ÖRF  VE  ADET

   "Önce lügat manası üzerinde duralım.  Örf  kelimesi;  irfan   ile   ilgili   olup,   arif olanların   koyduğu   esaslar   manasınadır.   İslâmi   ıstılahta: «Şer'i şerife aykırı olmayan ve akl-ı selim sahibi kimselerin  müstahsen bulduğu davranışlardır» (1) şeklinde tarif olunur.  Örf  ve  âdet'te  dikkat   edilecek   husus   «Şer'an  ve aklen müstahsen» olmasıdır. (2)   Buna   sahih   örf denilir. Şer'i şerife uygun olmayan örf ve âdetler «Fasid»   hükmündedir   ve   delil  değildir."  (3)

   "Örf ve âdet, halkın teamülü, insanlar arasında mâruf olan şey Hanefî fukahâsınca bir hüccettir.    Hattâ   ânımı  tahsis  eden  kuvvette  bir  hüccettir.  Nitekim akidlerde (dirhem) denince   Örf   ve âdetçe mâruf ve galip olan dirhem anlaşılır. Ziraat ve ticaret erbabı arasındaki   teamüle   itibar   olunur.   Bunun   için   fıkhın umûmî kaideleri arasında şu kaideler  de  ye r almıştır:

Âdet muhakkemdir (Mecelle: 36).

Nâsın istimali bir hüccettir ki, ânınla amel vâcib olur (Mecelle: 37).

Örfen mâruf olan şey, meşrut kılınmış gibidir (Mecelle: 43).

Âdetin delaletiyle hakîkî mâna terk olunur (Mecelle: 40).

Örf ile tâyin, nass ile tâyin gibidir (Mecelle: 45).

Örfle  sabit  olan  şey,  nassla  sabit  gibidir (İbn-i  Âbidin).

Tüccar  arasında  mâruf  olan  şey,  beyinlerinde  meşrut  gibidir  (Mecelle: 44).

     Fukahânın  tasrihi  veçhile,   birçok   mes'elelerde   örf   ve   âdete   bakılır.   Bu bir kaide ve   esas olarak alınmıştır. Âdeti ve halkın   istimalini   bir   hüccet olarak alıp bunların delaletiyle   hakikat   terk   olunur,   mecaz   alınır,   demişlerdir.   Her muhît ve zamanda halkın   örf   ve   âdeti   muteber   tutulmuştur.

      Örfün   muteber   olması   için,   muttarid  olması,   nassa   aykırı   olmaması   lâzımdır. Nas,   örften  kuvvetli  olduğu  için,   nassa   aykırı   olan   örfe   i'tibar   yoktur.   Ancak  imam  Ebu  Yûsuf'a   göre,   örf  üzerine   mübteni  olan   nassa   muhalif   olan   örf,  muteber   olur.    Çünkü  örf   ve   âdete dayanan nassın  hükmü   örf   ve  âdetin  değişmesiyle değişir.   Meselâ   ribâya   giren   altı   şeyden   (altın,   gümüş, buğday, arpa, hurma,  tuz)   altın   ile  gümüş   vezn   (— tartı) ile, diğer  dördü   keyl  (= ölçü)   ile  olması hakkında   nass   vardır.   Bu   nass   bidayette   örfe   göre   idi.   Sonraları   örf değişti. Hurma   ile   tuz   ölçü   ile   değil de   tartı   ile   satılmağa  başlandı.   Bu  örf,  nassın   hilâfına  bir  örf  oldu.   İşte   İmam  Ebû  Yûsuf,   nass, Arabın âdeti üzerine vârid olduğundan,   değişen örf, nassın  hilâfına da   olsa   muteberdir,   diyor.   Nassın  hükmü, örfün  değişmesiyle değişmiştir. Hurma ile tuzun tartı ile alım satımı meşrudur. Halkın muamelelerini   mümkün   mertebe   sıhhate   hamletmek  gerektiğinden bâzı muhakkik fukahâ,   Ebû   Yûsuf'un   kavlini   tercih  etmiştir.  Ebû  Yûsuf'un   bu   re'yi   nassı   bir   nevi'   te'vildir.  İmameyn   ise buna   muhaliftir.   Nass   ile ameli tercih ederler, Nassa muhalif   örfe   i'tibar   etmezler.

     Hanefiyye   fukahâsı âdete çok  önem   vermişlerdir.   Halkın   âdetlerini   bilmesini, kâdı'nın   vasıflarından  saymışlardır.   İctihad için de bunu şart koşanlar vardır. Teamül ve örfün i'tibar   edilmesi   derecesine   bakın ki, bununla   nassın   umûmu   tahsis   edilir,   kıyas terk  olunur.   Muamelelerde, alışverişteki  ivazlarda, ayıp sayılıp sayılmayacak hususlar hakkında   hep   halkın   teamülüne,   örf   ve âdete bakılır. Âdet hakem kılınır. Halkın nazarında   ayıp  sayılan   kusurla,   satış   bozulur,   satılan   şey   reddolunur,   para geri alınır.   Âdet   değişir  de  ayıp   sayılmaz  olursa   hüküm  de  değişir.

    Aç   ve  susuz  ölme  tehlikesi  karşısında  kalan   kimse,   haram   olan   şeylerden yiyip içer.   Muamelâtta   zarurete  ve  örf   ve   âdete   göre,   maslahat   îcâbı   ne   ise,   hükümler ona   göre   verilir." (4)

     KAYNAKLAR

(1) Es Seyyid Şerif Cürcani - Ta'rifat - İst: 1300, Sh: 11, 98.

(2) Ömer Nasûhi Bilmen - a.g.e. C: l, Sh: 197, Madde: 502.

(3) Ali Haydar Efendi - Dürerû'l Hükkâm Şerhû Mecelleti'l Ahkâm - İst: 1330 (3 bsm)C: l, Sh: 92.

(4) Osman  Keskioğlu, Fıkıh Tarihi  ve  İslam  Hukuku, sh:27-28

(Yusuf  KERİMOĞLU, Emanet  ve  Ehliyet,C/1, sh:43-44)

  Anasayfaya  dön  >>>