İLİM EHLİNİN DİKKATİNE!
NEZİR (ADAK) KURBANI
VE BAZI İLMİHALLERE YANLIŞ OLARAK GEÇEN
ÖNEMLİ BİR MESELE
Tevhid mücadelesinin köklerinden süzülüp gelen, Hz. İbrahim (as)’in sünnetlerinden kabul edilen bir ibadetin son zamanlarda bir takım çevrelerce kasıtlı ve planlı bir şekilde yozlaştırılarak Müslümanların gözünde basit bir şeymiş (yani olmasa da olurmuş!) gibi gösterilmeye çalışılması elbette kabul edilir bir şey değildir! Müttaki mü’minlerin; global müsteşriklerin ve onların maşası sayılan global modernist mezhepsizlerin oyununa geleceklerini düşünmek mümkün değildir. Tabi bu güruh bu batıl çıkışlarıyla bazı saf mü’minlerin kafalarını da karıştırmıyor değil!
Bu konuda söylenecek çok şeyin olduğu herkesin malumudur. Zaten bu konuda çok şeylerde söylenmiş ve yazılmıştır. Biz bu yazımızda o konulara girmeyeceğiz. Bizim gündeme taşıyacağımız mesele birçok kimsenin habersiz olduğu, son dönemlerde yazılan ilmihallerde yer alan Nezir (Adak) kurbanı ile ilgili şu meseledir: “Adak (Nezir) Kurban borcu olan bir mükellef, Udhiyye Kurbanına ortak olarak kurban kesebilir mi?” Birçok ilmihal yazarının bu tür kurban borcu olanların Kurban bayramında kesilmesi vacip olan “Udhiyye” kurbanına ortak olarak kurban kesebilecekleri yönünde kayıt düştükleri görülmektedir!
Ehl-i Sünnet olduğu bilinen yazarların dahi bu mes’elede aynı yanlış beyanlarla Müslümanların kurbanlarını ifsat ettiklerine şahit olmaktayız! Herhangi bir mezhebi ve usulü esas almayan bazı ilahiyatçıların kaleme aldıkları ilmihallerde belli bir usule ve mezhebe bağlı kalmadıkları için bu tür hata yapmaları normal karşılanabilir, ama usul-ü fıkha, ulemanın ve fukahanın usulüne bağlı oldukları söylenen bir kısım yazarların bu tür hatalarını sıradan birer hata olarak görmemiz mümkün değildir. Mesela; Erzincan merkez eski vaizlerinden Ali Küçüker hocamız aynı hatayı şu cümlelerle ilmihaline taşımıştır: “Kurban cihetlerinin çeşitli olması zarar etmez. Mesela, kimisi, vacip olan kurbana, kimisi kıran haccının, kimisi temettü’ haccının, kimisi hacdaki muhasaranın, kimisi av bedeline ceza olarak kesilen kurbanın, kimisi adak kimisi şükür, kimisi akika kurbanına niyet etmiş olsalar caiz olur. Lakin evla olan cihetlerin bir olmasıdır.” (1) Ali hocamız zikrettiği : “Deve veya sığıra ortak olan kişiler, kurban keserken, bunlardan birisi şimdiki yılın, diğerleri ise geçen yılın kurbanına niyet etmiş olsalar, şimdiki yıla niyet edenin kurbanı sahih olup diğerlerinin ki sahih olmaz. Artık diğerlerinin niyetleri batıl olup kestikleri kurban nafile kurbanlardan sayılır. Ve böyle bir kurbanın etini tamamen tasadduk etmek gerekir. Çünkü bu tek kalan kişinin hissesi, hayvanın bütün cüzlerine yaygın olduğundan, bunu ayırmak mümkün değildir. Nafile sayılan böyle bir kurbanın etinden sahiplerinin yemeleri helal olmaz.” (2) bu mesele ile adak meselesini niçin aynı düşünmemişler hayret! Adak kurbanı ile ortak olanlar o hayvanın etinden yiyebilecekler mi? O kurbanın eti o mükelleflere haram değil mi? Adak kurbanın hissesi hayvanın bütün cüzlerine yaygın değil mi? Bu hocamızı bu konuda telefonla arayıp konuştuk. Kendilerinden bu meseleyi tekrar gözden geçirmelerini istirham ettik. Bu cevazın kaynağını istedik, ancak beklenmedik tepkiler gördük! Biz kardeşlik görevimizi yaptık, gerekli uyarıda bulunduk, eğer bu konuda bir vebal söz konusu ise bu vebal kendilerine aittir!
