1-   NAFİLE  NAMAZLAR

 579 Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Namazınızı benim kıldığım gibi (benden gördüğünüz gibi) kılınız"(395) buyurduğu bilinmektedir. Hanefi fûkahası; mükellef üzerine "Farz" ve "Vacib" olan namazların dışında kalan bütün namazları; "Nafile" namazlar olarak nitelendirmiştir. Dolayısıyle nafile olan namazlar içerisine; Sünnet-i müekkede, sünnet-i gayr-i müekkede, mendub ve müstehab olan namazlar dahildir. Nafile'nin kelime manası; ziyade demektir. Şer'i ıstılâhta ise; lehimize olarak meşrû kılınmış ziyade namazlardır. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Bir kimse; gündüz ve gecede on iki rek'at namaza devam ederse, Allahû Teâla (cc) onun için cennette bir ev bina eder"(396) buyurduğu bilinmektedir.

 580 Sabah namazından önce, öğle, akşam ve yatsı namazlarından sonra "ikişer rek'at" sünnet namaz vardır. Yine öğle namazından önce; cum'a namazından önce ve sonra "dörder rek'atlık" sünnet namaz mevcuddur. Mütûn'da da böyledir. Dörder rek'atlı sünnet namazlar; bir selamla kılınır. Bir kimse bu namazları iki selamla edâ edecek olursa, bu sünnet namazdan sayılmaz.(397) İbn-i Abidin "Sünnet-i müekkede; sair nafilelerden daha fazla bir tekid'le yapılması istenen sünnettir. Onun için de terki ile günaha girme hususunda vacibe yakındır. Nitekim Bahır'da beyan edilmiştir. Bu sünneti terk eden zem ve tadlil'e müstehak olur. Tahrir'de böyle denilmiştir. Yani özrü yokken ısrarla terk eden zem ve delâletle vasıflanmayı hak eder. Sünnet-i müekkedeler bir selamla kılınırlar. Hz. Aişe (r.anha)'dan rivayet olunduğuna göre Peygamber (sav): "Öğleden evvel dört, öğleden sonra iki, akşam namazından sonra iki, yatsıdan sonra iki ve sabah namazından önce iki rek'at namaz kılarmış"  Bu hadisi Müslim, Ebû Davud ve Ahmed b. Hanbel rivayet etmişlerdir.(398) buyurmaktadır.

 581 Gündüz kılınan nafile namazların; bir selamla dört rek'attan fazlası ve gece kılınan (nafile) namazların sekiz rek'attan fazlası mekruhtur. Gece ile gündüz efdal olan, bir selamla dörder rek'at kılmaktır.(399) İkindiden önce dört, yatsıdan hem önce, hem sonra dörder rek'at, akşamdan sonra da altı rek'at namaz kılmak mendubtur. Kenz'de de böyledir.(400) "Öğle namazının farzından önce, Cum'a namazının farzından önce ve sonra edâ edilen dört rek'atlık sünnet namazların birinci ka'desinde, selâvat duası okunmaz. Ayrıca bu namazları edâ eden kimse birinci ka'deden (ilk oturuştan) üçünca rek'atı edâ için kıyama geçince Sübhaneke'yi okumaz. Çünkü bu namazlar sünnet-i müekkede olduğu için farzlara benzer"(401) Zikredilen bu namazlardan başka; dört rek'atlık nafile namazlarda, birinci ka'dede teşehhüdden sonra selavat duası okunur, üçüncü rek'atın başında da Sübhaneke'yi gizli kıraat eder. Zira onlarda her iki rek'at müstakil bir namaz sayılır.

 582 İbn-i Abidin; "Sünnetlerin en kuvvetlisi sabah namazının sünnetidir. Çünkü Sahihayn'da Hz. Aişe (r.anha)'dan şu hadis rivayet olunmuştur: "Peygamber (sav) nafilelerden sabah namazının iki rek'at sünnetine gösterdiği titizliği başka birine göstermezdi" Müslim'de: "Sabah namazının iki rek'at sünneti dünya ve mafihadan daha hayırlıdır" hadisi, Ebû Davud'da dahi: "Sizi atlar kovalarsa sabah namazının iki rek'at sünnetini bırakmayın" hadisi vardır. Bahur. Sabah namazının sünnetinden sonra esah olan kavle göre öğlenin dört rek'at ilk sünneti gelir"(402) buyurmaktadır. Feteva-ı Hindiyye'de: Sünnet namazların kuvvet derecelerine göre sıralanışı şöyledir:

  1. Sabah namazının sünneti,

  2. Akşam namazının sünneti,

  3. Öğle namazından sonra kılınan iki rek'atlık sünnet,

  4. Yatsıdan sonra kılınan iki rek'at sünnet,

  5. Öğleden önce kılınan sünnet.

  Tebyin'de de böyledir.(403) hükmü kayıtlıdır. İmam-ı Merginani; Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Öğle namazının farzından önce, dört rek'at sünneti terkeden kimse şefaatime nail olamaz" Hadis-i Şerifini kaydederek; sabah namazının sünnetinden sonra, öğle namazının ilk sünnetinin daha efdal olduğu görüşüne meyletmiştir. Bahsin devamında da: "Evlâ olan sünnetlerin hiçbirisini terketmemektir. Zira sünnet namazlar, farzın tamamlayıcısı hükmündedir. Ancak farz namazın vaktinin geçmesinden korkulduğu zaman kılınmayabilir"(404) buyurmaktadır. Ulema'dan, sabah namazının ilk sünnetinin vacib hükmünde olduğuna kail olanlar vardır. Nitekim özrü olmayan kimselerin o namazı oturarak kılması caiz görülmemiştir.

