Ş
ER’İ DELİLLER
![]()
Sadreddin YÜKSEL
Ş
er’i deliller başta Kur’an ile sünnetttir. Sünnet, Kur’an’a nispetle İslam şeriatının ikinci kaynağıdır. Bütün İslami mezheplere göre sünnete ittiba gereklidir:"… Peygamber size ne emrettiyse onu alın, size ne yasak ettiyse ondan da sakının." (Haşr/7)
"Allah’a ve Resulüne itaat edin…" (Maide/92)
"Kim o Peygambere itaat ederse muhakkak Allah’a itaat etmiştir…" (Nisa/80)
Ve daha bunlara benzeyen bir çok ayetler vardır.
Tabii ki bütün bunlar, sahih ve muteber hadisler hakkındadır…
Ş
iilere göre muteber hadisler ancak Ehl-i Beyt’ten rivayet olunan hadislerdir. Yani onların nezdinde Hazreti Ebubekir, Hazreti Ömer ve diğer sahabelerden rivayet edilen hadisler delil sayılmaz. Çünkü (İmam-ı Azam’ın buyurduğu gibi) (1) esasında Şia fırkasının inanç temeli, Ehl-i Beyt’ten olan sahabeler hariç, geri kalan bütün sahabeleri dalaletle itham etmektir.Sahabe-i Kiram hakkında bu kadar sakat ve tehlikeli bir zihniyet taşıyan kimseler gayet tabiidir ki onların yoluyla gelen hadislere de inanmazlar. Aman İlahi! Cehalet ve dalaletleri ne kadar da büyüktür. Sıddık-i Ekber’in bizzat Fahr-i Kaniat’tan rivayet ettiği ve aynı zamanda sahabelerin tasdikine de mahzar olan hadislere inanmıyorlar. Daha doğrusu, ne hikmetse, inanmak istemiyorlar. Fakat batıl inançlarına uygun düştüğü için bazı garazkar kişiler tarafından hadis adı altında uydurulan bir takım yalan, asılsız ve mesnetsiz sözlere nass imiş gibi inanırlar. Hakikaten Şiiler haddinden fazla uydurmacı ve hurafecidirler. Cafer-i Sadık’ın vefatından sonra halk arasında kendi mezheplerini tervic etmek gayesiyle o zatın hiç söylemediği bir sürü şeyleri kendisine atfettiler. Hatta, Cafer-i Sadık hayattadır, ölmemiştir, ortaya çıkıp yüceliğini umuma ilan edinceye kadar da ölmeyecektir, diyecek kadar ileri gittiler.
İş
te bu yalanlar ve daha bir takım sebeblerden ötürüdür kü Ehl-i Sünnet, Şiiler tarafından Hazreti Cafer-i Sadık’a isnad edilen hadislerle amel etmediler.Ş
er’i delillerin üçüncüsü icma’dır. Yani o, fukahanın kahir ekseriyeti nezdinde şer’i hükümler için üçüncü kaynaktır. İcma, muasır İslam müctehidlerinin şer’i bir hüküm üzerine ittifak etmeleridir. İcma’ın şer’i hükümlere kaynak olabileceğine dair hem ayet, hem hadis ve hem de akli delil var. Evvela bir ayet: "Kim kendisine hidayet yolu besbelli olduktan sonra peygambere muhalefet eder, mü’minlerin yolundan başkasına uyup giderse onu seçtiği yolda bırakırız…" (Nisa/115)Evet, icma, mü’minler için uyulması gerekli bir yoldur.
Saniyen müteaddid hadisler de vardır: "Ümmetim hata veyahut dalalet üzerine birleşmez."
"Allah cemaatle berabedir. Yani cemaatin şaşırmasına ve hatalı içtihada bulunmasına müsaade etmez." (2)
Son olarak akli delilleri zikredelim: Evet, üzerinde ittifak hasıl olan meselede bütün müctehidlerin, yanılmaları ve hiç birisinin hatanın farkına varmaması akl-ı selim nezdinde muhal gibi görünmektedir.
Hakim görüşe göre, icma’ın illa Sahabe-i Kiram tarafından meydana gelmesi şart değil. Çünkü icma’ın hüccet olduğuna delalet eden deliller mutlaktır. Yani, o delillerde kavimler, zaman ve mekanlar arasında hiçbir tefrik yapılmamıştır. Öyle ise başkalarından sadır olan icma da makbuldür. Fakat bu hususta İmam Ahmed ile Davud-u Zahiri ekseriyetle muhalif kalmışlardır. Onlara göre yalnız Sahabe-i Kiram’ın icma’ı makbuldür.
Yukarıdan beri verdiğimiz izahat icma hakkındaki Ehl-i Sünnet görüşünü hülasa olarak aksettirmektedir.