Yine başka bir ilmihalde ise aynen şöyle denilmektedir: “Bir sığırı veya deveyi, yedi kişiye kadar kimse ortak olarak da kesebilirler. Bunlara adak kurbanı da ortak edilebilir.” (3)
Başka bir Fetva kitabında ise şöyle denilmektedir:
“Soru: Bir sığır bir kişiden yedi kişiye kadar kurban ediliyor. Yedi kişiden altısı kurban niyetiyle kesmek istiyor. Bir kişi de nezir (Adak) kurbanı olarak ortak olmak arzusunda bulunuyor. Bu kişi, altı şahısla birlikte ortak olup da o sığırı kesebilir mi? Keserse diğerlerinin kurbanı sahih olur mu?
Cevap: Evet, kesebilir. Zira bunların hepsi ibadet hususunda müşterek bulunmaktadır. Çünkü altısı “Udhiyye” kurbanı, biri de “Nezir” (Adak) kurbanı kesmekte müşterektirler….” (4) Yukarıdaki nakillere veya aynı hatayı düşen diğer kitaplara bakılacak olursa “Adak (Nezir) kurbanının Udhiyye kurbanına ortak olmalarının caiz olduğunu” söyleyen yazarlarımızın hiçbirinin dayandığı bir kaynağı yoktur!
Bundan iki ay öncesinde bir sabah, paket yayında “Kanal7”de aynı meseleyi Prof. M. Cevat Akşit hocamızda “Adak” borcu olan Udhiyye kurbanına ortak olması caizdir, dediler. Bu hocamıza telefonla bir türlü ulaşamadık, telefonunu da alamadık. Ancak e-mail adresini ve fax numarasını aldık. Kendilerine 20 e-mail, 15 tane fax çektiğimiz halde hocamızdan bu mesele ile ilgili olumlu veya olumsuz bir tek satırlık dahi olsa bir cevap alamadık! İşte onun için nezir meselesini taşıdık bu yazımıza!
Bazı internet sitelerinde bazı kardeşlerimizin de soru-cevap bölümlerinde aynı meseleyi aynı şekilde (hatalı şekilde) işlediklerine şahit olduk! Bu kardeşlerimizi uyardığımızda “Biz Diyanetin Resmi sitesinden iktibas ettik, Diyanetin fetvaları yanlışsa daha kime güveneceğiz” dediklerini gördük! Diyanetin resmi Web Sitesinin elektronik posta adresine bu mesele ile ilgili kaynaklarını sorduk; aldığımız cevap şu oldu: “ (…) Ortakların hepsinin gayesi kurban olmak şartıyla, “takarrub yönleri” çeşitli olsa da Ebu Hanife ve İmameyne göre ortaklık caiz olur. Hanefi Mezhebinin fıkıh kitaplarında kurban konusuna en geniş yer Kâsânî’nin Bedîu’s-Sanâi’sinde verilmiş ve bahsettiğiniz bizim cevabımızın da genel çerçevesini veren ifadeler, bundan sonra yazılmış aynı mezhebin kitaplarında tekrarlanmıştır. Sığır veya deveyi kurban etmek üzere ortaklık kuranlardan her birinin vacip olan kurban niyetleri şart değildir. Konuyla ilgili Bedîu’s-Sanâi’nin “Kitâbu’t-tadhiye”sindeki ifadeler şöyledir: “...Ortaklar udhiye (vacip olan kurban) veya diğer kurbanlarla Allah’a yaklaşmayı murad ederlerse onlara (bu kurban) geçerli olur. Kurbanın vacip, nafile veya bazısına vacip bazılarına vacip olmaması müsavidir. Aynı şekilde ortakların bazıları vacip olan kurbanına, bazıları ceza kurbanına, bazıları keffâret kurbanına, bazıları nafile, bazıları Hacc-ı temettü ve Hacc-ı kıran kurbanına niyet süretiyle “Kurbet” yönlerinin aynı veya farklı olması da müsavidir. Görüldüğü gibi, önemli bir kısmını özetlediğimiz bu görüşlerde adak kurbanının ortaklığa dahil edilemeyeceğine ve istisna edilmesi gerektiğine dair herhangi bir aykırı görüş yoktur. Şu kadar var ki, adak kurbanının eti dağıtılacağından, hisselerin tartılarak eşit olarak ayrılması gerekir” (5)
