
NAMAZI TERKETMENİN HÜKMÜ
NAMAZ KILMAYAN KİMSE İÇİN İSLAM ALİMLERİ NE DEMİŞTİR?
İmam Ebu Hanife
(rh)'ye göre namazı
terk eden kimse namaz kılıncaya kadar hapis edilir. Kan çıkıncaya kadar dövülür.
Tevbe edip namaz kılıncaya kadar tutuklu kalır. (Reddü'l-Muhtar Haşiyesi)
İmam Safi (rh)
ve İmam Malik
(rh)'e göre bir vakit namazı terk eden ya ela zaruret vaktinden çıkaran
kimse tevbeye çağırılır. Namazı terk üzerinde ısrar ederse hadd cezası olarak
öldürülür. (Umdetu'I-Kari 24/81)
İbn-i Hazm
(rh) şöyle
diyor:"Namazın terki konusunda bize Umer İbn-i Hattab (ra), Muaz İbn-i Cebel (ra),
Abdurrahman İbn-i Avf (ra), Ebu Hureyre (ra) ve daha bir çok sahabelerden namazı
terk eden kimsenin kafir ve mürted olduğuna dair bir çok rivayetler gelmiştir.
Sahabelerin bu konudaki görüş birliğine aykırı hiç bir şey duyulmamıştır." (Muhalla)
İmam Ahmed ibn-i Hanbel'e
göre namazı terk eden kafir ve mürteddir. Malı varsa İslam devletinin hazinesine
kalır. Öldürülür ve öldürüldükten sonra da müslümanlara ait kabristanlara
gömülmez. Namazı inkar ederek terk etmesi ile tembellik yüzünden terk etmesi
arasında fark yoktur.
Ahmed İbn-i Hanbel
(rh)'de
şöyle eliyordu:"Namazı terk eden kimse kafirdir ve dinden dönmüş bir mürteddir.
Kendisinden tevbe etmesi istenilir. Eğer tevbe etmezse öldürülür. Yıkanmaz,
cenaze namazı kılınmaz ve Müslüman kabristanlığına gömülmez."
Şafilerden Mansuru'l-Fakih
ve Maliki'lerden İbn-i Habib'de İmam Ahmed İbn-i Hanbel (rh)
ile aynı görüştedirler.
Şeyhu'l-İslam İbn-i
Teymiye (rh) de
şöyle diyor."Ergenlik yaşına ermiş birisi farz namazlarından birisini terk eder
veya farz olduğu kesin olan kısımlarından birisini terk ederse, tevbe ettirilir,
eğer tevbe etmezse öldürülür." (Vasiyyetü'l- Kübra 320)
İbni Abbas Radiyallâhu Anhu'dan rivayet olunmuştur ki, o şöyle dedi:
«Namazı terkeden kimse kâfir olmuştur.» İbn-i Mesûd Radiyallâhu Anhu'dan nakl olunmuştur ki; o şöyle dedi:
«Namazı kim terkederse onun dini yoktur.» Câbir b. Abdullah Radıyallâhu Anhüma'dan nakl olunmuştur ki, o şöyle dedi:
«Namaz kılmayan kimse kâfirdir.»
Peygamber Sallellahu Aleyhi Ve Sellem'den sahih olarak nakledilmiştir ki: Namazı terkedici kimse kâfirdir. Aynı şekilde Ehl-i ilim de Peygamber Sallellahu Aleyhi Ve Sellemin kâtından reyi şudur ki: Namazı kasden özürsüz olarak vakti gidinceye kadar terkedici kimse kâfirdir. Çünkü o, Allahü Taâlânın emrini terketme üzerine hücum etmeğe kalkıştı. Peygamber Sallellahu Aleyhi Ve Sellem'den rivayet olunmuştur ki: o şöyle buyurdu:
«Adam ile küfür arasında namazı terketme vardır.»
Nevevi demiştir ki: Namazı terketmeğe gelince eğer onun vâcib olduğunu münkir ise o müslümânların icmâiyle kâfirdir, İslâm milletinden çıkmıştır. Ancak İslama yakın zamanda girmiş olursa böyle değildir. Eğer onun vâcib olduğuna itikad etmesiyle beraber onun terketmesini tenbellikten dolayı olursa, nitekim insanlarının çoğunun hâli bodur, bunda ulema ihtilâf etmişlerdir.
MALİKİLER VE ŞAFÎÎLERE GÖRE :
Demişlerdir ki: O tekfir edilmez (kafir denmez). Bilakis fâsıktır, denir. Ve tevbesi istenir. Eğer tevbe ederse ne âlâ. Yok eğer tevbe etmezse had olarak onu katlederiz. Tıpkı muhsen zina eden erkek gibi. Fakat kılıç ile kati olunur.