Ş
iilere gelince: İcma onların nezdinde ancak Ehl-i Beyt’ten sadır olursa veyahut başka müctehidlerin görüşlerine Ehl-i Beyt’ten (masum) bir imam katılırsa makbul olur; yoksa merduddur. Bu hususta en kuvvetli mesnetleri şu hadisdir: "Ben sizin aranızda öyle bir şey bıraktım ki, ona tabi olduğunuz takdirde sapmazsınız: Kur’an ve Ehl-i Beyt’im."Halbuki bu hadis sadece onların faziletlerine delalet eder; yoksa hadis "Yalnız Ehl-i Beyt’in icma’ı makbudür, başkasının ki ise merduddur" şeklindeki Şia iddiasına asla delalet etmez.
Esasında Ehl-i Beytin, Sahabe-i Kiram’ın icma’ına aykırı bir icma’ı da yoktur. Bunun aksini Şia uydurmuştur. Aslında Şiaların mutlak icma’ı kabul etmekten sakınmaları şunun içindir. Onların icma’ı dışında, Sahabe-i Kiram’ın ve Tabiin’in de icma’ı vardır. Bu vaziyeti kabul ettikleri takdirde, sahabelerin söylediklerine inanmaları gerekir. Halbuki dini konularda Şia onların sözlerine asla önem vermek istemez.
Ş
er’i delillerin dördüncüsü de kıyastır. Fetihlerin çoğalması, İslam ülkesinin genişlemesi ve asırların geçmesiyle yeni yeni hadiseler ortaya çıktı. Bu yeni hadiselerin dini hükümleri hakkında bir sarahat olmadığı gibi icma’da yoktu. Bu sebebten ötürü İslam fıkıhçıları, o hadislerin bulmak için mantığı çalıştırmaya ve aklı hakem kılmaya mecbur kaldılar.Sünni fukaha illet ve hikmeti sarahaten bilinmiş bir hüküm üzerine, illet ve hikmette ona benzeyen diğer hükümleri kıyas etmişlerdir.
Caferiler ile Davud-u Zahiri ise kıyası reddediyorlar. Bunlara göre mezhepler arasındaki ihtilaf kıyastan doğmuştur. Onun için kıyasa yer vermiyorlar. Şimdi mevzuu biraz daha genişletelim. Kıyası kabul etmiyen Caferiler diyorlar ki: "Kıyasa hacet yok. Kur’an-ı Kerim her şeyi beyan etmiştir. İşte size ispatı: "Sana Kitabı her şeyin bir beyanı olmak üzere indirdik" (Nahl/89)
El-cevap: Evet doğru, Kur’an-ı Kerim bütün ilimlerin hazinesidir. Hem de öyle olması şarttır. Zira, eğer Kur’an bütün ilimleri cami olmazsa en son ve en mütekamil bir nizam olamaz. Fakat şu var ki; Kur’an’da her şey sarahaten zikredilmemiştir. İçinde çok gizli ve kapalı manalar ve hükümler vardır. O çeşit manaları, ancak derin bir tefekkür neticesinde ortaya çıkabilir. Bazen de zaman tefsir eder. İşte kıyas da, Kur’an-ı Kerim hazinesinde kapalı kalmış bazı hükümleri meydana çıkarmak için bir vesiledir. Binaenaleyh bu ayet-i kerime, Caferiler’in sandıkları gibi kıyası red edecek bir ayet değildir; alakası yoktur.
Aynı Şialar şu hadis-i şerifi de kendi delilleri arasına almakta gecikmemişlerdir: "Benim ümmetim için en büyük fitne, görüşleri meseleleri birbirine kıyaslayıp haramı helal, helalı da haram kılan bir kavimdir." (3)
Ve nihayet Şialar kıyası kötülemek gayesi ile bazı Sahabe ve Tabiinden sadır olmuş bazı sözleri kendilerine delil getirmişlerdir.
Fakat bu iddiaları da şöyle çürütülmüştür: Bu hadis sade heva ve hevesten ileri gelen kıyas hakkındadır. Hadisin reddetmek istediği kıyas işte budur. Amma açık ve gerçek bir illete dayanan İslam şeriatının hikmet ve maslahatlarına tam uygun düşen bir kıyas ise doğrudur ve makbuldür. Yukarıdaki hadis, hiçbir vakit bu çeşit kıyas üzerine hamledilemez. Hadisi, umumi bir şekilde tefsir edenler, büyük tarihi hatalara düşmüşleridir. Kıyas zanni bir delil de olsa onunla amel etmek caizdir. Yalnız kesin bir ilim ifade etmez, o kadar.
İslam fukahasının ezici çoğunluğuna gelince; onlar, şer’i deliller meyanında kıyasa dördüncü derecede yer vermişlerdir. Bu babdaki deliller de üçtür. Birincisi ayettir: "İşte ey akıl ve basiret sahipleri siz (bundan) ibret alın." (Haşr/2)
Çünkü "fa’tebiru"nun mastarı "itibar"dır. Bunun manası, nahiv ilminde ve arab lugatında imam kabul edilmiş meşhur Se’leb’den rivayet edildiğine göre, bir şeyin, benzeri bir şeye hamledilmesidir. Binaenaleyh, sanki Cenab-ı Hakk "Ey basiret sahipleri! Siz bir şeyi benzerine kıyas ediniz" diye emir buyurmuştur. Bu meali mana, kıyasın bütün çeşitlerini içine alır. İster cezai hükümleri cezai hükümlere kıyaslamak olsun, ister fer’i bir meseleyi temel bir kaideye kıyaslamak olsun! Demek kıyasın hüccet addedilmesi, bu ayet-i kerimenin işareti ile sabit olmuştur.