Diyanet İşleri Başkanlığının Resmi Web Sitesi yetkililerinden aldığımız bu cevap bizi gerçekten hem şaşırttı, hem de çok düşündürdü! Zira biz zaten “Adak (Nezir) kurbanının Udhiyye kurbanına ortak olması caizdir” denilen cümlenin kaynağını araştırıyoruz. Hani cevazın kaynağı? Kendi verdikleri kaynakta “Nezir” kurbanının caiz olacağına dair en küçük bir işaret dahi yoktur. Dikkat edilirse Diyanet yetkililerince verilen muteber kaynakta da caiz olan ortaklıklar sayılmış, sayılan bu ortaklılar arasında “Adak” (Nezir) kurbanının caiz olduğuna dair en ufak bir işaret yoktur. Orada caiz olmayanlar sayılmamış ki, “adak kurbanının ortaklığa dahil edilemeyeceğine ve istisna edilmesi gerektiğine dair herhangi bir aykırı görüş yoktur.” denilebilsin! Eğer bu kadar basit bir inceliği anlayamayacak kadar yetersiz kalan yetkililer diğer konularda da aynen böyle davranıyorlarsa vay bunlara güvenen milletin haline! İkinci dikkat çeken husus “adak kurbanının eti dağıtılacağından, hisselerin tartılarak eşit olarak ayrılması gerekir” denilmesi hususudur!!! Be mübarek adamlar zaten ortaklar hisselerini tartarak bölüşmek zorundadırlar. Başka türlü mesela “kabala”, “göz kararı” vs. ile bölüşmek caiz midir? Diyanet yetkilisi şahsa aynı şeyi tekrar sorduk ve bu tür ortaklığın caiz olmadığına dair Hanefi mezhebinin muteber kaynaklarını göndereceğimizi bildirdik, ama onlardan da hala bir cevap alamadık, maalesef bizde elimizdeki kaynakları onlara gönderemedik!
Şimdi gelelim meselenin aslına. Hayatının tamamına yakınını bu tür meseleleri araştırmakla geçiren emekli müftülerimizden merhum M. Es’ad Dilaveroğlu (Rh.a) hocamızın bu mes’elede ki güzel araştırmasının bir bölümünü sizlere sunmak istiyoruz:
"Nezir Kurbanı da kazaya kalmış Kurban gibi Udhiyye Kurbanı ile bir sığırda müşterek olarak kesilmesi caiz olmaz. Burada tekrar tekrar nakledilen bu ibarelerde nezir Kurbanının ismi geçiyorsa da nezir Kurbanı, aynen kazaya kalmış Udhiyye Kurbanı gibi olduğundan birinin caiz olmadığı yerde öbürünün de caiz olmayacağı gün gibi zahirdir. Çünkü kazaya kalmış Udhiyye Kurbanı ile bu seneye ait Udhiyye Kurbanı bir sığırda ortak olup kesilmesi caiz olmadığı ve kaza Kurbanına niyet edenlerin niyeti batıl olup kestikleri Kurban sahih olmadığından borçlarına sayılmadığı ve bu kestikleri Kurbanın etini fakirlere tasadduk ettikten başka kazaya kalmış borçları için ayrı bir Kurbanlık kıymeti para olarak fakirlere tasadduk edilmesi lâzım olduğu açık olarak beyan edilmektedir. Bunun caiz olmadığının ve bu suretle nezretmiş olan Udhiyye Kurbanına ortak olduğunda bir Kurban bedelini zarar çekeceğinin sebebi, tekrar tekrar beyan edildiği üzere kazaya kalmış Udhiyye Kurbanının hükmü irakai demden tasadduka intikal etmiş olmasıdır.
