NAMAZI BOZAN SÖZLER VE FİİLLER
Namazı edâ eden mükellefin; kasden
veya unutarak konuşması, namazı ifsad eder. Hanefi fûkahası Resûl-i Ekrem
(sav)'in: "Muhakkak işte şu bizim namazımızdır ki; içinde insanların kelâmından
herhangi birşey bulunmaz. Namaz ancak; tesbih, tehlil ve Kur'an-ı Kerim'in
kıraatıdır" Hadis-i Şerifini esas almıştır.(287) Ayrıca namazı edâ ederken
birisine kasden selâm vermek, namazı ifsad eder.(288) Kasden kaydının
konulmasının sebebi şudur: Eğer unutarak selam verirse namazı bozulmaz. Çünkü
selam zikir hükmündedir. Bu durumda unutma halindeki zikrin hükmüne dahil
olur.(289) Kasdî olduğu zaman "Konuşma" hükmündedir. Namazı edâ ederken;
herhangi bir mü'minin vermiş olduğu selamı almak da "Konuşma" hükmüne dahil
olacağı için, namazı ifsad eder. Genel kaide şudur: Mutlak manada konuşmak;
ister az, ister çok olsun, ister kasden, ister unutarak olsun, namazı ifsad
eder. İmam-ı Şafii (rha) indinde ise; unutarak konuşmak namazı ifsad etmez.
Şafii fûkahası Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Muhakkak ki Allahû Teâla (cc) ümmetten
hata ve unutmayı, bir de zorla yaptırıldıkları şeyi kaldırmıştır" Hadis-i
Şerifini esas almıştır. İmam-ı Merginani: "Bu Hadis-i Şerif'teki unutmanın,
günahının kaldırıldığına hamledileceğini beyan etmiştir.(290) Yani dünyevi
ahkamı devam eder. Hanefi bir müslüman; unutarak da olsa konuştuğu zaman, namazı
bozulur.
Namazı edâ eden mükellef; namaz
içerisinde iken insan sözüne benzeyen duada bulunursa namazı ifsad olur.(291)
Mesela: "Allahümme elbisni sevbe keza" (Allah'ım!.. Bana şöyle şöyle elbise
giydir" veya "Allahümme zevvicni fülâneten" (Allah'ım beni filân kadınla tezviç
et, evlendir) demek gibi!..
Bir kimse, selam niyeti ile namazı
edâ ederken musafaha etse, namazı ifsad olur. Zira o manen konuşma hükmündedir.
Ayrıca bir kimse aksırsa, namazı edâ eden mükellef de ona "Yerhamükellah" dese
namazı bozulur.(292) Namazı edâ eden mükellef aksırdığı zaman; kalbinden
"Elhamdülillah" derse, namazı bozulmaz. Ancak bunu namazdan sonraya bırakması
sahihtir. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Sizden birisine namazda birşey isabet ettiği
zaman tesbih etsin"(293) buyurduğu bilenmektedir. Dolayısıyla "Elhamdülillah"
demek, tesbih mesabesindedir. Namazın ifsad olmamasının sebebi budur. Fakat
namaz esnasında aksıran kimsenin "Elhamdülillah" demesi, diğer mükellefleri
yanıltarak konuşmaya sevkedebilir. Bu sebeble namazda ya kalben tesbih olunması
veya namaz sonrasına bırakılması esas alınmıştır. Ancak namazını edâ eden bir
mükellefe; dışarıdan bir kimse sevindirici birhaber getirir, mükellef de bu
haber üzerine cevab kasdı ile "Elhamdülillah" derse namazı ifsad olur. Zira
cevab niyeti tesbihi değil, konuşmayı gündeme getirir. Yine mükellef namazını
edâ ederken; kendisine dışarıdan kötü bir haber getirilir ve buna cevab
niyetiyle: "İnnâ Lillâh ve innâ ileyhi raciûn" derse, namazı ifsad olur. Ancak
bu iki durumda da (İyi ve kötü haberde de) "Sırf namazda olduğunu hatırlatmak"
niyetiyle bunları söylerse namazı caizdir. Cevab niyeti kaydının konulması, bu
mahiyeti (Tesbih ile konuşmasının farkını) beyan içindir.(294) Serahsi'nin
Muhiyt'inde de böyledir. Sadrü'ş Şahid'in "Camiû's Sağir" inde: "Bir kimse (İnnâ
Lillâh ve İnnâ İleyhi Raciûn'u) cevab kasdı ile söylerse, imamların hepsinin
indinde namazı bozulur denilmiştir.(295)
Namazını edâ eden bir mükellef;
herhangi bir ızdırab veren durum ortada mevcud değilken "Ah, of, vah, eyvah"
derse namazı ifsad olur.(296) Gerçi "Ah ve of" iki harf olarak ele alınarak,
İmam-ı Yusuf (rha)'un buna muhalif olduğu beyan olunmuştur. Elbette bu "Ah, of,
vah ve eyvah" dediğinin âşikar olması, yani çevreden işitilmesi esastır.
