NAMAZ'IN  MEKRUHLARI  İLE  İLGİLİ  DİĞER  MESELELER

      "Molla  Hüsrev: "Şurası kat'i  bilinmelidir ki;  ibadeti   meşru   bir   özür   olmadan  bozmak   haramdır."    Zira   Allahû Teâla (cc) "Amellerinizi bozmayınız" (Muhammed Sûresi: 33) buyurmuştur.(346)   hükmünü   zikreder.   İslâm ûleması, namaza başladıktan sonra   hangi   hallerde bozulabileceği hususunda titizlik göstermiştir. Dolayısıyle Meşru mazeret   olmadan   bozmak   haramdır.   Ancak   meşru   bir   mazeret   bulunursa   caiz  olur. İbn-i abidin: "Namazı bozmayı mübah kılan sebeblerle, farz namaz dahi bozulabilir. Nitekim   imdad   nam   eserde   beyan   edilmiştir"(347) buyurmaktadır. Şimdi "meşru sebebler  nelerdir?   sualine   "Feteva-ı Hindiyye'de   yer alan hükümlerle cevab vermeye gayret  edelim:   "Namazını edâ eden kimse;   kendisini   anne  ve   babasından   birisi çağırırsa,   namazını   ikmal   etmeden   onlara cevap veremez. Ancak anne ve babası (herhangi  bir   felaket  sebebiyle)  yardım   isterlerse   namazını bozabilir. Bu hususta yabancılar da tıpkı anne ve baba gibidir. (Yani felaket anında hepsine yardıma koşulur)

      Namazını   edâ  eden kimse; âma olan bir kimsenin   damdan   düşeceğinden   veya   ateşte   yanacağından   veya   suda boğulacağından   korkarsa,   bu  durumda o kimse namazını   edâ   edenden   yardım talebinde bulursa, namazını bozması vacib olur. Yine namazını   edâ   eden   kimsenin   kıymetli   bir malı çalınacak olursa, namazını bozar ve hırsızın   peşine   düşer. Darû'l  İslâm'da ikamet etmekte olan bir zimmi (Zimmet akdi imzalamış,   gayr-i müslim)   gelip   namazını   edâ  etmekte olan   kimseye: "- Bana İslâmı tebliğ  eder  misiniz?"  derse,   o  kimse  farzı   edâ  ediyor olsa da, namazını bozar. Hülâsa'da  da  böyledir"(348)

   Seferde   olan   bir kimsenin hayvanının kaçması, namazı bozmayı mübah kılan bir fiil olduğu  gibi,   sürüye kurt hücûm edeceğinden korkmak da, namazı bozmayı mübah kılar.(349)

     Resûl-i  Ekrem (sav)'in:  "Helaya   girdiğiniz   vakit kıbleye önünüzü ve arkanızı dönmeyiniz.   Lakin   doğuya   ve batıya  dönün"  Hadis-i Şerifini esas alan hanefi fûkahası,   hacet anında   ferci   ile  kıbleye yönelmenin mekruh olduğunda ittifak etmiştir.(350)   İmam-ı Şafii (rha)   Abdullah b. Ömer (ra)'den   rivayet   edilen:   "Bazı insanlar   diyor ki;   def-i hacet   için kıble ve beyti'l makdise yönelinmez. Halbuki bir keresinde   evimizin   damına   çıktığımda Resûl-i Ekrem (sav)'i toprak kulubeciği üstünde beyti'l  makdis'e   doğru   def-i hacet   ederken gördüm" hadisini zikrederek; buradaki   ihtimalleri   konu   almakta   ve  sahrada def-i hacet edenlerin kıbleye yönelmemeleri  gerektiği   üzerinde  durduktan   sonra:   İbn-i   Ömer (ra) Resûl-i Ekrem (sav)'i   Beyti'l makdise   yönelik   bir   şekilde   def-i hacet ederken görmüştür. Beyt'i makdis'e   yönelen,   aynı   zamanda   kıble   olan  kabe'ye   yönelmiş  olur.   Zira   bu  iki kıble   karşı   karşıyadır.    Resûl-i   Ekrem (sav)'in def-i hacetle ilgili hadisiyle, evlerdeki tuvaleti   birbirinden   ayırt   ettiğine  dahil hiç kimseden birşey işitilmiş değildir" buyurmaktadır.

      Sonuç   olarak Sahra'da   def-i  hacet   ederken fercin kıbleye doğru yönetilmesinin mekruh   olduğu   hususunda   bir   ihtilaf   yoktur.   İmam-ı   Şafii (rha)   İbn-i Ömer'den gelen   ve   Resûl-i  Ekrem   (sav)'in   fiiliyle   ilgili haberi esas alarak evlerde mekruh olmadığına   kail   olmuştur.(351)    İbn-i Abidin bu durumu izah ederken İmam-ı Şafii (rha)'nin   "Binalarda mekruh değildir" hükmünün İbn-i Ömer (ra)'nin rivayetinden alındığını   kaydeder   ve:   "Birinci hadis (Hanefi fûkahasının esas aldığı) kavildir. İkincisi ise fiildir.   Kavil (söz) fiilden evladır. Fiilin ona mahsus olması bir özürden ve saireden ileri gelmesi   ihtimali vardır. Bir de birinci hadis haram olduğunu, bu ise mübah olduğunu bildiriyor. Haram bildiren tercih olunur. Sözün tamamı Münye şerhindedir"(352)  hükmünü   zikretmektedir.

     Esasen   İmam-ı   Şafii (rha)'de meseleyi izah ettikten sonra:  "Demek  ki;  kim Resûl-i Ekrem (sav)'den   neyi   işitmişse onu kabul eder ve ona tabi olur. Bir de Resûl-i Ekrem (sav)'in   işlediği bir fiili bırakma hususunda hiç kimsenin hakkının bulunmadığını bilelim" diyerek (353) müctehid imamların titizliğini ortaya koymaktadır. Bu bahiste sözü fazla uzatmamızın   sebebi;   son   yıllarda   müctehid imamlara karşı dillerine geldiği gibi konuşabilen  tiplerin  zuhur  etmesidir.   Dikkat   edilirse,   hem   Hanefi Fûkahası, hem de Şafii   Fûkahası   Resûl-i  Ekrem   (sav)'den gelen haberlere tabi olma hususunda çok titizdirler.   Her   ikisinin   niyeti de,   Resûl-i  Ekrem   (sav)'e   itaattir. Farklı sonuçlara varsalar  dahi;   mutlaka   sünnete   dayanmaktadırlar."

                     

   Anasayfaya  dön  >>>