 583 Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Sizden biriniz mescide girdiği zaman, iki rek'at namaz kılmadan oturmasın" Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi Fûkahası, "Tahiyyetü'l Mescid" namazının mendub olduğuna kail olmuştur.(405) Ancak mescide girdiği zaman farz namazı edâ ederse, onun yerine geçer. İbn-i Abidin bu husustaki rivayetleri zikrettikten sonra: "Her gün için bir tahiyye namazı kafidir. Yani bir özürden dolayı mescide tekrar tekrar girerse, bir tahiyye kafi gelir. Mutlak söylenmesine bakılırsa, mescide giren kimse tahiyyeyi ilk girişte kılmakla, son girişte kılmak arasında muhayyerdir. Bize göre oturmakla tahiyye namazı sakıt olmaz. Çünkü ûlema hakim (kadı) hakkında şunları söylemiştir. Hakim (kadı) hüküm vermek için mescide girdiğinde dilerse o anda, dilerse çıkacağı vakit tahiyye namazı kılar. Zira maksad hasıl olur. Nitekim Gaye'de beyan olunmuştur. Sahihayn'da rivayet edilen: "Biriniz mescide girerse iki rek'at namaz kılmadan oturmasın" hadisine gelince: Bu hadis evlâ olanı beyan etmektedir. Çünkü İbn-i Hibban'ın rivayet ettiği bir hadiste Resûlullah (sav): "Ya Ebâ Zer, şüphesiz mescidin bir tahiyyesi vardır. Onun tahiyyesi iki rek'at namazdır. Kalk da onları kılıver" buyurmuştur. Meselenin tamamı Hılye'dedir. Şarihin bahsettiği Ziya'nın ibaresi şöyledir: "Bazıları demişlerdir ki; bir kimse mescide girer de hades, meşguliyet veya benzeri bir sebeble tahiyye-i mescid namazını kılamazsa: "Sübhanellahi velhamdülillâh velâ ilâhe illâhlahû vallahû ekber" demesi müstehab olur. Bunu Ebû Talip mekki "Kûtü'l Kulûb" adlı eserinde söylemiştir. Biz bunun benzerini Kuhistani'den naklen arz etmiştik"(406) buyurmaktadır.

 584 Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Bir kimse abdest alır ve abdestini (şartlarıyla) güzel yapar ve iki rek'at namaz kılıp, kalbi ve vechiyle tam olarak yönelirse onun için cennet vacip olur" Hadis-i Şerifini (407) esas alan Hanefi fûkahası; abdest aldıktan sonra iki rek'at namaz kılmanın mendub olduğunda ittifak etmiştir.(408)

 585 Kuşluk namazı da mendub olan namazlardandır. İbn-i Abidin: "Kuşluk namazının en az iki rek'at kılınacağını Şeyh İsmail (Haik)'de; Gazneviye, Havi, Şır'a ve Semerkandi'yeden nakletmiştir. Musannıfın söylediği Tebyin, Miftah ve Dürer sahipleri de benimsemişlerdir. En az iki rek'attır diyenlerin delili: Peygamber (sav)'in Ebû Hureyre'ye iki rek'at namaz kılmasını tavsiye buyurmasıdır. Nitekim Sahih-i Buhari'de rivayet edilmiştir. Dörttür diyenlerin delili: "Peygamber (sav) kuşluk namazını dört rek'at kılar; Allah'ın dilediği kadar da ziyade ederdi" hadisidir. Bunu müslim ve diğer hadis imamları rivayet etmişlerdir. İki hadisin araları bazı muhakkîkların işaret ettikleri vecihle: "İki rek'at en az mertebesi, dört rek'at da kemal derecesinin en aşağısıdır" demek suretiyle bulunur. Kuşluk namazının en çoğu on iki rek'attır. Çünkü Tirmizi ile Nesai'nin içinde zaif bulunan bir senedle rivayet ettikleri bir hadiste Resûlullah (sav): "Her kim kuşluk namazını on iki rek'at kılarsa Allah ona cennette altından bir köşk bina eder" buyurmuştur. Takarrur etmiş bir kaidedir ki, zaif hadisle faziletler konusunda amel caizdir"(409) hükmünü beyan etmektedir. Feteva-ı Hindiyye'de: "Kuşluk namazının azı iki rek'at, çoğu ise on iki rek'attır. Vakti ise; güneşin yükselmesinden zeval vaktine kadardır"(410) hükmü kayıtlıdır.

 586 Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Hiç bir kimse ailesine sefere çıkacağı zaman onların yanında kıldığı iki rek'at namazdan daha faziletli birşey bırakmaz" buyurduğu bilinmektedir. Bu hadisi Taberani rivayet etmiştir. Ka'b bin Malik'ten şu hadis rivayet olunmutur: "Resûlullah (sav) ancak gündüzleyin kuşluk zamanında dönerdi. Dönüşte mescidden başlar; orada iki rek'at namaz kılardı. Sonra orada otururdu" Bu hadisi müslim rivayet etmiştir. Münye şerhi. Bundan anlaşılan sefer namazının eve, dönüş namazının mescide mahsus olmasıdır.(411) Sonuç olarak; sefere çıkarken ve seferden dönüşte iki rek'at namaz kılmak mendubtur.

 587 Gece namazı da mendub olan namazlardandır. Bahru'r Raik'te de böyledir. Resûl-i Ekrem (sav) teheccüd namazını en az iki, en çok sekiz rek'at olarak edâ ederdi. Fethû'l Kadir'de de böyledir.(412) Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Her kim geceleyin uyanır da ailesini uyandırır ve iki rek'at namaz kılarlarsa ikisi de Allah'ı çok zikreden erkeklerle kadınlardan yazılırlar" buyurduğu bilinmektedir. Bu hadisi Nesai, İbn-i Mace, sahibinden İbn Hibbân ve Hâkim rivayet etmişlerdir. Münziri; "Bu hadis şeyhaynin şartı üzere sahihtir" demiştir.(413) Bilindiği gibi beş vakit namaz farz kılınmadan önce, teheccüd namazı farzdı. Beş vakit namazın farz kılınmasından sonra, teheccüdün farziyeti nesholunmuştur. Ancak Resûl-i Ekrem (sav)'in "Teheccüd" namazını hiç terketmediği bilinmektedir.