Herhangi bir ızdırab (ağır hastalık vs.) sebebiyle "Ah veya of" çekerse, ayrıca
namaz esnasında Cehennem'i hatırlarsa ve bu sebeble "Eyvah" çekerse, durum
ihtilaflıdır. Kafi'de zikredildiğine göre; bu gibi durumlarda da namaz ifsad
olur. Tatarhaniye'de bunun zıddı da rivayet edilmiştir. Şöyle ki; Muhamed b.
Mesleme (rha)'ye bu durum sorulmuş, çok şiddetli ağrıdan veya cehennemi
hatırlamaktan olursa namaz ifsad olmaz demiştir.(297) Çok şiddetli ağrı
sebebiyle; gözlerinden yaş gelmesi de, mükellefin namazını ifsad etmez. Ulemâ
Fetva için; çok şiddetli ağrı sebebiyle "Ah ve of" şeklindeki inlemelerde veya
cehennemi hatırlayarak bunları söyleme durumunda, namazın ifsad olmayacağına
fetva vermenin güzel olacağını tasrih etmiştir.
Bir kimse Allahû Teâla (cc)'nın
ismini işitir de "Celle Celâlühü" der, yahud Peygamber (sav)'in ismini işitir de
selâvat getirirse veya imamın kıraatını işitir de "Sadakallahû ve Resûlünü"
derse; ona cevab vermeyi kasd ettiği takdirde namazı bozulur. Şeytanın
anıldığını işitir de, lanet getirirse yine namazı bozulur. Bazıları
bozulmayacağını söylemişlerdir. Vesveseyi gidermek için "Lâhavle velâ kuvvete
illâ billâh" derse, dünya işi için olduğu takdirde namazı bozulur. Ahiret umuru
için olursa bozulmaz. Terastan birşey düşer de besmele çekerse, yahud biri lehte
veya aleyhte dua eder de, namazdaki kimse "Amin" derse namazı bozulur. İmam-ı
Yusuf (rha) göre bunların hiçbiri ile namaz bozulmaz. Fakat sahih olan
tarafeynin (İmam-ı Azam ve İmam-ı Muhammed'in, bozulacağına dair olan) kavlidir.
Onlar konuşmanın maksadına göre amel ederler.(298)
Namazını edâ eden bir mükellef; kıraatı açıktan yaparken tutulsa, namazın dışındaki bir kimse tarafından açılan
yolla devam etse, namazı ifsad olur.(299) Ancak muktedi ile imam arasında
cereyan ederse durum farklılaşır. Eğer imam açıktan kıraat ederken tutulursa;
muktedinin kıraata niyet etmeksizin, sırf imamı açmak niyetiyle okuması
istihsanen caizdir.(300) İbn-i Abidin: "İmam tutulur tutulmaz ayeti hatırlatmak
mekruhtur. Nitekim imamın da kendini darboğaza sokması mekruhtur. İmam ayeti
bulduramayınca, okuduğuna eklediği vakit namaz bozulmayacak şekilde başka bir
ayete veya başka bir sûreye geçmeli yahud farz miktarı okumuşsa rükûa
gitmelidir. Nitekim Zeylei ve başkaları buna cezm etmişlerdir. Bir rivayette
müstehab olan miktarı okumuşsa rükûa gitmelidir. Nitekim Kemâl İbn-i Hümam bunu
tercih etmiş; delilden bunun anlaşıldığını söylemiştir. Bahır ve Nehir sahipleri
de onu tasdik etmişlerdir"(301) hükmünü zikretmektedir. Bilindiği gibi bir ayeti
tekrar tekrar okumaya veya susup kalmaya ilcâ denir. İmamet görevinde bulunan
kimsenin bu hale düşmesi veya tutulup kalması durumunda, muktedî kıraata niyyet
etmeden yolu açar!.. Dolayısıyla cemaatle namaz kılarken; imamın hemen arkasında
Kur'an-ı Kerim'i hıfzetmiş kimselerin bulunması (Velev ki, cemaatin en
yaşlılarından olmasa bile) esastır. Bu hususta titizlik gösterilmezse, hem
imamın, hem cemaatin namazının fesada gitmesi mümkündür.