Nezir Kurbanının hükmü aslından tasaddukdur. Çünkü bir kimse nezretmekle kendisine vacib olan kan akıtmak değil, sadaka vermektir. Kurban nezretmekle vereceği sadakanın miktarını beyan etmiş olur. Pekâlâ, sonradan hükmü tasadduka intikal etmekle Udhiyye Kurbanına ortak olması caiz olmadıkta, aslından hükmü tasadduk olan ortak olması evleviyetle caiz olmaz. Nezir Kurbanını Udhiyye Kurbanı ile ortak kesmek evleviyetle caiz olmadığından bunu ortak etmeyi kimse düşünmez diye kazaya kalmış Udhiyye Kurbanının edaen kesilmekte olan Udhiyye Kurbanı ile ortak olması caiz olmadığını fukaha beyan ederken nezir Kurbanını ortak etmek caiz olmadığını yazmamışlardır. Çünkü Udhiyye Kurbanı kazaya kalmakla her ne kadar hükmü değişirse de adı yine Udhiyye Kurbanıdır, onu bu, senenin Kurbanı ile ortak edenler bulunur kanaatiyle onun ortak edilmesi caiz ve sahih olmadığını açık surette beyan etmişlerdir.
Nezir Kurbanı aynen kazaya kalmış Udhiyye Kurbanı gibi olduğu ve nezir Kurbanı da Udhiyye Kurbanı gibi kıymeti tasadduk edilmekle ifa edilmiş olacağı şu ibare ile de sabit bulunmaktadır:
Türkçesi: " Velhasıl etinden yemek caiz olmayan Kurbanlar bidayeten nezredilmiş olan, eyyam-ı nehr de kesilemiyerek kazaya kalmış olan, Bezzaziye'den naklen beyan etmiş olduğumuz üzere ölünün vasiyeti ile ölü için kesilmiş olan, zikri geçmiş olan iki kavilden birine göre fakir Kurban kesmek için satın almakla kendisine vacib olan, Haniye'den naklen beyan etmiş olduğumuz üzere Kurbanlık kesilmeden doğurmuş olduğu yavru, yine Haniye'den naklen beyan etmiş olduğumuz üzere yedi kişi bir sığırda ortak olup bazısı hissesiyle geçmiş seneden kazaya kalmış Kurban borcuna niyet etmiş olduğu Kurbanlardır. Bu Kurbanların hepsinin de sebili tamamını fakirlere tasadduk etmektir. Bu yazıyı ganimet bil de zabt et.» (6)
Yine devamla: "İşte ibare de meydanda, tercemesi de meydanda, ifade ettiği hüküm de meydandadır, İbareyi kitabına yazıp neşreden İbn-i Âbidîn merhum; ulema arasında "Hati-met'ül - Muhakkikin" ve "Ebu Hanife-i Zaman" unvanlarını kazanmış bir fakihdir. Yani bunun sözüne hiç tereddüd etmeden itimad edilir. Esasen mesele ihtilaflı değildir. Bu zatın beyan buyurduğunun hilafını yazan hiç bir fakıh yoktur, yalnız metinlerde ve şerhlerde kısa gitmiş bunun kadar tafsilât vermemişlerdir. Kısa gidip tafsilât vermemek, muhalefet etmek değildir.
Binaenaleyh, bu ibare, nezir Kurbanı ile kazaya kalmış Udhiyye Kurbanının hükümleri bir olduğunu beyan etmekle Udhiyye Kurbanı ile bir sığırda ortak olmak biri için caiz ve sahih olmazsa, diğeri için de caiz ve sahih olmayacağına delâlet etmekte ve her ikisinin de kıymetlerini para olarak tasadduk etmek caiz olduğunu ifade etmektedir.