 588 Hz. Abdullah b. Evfa (ra)'den rivayet edilen bir Hadis-i Şerif'te Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Kimin Allahû Teâla (cc)'ya yahud insanlardan bir kimseye bir haceti olursa, iyice bir abdest alsın ve iki rek'at namaz kılsın. Allah'a hamd edip, benim üzerime salât-ü selâm getirsin ve sonra şöyle desin"(414) buyurduğu bilinmektedir.

  ["Lâ ilâhe illâhûl halimül keriymu sûbhanallahi Rabbi'l arşil aziym. Elhamdulillahi rabbi'l alemiyn. Es'elüke mûcibati rahmetike ve azâimi mağfiratike velğaniymete min külli birrin vesselâmete min kulli ismin lâ teda'li zenben illâ gafertehû velâ hemmen illa ferrectehû ve lâ haceten hiye leke rızaen illa kadeyteha ya erhamer rahimiyn."]

  "Hiçbir ilah yoktur (bütün putları ve tağutları reddederim) yalnız ve yalnız Halim ve Kerim olan Allahû Teâla (cc) vardır. Hamd, Alemler'in rabbi (terbiyecisi ve rızk vericisi) olan Allahû Teâla (cc)'ya mahsustur. Allah (cc)'ım senden rahmetinin işlerini, mağfiretini hasretlerini ve her iyiliğinin ihsanını talep ederim. Her günahtan da selâmetimi, kurtuluşumu istirham ederim. Bağışlanmamış bir günah ve giderilmemiş bir kederi benden bırakma. Bir de kendisinde senin rızan olan bir işi yerine getirilmemiş bırakma, ey merhamet edenlerin en merhametlisi!.."

  Hacet namazı da, mendub olan namazlardandır.(415) Malum olduğu üzere günümüzde mü'minlerin en büyük haceti; İslâm ahkamının yeryüzünde galip gelmesidir.

 589 Meşru bir iş yapılmak istendiği zaman, iki rek'at namaz kılıp, sonunda Allahû Teâla (cc)'dan hayırlısını talep etmek mendubtur. Resûl-i Ekrem (sav) istihare duasını, Sahabe-i Kiram'a Kur'an-ı Kerim'den bir sûre öğretir gibi öğretmiştir. Nitekim Hz. Abdullah b. Cabir (ra)'den şu rivayet varid olmuştur: "Resûl-i Ekrem (sav) istihareyi bize Kur'an-ı Kerim'den bir sûreyi öğretir gibi öğretirdi. Şöyle buyurdu: "Sizden biriniz bir iş yapmayı tasarladığı zaman, farzın dışında iki rek'at namaz kılsın ve şöyle desin(416):

  ["Allahümme inni estehıyrüke bi'ılmike ve estakdirüke bikudretike ve es'elüke min fazlikel âzıym feinneke takdirû ve lâ akdirû ve ta'lemû ve lâ a'lamû ve ente allâmül ğuyûb. Allahümme in künte ta'lamû anne hazel emre hayrün lî fî dini ve me'ıyşeti ve akıbeti emri feyessirhû il sümme barik li fiyhi ve in künte ta'lemû enne hazel emre şerrün li fi dini ve me'ıyşeti ve akıbeti emri fasrif hû anni vasrifni anhû ve akdürli el hayre haysû kane summe ardıni bihi"]

  "Allah'ım!.. Ben senin ilminle senden hayranlık duyulan muvaffakiyete ulaşmak dilerim senden; kudretinle kudret istirham ederim ve azim olan fazlü kereminden nasiyb temenni ederim. Çünkü senin kudretin her şeye kadirdir, benim gücüm ise yetmez. Sen herşeyi hakkı ile bilirsin, ben bilemem. Ayrıca sen bütün gaibi kemali ile bilirsin!.. Allah'ım!.. Eğer bu yapmaya hazırlandığım amel; dinim hakkında, hayatım ve amellerimin akıbeti hususunda hayırlı ise, onu bana takdir kıl ve kolaylaştır. Sonra bu amelimde bana bereket ihsan et!.. Yok eğer yapmaya hazırlandığım bu amel; dinim hakkında, hayatım ve amellerimin akıbeti hususunda şerli (kötü) ise; onu benden, beni de ondan uzaklaştır. Hayır hangisinde ise, onu bana takdir buyur, sonra beni de ona razı kıl."

  İbn-i Abidin: "İstihare yedi defa tekrarlanmalıdır. Çünkü İbn-i Sünni'nin rivayet ettiği hadiste: "Ya Enes başın dara geldiği zaman o hususta Rabbine yedi defa istihare yap!.. Sonra kalbine gelene bak! Zira hayır ondadır" buyurulmuştur. Namaz kılmaya imkan bulamazsa dua ile istihare yapar. Şır'a şerhinde şöyle deniliyor: "Ulema'dan işitildiğine göre abdestle kıbleye karşı yatmalı, yatmazdan önce mezkûr duayı okumalıdır. Rüyada beyaz veya yeşil görülürse o işin hayır olduğuna, siyah veya kırmızı görülürse şer olduğuna delâlet eder ki, kaçınmak gerekir"(417) hükmünü zikretmektedir. İstihare namazının birinci rek'atında Fatiha'dan sonra "Kafirûn", ikinci rek'atında "İhlâs" sûreleri okunabilir.

