NESH NEDİR?
Nesh, dinde Şâri tarafından konmuş eski bir hükmün, yine Şâri tarafından konulan yeni bir hükümle kaldırılmasıdır. Hüküm, Kur'an-ı Kerim tarafindan da konmuş olabilir, sünnetle de konmuş olabilir. İslam uleması önceki hüküm hangi kaynaktan gelmiş olursa olsun, sonraki bir hükümle kaldırılabileceği hususunda müttefiktir. Zira mesele, hem âyet ve hem de hadîslerle beyan edilmiş, örnekler verilmiştir. Şu âyet, neshi kesin bir dille te'yid eder: "Herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya unutturursak, onun yerine daha hayırlısını veya onun benzerini getiririz" (Bakara 106).
Ehl-i sünnet âlimleri, bu âyete ve Kur'ân'da gelen açık örneklere dayanarak nesh'i ittifakla kabul etmişlerdir. Başta Mutezile, bazı itikadi mezhepler, yukarda ki âyeti eski şeriatlerin neshiyle te'vîl ederek İslâm'da nesih olamayacağını iddia etmişlerdir.
Şâtıbî, küllî kaideler ve müebbet hükümlerde nesih olmamakla birlikte, cüz'î hükümlerde nesih'in olacağını söyler. Ona göre, nesih iki maksadla olur:
1- Ahkâmdaki kolaylığı, suhuleti (tahfif) kaldırıp yerine zor ve ağır hükümler (tağlîz) koymak. Nitekim Nisa sûresi 160. ayette yahudilere bir kısım helalin haram kılındığı belirtilir.
2- Ağır hükümden (tağlîz) vazgeçilir, yerine hafif hükümler (tahfif) konur, Enfal sûresinin 66. âyetinde bunun örneği görülür.
Sünnî ulemânın ihtilaf ettiği husus daha ziyâde Kur'ân ve Sünnet arasındaki nâsîh-mensûh münasebetidir. Sünnet Kur'ân'ı veya Kur'ân Sünnet'i neshedebilir mi, neshedemez mi? Hangi âyetler nâsihtir, hangileri mensuhtur? Bu sorularda ihtilaf etmişlerdir. Bazan görüş farkları ciddidir.
Bu kısa açıklamadan sonra asıl mevzumuza gelerek şunu söyleyeceğiz: Kur'ân'da olduğu gibi, Sünnette de nesh olmuştur. Nesh vak'ası, doğrudan ahkâmla alâkalı olduğu için mühim kabul edilmiş, bidayetten beri meseleye yer verilmiştir. Nâsih ve mensuh hadîsleri bilmenin ehemmiyetini belirtmek üzere şu rivayet nakledilir: Hz. Ali (radıyallahu anh), halka kıssalar anlatan (Kâss) birisine rastlar. Ona: "N
âsih ve mensûh'u biliyor musun?" diye sorar. Öbürü "Hayır" diye cevap verince: "Öyleyse mahvolmuşsun ve başkalarını da mahvediyorsun!" der. Aynı rivayet İbn-i Abbâs (radıyallahu anh)'tan da yapılmıştır. Hz. Huzeyfe'den yapılan rivayete göre, kendisine bir mesele sorulduğu zaman: "Fetva'yı, nâsih ve mensubu bilen kimse verir" der ve soruya cevap vermekten kaçınır. Kendisine: "Pekiyi bunu kim bilir?" diye tekrar sorulunca: "Ömer (radıyallahu anh)" diye cevap verir.Nâsih ve mens
ûh'u bilmek mühim olduğu nisbette zordur. Değme âlim bu mevzuda söz sahibi olamamıştır. Ahmed İbnu Hanbel gibi bir hadîs otoritesi: "Şafiî'nin ders halkasına oturuncaya kadar biz mücmeli müfesserden, nâsih hadîsi de mensûhtan ayıramıyorduk" diyerek hem Şafiî'nin bu meseledeki yerini hem de kendi aczlerini ifade eder.NESHİN ÇEŞİTLERİ
Ulemânın ittifak ettiğini belirttiğimiz nesh çeşidi içerisinde mevzumuza girenler şunlardır:
1-Sünnetin sünnetle neshi.