İbarenin sonu olan «Bu yazıyı ganimet bil» cümlesine çok dikkat etmek lâzımdır. Çünkü bu cümle ile müellif fakih, bu beyanatını ganimet bilip zabt edilmesini emr ediyor ve demek istiyor ki : Her fıkıh kitabında bu kadar açıklama bulamazsın ve bu meselede çok kimseler yanlış anlamakta ve yanlış söylemekte olduklarından çok yanlışlar ve hatalar yapılmaktadır. İşte onun için bu yazıyı ganimet bil de bunu zabtet ve buradan işin hakikati olan doğrusunu öğren ve doğrusunu yap ve doğrusunu söyle, demiş oluyor.
Fukahanın bu beyanatından haberi olmayan ve ibarenin ifade ettiği hükmü doğru çıkaramayan bazı kimseler nezir Kurbanı ile Udhiyye Kurbanı bir sığırda ortak olmaları caizdir diyerek bir çok kimselerin Kurbanlarını iptal etmeğe sebep olduklarını maalesef gördüğümüz için bu mesele üzerinde biraz fazlaca duruyoruz ve iyice anlatmaya çalışıyoruz.
Bir İmam efendi, “nezir Kurbanı ile Udhiyye Kurbanı bir sığırda ortak olmak caizdir” diye iddiada bulundu ve Dürer haşiyesi Şurunbilâliye'de vardır dedi. Şurunbilâliye'yi açtık baktık, şöyle yazıyor : «Yedi kişiye kadar ortak olur. Kurbet ciheti ittifak etsin, ihtilâf etsin hepsi de kurbeti murad etmiş olacakdır. Udhiyye, av öldürmek cezası, ihsar, ihramda isabet eden suç kefareti, tatavvu', müt'a, kıran ve daha evvel doğmuş çocuk için akika Kurbanları gibi.» (7)
"Bu Kurbanların Udhiyye Kurbanı ile ortak edilmelerine itiraz eden yoktur. Fakat bu ibarede “Nezir Kurbanı” diye bir şey yoktur, hatta nezir Kurbanına zerre kadar işaret olacak bir şey dahi yoktur. Bu ibare ile nezir Kurbanının Udhiyye Kurbanı ile ortak edilmesi caiz olacağını iddia etmek çok yanlıştır. Çünkü burada ortak edilmeleri caiz olacağı beyan olunan Kurbanlar, hepsi de kanlarını akıtmak vacib olan ve kesilip kanı akıtılmadan canlı iken tasadduk edilmesi caiz olmayan Kurbanlardır. Nezir Kurbanı ile kazaya kalmış Udhiyye Kurbanı, bunlardan olmadıkları gibi bunlara benzetilecek hiç bir cihetleri de yoktur. Çünkü nezir Kurbanı ile kazaya kalmış Udhiyye Kurbanında vacib olan kan akıtmak değil, etini veya kıymetini fakirlere tasadduk etmektir. Onun için nezir Kurbanı da kazaya kalmış Udhiyye Kurbanı gibi kesilmeden kıymetini tasadduk etmek caiz olur. Fakat burada Udhiyye ile ortak edilmeleri caiz olduğu beyan olunan bu Kurbanların kesilip kanı akıtılmadan kıymetini tasadduk etmek caiz olmaz." (8)
"Udhiyye Kurbanı, günü geçmekle kazaya kaldıkta, Kurbanlık satın alınmış olursa kesilmeden canlı olarak tasadduk edileceğinin zikri bu risalemizde geçmiştir. Eğer bir Kurban eti tamamen bir fakire verilmesi caiz olmasaydı Kurbanlık kesilmeden tasadduk edilmesi mümkün olmazdı. Yani bir Kurbanın etini tamamen bir fakire ve bir defada vermek caiz olduğu oradaki o hükümden anlaşılmışdı. Fakat burada mehazı da gösterilmek suretiyle daha geniş açıklanması da iyi olmuştur.