 590 Dört rek'at "Tesbih" namazını, üçyüz tesbih ile kılmak da mendubtur. Feteva-ı Hindiyye'de: "Muhalla'da "Tesbih namazı öğleden önce kılınır" denilmiştir. Muzmarat'ta da böyledir. Mutlak nafileleri (Kerahat vakitleri hariç) her vakitte kılmak müstehabtır. Serahsi'nin Muhıyt'inde de böyledir"(418) hükmü kayıtlıdır. Dolayısıyla; tesbih namazını öğleden önce kılmak mümkün olduğu gibi, kerahat vakitleri hariç her vakitte kılmak da mümkündür. Tesbih namazı; hasen derecesinde olan bir Hadis-i Şerif'le sabittir ve dört rek'attır. Şu şekilde edâ edilir: Önce Allahû Teâla (cc)'nın rızası için kalben niyyet edilir ve iftitah tekbiri alınır. "Sübhaneke" gizlice okunduktan hemen sonra onbeş defa: "Sübhanellâhi ve'lhamdülillâhi ve lâ ilâhe illâllahû vallahû ekber" tesbihi edâ edilir. Daha sonra istiaze yapılarak, Fatiha ve arkasından zammı sûre okunur. Kırâat tamamlandıktan sonra on defa "Sübhanellâhi .....) tesbihi söylenir. Rükûa varılır ve rükû tesbihlerinden sonra on defa "Sübhanellâhi..." tesbihi söylenir. Rükû'dan doğrulunca yine on defa aynı tesbih edâ edilir. Secde halinde iken, secde tesbihlerinden sonra on defa "Sübhânellâhi..." tesbihi söylenir. Birinci secdeden doğrulunca yine on defa aynı tesbih edâ edilir. İkinci secdeye varınca yine on defa, secde tesbihlerinden sonra "Subhânellâhi..." tesbihi söylenir. Bu şekilde bir rek'at, 75 defa "Subhânellahi..." tesbihi ile edâ edilmiş olur. Şöyle ki: Birinci Sübhaneke okunduktan sonra; 15 adet, kıraattan sonra; 10, rükû tesbihlerinden sonra; 10, rükûdan doğrulunca; 10, secde tesbihlerinden sonra; 10, birinci secdeden kalkıp oturunca; 10, ikinci secdede; 10. Dört rek'atta bu tesbih miktarı; 300'e ulaşır.

 591 İşlenen her çeşit günahtan dolayı; Allahû Teâla (cc)'ya tevbe etmek ve bir daha işlememek üzere kalbi azimde bulunmak esastır. Ayrıca tevbe ettikten sonra; Allahû Teâla (cc)'nın tevbeyi kabul etmesi ve fazl-ü kerimi ile günahları örtmesi için iki rek'at nafile namaz kılmak da mendubtur.

   KAYNAKLAR

(395) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut: 1315 D. Sadr Mtb. C: 1, Sh: 349.

 (396) Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi şerhû Gurerû'l Ahkam - İst: 1307 C: 1, Sh: 115.

 (397) Şeyh Nizamüddin ve bir heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400 C: 1, Sh: 112.

 (398) İbn-i Abidin - A.g.e. C: 3, Sh: 26.

 (399) Molla Hüsrev - A.g.e. C: 1, Sh: 116.

 (400) Şeyh Nizamüddin ve bir heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400 C: 1, Sh: 112.

 (401) Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi şerhû Gurerû'l Ahkam - İst: 1307 C: 1, Sh: 116.

 (402) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1982 C: 3, Sh: 29.

 (403) Şeyh Nizamüddin ve bir heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 112.

 (404) İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965 C: 1, Sh: 72.

 (405) Molla Hüsrev - A.g.e. C: 1, Sh: 116.

 (406) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983 C: 3, Sh: 39-40.

 (407) Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi şerhû Gurerû'l Ahkam - İst: 1307 C: 1, Sh: 117.

 (408) Şeyh Nizamüddin ve bir heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400 C: 1, Sh: 112.

 (409) İbn-i Abidin - A.g.e. C: 3, Sh: 47.

 (410) Şeyh Nizamüddin ve bir heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 112.

 (411) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983 C: 3, Sh: 48-49.

 (412) Şeyh Nizamüddin ve bir heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400 C: 1, Sh: 112.

 (413) İbn-i Abidin - A.g.e. C: 3, Sh: 51.

 (414) Sünen-i Tirmizi - İst: 1401 Çağrı Yay. C: 2, Sh: 344 Had No: 479.

 (415) Şeyh Nizamüddin ve bir heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400 C: 1, Sh: 112.

 (416) Sünen-i Tirmizi - İst: 1401 Çağrı Yay. C: 2, Sh: 345-346 Had. No: 480.

 (417) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983 C: 3, Sh: 54.

 (418) Şeyh Nizamüddin ve bir heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400 C: 1, Sh: 112.     

                                               (Yusuf  Kerimoğlu, Emanet ve Ehliyet, İslam İlmihali)

