İLİM  EHLİNİN  DİKKATİNE!

NEZİR   (ADAK)  KURBANI

VE  BAZI  İLMİHALLERE  YANLIŞ  OLARAK  GEÇEN

ÖNEMLİ  BİR  MESELE

        Tevhid   mücadelesinin   köklerinden  süzülüp  gelen,  Hz. İbrahim (as)’in   sünnetlerinden  kabul  edilen  bir  ibadetin  son  zamanlarda  bir  takım  çevrelerce  kasıtlı   ve  planlı  bir   şekilde  yozlaştırılarak  Müslümanların   gözünde   basit  bir  şeymiş  (yani  olmasa  da  olurmuş!)   gibi  gösterilmeye  çalışılması  elbette  kabul  edilir  bir şey  değildir!   Müttaki  mü’minlerin;  global  müsteşriklerin  ve  onların   maşası  sayılan   global   modernist  mezhepsizlerin   oyununa  geleceklerini   düşünmek  mümkün  değildir.   Tabi  bu  güruh  bu   batıl   çıkışlarıyla   bazı  saf   mü’minlerin   kafalarını da    karıştırmıyor   değil!  

     Bu  konuda  söylenecek  çok  şeyin   olduğu  herkesin  malumudur.  Zaten  bu  konuda  çok  şeylerde  söylenmiş  ve  yazılmıştır.  Biz   bu   yazımızda  o  konulara  girmeyeceğiz.   Bizim   gündeme  taşıyacağımız  mesele   birçok  kimsenin   habersiz  olduğu,  son  dönemlerde  yazılan  ilmihallerde  yer  alan  Nezir (Adak) kurbanı  ile  ilgili  şu  meseledir: “Adak  (Nezir)  Kurban  borcu  olan  bir  mükellef,  Udhiyye  Kurbanına  ortak  olarak   kurban  kesebilir mi?”   Birçok    ilmihal  yazarının  bu  tür  kurban  borcu  olanların   Kurban  bayramında  kesilmesi  vacip  olan  “Udhiyye”  kurbanına  ortak  olarak   kurban  kesebilecekleri  yönünde  kayıt  düştükleri   görülmektedir! 

     Ehl-i  Sünnet  olduğu   bilinen   yazarların  dahi  bu  mes’elede  aynı  yanlış   beyanlarla   Müslümanların   kurbanlarını  ifsat   ettiklerine  şahit  olmaktayız!   Herhangi  bir  mezhebi  ve  usulü  esas  almayan  bazı  ilahiyatçıların  kaleme  aldıkları  ilmihallerde  belli  bir  usule  ve  mezhebe  bağlı  kalmadıkları  için   bu  tür  hata  yapmaları   normal  karşılanabilir,  ama  usul-ü  fıkha,  ulemanın  ve  fukahanın   usulüne   bağlı   oldukları   söylenen   bir  kısım   yazarların bu  tür  hatalarını  sıradan  birer  hata olarak  görmemiz  mümkün  değildir.    Mesela;    Erzincan    merkez  eski  vaizlerinden  Ali  Küçüker   hocamız  aynı  hatayı  şu  cümlelerle  ilmihaline  taşımıştır:  “Kurban  cihetlerinin  çeşitli  olması  zarar  etmez.  Mesela,  kimisi,  vacip  olan  kurbana,  kimisi   kıran  haccının,  kimisi  temettü’  haccının,  kimisi  hacdaki  muhasaranın,  kimisi  av  bedeline  ceza  olarak  kesilen  kurbanın,  kimisi   adak  kimisi  şükür,  kimisi   akika  kurbanına  niyet  etmiş  olsalar  caiz olur.  Lakin  evla  olan  cihetlerin  bir  olmasıdır.” (1)  Ali  hocamız  zikrettiği :  “Deve  veya  sığıra  ortak  olan  kişiler,  kurban  keserken,  bunlardan  birisi  şimdiki  yılın,  diğerleri  ise  geçen  yılın  kurbanına  niyet  etmiş  olsalar,  şimdiki  yıla  niyet  edenin  kurbanı  sahih  olup  diğerlerinin ki  sahih  olmaz.  Artık  diğerlerinin  niyetleri  batıl  olup  kestikleri  kurban  nafile  kurbanlardan  sayılır.  Ve  böyle  bir  kurbanın   etini   tamamen  tasadduk  etmek  gerekir.   Çünkü  bu  tek  kalan  kişinin  hissesi,  hayvanın  bütün  cüzlerine   yaygın  olduğundan,  bunu  ayırmak  mümkün  değildir.  Nafile  sayılan  böyle  bir  kurbanın  etinden   sahiplerinin  yemeleri  helal  olmaz.”  (2) bu  mesele  ile  adak  meselesini  niçin  aynı  düşünmemişler  hayret!   Adak  kurbanı  ile  ortak  olanlar  o  hayvanın  etinden  yiyebilecekler  mi?  O  kurbanın  eti  o  mükelleflere  haram  değil mi?  Adak  kurbanın  hissesi  hayvanın  bütün  cüzlerine  yaygın  değil mi?  Bu  hocamızı  bu  konuda   telefonla  arayıp  konuştuk.   Kendilerinden  bu  meseleyi  tekrar  gözden  geçirmelerini  istirham  ettik.  Bu  cevazın  kaynağını  istedik,  ancak  beklenmedik  tepkiler  gördük!  Biz  kardeşlik   görevimizi   yaptık,  gerekli   uyarıda  bulunduk,   eğer   bu  konuda  bir  vebal   söz  konusu  ise   bu   vebal  kendilerine  aittir! 