Mahallinde beyan olunduğu üzere kazaya kalmış udhiyye Kurbanı ile nezir Kurbanı, bu senenin udhiyye Kurbanı ile bir sığırda ortak olmaları caiz olmadığı halde caiz olduğunu iddia edenler de eksik değildir. Nevi'leri muhtelif olan Kurbanların ortak olmaları caiz olduğunu fıkıh kitaplarında görenler her ne kadar nezir Kurbanının ismi onlarla beraber hiç bir kitapda geçmiyorsa da o da Kurbandır, ortak olsa ne olur? diyerek nezir Kurbanını udhiyye Kurbanı ile bir sığırda ortak edip kesmek caizdir diyenler vardır.
Binaenaleyh, Lübab'ül - Menasik şerhinde Kurbanlar hakkındaki onbeş şart beyan edilirken şu ibare de yazılıdır, şuna da biraz dikkat edilirse faydalı olur.

Tercemesi : «Bundan sonra bilsen ki, hacc menasikinden kendisine kan akıtmak vacib olan kimse, kendilerine kan akıtmak vacib olmuş altı kişiyi (Kurbanlığında) ortak etmesi caizdir. Her ne kadar kıran, temettü', ihsar, av öldürmek, cezası ve bunlar gibi Kurbanlardan olup cinsleri ihtilâf ederse de, hepsinin cinsleri bir olmak efdaldir.» Yani hepsi de kanını akıtmak vacib olan Kurban olduktan sonra hepsi bir cinsden olan vacib değil, yalnız evladır." (9)
"Nezir Kurbanı, udhiyye Kurbanı ile ortak edilmesi caiz olmayacağı bu ibare ile dahi sabit bulunmaktadır. Çünkü ortak olarak kesilmesi caiz olan Kurbanlar hangi fıkıh kitabında beyan edilmişse, hiç birinde nezir Kurbanının ismi olmadığı gibi bu ibarede daha açık olarak «kendisine kan akıtmak vacib olan, yine kendisi gibi üzerine kan akıtmak vacib olanları ortak etmesi caiz olur» sözü ile kanını akıtmak vacib olmayıp sebili tasadduk olan Kurbanları, kanını akıtmak vacib olan Kurbanlarla ortak etmek caiz olmadığını ifade etmektedir. Zira nezir Kurbanı ile kazaya kalmış udhiyye Kurbanında vacib olan kan akıtmak değil, tamamını tasadduk etmektir. Onun için bunlar kesilmeden canlı olarak fakire verilmeleri caiz olduğu gibi hiç Kurbanlık satın almadan kıymetlerini tasadduk etmek de caizdir.
Binaenaleyh, bu Kurbanlar udhiyye Kurbanı ile ortak kesilmeleri caiz olmadığına bu risalemizde nakledilmiş olan «altıncı şart Kurban zebhedilmekdir, canlı olarak tasadduk edilse caiz olmaz.» kaydı delil olmaya kâfi gelir. Halbuki udhiyye Kurbanı günü geçmekle kazaya kaldıkta hükmü tasadduka intikal eder de kazaya kalmış olan Kurban, vaktinde kesilecek udhiyye Kurbanı ile ortak edilmesi caiz olmadığı, Redd'ül - Muhtar'dan naklen bu risalemizin 72. ve Hindiye'den naklen 73. sahifelerinde ibarelerinin aslı ile nakledilmiştir.
Nezir Kurbanı da aynen kazaya kalmış udhiyye Kurbanı gibi sebili tasadduk olduğundan ortak edilemiyeceği zahirdir. Bu meselede kuvvetli inatçılar olup bir çok kimselerin Kurbanlarını iptal ederek zavallı Müslümanları Kurbansız bırakmakta olduklarından üzerinde durup bazı konuları tekrarlamak mecburiyetinde kalıyoruz.
Yine böyle birkaç tane imam efendiler “Nezir Kurbanı ile Udhiyye Kurbanı ortak kesilmesi caiz olduğu Mebsut kitabında vardır” diyerek kitabı getirdiler baktık. Mebsut kitabındaki ibare şöyledir : «Yedi kişi bir sığırda veya devede ortak olmalarında beis yoktur» dört sahife kadar aşağıda «Ve eğer kendisi Kurban etmek için satın almış olduğu sığırda sonradan altı kişiyi ortak etmiş olsa, istihsanen kifayet eder, kıyasen ona kifayet etmez. Bu kavil, imam Züfer'in kavlidir.»" (10) yazılmıştır.
