazdan birini kaldıran kimse, kâfir olmaz mı?) diye sordurunca, Şeyh-i Kebir de, (Dirsekleri ile birlikte elleri veya aşık kemikleri ile birlikte ayakları olmayan kimse için abdestin farzı kaçtır?) dedi. Daha sonra, (İşte bir abdest uzvu noksan olana abdestin farzı, dört değil, üç olduğu gibi, namaz vakitlerinden bazısı girmeyen yerdeki Müslümanlara, sadece vakti giren namazlar farzdır) buyurdu. Bu cevap karşısında, İmam-ı Hulvani, hakkı teslim edip, önceki fetvasından rücu etti.

Şafii âlimlerin çoğuna göre, yatsı ve sabah namazının vakti girmeyen yerlerde bu namazlar, vakitleri giren en yakın bölgeye kıyas edilerek kılınır. Hanefi’de vakit, namazın hem şartı hem de, sebebi olduğu için, sebep bulunmayınca, yani vakit girmeyince, o namaz farz olmaz. Vakit girmeden de kılınmaz. Kaza etmek de gerekmez. Fakat bazı Hanefi âlimlerine göre bu iki namazı kılmak da farzdır. İhtiyata riayet ederek bu namazları da kılmak çok iyi olur.

Bu iki namaz vaktinin başlamadığı zamanlarda, daha önce vakitlerinin olduğu en son günün vakitlerini esas alarak, normal vakti girene kadar her zaman o vakitte kılınır.

Ramazan ayı gelince, oruç tutmak farz olur. Ancak seferi olanın, dört mezhepte de oruç tutması farz değildir. Kutuplara ve aya giden Müslüman, seferi ise oruç tutmaz. Geriye dönünce kaza eder. Kutuplarda buz denizinde yaşayan insan yok ise de, biz var olduğunu düşünelim. Altı ay gündüz, altı ay gece olan yerlerde nasıl oruç tutulacaktır?

CEVAP

Gündüzleri 24 saatten daha uzun yerlerde, mesela altı ay gündüz olan yerlerde, oruca saat ile başlanır ve saat ile bozulur. Gündüzü böyle uzun olmayan, vakitleri normal teşekkül eden, yani gündüzleri 24 saatten az olan bir şehirdeki Müslümanların zamanına uyularak oruç tutulur.

Seferi olan kutuplarda iken eğer oruç tutmazsa, gündüzleri uzun olmayan yere gelince kaza eder. Orada yaşayanlar varsa, onlar da kitaplarda bildirildiği gibi saatle oruçlarını tutarlar. (Dürer)

Vakit namazın şartıdır

Namaz vakitleri mevzuunu sormak istiyorum. Çeşitli takvimler var. Hangisine uymalı?

CEVAP

Vakit namazın şartıdır. Vakit girmedikçe namaz kılınmaz. Vakit girmişse sahih olur, girmemişse sahih olmaz. Bu yüzden temkinli vakitleri esas alan takvimlere uymalı. Türkiye Gazetesi Takvimi temkinli vakitleri esas alır.

İhtiyatı elden bırakmamalı

Hz. Ali, dirilmeye inanmayan bir ateiste, “Biz inanıyoruz. Diyelim ki senin dediğin gibi tekrar dirilmek olmasaydı, inanıp ibadet etmekle bizim hiç zararımız olmazdı. Ya bizim inancımız doğru ise, sen sonsuz olarak ateşte yanacaksın” diyor. Ateist ölünce, kendi inancına göre, yok olacak. İslamiyet’e göre ise, kâfir cehennemde sonsuz azap görecektir. İnanan da, sonsuz nimetler içinde yaşayacaktır. Aklı, bilgisi olan bir insan, bu ikisinden elbette, ikincisini seçer. Sonsuz azapta kalmak, bir ihtimal bile olsa, bunu hangi akıl kabul eder? Halbuki, ahiret hayatı, bir ihtimal değil, apaçık bir gerçektir. O halde aklı, ilmi olanın, Allah’a ve ahirete inanması gerekir. İnanmamak, ahmaklık, cahillik olur. İbadetlerde de ihtiyata riayet etmemek ahmaklık olur.