  Yine  başka  bir  ilmihalde  ise  aynen  şöyle  denilmektedir: “Bir  sığırı  veya  deveyi,  yedi  kişiye  kadar  kimse  ortak  olarak da  kesebilirler.  Bunlara  adak   kurbanı da   ortak   edilebilir.” (3) 

   Başka  bir  Fetva  kitabında  ise  şöyle  denilmektedir:

“Soru: Bir  sığır  bir  kişiden  yedi  kişiye  kadar  kurban  ediliyor.  Yedi  kişiden  altısı  kurban  niyetiyle  kesmek  istiyor.  Bir  kişi de  nezir (Adak)   kurbanı   olarak  ortak  olmak  arzusunda  bulunuyor.  Bu  kişi,  altı  şahısla  birlikte  ortak  olup  da   o  sığırı  kesebilir mi?  Keserse  diğerlerinin  kurbanı  sahih  olur mu? 

     Cevap:  Evet,  kesebilir.  Zira  bunların  hepsi  ibadet  hususunda  müşterek  bulunmaktadır.  Çünkü  altısı   “Udhiyye”  kurbanı,  biri de “Nezir”  (Adak)  kurbanı  kesmekte  müşterektirler….” (4)  Yukarıdaki  nakillere  veya  aynı  hatayı  düşen  diğer  kitaplara  bakılacak  olursa  “Adak (Nezir)  kurbanının  Udhiyye  kurbanına  ortak  olmalarının  caiz  olduğunu”   söyleyen   yazarlarımızın   hiçbirinin    dayandığı  bir  kaynağı  yoktur!  

    Bundan  iki  ay  öncesinde  bir   sabah,  paket  yayında  “Kanal7”de  aynı  meseleyi  Prof. M. Cevat  Akşit  hocamızda  “Adak”  borcu  olan  Udhiyye  kurbanına  ortak  olması  caizdir,  dediler.  Bu  hocamıza  telefonla  bir  türlü  ulaşamadık,  telefonunu da  alamadık.  Ancak  e-mail  adresini  ve  fax  numarasını  aldık.  Kendilerine  20  e-mail, 15  tane   fax  çektiğimiz  halde  hocamızdan  bu  mesele  ile  ilgili  olumlu  veya  olumsuz  bir  tek  satırlık  dahi  olsa   bir  cevap  alamadık!    İşte  onun  için   nezir  meselesini  taşıdık  bu  yazımıza!

   Bazı  internet  sitelerinde  bazı  kardeşlerimizin de  soru-cevap  bölümlerinde  aynı  meseleyi  aynı  şekilde (hatalı  şekilde)   işlediklerine  şahit  olduk!  Bu  kardeşlerimizi  uyardığımızda  “Biz  Diyanetin  Resmi  sitesinden  iktibas  ettik,  Diyanetin  fetvaları  yanlışsa  daha  kime  güveneceğiz”  dediklerini  gördük!   Diyanetin  resmi  Web  Sitesinin  elektronik   posta    adresine   bu  mesele  ile  ilgili  kaynaklarını  sorduk;  aldığımız  cevap  şu  oldu: “ (…) Ortakların  hepsinin  gayesi  kurban  olmak  şartıyla, “takarrub yönleri” çeşitli olsa da Ebu Hanife ve İmameyne göre ortaklık caiz olur. Hanefi Mezhebinin fıkıh kitaplarında kurban konusuna en geniş yer Kâsânî’nin Bedîu’s-Sanâi’sinde verilmiş ve bahsettiğiniz  bizim  cevabımızın da  genel  çerçevesini  veren ifadeler, bundan sonra yazılmış  aynı  mezhebin  kitaplarında  tekrarlanmıştır.  Sığır  veya  deveyi  kurban  etmek üzere  ortaklık  kuranlardan her birinin vacip olan  kurban  niyetleri şart değildir. Konuyla ilgili  Bedîu’s-Sanâi’nin “Kitâbu’t-tadhiye”sindeki ifadeler şöyledir: “...Ortaklar udhiye (vacip olan kurban)  veya  diğer  kurbanlarla  Allah’a  yaklaşmayı  murad  ederlerse  onlara (bu kurban) geçerli olur. Kurbanın vacip, nafile veya bazısına vacip bazılarına vacip olmaması müsavidir. Aynı şekilde ortakların bazıları vacip olan kurbanına, bazıları ceza kurbanına,   bazıları   keffâret   kurbanına,   bazıları   nafile,   bazıları  Hacc-ı temettü ve Hacc-ı kıran  kurbanına  niyet  süretiyle  “Kurbet”  yönlerinin  aynı  veya  farklı  olması da müsavidir.   Görüldüğü   gibi,  önemli   bir   kısmını  özetlediğimiz  bu   görüşlerde   adak   kurbanının    ortaklığa  dahil  edilemeyeceğine  ve   istisna  edilmesi   gerektiğine dair herhangi  bir  aykırı  görüş  yoktur.   Şu   kadar  var  ki,   adak   kurbanının  eti dağıtılacağından,  hisselerin  tartılarak  eşit olarak ayrılması gerekir” (5) 