"Bu kitaplardaki yazıların hiç birinde nezir Kurbanı diye bir şey sarahaten olmadığı gibi nezir Kurbanı ortak edilmesi caiz olacağına zerre kadar işaret dahi yoktur. Şu halde nezir Kurbanı ortak edilmesi caiz olacağını bu efendiler ilâve ettikleri anlaşılıyor.
Yine bir îmam efendi, “Nezir Kurbanı udhiyye Kurbanı ile ortak olarak kesilmesi caiz olduğu Türkçe Kurban risalesinde vardır” dedi ve risaleyi getirip bize gösterdi. Kastamonu ulemasından Evliya efendinin telifi olup 1318 (1902) tarihinde İstanbul'da basılmış 32 sahifelik bir risale, bu risalenin 14. sahifesinde : «Enva'i Kurban başka olmak zarar vermez. Dürer ve Vahdeti her ne kadar müştereklerin bazısı nazir de olsa Hindiye. » yazılmışdır. Ki bu zat, nezir Kurbanı udhiyye Kurbanı ile müşterek kesilmesi caiz olduğunu yazmış ve Hindiye'yi de mehaz göstermiştir. Bunu gördükte biz de Hindiye'ye bakmak mecburiyetinde kaldık ve Hindiye'nin Kurban bahsini tamamen gözden geçirdik. Kurban ortaklığına dair şu ibareyi bulduk : «Ve eğer udhiyye, Kurbanını veya başka Kurbanlardan murad etmiş olsalar onlara kifayet eder. Kurbet, vacib olsun veya tatayvu' olsun veyahut bazısına vacib olsun bazısına vacib olmasın müsavidir. Ve bazısı tatavvu'; hedyine ve bazısı müt'a veya kıran Kurbanını murad etmekle kurbet ciheti ittifak etsin veyâ ihtilâf etsin müsavidir. Bu hüküm müctehidlerimizin üçünün kavlidir. Yine böyle bazısı daha evvel doğmuş olan çocuğu için akika Kurbanını murad etse caiz olur. Bunu o rahmetli Nevadir'uz - Zahaya'da zikretmiş fakat ortaklardan biri düğün Kurbanını murad etmesini zikretmemiştir. Fakat o da evlenme ziyafetidir. Lâyık olan onun da ortak edilmesi caiz olmaktır. Rivayet olunduğu üzere Ebu Hanife (rh.a.) cihetleri ihtilâf eden Kurbanların müşterek olmalarını kerih görmüştür. Yine Ebu Hanife (rh.a.)'den rivayet olunmuştur ki : «Eğer Kurbanların hepsi bir nevi'den olsa benim için daha çok sevimli olurdu» demiştir. Ebu Yusuf (rh.a.) da böyle demiştir.» (11)
"İşte Hindiye'deki beyanat bu kadardır. Bunun neresinde «ortaklardan biri nazirde olsa» cümlesini ifade edecek bir kelime vardır? Bu yazı, Redd'ül - Muhtar'da İbn-i Âbidîn (rh.a.)'in yazmış olduğunun aynıdır ki, bu risalemizin 67. sahifesinde yazı nakledilmiştir.
Risalede gösterilmiş olan mehazın beyanatı, risalede nakledilen hükmü tutmadığından anlaşılıyor ki o risalenin yazarı merhum da —tabiî ölmüştür, Allah rahmet etsin—bizim iddiacı imamlar gibi kendisinden hüküm uydurup fıkıhcılara isnad etmekten çekinmemiştir. Fakat bu hal, iyi değildir ve ilim adamına hiç yakışmaz. Günahı da çoktur, ayıbı da çoktur. İnsan kendi fikir ve kanaatini de beyan edebilir, lâkin onu fıkıhcılara isnad etmemelidir, kendi kanaati veya tahkikatı olduğunu göstermelidir. Esasen o risaledeki yazılar çok muhtasar ve kısadır, o kadar kısa yazılarla mesele halledilip de doğru hüküm çıkarılmaz. (….)