                                         2-   NAFİLE  NAMAZLAR

  403- Beş vakitte kılınan, namazların sünnetlerinden başka birtakım nafile namazlar daha vardır ki, bunlara Tatavvu (Nafile) namazı denir. Bunlar müstahab ve mendub namazlardır. Bunlar, Yüce Allah'a manevî yönden yakınlığa sebeb olurlar. Her birini kendine has birtakım fazilet ve sevabları vardır. Nafile namazların başlıcaları şunlardır:
  1) Tahiyyetü'l-Mescid: Bu, bir müstahab namazdır. Şöyle ki: Bir mescide sadece ziyaret için veya öğretmek ve öğrenmek gibi bir maksad için giren kimse, orada nafile olarak
iki rekât namaz kılar. Bir mescide bir günde birkaç defa bu şekilde girilse, bir defasında böyle namaz kılınması yeterlidir. Bununla, Allah'a ibadet edilen bir yere gereken saygı yerine getirilmiş olur.
  Tahiyyetü'l-Mescid, bir mescid veya camiye girilince, daha oturmadan kılınmalıdır. Faziletli olan budur. Oturulduktan sonra da kılınabilir. Bir mescide girip de, meşguliyetinden veya vaktin keraheti gibi bir sebebden dolayı Tahiyyatü'l-Mescid namazını kılamayacak olan bir müslümanın: "Sübhanellahi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber" demesi de müstahab görülmüştür.
  Bir mescide, herhangi bir namazı kılmak için veya farzı kılmak ve imama uymak niyeti ile girmek de, Tahiyyetü'l-Mescid yerine geçer.
  2) Abdest veya gusülden sonra namaz: Şöyle ki: Abdest veya gusül alındıktan sonra vakit varsa, daha yaşlık kuruyacak kadar bir zaman geçmeden
iki rekât namaz kılınması mendubdur. Bu, abdest veya gusül nimetine kavuşmanın bir şükür ifadesidir. Böyle bir temizliğe kavuşmak için manen temiz bir inanca, maddeten de temiz bir suya sahib olmak, hem de özürlerden beri bulunmak ve beden sağlığına kavuşmuş olmak lâzımdır. Artık bu şartları toplayan bir insanın Yaratıcısına şükür için iki rekât namaz kılması pek güzel olmaz mı? Bununla beraber abdest veya gusül arkasından herhangi bir farz veya sünnet namazın kılınması ile de bu şükran görevi yapılmış olur.
  3) Duhâ (Kuşluk) Namazı: Şöyle ki: Güneş doğup bir mikdar yükseldikten sonra, istiva zamanına kadar
iki, dört, sekiz veya on iki rekât namaz kılınır ki, bu mendubdur. Bu, Peygamber Efendimizin mübarek işi ile sabittir. Bunun sekiz rekât kılınması daha faziletlidir. Bunun en iyi vakti, gündüzün dörtte biri geçtikten sonradır.
  4) Teheccüd Namazı: Yatsı namazından sonra daha uyumadan veya bir mikdar uyuduktan sonra kılınacak nafile namaza Salât-ı Leyl (Gece Namazı) denir. Bunun sevabı pek çoktur. Bir mikdar uyuduktan sonra kalkılıp kılınırsa, "Teheccüd" adını alır. Peygamber Efendimiz teheccüd namazına devam ederlerdi.
Bu gece namazı iki rekâttan sekiz rekâta kadardır. Her iki rekâtta bir selâm verilmesi daha faziletlidir.
  Bir hadîs-i şerîfde: "Her kim geceleyin uyanır, hanımını da uyandırır, iki rekât namaz kılarlarsa, Yüce Allah'ı çok zikreden erkekler ile kadınlardan yazılırlar" buyurulmuştur.
  Yüce Allah'ı çok zikreden erkekler ile kadınlara, Yüce Allah'ın büyük bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamış olduğu şu âyet-i kerîme ile müjdelenmektedir: "Allah'ı çok zikreden erkekler ve kadınlar için Allah büyük bir mağfiret ve mükâfat hazırlamıştır." (Ahzab, 35)
  Bir kimse adet haline getirdiği bir teheccüd namazını özür olmaksızın terk etmemelidir. "Allah yanında amellerin en sevimlisi, az bile olsa, devamlı olanıdır."
  5) Regaib Gecesi Namazı: Şöyle ki: Receb ayının ilk cuma gecesine "Leyle-i Regaib" denir. Bazı alimlerin açıklamasına göre, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu gece pek çok ruhanî ahval ve ikrama kavuşmuş olmakla Yüce
Allah'a şükür için on iki rekât namaz kılmıştır. Peygamber Efendimizin bu Regaib gecesinde ana rahmine düşmüş olduğuna dair olan bir rivayet, uygun görülmemektedir. Çünkü bu gece ile Hazret-i Peygamberimizin doğumu arasındaki zaman, bu hesaba aykırı düşmektedir. Ancak Hazret-i Amine'nin, Peygamber efendimize hamile kaldığını bu gece anlamış olması düşünülebilir. Sebeb ne olursa olsun, bu gece pek mübarek bir gecedir. Zaten Regaib, istenilen, değeri çok olan, bağış, ihsan, ikram ve nefis şeyler demektir ve "Rağibe" kelimesinin çoğuludur. Bu geceyi ibadetle geçirmenin sevabı çok büyüktür. Fakat bu gecede kılınacak namazın sünnet veya mendub olması hakkında kuvvetli bir delil bulunmamaktadır. Bu gecede toplanıp cemaatla namaz kılınması bid'at sayılmaktadır. Zaten teravihden başka hiç bir nafile namazın çağrışarak cemaatla kılınması sünnet değildir, mekruh sayılır. Ancak bir yerde bulunan iki, üç kişinin bu gibi namazları cemaatla kılmaları caiz görülmüştür.