    Diyanet   İşleri  Başkanlığının  Resmi  Web  Sitesi  yetkililerinden   aldığımız  bu  cevap  bizi  gerçekten   hem  şaşırttı,  hem de  çok  düşündürdü!   Zira  biz   zaten “Adak (Nezir)  kurbanının   Udhiyye  kurbanına  ortak  olması  caizdir”   denilen   cümlenin  kaynağını  araştırıyoruz.  Hani  cevazın  kaynağı?    Kendi  verdikleri  kaynakta  “Nezir”  kurbanının  caiz  olacağına  dair  en  küçük  bir  işaret  dahi  yoktur.   Dikkat  edilirse  Diyanet  yetkililerince     verilen   muteber   kaynakta da caiz  olan  ortaklıklar  sayılmış,  sayılan  bu   ortaklılar  arasında   “Adak”  (Nezir)  kurbanının  caiz  olduğuna  dair  en  ufak  bir  işaret  yoktur.    Orada  caiz  olmayanlar  sayılmamış ki,  “adak   kurbanının    ortaklığa  dahil  edilemeyeceğine  ve   istisna  edilmesi   gerektiğine dair herhangi  bir  aykırı  görüş  yoktur.”  denilebilsin!   Eğer  bu  kadar  basit  bir  inceliği  anlayamayacak  kadar  yetersiz  kalan   yetkililer   diğer  konularda da  aynen  böyle  davranıyorlarsa  vay   bunlara  güvenen  milletin  haline!    İkinci  dikkat  çeken   husus  “adak   kurbanının  eti dağıtılacağından, hisselerin  tartılarak  eşit  olarak  ayrılması  gerekir” denilmesi  hususudur!!!   Be  mübarek  adamlar  zaten  ortaklar  hisselerini  tartarak  bölüşmek  zorundadırlar.   Başka  türlü  mesela  “kabala”, “göz  kararı”  vs.  ile   bölüşmek   caiz midir?    Diyanet   yetkilisi  şahsa  aynı  şeyi  tekrar  sorduk  ve  bu  tür  ortaklığın  caiz  olmadığına  dair  Hanefi  mezhebinin  muteber   kaynaklarını  göndereceğimizi  bildirdik,   ama    onlardan da   hala  bir  cevap  alamadık,  maalesef   bizde  elimizdeki  kaynakları   onlara  gönderemedik!     

     Şimdi  gelelim  meselenin  aslına.  Hayatının  tamamına  yakınını  bu  tür  meseleleri  araştırmakla    geçiren   emekli   müftülerimizden    merhum  M. Es’ad  Dilaveroğlu (Rh.a)  hocamızın  bu   mes’elede ki   güzel   araştırmasının  bir  bölümünü  sizlere   sunmak  istiyoruz:

    "Nezir  Kurbanı  da   kazaya   kalmış   Kurban  gibi  Udhiyye Kurbanı ile bir sığırda müşterek   olarak   kesilmesi   caiz  olmaz.   Burada   tekrar   tekrar   nakledilen   bu   ibarelerde   nezir   Kurbanının   ismi  geçiyorsa  da  nezir  Kurbanı, aynen kazaya kalmış Udhiyye   Kurbanı   gibi  olduğundan   birinin   caiz olmadığı  yerde  öbürünün de   caiz  olmayacağı    gün   gibi   zahirdir.   Çünkü   kazaya   kalmış   Udhiyye   Kurbanı   ile bu seneye  ait   Udhiyye   Kurbanı  bir sığırda  ortak olup   kesilmesi   caiz   olmadığı   ve   kaza   Kurbanına  niyet  edenlerin  niyeti  batıl   olup   kestikleri   Kurban  sahih  olmadığından  borçlarına  sayılmadığı  ve  bu  kestikleri   Kurbanın  etini   fakirlere   tasadduk  ettikten  başka kazaya   kalmış   borçları   için   ayrı   bir Kurbanlık  kıymeti  para   olarak   fakirlere   tasadduk    edilmesi   lâzım  olduğu  açık  olarak beyan   edilmektedir.   Bunun caiz olmadığının    ve  bu suretle nezretmiş olan Udhiyye Kurbanına   ortak   olduğunda   bir Kurban  bedelini   zarar   çekeceğinin   sebebi,   tekrar  tekrar   beyan edildiği üzere kazaya kalmış   Udhiyye   Kurbanının   hükmü   irakai   demden   tasadduka    intikal  etmiş olmasıdır.  