Birkaç örnek verelim:

1- Biz, sahih delillerle diyoruz ki, Hanefi mezhebinde ağzın içini gusülde yıkamak farzdır. İğne ucu kadar kuru yer kalsa gusül sahih olmaz. Bunun için diş dolgusu olanların, gusülde ağzın içini yıkamak farz değil diyen Maliki veya Şafii mezhebine uymaları gerekir. Bizim naklettiğimiz yanlış bile olsa, bunun hiçbir zararı olmaz, üstelik, hak olan başka bir mezhebin şartlarına da uyduğumuz için sevap kazanırız. Zaten her Müslüman, kendi mezhebinin şartlarına uyar, diğer mezhebin şartlarını da gözetmeye çalışırsa, müstehab olur. Eğer Hanefi mezhebinden naklettiğimiz husus doğru ise, inanmayanlar bir ömür boyu cünüp gezer, namazı da sahih olmaz.

2- Biz, fıkıh kitaplarından nakil yaparak diyoruz ki: Zekat, ya ticareti yapılan maldan veya değeri altın olarak verilir. Başka mal veya kağıt para verilmez. Nakledilen bu hüküm, kesinlikle doğrudur. Böyle bir hüküm olmasa bile, zekatı bizim bildirdiğimiz gibi vermekte hiç mahzur yoktur. Doğru ise, zekatını başka mal veya kağıt para olarak verenlerin zekatları sahih olmaz.

3- Biz ilmi [bilimsel] olarak diyoruz ki, Türkiye gazetesinin esas aldığı,150 yıldan beri ecdad tarafından uygulanan namaz vakitleri doğrudur, 1982’den beri uygulanan vakitler temkinsizdir. Bizim hesabımız, yanlış olsa bile, namazı vakti girdikten 5-10 dakika sonra kılmakta ve oruçta da imsakten 10-20 dakika önceden yiyip içmeyi kesmekte mahzur yoktur. Ecdadın hesabı doğru ise, namazı vakti girmeden kılanlarınki sahih olmaz.

4- İlahileri müzik eşliğinde söylemek caiz değildir diyoruz. Caiz olsa bile, ilahileri müziksiz dinlemenin bir zararı olmaz. Ya müzikle ilahi okumak caiz değilse, küfre girmek gibi büyük tehlike nasıl göze alınır ki? Bunun gibi, İslam düşüncesi, islam felsefesi demek küfürdür. Caiz olsa da, kullanmamanın mahzuru olmaz

5- Bilimsel olarak diyoruz ki, hoparlörle namaz kılmak sahih olmaz. Sahih olsa bile, hoparlörsüz namaz kılmakta mahzur yoktur. Ya gerçekten sahih değilse, kılınan namazlar boşa gider.

Ehl-i sünnet âlimleri diyor ki:

Allahü teâlâ, İslamiyeti doğru olarak öğrenmek isteyene, bunu nasip edeceğine söz verdi. Rabbimiz sözünden dönmez. Bunun için, (Ya Rabbi, sana inanıyorum, seni ve Peygamberlerini seviyorum. İslam bilgilerini doğru olarak öğrenmek istiyorum. Bunu bana nasip et ve beni, yanlış yollara gitmekten koru) diye dua etmeli, istihare yapmalı! Cenâb-ı Hak ona doğru yolu gösterir. Şu anda çeşitli gruplardaki insanların da, böyle dua etmekten çekinmemeleri gerekir. Hâşâ Allahü teâlâ yanlış bir iş yapmaz. Belki yanlış yoldadır. Bunun için (Ya Rabbi hangi grup doğru yolda ise, senin rızan hangi grupta ise, bana onu nasip eyle!) diye dua etmelidir. Eğer grubu doğru ise, duanın bir zararı olmaz. Grubu yanlış ise doğruya kavuşmuş, kurtulmuş olur. (Bir  siteden  alınmıştır)  A. AZİZ