  6) Mi'raç Gecesi Namazı: Receb ayının yirmi yedinci gecesine raslayan mübarek Mi'raç Gecesinde
on iki rekât nafile namaz kılınması iyi görülmüştür. Her rekâtında Fatiha ile başka bir sûre okuyarak iki rekâtta bir selâm vermeli, sonra yüz defa "Sübhanallahi velhamdü lillâhi ve lâ ilahe illallahu vallahu ekber" demeli. Bundan sonra, yüz defa istiğfar ederek yüz defa da Salât ve Selâm okumalıdır.
  Gündüzün de oruçlu bulunmalıdır. Bu durumda günahla ilgili olmaksızın yapılacak her duanın kabulü, Allah'dan umulur.
  7) Berat Gecesi Namazı: Şaban ayının on beşine raslayan geceye Berat gecesi denir. Pek mübarek bir gecedir. Berat gecesinde, yaratıkların bir sene içindeki rızıklarına, zengin veya fakir, aziz veya zelil olacaklarına, diriltilip öldürüleceklerine ve ecellerine, hacılarla ilgili işlerine dair Allah tarafından meleklere bilgi verileceği söylenmektedir. Bu bakımdan berat gecesinde ibadet etmenin ve nafile namaz kılmanın çok sevabı vardır. Fakat bu geceye ait sünnet bir namaz yoktur. Bu konudaki rivayetler sağlam değildir.
  Berat gecesinde kılınacak namaza Salâtü'l-Hayr (Hayır Namazı) denilmiştir. Bu namaz birçok rivayete göre
yüz rekâttır. Her rekâtta Fatiha sûresinden sonra on defa İhlâs sûresi okunur.
  8) Kadir Gecesi Namazı: Ramazan ayının yirmi yedinci gecesine rasladığı kuvvetle tercih edilen gece Kadir Gecesidir, pek mübarek bir gecedir.
  Kur'ân-ı Kerîm, bu geceden başlayarak Peygamber Efendimize inmiştir. Bu geceyi ibadetle geçirmenin sevabı çoktur. Bu gecenin bir anı vardır ki, ona raslayan bir dua muhakkak kabul olunur. Bu şerefli gecede, teravihden sonra bir müddet daha ibadette bulunulması, nafile namaz kılınması, bu geceyi ibadetle geçirmek demektir.
  Deniliyor ki, Kadir Gecesi namazının
en azı iki rekât, ortası yüz rekât ve en çoğu da bin rekâttır. Bu namaz iki rekât kılındığı takdirde her rekâtinde iki yüz âyet okunmalı, yüz rekâta kadar kılındığı zaman her rekâtinde Fatiha sûresinden sonra "Kadir Sûresi" ile üç defa da İhlâs sûresi okunup her iki rekâtta bir selâm verilmelidir. "Allahümme inneke afüvvün tühibbu'l-afve fa'fü annî = Allah'ım! Sen affedicisin, bağışlamayı seversin; beni affet", duası da tekrarlanmalıdır.
  Bu namazın bu şekilde kılınacağına dair rivayetler pek kuvvetli değildir. Asıl maksad, bu geceyi mümkün olduğu kadar ibadetle geçirmektir. Bu kutsal gecede elden geldiği kadar, diğer nafile namazlar gibi namazlar kılınabilir. Bununla beraber ağır ve zor davranışlardan kaçınılması daha faziletlidir.
  9) Yolculuk Namazı: Bir müslüman bir yola çıkacağı veya bir yoldan döndüğü zaman
iki rekât namaz kılmalıdır. Bu, mendubdur. Giderken evde, gelince mescidde kılmak daha faziletlidir. Peygamber Efendimiz seferden kuşluk vaktinde dönerler ve Mescid-i Saadet'e gidip iki rekât namaz kılarlardı. Bir müddet de orada otururlardı (sallallahu aleyhi ve sellem).
  10) Tesbih Namazı: Bu namaz, her rekâtinde yetmiş beş defa "Sübhanallahi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber" diye tekbir alınan dört rekâtlı bir namazdır. Allah rızası için nafile namaza niyet ederek "Allahü Ekber" diye namaza başlanır. Sübhaneke'den sonra on beş kere "Sübhanallahi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber" okunur. Sonra Eûzü Besmele çekilerek Fatiha ile bir sûre daha okunur. Arkasından tekrar on defa "Sübhanallahi..." tekbiri okunur. Sonra rükûa varılıp rükû tesbihlerinden sonra yine on defa "Sübhanallahi..." okunarak rükûdan (Semi'allahü limen hamideh, Rabbena ve lekelhamd denilerek) kalkılır. Bu kıyam halinde de on defa "Sübhanallahi..." okunur. Ondan sonra secdeye varılıp secde tesbihleri yapıldıktan sonra yine on defa "Sübhanallahi..." okunur. Secdeden tekbir ile kalkılır ve celse halinde yine on defa "Sübhanallahi..." okunur. İkinci secdeye tekbir ile varılıp üç defa yine secde tesbihleri yapıldıktan sonra on defa "Sübhanallahi..." okunur. Böylece namaz tekbirlerinden fazla olarak alınan tekbirlerin toplamı "Yetmiş beş" olur.
  Bu birinci rekâttan sonra ikinci rekâte kalkılır ve yine önce on beş defa "Sübhanallahi..." okunur. Sonra birinci rekâtta yapıldığı şekilde kılınarak ka'de (son oturuş) yapılır. Tahiyyat ile Salâvatlar okunur ve selâm verilir. Her iki rekâtta yapılan bu tesbihlerin toplamı yüz elli olur. Bundan sonra selâm verilip aynı şekilde iki rekât daha kılınır. Böylece dört rekâtta yapılan tesbihlerin sayısı üç yüz olur.
 İki  rekattır.
  Bu tesbih namazında yanılma olsa, yapılacak sehiv secdelerinde bu tekbirler getirilmez.