      Nezir   Kurbanının   hükmü   aslından tasaddukdur. Çünkü  bir  kimse  nezretmekle   kendisine   vacib  olan  kan  akıtmak  değil,  sadaka vermektir.   Kurban  nezretmekle   vereceği  sadakanın   miktarını  beyan etmiş olur. Pekâlâ, sonradan   hükmü   tasadduka   intikal   etmekle   Udhiyye   Kurbanına   ortak   olması   caiz  olmadıkta,  aslından   hükmü   tasadduk   olan  ortak olması   evleviyetle  caiz olmaz. Nezir  Kurbanını  Udhiyye   Kurbanı  ile  ortak  kesmek  evleviyetle caiz olmadığından bunu ortak etmeyi  kimse  düşünmez  diye  kazaya  kalmış   Udhiyye   Kurbanının  edaen   kesilmekte olan   Udhiyye   Kurbanı  ile ortak   olması   caiz   olmadığını   fukaha  beyan   ederken   nezir   Kurbanını   ortak   etmek   caiz   olmadığını   yazmamışlardır.   Çünkü   Udhiyye  Kurbanı   kazaya   kalmakla  her   ne kadar  hükmü  değişirse de  adı  yine   Udhiyye   Kurbanıdır,  onu  bu, senenin  Kurbanı  ile   ortak   edenler   bulunur   kanaatiyle   onun   ortak  edilmesi  caiz   ve sahih   olmadığını  açık   surette  beyan  etmişlerdir.

       Nezir  Kurbanı  aynen  kazaya   kalmış  Udhiyye  Kurbanı   gibi   olduğu   ve   nezir Kurbanı da   Udhiyye   Kurbanı   gibi   kıymeti   tasadduk  edilmekle ifa edilmiş olacağı şu ibare   ile  de   sabit   bulunmaktadır:

     Türkçesi: " Velhasıl  etinden  yemek  caiz  olmayan   Kurbanlar  bidayeten  nezredilmiş olan,   eyyam-ı  nehr de  kesilemiyerek   kazaya   kalmış   olan,   Bezzaziye'den   naklen beyan   etmiş   olduğumuz   üzere   ölünün   vasiyeti   ile   ölü   için   kesilmiş  olan,   zikri geçmiş   olan   iki  kavilden  birine  göre  fakir   Kurban   kesmek   için   satın   almakla   kendisine  vacib  olan,    Haniye'den   naklen   beyan   etmiş  olduğumuz üzere Kurbanlık kesilmeden   doğurmuş   olduğu   yavru,   yine   Haniye'den   naklen   beyan  etmiş olduğumuz   üzere yedi kişi bir sığırda ortak  olup   bazısı   hissesiyle   geçmiş   seneden kazaya   kalmış   Kurban   borcuna   niyet   etmiş  olduğu  Kurbanlardır.   Bu  Kurbanların hepsinin de  sebili   tamamını  fakirlere   tasadduk   etmektir.   Bu  yazıyı   ganimet   bil de zabt  et.»  (6)    

    Yine  devamla:  "İşte ibare de meydanda, tercemesi de meydanda, ifade ettiği hüküm de meydandadır,  İbareyi  kitabına   yazıp   neşreden  İbn-i Âbidîn   merhum;   ulema  arasında "Hati-met'ül - Muhakkikin"  ve  "Ebu Hanife-i Zaman"   unvanlarını   kazanmış  bir fakihdir.   Yani   bunun   sözüne  hiç  tereddüd  etmeden  itimad   edilir.   Esasen  mesele   ihtilaflı   değildir.   Bu   zatın   beyan   buyurduğunun   hilafını yazan hiç bir fakıh    yoktur,   yalnız   metinlerde   ve  şerhlerde kısa   gitmiş   bunun  kadar  tafsilât  vermemişlerdir.   Kısa   gidip   tafsilât   vermemek,   muhalefet   etmek   değildir.

      Binaenaleyh, bu ibare, nezir  Kurbanı   ile  kazaya   kalmış   Udhiyye   Kurbanının hükümleri   bir   olduğunu   beyan   etmekle   Udhiyye   Kurbanı   ile bir  sığırda  ortak olmak biri   için   caiz  ve   sahih   olmazsa,   diğeri   için de  caiz ve sahih olmayacağına delâlet etmekte  ve her ikisinin de kıymetlerini para olarak tasadduk etmek caiz olduğunu ifade etmektedir.