Namazı edâ eden kimse; Kur'an-ı
Kerim'in (Mushaf'ın yüzüne bakarak okursa İmam-ı Azam Ebû Hanife (rha)'ye göre
namazı ifsad olur. İmameyn'in kavline göre ise; namazı bozulmaz.(302) İmam-ı
Azam (rha) Kur'an-ı Kerim'i taşımanın, yapraklarını çevirmenin ve ona bakarak
kıraat etmenin, namaz kılan kimse için amel-i kesir olduğunu esas almıştır.
İmam-ı Merginani bu hususu beyan ederken; namaz kılarken "Kur'an-ı Kerim'in
yüzüne bakarak okuma" fiilinde, ehl-i kitaba benzeme vakıasının da varlığını
kaydeder. Ayrıca bunun dıştan gelen bir telkin mahiyeti taşıdığını da
zikretmektedir.(303)
Namazını edâ eden bir mükellefin;
namazın içinde iken yemesi ve içmesi kat'i olarak namazı ifsad eder. Zira yeme
ve içme fiilleri namaza aykırıdır. İster, bilerek isterse unutarak olsun durum
değişmez.(304)
Namazın fiillerinden veya namazı
ıslâh eden fiillerden olmayan her amel-i kesir (çok amel) namazı bozar.(305)
"Amel-i Kesir" nedir? sualine ulema farklı cevaplar vermiştir. Feteva-ı
Hindiyye'de: "İki elle yapılması adet olan işlere amel-i kesir denir" tarifi yer
almıştır. Molla Hüsrev: "Ekseri ulemaya göre, amel-i kesir odur ki dışardan
birisi baktığı zaman, o fiili işleyen kimse, namazda olamaz zannına kapılır.
Diğer bir kavle göre; amel-i kesir; musallinin çok kabul ettiği her fiildir"
tarifi yer almıştır. "Birbiri ardınca yapılan üç hareket amel-i kesir'dir"
tarifini esas alan ulemada mevcuttur. Serahsi'nin Muhiyt'inde "En güzel kavil",
Tenvirû'l Ebsar ve Dürri'l Muhtar'da "En sahih olan" Feteva-ı Kadıhan ve
Hulâsa'da "Alimlerimizin ittifakı bu kavildedir" denilen tarif: "Musalli'ye
dışardan bakan birisi, musallinin işlediği o fiil yüzünden, onun namazda
olmadığından şüphe etmezse amel-i kesir'dir."
Namazını edâ eden bir kimsenin;
pislik (necaset-i galiza) üzerine secde etmesi, namazı ifsad eder.(306) İmam-ı
Yusuf (rha)'dan rivayet edilen bir kavle göre, bu durum secdeyi ifsad eder,
namazı ifsad etmez. Hatta o secdeyi temiz bir yere yapsa sahih olur. Zira
musallinin secdeyi pislik üzerine yapması "yok" hükmündedir. İmam-ı Azam (rha)
ile İmam-ı Muhammed (rha)'in namazın bozulacağına dair delilleri şudur: Namaz
bölünme kabul etmeyen bir bütündür. Eğer secde fasid olursa, namazın tamamı
fasid olur. İbn-i Abidin: "Pislik üzerine secde eden kimse, o secdeyi temiz bir
yerde tekrarlasa bile namazı bozulur. Esah olan kavil budur. Zahir rivayette
budur. Nitekim hıyle, Bedai ve İmdad'da beyan edilmiştir"(307) hükmünü
zikretmektedir.
Namazını edâ eden bir kimsenin;
meşru hiçbir mazeret yokken, kıbleye sırtını dönmesi namazı ifsad eder.(308)
Ayrıca namazını edâ eden mükellef; namaz esnasında dinden dönerse (Yani kalben
küfre itikad ederse) namazı bozulur.
Avret yerinin açılması ve o halde
iken; bir rükûn edâ etmek de, namazı ifsad eder.(309) Burada rükûn edâ etmekten
murad; rükûn edâ edecek süre kadar avret yerinin açık kalmasıdır. Eğer
açılır-açılmaz derhal kapatırsa, namazı icmaen caizdir.
Sakız çiğnemek, namaz esnasında
ağzına yağmur, dolu veya kar parçası düşen kimsenin bunları yutması, bir rükûn'de üç defa kaşınmak, elini boğazına sokarak kasden ağız dolusu kusmak ve
baygınlık geçirmek namazı bozar.
![]()