2-Sünnetin Kitapla neshi.
l- Sünnetin sünnetle neshi: Bu üç şekilde cereyan etmiştir:
1) Mütevatir hadîsin, mütevâtir hadîsle neshi,
2) Haber-i vâhid'in, haber-i vâhidle neshî,
3) Haber-i vâhid'in, mütevâtir hadîsle neshi.
Ayrıca, mütevâtir hadîs'in haber-i vâhidle neshi meselesi üzerinde durulmuş, aklen kabul edilse de fiilen örnek g österilememiştir. Esasen bu meselelerde umumiyetle benimsenen prensip şudur: Nas, kendi kuvvetinde veya kendisinden daha kuvvetli bir nasla neshedilebilir.
Hadîs'in hadisle neshine bâzı örneği Neshin Bilinme Yolları'nı açıklarken vereceğiz.
2- Sünnetin Kur'ân'la neshi:
Bunun örneği, Zeyd İbnu Erkam'm şu açıklamasıdır: "Resulullah'ın zamanında biz namaz kılarken konuşur, birbirimize ihtiyaçlarımızı söylerdik. Ne zamanki: "Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah'ın divanına tam huşu ve taatle duran" (Bakara, 238) âyeti indi, namazda sükût etmekle emrolunduk."
Sünnet'in akılla (NOT:Mu'tezile burada böyle bir sapkınlık yapmakla aslında hadislerin reddedilmesini planlamaktadır. Hangi hadis-i şerif akıllarına uymaz, mantıklarına ters gelirse derhal reddederler. Şu anda yaptıkları da bu değil midir? Allahü Teala bu nasipsiz insanları ıslah eylesin!!!) neshedileceğine dair mûtezilî bir iddia var ise de ehl-i sünnnet uleması bunu reddeder ve meşru nesh çeşitleri arasında zikretmez. İslâm dini ilahî menşelidir, vahye dayanır. Aklın vahyi neshetmesi diye bir şey söylenemez. Akıl, ancak te'vîl yani muhtemel mânalardan birini tercih eder.
NESHİN BİLİNME YOLLARI
Herhangi bir hadîsin neshedilip edilmediği birkaç suretle bilinir:
l - Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in açıklaması ile. Bunun en bariz örneği, kabir ziyaretiyle ilgili hükümdür. Resulullah (aleyhissalâtu vesselam) bidâyette yasak etti ise de sonradan bu yasağı kaldırmıştır:
"Size kabirleri ziyaret etmeyi yasaklamıştım. Artık onları ziyaret edebilirsiniz".