  Tesbih namazının da sevabı çoktur. Bu namaz her vakit kılınabilir. Hiç olmazsa haftada veya ayda veya ömürde bir defa olsun kılınmalıdır.
  11) Tevbe Namazı: Bir müslüman insanlık gereği bir günah işlerse, hemen bundan pişman olup tevbe etmesi lâzım gelir. İşte böyle bir kimsenin işlediği günahdan tevbe için güzelce abdest aldıktan sonra kırsal bir yere çıkıp
iki rekât namaz kılması ve o günahdan dolayı Allah'dan mağfiret dilemesi mendubdur. Böyle günah işleyip de sonra kalbinde pişmanlık duygusu beliren kimse, bu günahı bir daha yapmamaya karar verip Yüce Allah'dan bağışlanmasını dilerse, Allah'ın onu bağışlayacağına dair bir hadîs-i şerîf vardır.
  12) Hacet Namazı: Âhirete veya dünyaya ait bir dileği bulunan kimse, güzelce abdest alır ve bir rivayete göre
dört, diğer bir rivayete göre on iki rekât namazı yatsıdan sonra kılar. Sonra Yüce Allah'a hamd eder, Peygamber Efendimize de salât ve selâmda bulunur. Ondan sonra hacet duasını okuyup o işin olmasını Yüce Allah'dan diler.
  Hacet namazının birinci rekâtında Fatiha sûresinden sonra üç defa Ayete'l-kürsî, diğer üç rekâtinde de birer Fatiha ile birer İhlâs ve Muavvizeteyn sûreleri okunması hakkında bir hadîs-i şerîf vardır. Hacet duası şudur:
  * "Allahümmeinni es'elüke tevfika ehlilhüda ve a'male ehlil-yakîni ve münasahata ehlittevbeti ve azme ehlissabrı ve cidde ehlilhaşyeti ve talebe ehlirrağbeti ve taabbüde ehlilvera'i ve irfane ehlil-ilmi hatta ehafüke. Allahümme innî es'elüke mehafeten tahcüzünî an ma'sıyetike hatta a'mele bitaatike amelen estahıkku bihi rizake ve hatta unasıhake bittevbeti havfen minke ve hatta uhlisa lekennasıhate hubben leke ve hatta etevekkele aleyke fil-umuri hüsne zannin bike, Sübhaneke halikı'nnuri."
  Anlamı: Allah'ım! Ben senden hidayet ehlinin başarısını, yakîn erbabının amellerini, tevbe edenlerin ihlâsını, sabredenlerin azmini, haşyet sahiblerinin ciddiyetini, rağbet erbabının isteklerini, takva ehlinin iadet hallerini, ilim sahiblerinin anlayışını dilerim. Böylece korkarak senden gereği üzere korkmuş olayım.
  Allah'ım! Ben senden öyle bir korku isterim ki, beni sana isyan etmekten engellesin de, sana itaat ederek bir amel işleyeyim, onunla senin rızanı kazanayım; böylece senden korkarak ihlasla tevbe edeyim, sana muhabbetle ibadeti ihlas üzere yapayım ve sana güzel zan besleyerek bütün işlerde sana tevekkül edeyim. Ey nuru yaratan, sen bütün noksanlıklardan münezzehsin!..
   13) İstihare Namazı: İnsan kendi hakkında bir şeyin hayırlı olup olmadığına dair bir işarete kavuşmak isterse, yatacağı zaman
iki rekât namaz kılar. Birinci rekâtta "Kâfirûn" sûresini, ikinci rekâtta da "İhlâs" sûresini okur. Namaz sonunda da istihare duasını okur. Sonra da abdestli olarak kıbleye yönelip yatar. Rüyada beyaz ve yeşil görülmesi hayra işarettir. Siyah veya kırmızı görülmesi de şerre (kötüye) işarettir. Bu şekilde İstihare namazının yedi gece yapılması ve kalbe ilk gelene bakılması da bir hadîs-i şerîfle buyurulmuştur.
  Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), ashabına istihareyi öğretirlerdi. İstihare namazını kılmak mümkün olmayınca, yalnız duası ile yetinilir. Aslında meşru ve hayırlı bir iş için yapılacak istihare, onun istenilen vakitte yapılıp yapılmaması yönünden yapılır. Yoksa doğrudan doğruya o hayırlı iş için yapılmaz. Belli bir senede hac yapılıp yapılmaması gibi... İstihare duası Peygamber Efendimizden şöyle rivayet edilmiştir:
   ** "Allahümme, innî estehîruke bi'ilmike ve estakdiruke bikudretike ve es'elüke min fadlike'l-azîmi. Feinneke takdiru ve lâ akdiru ve ta'lemu ve lâ a'lemu. Ve ente allâmu'l-ğuyûbi. Allahümme in künte ta'lemu enne haze'l-emre hayrun li fi dînî ve meaşî ve akıbeti emrî ve a'cili emri ve âcilihi fakdirhu lî ve yessirhu lî sümme barik fîhi. Ve in künte ta'lemu enne haze'l-emre şerrun lî fi dînî ve maişî ve akıbeti emri ve a'cili emrî ve âcilihi fasrifhu anni vasrifnî anhu. Fakdir lîye'l-hayre haysü kâne. Sümme erdınî bihi."
  Anlamı: Allah'ım! Sen bildiğin için, hakkımda hayırlı olanı senden isterim ve kudretin yettiği için de, ben senden güç isterim. Senin büyük ihsanından hayır dilerim. Çünkü senin her şeye gücün yeter; ben ise güçsüzüm. Sen her şeyi bilirsin; ben bilmem. Sen olacak şeyleri de bilensin.
  Allah'ım! Eğer bu iş, benim dinim, dünya yaşayışım, akıbet olarak işim, dünya ve âhiretim hakkında hayırlı olduğunu biliyorsan, bunu bana takdir et ve bana kolaylaştır. Sonra onda bana bereket ver. Eğer bu iş benim dinim, yaşayışım, akıbet olarak işim, dünya ve âhiretim hakkında benim için kötülük olduğunu biliyorsan, bunu benden kaldır, beni de ondan uzaklaştır. "Hayır nerede ise bana onu takdir ve nasib et. Sonra beni ona razı kıl..."