Eğer "ibret, itibar geçmiş milletlerin uğradıkları feci akıbeti düşünmektir, bunun mevzuumuzla ne ilgisi var?" diye itiraz edilirse, cevabımız şöyle olur: Bu da kıyastır, Cenab-ı Hakk bu emri vermiştir ki insanlar, kendi hallerini evvelki milletlerin halleri ile kıyas etsinler; ta ki aynı feci akıbete uğramamak için onların işledikleri hatalardan sakınsınlar.
Fukahanın bu husustaki ikinci delili dört hadis-i şeriftir:
"Ben vahyin inmediği bir meselede aranızda rey ile yani kıyas ile hükmederim."
İ
mam-ı Ahmed’in Hazreti Muaz’dan rivayet ettiği meşhur hadistir: Efendimiz Muaz’ı Yemen’e gönderdiğinde aralarında şu muhavere geçmişti:"Peygamber: Ey Muaz! Ne ile hükmedeceksin?
Muaz: Allah’ın Kitabı ile!..
Eğer Allah’ın Kitabında bulamazsan?
Resulullahın sünneti ile…
Eğer orada da bulamazsan?
Reyimle yani kıyasla amel edeceğim.
Kendi Resulünün elçisini, Resulünün rıasını icabettiren işlerde muvaffak eyleyen Allaha hamd olsun."
Peygamber Efendimiz, Ebu Musa-i Eş’ari’yi Yemen’e tayin ederek yolladığı zaman kendisine şöyle bir emir vermiştir: "Evvela Kur’an’la hükmet! Kur’an’da bulamadığın takdirde Resulullahın Sünneti ile hükmet! Eğer orada da bulamazsan reyinle, kıyasınla davalara bak!"
Ş
imdi bu mezkur hadisler, "Yaş ve kuru (hiçbir şey) müstesna olmamak üzere hepsi apaçık bir kitapdadır." (En’am/59) ve "… Biz o kitapda hiçbir şeyi eksik bırakmadık." (En’am/38) ayet-i kerimeleriyle tezat teşkil etmez. Zira Efendimiz hadislerde, "Kur’an’da bulamazsan" tabirini kullanmıştır. Bu ise Kur’an’da bazı şeylerin yokluğuna delalet etmez. Ancak hadis ibaresi "Eğer Kur’an’da bulunmazsa" olsaydı o vakit ayetlerle çatışırdı. Halbuki hadiste böyle bir şey de yoktur.Sahih rivayetlere göre, "Cuheyne" kabilesinden bir kadın Peygamber Efendimiz’e geliyor ve diyor ki: "Annem bir hac adadı, fakat hacca gitmeden öldü. Ben onun yerine hacca gideyim mi? Efendimiz de: "Evet, onun yerine hacca git! Söyle bakalım, eğer annenin üzerinde bir kul borcu olsaydı ödeyecek miydin? Öyleyse Allah’ın hakkını ödeyin. O, buna pek layıktır" diye cevap verdi.
Bu dördüncü hadisten açıkça anlaşılıyor ki Peygamber farz bir haccı, kul hakkı ile kıyaslamıştır.
Fukahanın kıyas hakkında üçüncü delili sahabelerin icma’ıdır. Evet, Sahabeler de kıyasla amel etmenin cevazı üzerine ittifak etmişlerdir. Mesela, Hazreti Ömer Radıyallahu Anh Ebu Musa-i Eşari’ye şöyle yazıyor: "Emsal ve benzerleri öğren; bazı meseleleri birbiri ile kıyasla!"
"Bu kavli bir misaldir. Şimdi ameli bir misal de verelim: Mesela Hazreti Ali ile Zeyd, bir kimsenin ölen kardeşi ile büyük babasını bir ağacın iki dalına ve bir nehrin iki koluna benzeterek onları terekede ortak yapmışlardır. Ve daha bunlar gibi ameli ve kavli bir çok misaller vardır ki yazmakla bitmez. Yukarıdaki izahatın neticesi olarak diyoruz ki; Şiiler, kıyası inkar etmekle çok büyük ilmi ve dini bir hataya düşmüşlerdir. Allah basiretlerini açsın!
KAYNAKLAR:
1- Baştan başa Şia mezhebinin reddine dair yazılmış olan "Sevaiku’l-Muhrika" adlı kitabın 27. sahifesine bakılsın.
2- İmam-ı Suyuti bu hadisleri "Camiu’s-Sagir" adlı eserinde nakletmiştir.
3- Hadis, İbni Teymiyye’nin "A’lamu’l-Muvakkıın" adlı eserinde yazılıdır.
[Bu makale Muhterem Sadreddin Yüksel Hocaefendi’nin Dini ve
İlmi İncelemeler (İstanbul 1969, Ötüken Yayınevi) adlı eserinin 25-34. sahifelerinden alınmıştır.]
![]()