     İbarenin   sonu  olan   «Bu yazıyı ganimet bil»  cümlesine   çok dikkat etmek lâzımdır. Çünkü  bu  cümle  ile   müellif   fakih,   bu   beyanatını   ganimet  bilip  zabt  edilmesini   emr  ediyor   ve   demek istiyor ki : Her fıkıh kitabında bu kadar açıklama bulamazsın ve bu meselede   çok   kimseler   yanlış  anlamakta  ve  yanlış   söylemekte  olduklarından   çok yanlışlar   ve   hatalar   yapılmaktadır.   İşte   onun   için  bu   yazıyı   ganimet  bil de bunu zabtet  ve   buradan   işin  hakikati  olan   doğrusunu   öğren   ve   doğrusunu   yap ve doğrusunu   söyle,   demiş   oluyor.

      Fukahanın   bu beyanatından haberi olmayan ve ibarenin ifade ettiği hükmü doğru çıkaramayan  bazı   kimseler   nezir  Kurbanı   ile   Udhiyye   Kurbanı bir sığırda  ortak  olmaları   caizdir diyerek bir çok   kimselerin  Kurbanlarını  iptal  etmeğe  sebep  olduklarını maalesef   gördüğümüz  için  bu   mesele  üzerinde   biraz   fazlaca duruyoruz ve iyice anlatmaya   çalışıyoruz.

       Bir  İmam  efendi,   “nezir   Kurbanı  ile   Udhiyye  Kurbanı  bir   sığırda  ortak olmak caizdir”  diye  iddiada  bulundu   ve  Dürer  haşiyesi  Şurunbilâliye'de  vardır  dedi. Şurunbilâliye'yi   açtık   baktık,   şöyle   yazıyor :  «Yedi  kişiye   kadar   ortak  olur. Kurbet ciheti   ittifak   etsin, ihtilâf etsin hepsi de kurbeti  murad  etmiş olacakdır. Udhiyye, av öldürmek   cezası,   ihsar,   ihramda   isabet   eden   suç   kefareti,   tatavvu',   müt'a,   kıran   ve   daha   evvel   doğmuş   çocuk   için   akika   Kurbanları  gibi.»  (7

    "Bu   Kurbanların   Udhiyye  Kurbanı  ile  ortak  edilmelerine  itiraz  eden  yoktur.  Fakat  bu ibarede  “Nezir   Kurbanı”  diye  bir  şey  yoktur,   hatta   nezir   Kurbanına   zerre   kadar   işaret   olacak  bir  şey  dahi  yoktur.  Bu  ibare  ile  nezir  Kurbanının   Udhiyye   Kurbanı ile ortak  edilmesi   caiz  olacağını  iddia   etmek  çok   yanlıştır.   Çünkü   burada  ortak  edilmeleri   caiz  olacağı  beyan  olunan  Kurbanlar,  hepsi  de  kanlarını   akıtmak   vacib   olan  ve   kesilip  kanı   akıtılmadan   canlı   iken  tasadduk   edilmesi   caiz   olmayan   Kurbanlardır. Nezir  Kurbanı   ile   kazaya   kalmış   Udhiyye   Kurbanı,   bunlardan olmadıkları  gibi   bunlara   benzetilecek  hiç   bir  cihetleri  de yoktur.    Çünkü   nezir Kurbanı  ile  kazaya  kalmış   Udhiyye   Kurbanında  vacib  olan  kan  akıtmak  değil,   etini   veya   kıymetini fakirlere   tasadduk  etmektir.   Onun   için  nezir   Kurbanı da  kazaya  kalmış  Udhiyye  Kurbanı  gibi  kesilmeden  kıymetini   tasadduk   etmek   caiz   olur.   Fakat   burada  Udhiyye  ile  ortak  edilmeleri   caiz  olduğu  beyan  olunan  bu   Kurbanların    kesilip  kanı    akıtılmadan   kıymetini   tasadduk  etmek   caiz  olmaz."  (8)       

      "Udhiyye  Kurbanı,  günü   geçmekle   kazaya   kaldıkta,   Kurbanlık   satın   alınmış  olursa    kesilmeden   canlı   olarak   tasadduk   edileceğinin   zikri   bu   risalemizde   geçmiştir.   Eğer   bir  Kurban   eti   tamamen   bir   fakire   verilmesi   caiz olmasaydı Kurbanlık   kesilmeden   tasadduk   edilmesi   mümkün   olmazdı.   Yani   bir   Kurbanın   etini   tamamen   bir   fakire  ve   bir   defada   vermek  caiz olduğu  oradaki  o  hükümden  anlaşılmışdı.  Fakat   burada   mehazı da   gösterilmek   suretiyle   daha   geniş  açıklanması da  iyi   olmuştur.