2- Ashab (radıyallahu anhüm)'ın açıklamasıyla: Bir hadîste neshin varlığını, hadîsi sevk sırasında Ashab'in ihbarı delâlet eder:
"Hz. Peygamber (aleyhissalâ
tu vesselam) 'in en son yaptığı iki işten biri ateşle pişen bir şey yenince abdest almayı terketmek oldu".Keza Ubey İbnu Ka'b
der ki: "İslâm'ın başlangıcında, bir ruhsat olarak, Gıısül, meninin gelmesiyle gerekli oluyordu. Sonra (haşefe'nin haşefe'ye duhulüyle meni gelmese de) gusül emredildi".Usulcüler, Sahabe'nin ihbariyle neshin kesinleşmesi için, ikinci hükmün misallerde de görüldüğü üzere- muahhar olduğunun tasrîhini şart koşarlar. Mesela, onlara göre, Sahâbî'nin: "Bu n
âsihtir" demesi yeterli değildir, zira şahsî içtihâdiyle de bu sözü söylemesi mümkündür. Ancak, muhaddisler, buna gerek duymazlar, çünkü şahsî reyle nesh hükmü verilemez, o hâdisenin muahhar olduğu bilinerek nâsih olduğu söylenmiştir. Ashab ise, nesh târihini bilmeden şerî bir hüküm için rastgele "nâsihtir" demeyecek kadar Allah'tan korkan verâ sahibi kişilerdir. Irâkî, bu mülahaza ile ehl-i hadîsin Ashab hakkında bir kayıt koymasını daha uygun görür.3- Bazan nâsih, iki müteârız hadîsin vürud târihlerinin bilinmesiyle anlaşılır: Muahhar olan nâsih mukaddem olan (önceki) mens
ûh'tur. Şeddâd İbnu Evs 'in merfu olarak rivayet ettiği şu hadîs gibi: "Hacamat yapan (doktorun) da, hacamat olan kişinin de orucu bozulur". İmam Şafiî, bu hadisin, İbnu Abbâs'ın rivayet ettiği şu hadisle neshedildiğine hükmeder: ''Resulullah (aleyhissalâtu vesselam) ihramlı ve oruçlu iken hacamat oldu ''. Bu nâsihtir çünkü, İbnu Abbâs (radıyallahu anh) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) hicretin onuncu yılında Veda haccı sırasında o ihramda iken refakat etmiştir. Ayrıca, Şeddâd'ın rivayetinin bazı vecihlerinde şu açıklama var: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) bu sözü, Mekke'nin fethi sırasında, sekizinci hicrî senede söylemişti". Öyle ise, İbnu Abbâs'ın rivayeti nâsih, öbürü mensûh'tur.4- Nesh bazan ulemanın icmasıyla sabit olur. Bu maddenin misali, dördüncü seferde içki içenin öldürülmesi ile ilgili hadîsdir. Ebu D
âvud ve Tirmizi de gelen hadîs şöyle: Meâlen: "Kim hamr içerse dayak cezası verin. Dördüncü sefer tekrar ederse öldürün". (11) Ulemadan hiçbiri bununla amel etmemiştir. Böylece ortaya çıkan icma ile hadîs mensûh addedilmiştir. Ancak, bu hususa itiraz edilmiş, icmanın kendisi neshedilemiyeceği gibi, icma ile bir başka hükmün de neshedilemiyeceği söylenmiş, "neshle ilgili icmanın varlığı, neshedici bir başka âmilin varlığına delîl olur" denmiştir. Nitekim mensûh addedilen ilk hükmün, bizzat Hz. Peygamber'in tatbikatıyla neshedîldiğini te'yid eden Hz. Câbir'den bir rivayet gösterilmiştir.Tirmizî'den kaydedildiği üzere Hz. Câbir (radıyallahu anh) 'in rivayeti şu şekildedir. Resûlullah şöyle emretmiştir: "Bir kimse hamr (sarhoş eden şey) içerse, onu kamçılayın, dördüncü sefer içecek olursa, o zaman öldürün". Bilâhare Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam)'e dördüncü sefer hamr içmiş bir adam getirildi. Ona dayak tatbik etti, öldürmedi". Tirmizî Kabisa'nın da buna benzer bir rivayette bulunduğunu, bu çeşit amel hususunda ulemânın hiç ihtilaf etmediğini belirtir. Bu tatbikatı te'yid eden çok delil bulunduğunu belirten Tirmizî, Resulullah'ın bir hadîsini kaydeder: "Allah'ın bir, benim de Allah'n Resulü oluğuma şehadet eden müslüman kişinin kanı şu üç sebep dışında kesinlikle helal olmaz: "Cana can kısas, zina eden evli, İslam'dan irtidad eden". Şu halde, mezkûr hadîsin icma ile neshi değil, bizzat Resulullah'ın sünneti ile, neshi söz konusu olmuştur, denmek istenmektedir. (Prof. İ. Canan, Kütüb-ü Sitte, c/2, sh:149-153) Neshi inkar eden bid'ad ehline ithaf olunur. Abdullah AZİZ
![]()