Risale sahibi «her ne kadar müştereklerin bazısı nazir ise de» sözü ile udhiyye Kurbanını nezretmiş olanı kasdetmiş olabilir. Çünkü kendisine Kurban kesmek vacib olan kimse, bayram günlerinde «Ben bir Kurban keseceğim» demiş olsa nezr olur. Fakat bu sözü ile kendisine vacib olanı haber vermeyi kasdettim derse ve bayram günleri de girmiş olursa ayrı bir nezir olmaz da udhiyye Kurbanına ortak olarak Kurban kesmesi caiz olur. Çünkü bu söz her ne kadar böyle görünüşte nezretmek gibi ise de Kurban kesmek vakti girmiş olduğundan ve kendisine de Kurban kesmek vacib olduğundan o vacibi haber verdim demekle hakiki nezr olmaktan kurtuluyor. Bu husus da tafsilât bu risalemizde geçmiştir. Risale sahibi o sözüyle eğer bunu kasdetmişse doğrudur ve biz de beyle zannediyoruz. Fakat bunu iyice anlatmamış, çok kısa gitmiş olduğundan bir çok kimseleri şaşırtmış ve yanlış yapmalarına sebep olmuştur. Hülâsa yazılan veyahut söylenen sözü, tamamiyle açıklayıp anlatmak lâzımdır." (12)
Ulemamızın yukarıdaki çok açık ve net beyanlarından anlaşılmış oluyor ki, bir Udhiyye Kurbanında aşağıdaki ortaklıklar caiz değildir:
1-Adak (nezir) Kurbanı ortak olmaz,
2-Geçmiş yıllardan kalan kaza Kurbanları ortak olmaz,
3-Ölen kimsenin emri ile kesilen Kurbanlar ortak olmaz,
4-İki kavilden birine göre fakir Kurban kesmek için satın almakla kendisine vacib olan Kurbanlar Udhiyye Kurbanında ortak olamazlar. Şayet olurlarsa bu Kurbanın etinden yemek haram olur. Bu hususa çok dikkat edilmesi gerekir.
KAYNAKLAR
1-Ali Küçüker, İzahlı İslam İlmihali, sh:529.
2-Ali Küçüker, İzahlı İslam İlmihali, sh:525-526.
3-H.Hilmi Işık, Seadet-i Ebediye- Tam İlmihal, sh:262.
4-Mehmet Emre, Üçbin Seçme Fetva, C/1, sh:299. Akit Gazetesi Hediyesi. 2000-İst.
5-“Diyanet İşleri Başkanlığı”nın e-mail cevabı.
6-1-M. Esad Dilaveroğlu, Fıkhi Meseleler, sh:90-92. Şelale Yay.1983-İst.
2-Redd'ül - Muhtar, c. V, s. 286. (Arapça metin)
7-1-M. Esad Dilaveroğlu, Fıkhi Meseleler, sh:92-93. Şelale Yay.1983-İst.
2-Şurunbilaliye, C/1, sh:266.
8-1-M. Esad Dilaveroğlu, Fıkhi Meseleler, sh:93-94. Şelale Yay.1983-İst
9-1-M. Esad Dilaveroğlu, Fıkhi Meseleler, sh:97-98. Şelale Yay.1983-İst.
2-Lübab'ül - Menasik şerhi, s. 220, 221
10-1-M. Esad Dilaveroğlu, Fıkhi Meseleler, sh:98-99. Şelale Yay.1983-İst.
2-Mebsut, c- XII, sh: 11. 15.
11-1-M. Esad Dilaveroğlu, Fıkhi Meseleler, sh:99-100. Şelale Yay.1983-İst.
2-Hindiye, C/5, sh:304 (Arapça metin)
12-1-M. Esad Dilaveroğlu, Fıkhi Meseleler, sh:100-102. Şelale Yay.1983-İst. Abdullah AZİZ