HANEFÎLER VE ŞAFÎÎNİN ARKADAŞI MÜZENİ'YE GÖRE:
Demişlerdir ki Ona ne kâfir denir, ne de katl olunur. Bilakis tazir olunur ve namaz kılıncaya kadar haps olunur. Bu ise Peygamber Sallellahu Aleyhi Ve Sellem'in şu kavlinden dolayıdır:
«Müslüman bir kişinin kanı helâl olmaz, ancak üç şeyden birisiyle olur.» Bunda namazın terkedilmesi yoktur. O ise âsî bir mümindir."
HANBELİLERE GÖRE:
Abdullah b. el-Mübârek, İshâk b. Râhûye ve bazı Şafiî Ashabı ve İmâm Alî Kerremellâhu Veche'den rivayet olunan şeyde demişlerdir ki: Kasden, özürsüz olarak namazı terkedici kâfir olur. Onun katledilmesi üzerine Allahü Taâlânın şu kavli île ihticâcda bulundular:
«Eğer tevbe ederler ve namazı kılarlar ve zekâtı verirlerse onları serbest bırakınız.» Bir de Sallellâhu Aleyhi Ve Sellem'in şu kavli:
Allâhdan başka ibâdet edilecek hiçbir ilâhın olmadığını söyleyinceye namazı kılmalarına ve zekâtı vermelerine kadar, insanlarla savaşmakla emr olundum. Bunu yaptıkları zaman benden kanları ve malları korunmuş olur.
Sallellâhu Aleyhi Ve Sellemin şu kavlini:
«Kul ile küfür arasında namazın terki vardır.» Namazı terketmekle
kâfirin cezasına — ki bu katildir — müstehak olduğu mânası ile tevî ettiler. Veya o, terketmeyi helâl gören kimse üzerine mahmuldür. Ve o küfre tevil olunur ve onun fiili kâfirlerin fiilidir, diye tevil olunur. Allâhû Alem. Ölümünden sonra onun hükmü, namazı terkeden müslümanın hükmüdür: O gasledilmez, kefenlenmez, onun üzerine namaz kılınmaz ve müslümânların kabristanına defnedilmez. Ona ihanet olsun diye, onun kabri imha olunur. Onun karısı boşanır. Allahu Taâlâya sığınırız.(1) Sahabe ve Tabiînin ulemâsı büyük günâhlar hakkında ihtilâf etmişlerdir. Dörtten, yediye, dokuza, onbire ve daha yukarısına kadar. Abdullah b. Mesûd Radiyallâhu Taâlâ Anhu derdi ki: Onlar dörttür. Abdullah b. Ömer Radiyallâhu Anhüma derdi ki: Onlar yedidir. Abdullâh b. Amr b. el-As Radiyallâhu Anhüma derdi ki: Onlar dokuzdur. Abdullâh b. Abbâs'a İbn-i Ömer'in: «Büyük günâhlar yedidir» sözü kendisine haber verildiği zaman derdi ki: Onlar yedi olmasından yetmiş olmasına daha yakındır. Bir kerede dedi ki: Allahu Taâlânın kendisinden nehy ettiği her şey büyük günâhlardandır. O ve sahabeden onun gayrı dedi ki: Allahu Taâlâ'nın cehennemle (ateşle) vâidde bulunduğu her şey büyük günâhlardandır.
Seleften biri dedi ki: Dünyâda haddi îcâb eden her şey büyük günâhtır. Onlar katında küçük günâhlar kendisinde had olmayanlardır. Ve üzerine ateş ile tehdîd olunmayanlardır. Bu, Ebû Hureyre ve onun gayrından rivayet olunmuştur.
Abdurrazzak Radiyallâhu Anhu şöyl derdi: Büyük günâhlar onbirdir. İşte bu, adedleri mücmel olarak bir cümlede söylenenlerin en çoğudur. Denilmiştir ki, onlar mübhemdirler. Onların adedlerinin hakikati bilinmez. Kadir gecesinin, cumanın saatinin ve vüsta namazının mübhem kılınması gibi. Ta ki insanlar havf ve recâ üzerine olsunlar da bir şeye katiyet vermesinler ve bir şeye sükûn bulup kalmasınlar.
İbn-i Mesûd Radiyallâlhu Anhu onlar hakkında istinbât tarikiyle güzel bir söz söylemiştir. Ondan büyük günâhlar sorulmuş, o da demiştir ki: Nisa sûresinin evvelinden, o sûreden Allah Taâlâmn şu kavline kadar otuz âyet oku:
«Eğer kendisinden nehy olunduğunuz büyük günâhlardan kaçınırsanız sizden günahlarınıza keffâret kılarız.» O halde Allahın, sûrenin evvelinden buraya kadar kendisinden nehy etmiş olduğu bütün şeyler büyük günâhlardandır. İstidlal bakımından İbn-i Abbâsın kadir gecesinin yirmi yedinci gece olduğuna dâir istinbâtı hakkındaki sözü buna benzer. O kadir sûresinin kelimelerini saydı tâ «hiye» kelimesine geldiği zaman, yirmi yedi kelime oldu. İşte bu iki kavlin hakikatini Allah bilir." (Mezahib-i Erbaa, C/7, sh:703-706) A.AZİZ