       Mahallinde   beyan   olunduğu   üzere   kazaya   kalmış   udhiyye  Kurbanı   ile  nezir Kurbanı,   bu   senenin   udhiyye   Kurbanı   ile   bir   sığırda   ortak   olmaları   caiz   olmadığı halde   caiz   olduğunu   iddia   edenler de eksik değildir.   Nevi'leri   muhtelif   olan   Kurbanların ortak olmaları caiz  olduğunu   fıkıh    kitaplarında   görenler   her   ne   kadar    nezir   Kurbanının   ismi   onlarla   beraber   hiç   bir   kitapda   geçmiyorsa  da  o da Kurbandır,   ortak   olsa   ne   olur?   diyerek   nezir   Kurbanını   udhiyye  Kurbanı   ile   bir sığırda   ortak   edip   kesmek   caizdir  diyenler   vardır.

     Binaenaleyh,   Lübab'ül - Menasik şerhinde   Kurbanlar   hakkındaki   onbeş   şart   beyan edilirken   şu   ibare  de   yazılıdır,   şuna   da   biraz   dikkat   edilirse   faydalı   olur.

       Tercemesi :  «Bundan  sonra   bilsen  ki, hacc   menasikinden   kendisine   kan   akıtmak vacib   olan   kimse,   kendilerine   kan  akıtmak   vacib   olmuş   altı   kişiyi (Kurbanlığında) ortak   etmesi   caizdir.   Her  ne   kadar   kıran,   temettü',   ihsar,   av   öldürmek,   cezası   ve   bunlar   gibi  Kurbanlardan   olup   cinsleri   ihtilâf   ederse  de,   hepsinin cinsleri bir olmak  efdaldir.»  Yani   hepsi de   kanını   akıtmak   vacib   olan   Kurban   olduktan   sonra  hepsi   bir   cinsden   olan   vacib   değil,   yalnız   evladır." (9 

        "Nezir   Kurbanı,   udhiyye   Kurbanı   ile   ortak   edilmesi   caiz   olmayacağı   bu ibare ile   dahi  sabit   bulunmaktadır.   Çünkü   ortak   olarak   kesilmesi   caiz   olan   Kurbanlar hangi   fıkıh   kitabında  beyan  edilmişse,   hiç   birinde   nezir     Kurbanının   ismi   olmadığı gibi   bu   ibarede  daha   açık olarak    «kendisine  kan   akıtmak   vacib   olan,   yine    kendisi   gibi   üzerine   kan   akıtmak   vacib   olanları   ortak   etmesi   caiz  olur»   sözü ile   kanını   akıtmak   vacib   olmayıp   sebili     tasadduk   olan    Kurbanları,   kanını   akıtmak   vacib   olan   Kurbanlarla   ortak   etmek   caiz  olmadığını   ifade   etmektedir.   Zira nezir    Kurbanı   ile   kazaya   kalmış   udhiyye   Kurbanında   vacib   olan   kan akıtmak değil,   tamamını   tasadduk   etmektir.   Onun   için   bunlar   kesilmeden   canlı   olarak   fakire   verilmeleri   caiz   olduğu   gibi hiç Kurbanlık  satın   almadan   kıymetlerini   tasadduk etmek  de  caizdir.

   Binaenaleyh, bu Kurbanlar udhiyye  Kurbanı ile ortak kesilmeleri caiz olmadığına bu risalemizde   nakledilmiş   olan  «altıncı şart Kurban   zebhedilmekdir,   canlı   olarak   tasadduk   edilse   caiz   olmaz.»   kaydı  delil   olmaya   kâfi   gelir. Halbuki udhiyye Kurbanı   günü   geçmekle   kazaya   kaldıkta   hükmü   tasadduka   intikal   eder  de   kazaya kalmış   olan   Kurban,   vaktinde   kesilecek   udhiyye   Kurbanı   ile   ortak   edilmesi   caiz olmadığı,   Redd'ül - Muhtar'dan naklen bu risalemizin 72. ve Hindiye'den naklen 73. sahifelerinde   ibarelerinin   aslı  ile  nakledilmiştir. 

       Nezir   Kurbanı  da   aynen   kazaya  kalmış udhiyye Kurbanı gibi sebili tasadduk olduğundan   ortak  edilemiyeceği zahirdir.  Bu meselede kuvvetli inatçılar olup bir çok kimselerin   Kurbanlarını   iptal  ederek zavallı Müslümanları Kurbansız bırakmakta olduklarından   üzerinde   durup   bazı   konuları   tekrarlamak   mecburiyetinde  kalıyoruz.

       Yine   böyle   birkaç   tane  imam   efendiler   “Nezir   Kurbanı   ile   Udhiyye   Kurbanı    ortak   kesilmesi   caiz   olduğu Mebsut   kitabında   vardır”   diyerek   kitabı getirdiler baktık.   Mebsut   kitabındaki   ibare   şöyledir :   «Yedi   kişi  bir  sığırda   veya   devede ortak   olmalarında  beis  yoktur»   dört   sahife  kadar   aşağıda    «Ve   eğer kendisi   Kurban   etmek   için   satın   almış   olduğu   sığırda   sonradan   altı   kişiyi   ortak  etmiş  olsa,   istihsanen   kifayet   eder,   kıyasen   ona   kifayet   etmez.   Bu   kavil,   imam   Züfer'in   kavlidir.»"   (10)    yazılmıştır.

       "Bu   kitaplardaki   yazıların   hiç   birinde   nezir   Kurbanı   diye   bir şey sarahaten olmadığı   gibi   nezir   Kurbanı   ortak   edilmesi   caiz olacağına   zerre  kadar işaret dahi yoktur.   Şu halde nezir Kurbanı ortak edilmesi  caiz  olacağını bu efendiler ilâve ettikleri anlaşılıyor.

      Yine   bir   îmam   efendi,   “Nezir   Kurbanı   udhiyye   Kurbanı   ile   ortak   olarak kesilmesi   caiz   olduğu   Türkçe   Kurban   risalesinde vardır” dedi  ve  risaleyi  getirip  bize  gösterdi.   Kastamonu   ulemasından Evliya efendinin telifi olup 1318 (1902) tarihinde İstanbul'da  basılmış   32 sahifelik   bir   risale,   bu   risalenin   14. sahifesinde : «Enva'i Kurban   başka   olmak  zarar   vermez.   Dürer   ve  Vahdeti   her   ne   kadar  müştereklerin   bazısı   nazir  de   olsa   Hindiye. » yazılmışdır.    Ki   bu   zat,   nezir   Kurbanı   udhiyye   Kurbanı   ile   müşterek   kesilmesi   caiz   olduğunu   yazmış   ve  Hindiye'yi de   mehaz   göstermiştir. Bunu gördükte biz de Hindiye'ye  bakmak  mecburiyetinde   kaldık   ve   Hindiye'nin   Kurban  bahsini  tamamen   gözden   geçirdik.   Kurban  ortaklığına   dair   şu   ibareyi   bulduk :  «Ve   eğer   udhiyye,  Kurbanını   veya   başka   Kurbanlardan   murad   etmiş   olsalar   onlara   kifayet   eder.   Kurbet,  vacib  olsun   veya   tatayvu'   olsun   veyahut   bazısına   vacib   olsun   bazısına  vacib   olmasın   müsavidir.   Ve bazısı    tatavvu';   hedyine   ve    bazısı   müt'a  veya   kıran  Kurbanını  murad   etmekle   kurbet   ciheti   ittifak   etsin   veyâ   ihtilâf   etsin   müsavidir.   Bu   hüküm   müctehidlerimizin   üçünün   kavlidir.   Yine   böyle   bazısı   daha   evvel   doğmuş  olan çocuğu   için   akika   Kurbanını   murad   etse   caiz   olur.   Bunu   o   rahmetli   Nevadir'uz - Zahaya'da   zikretmiş   fakat   ortaklardan  biri düğün  Kurbanını   murad   etmesini  zikretmemiştir.   Fakat o da evlenme  ziyafetidir.    Lâyık  olan   onun da   ortak  edilmesi  caiz  olmaktır.    Rivayet   olunduğu   üzere   Ebu   Hanife   (rh.a.)   cihetleri   ihtilâf   eden Kurbanların  müşterek  olmalarını  kerih   görmüştür.    Yine   Ebu   Hanife (rh.a.)'den   rivayet   olunmuştur ki :   «Eğer   Kurbanların   hepsi   bir   nevi'den    olsa   benim   için   daha   çok   sevimli   olurdu»   demiştir.   Ebu  Yusuf   (rh.a.) da  böyle  demiştir.»  (11

    "İşte  Hindiye'deki   beyanat   bu   kadardır.   Bunun   neresinde  «ortaklardan   biri  nazirde  olsa»   cümlesini   ifade   edecek  bir   kelime   vardır?    Bu   yazı, Redd'ül - Muhtar'da   İbn-i Âbidîn  (rh.a.)'in   yazmış olduğunun aynıdır ki, bu risalemizin 67. sahifesinde   yazı   nakledilmiştir.

     Risalede   gösterilmiş   olan   mehazın   beyanatı,   risalede   nakledilen hükmü tutmadığından  anlaşılıyor ki  o  risalenin   yazarı   merhum da —tabiî ölmüştür,  Allah  rahmet etsin—bizim   iddiacı   imamlar   gibi   kendisinden   hüküm   uydurup  fıkıhcılara isnad etmekten   çekinmemiştir.   Fakat   bu  hal,  iyi değildir   ve   ilim  adamına hiç yakışmaz. Günahı da  çoktur,   ayıbı  da  çoktur.   İnsan   kendi   fikir   ve   kanaatini de   beyan   edebilir,  lâkin onu fıkıhcılara  isnad   etmemelidir,   kendi   kanaati   veya   tahkikatı   olduğunu   göstermelidir.   Esasen  o   risaledeki   yazılar   çok   muhtasar   ve   kısadır, o kadar   kısa   yazılarla   mesele   halledilip  de   doğru   hüküm   çıkarılmaz. (….)

      Risale   sahibi   «her ne kadar müştereklerin bazısı   nazir  ise de»   sözü  ile   udhiyye Kurbanını   nezretmiş   olanı   kasdetmiş   olabilir.   Çünkü   kendisine   Kurban   kesmek  vacib   olan   kimse,   bayram   günlerinde   «Ben   bir  Kurban   keseceğim»  demiş   olsa   nezr  olur.   Fakat   bu   sözü  ile   kendisine   vacib   olanı   haber   vermeyi   kasdettim   derse   ve   bayram   günleri  de   girmiş   olursa   ayrı   bir   nezir olmaz  da udhiyye Kurbanına   ortak  olarak   Kurban   kesmesi   caiz   olur.   Çünkü   bu   söz her ne kadar böyle   görünüşte   nezretmek   gibi   ise de  Kurban  kesmek   vakti   girmiş   olduğundan ve kendisine  de   Kurban   kesmek   vacib   olduğundan   o   vacibi   haber verdim demekle hakiki   nezr   olmaktan   kurtuluyor.   Bu   husus da   tafsilât   bu   risalemizde  geçmiştir.   Risale   sahibi   o  sözüyle   eğer   bunu   kasdetmişse   doğrudur ve biz de beyle zannediyoruz.   Fakat   bunu   iyice   anlatmamış,   çok kısa gitmiş olduğundan bir çok kimseleri   şaşırtmış   ve   yanlış   yapmalarına   sebep  olmuştur.   Hülâsa  yazılan veyahut söylenen  sözü,   tamamiyle   açıklayıp   anlatmak   lâzımdır."  (12)  

     Ulemamızın  yukarıdaki  çok  açık  ve  net  beyanlarından   anlaşılmış  oluyor ki,   bir  Udhiyye  Kurbanında   aşağıdaki  ortaklıklar  caiz  değildir:

1-Adak (nezir)  Kurbanı  ortak  olmaz,

2-Geçmiş  yıllardan  kalan  kaza  Kurbanları  ortak  olmaz,

3-Ölen  kimsenin  emri  ile  kesilen  Kurbanlar  ortak  olmaz,

4-İki  kavilden  birine  göre  fakir   Kurban   kesmek   için   satın almakla kendisine  vacib  olan  Kurbanlar  Udhiyye  Kurbanında  ortak  olamazlar.  Şayet  olurlarsa  bu  Kurbanın  etinden  yemek   haram  olur.   Bu  hususa  çok  dikkat  edilmesi  gerekir. 

 

KAYNAKLAR

1-Ali Küçüker, İzahlı  İslam  İlmihali, sh:529.

2-Ali Küçüker, İzahlı  İslam  İlmihali, sh:525-526.

3-H.Hilmi  Işık,  Seadet-i Ebediye- Tam  İlmihal, sh:262.

4-Mehmet Emre, Üçbin  Seçme  Fetva, C/1, sh:299. Akit Gazetesi  Hediyesi. 2000-İst.

5-“Diyanet  İşleri   Başkanlığı”nın  e-mail  cevabı.

6-1-M. Esad Dilaveroğlu, Fıkhi Meseleler, sh:90-92.  Şelale Yay.1983-İst. 

   2-Redd'ül - Muhtar, c. V, s. 286. (Arapça  metin)

7-1-M. Esad Dilaveroğlu, Fıkhi Meseleler, sh:92-93.  Şelale Yay.1983-İst.

   2-Şurunbilaliye, C/1,  sh:266.

8-1-M. Esad Dilaveroğlu, Fıkhi Meseleler, sh:93-94.  Şelale Yay.1983-İst

9-1-M. Esad Dilaveroğlu, Fıkhi Meseleler, sh:97-98.  Şelale Yay.1983-İst.

   2-Lübab'ül - Menasik şerhi, s. 220, 221

10-1-M. Esad Dilaveroğlu, Fıkhi Meseleler, sh:98-99.  Şelale Yay.1983-İst.

     2-Mebsut, c- XII, sh: 11. 15.

11-1-M. Esad Dilaveroğlu, Fıkhi Meseleler, sh:99-100.  Şelale Yay.1983-İst.

     2-Hindiye, C/5, sh:304 (Arapça  metin)

12-1-M. Esad Dilaveroğlu, Fıkhi Meseleler, sh:100-102.  Şelale Yay.1983-İst.   Abdullah  AZİZ