  14) Katil Namazı: Her nasılsa kısasla öldürülecek olan bir müslüman bu cezanın uygulanmasından önce
iki rekât nafile namaz kılarak tevbe istiğfar etmelidir, hayırlı dualar yapmalıdır. Bu namaz onun Allah tarafından bağışlanmasına vesîle olabileceği cihetle güzel görülmüştür.
  15) İstiska (Yağmur Duası) Namazı: Yağmurlar kesildiği zaman, müslümanlar yağmur duasına çıkarlar, ikramı bol olan yaratıcımızdan yağmur yağdırmasını isterler. İmam Azam'a göre "İstiska"dan maksad yalnız duadır, mağfiret dilemektir. Bunda cemaatle namaz sünnet değildir; fakat caizdir. İnsanlar isterlerse ayrı ayrı namaz kılabilirler. İki İmama göre ise, İstiska için en büyük idarecinin veya onun göstereceği kimsenin, cuma namazı gibi aşikâre okuyuşla
iki rekât namaz kıldırması mendubdur. Bu namazın arkasından, bayramlarda olduğu gibi, hutbe okunur. Hatib minbere çıkmaz, yerde durur. Kılıç, ok veya sopa gibi bir şeye dayanarak hutbelerini okur.
  Üç gün arka arkaya İstiska duasına çıkılması güzeldir. Yağmurun inmesi gecikirse, eski elbiseler giyilerek ve başlar öne eğilerek tevazu içinde yaya olarak sahraya çıkılır. Önceden tevbeler yapılır, sadakalar verilir. Haksız yere alınmış şeyler varsa, sahiblerine geri verilir. Müslümanlar için mağfiret istenir.
  İmam Muhammed'e göre hatib, hutbe esnasında elbisesi dört köşeli ise bunun aşağısını yukarıya, yukarısını da aşağıya çevirir. Değirmi ise sağını sol tarafa ve solunu da sağ tarafa getirir. Giydiği kaba kaftan ise, içini dışarıya ve dışını da içeriye getirir ve bu şekilde elbisesini giyer. Bu, sıkıntılı durumun değişmesi için bir hayır nişanı olarak yapılır. Fakat cemaat elbiselerini böyle tersine giymez.
  Müslümanlar yağmur duasına çıkarlarken çocuklarını, evcil hayvanlarla onların yavrularını beraberlerinde götürürler. Çocukları ve yavruları bir müddet analarından uzaklaştırırlar. Böylece üzüntülü bir hal içinde zayıflara ve ihtiyarlara dua ettirerek kendileri de amîn derler. İşte üzüntü, tevazu, kalb yumuşaklığı ve büyük bir teslimiyet içinde Yüce Allah'ın rahmet ve yardımı istenir. Daha sahraya çıkmadan yağmur yağmaya başlarsa, buna bir şükür karşılığı olsun diye yine sahraya çıkarlar. Bunu yapmak mendubdur.
  Yağmurlar istenenden çok yağmaya başlayınca, bunun kesilmesi veya başka taraflara dönmesi için dua edilmesinde bir sakınca yoktur.
  Yağmur yağarken: "Allahümme sayyiben nafi'an = Allah'ım! Bunu yararlı yağmur yap" denir, istenilenden fazla yağınca da: "Allahümme havaleyna ve lâ aleyna = Allah'ım! Bunu zarar vermeyecek yerlere yağdır, bizim üzerimize yağdırma" diye dua edilir.
  Dua eden isterse ellerini yukarıya kaldırır, isterse iki işaret parmağı ile işaret eder. Her zaman sonsuz rahmetine ve yardımına kavuşmakta bulunduğumuz ikram ve merhameti bol olan Allah'ımızı hiç bir an unutmamak ve her vesile ile O'na muhtaç olduğumuzu anlayarak Yüce varlığına yönelmek ve yalvarışta bulunmak, bizim için bir kulluk borcudur.
  Bir düşünelim: Zaman zaman bulutlardan topraklarımıza yağan o yararlı yağmurlar kesilse, bunun sonu olarak da ırmaklar ve dereler kurusa, su kanalları bomboş kalsa, acaba bu suları bize kim getirebilecektir?
  Kaynaklarından daima fışkırıp duran ve hayatımıza hizmet eden o tatlı ve berrak suları Yüce Allah yerin dibine geçirse, acaba bunları kim bize getirebilecektir?
  İşte "De ki: Bana bildiriniz bakalım. Eğer suyunuz bir sabah yerin dibine batıp çekilse, size böyle akıp giden bu suyu (Allah'dan başka) kim getirebilecektir?" (Mülk, 30) âyet-i kerîme de, dikkat ve düşüncemizi bu noktaya çekiyor. Artık insanlık için habersiz kalmak ve Hak'dan yüz çevirip nankörlük etmek asla caiz olmaz.
  Peygamber Efendimizin bize nakledilen yağmur duası şudur:
  ***
"Allahümme, eskına ğaysen muğîsen henîen merîen ğadekan mücellilen seyhan ammen tabakan. Allahümme, eskine'l-ğayse ve lâ tec'alnaminelkanitîn. Allahümme, inne bilbilâdi ve'l-ibadi vel-hakkı minel-levâi ve'd-danki ma lâ neş-kü illâ ileyke. Allahümme, enbit lena Ezzer'a edirre lena eddar'a ve eskına min, berakâtissema'i ve enbit lena min berekâtı'l-arzı. Allahümme, inna nestağfiruke inneke künte ğaffaren feersilissemae aleyna midrara."
  Anlamı: "Bize yardım eden, içimize sinen, bol ve faydalı olup her tarafı kaplayan ve her tarafı sulayan genel bir yağmur ihsan et.
  Allah'ım! Bizi yağmurla sula, bizi ümitlerini kesmiş kimselerden etme. Allah'ım! İllerde, kullarda ve yaratıklarda öyle bir güçlük ve darlık var ki, senden başkasına arzedemeyiz. Allah'ım! Bizim için ekinler bitir, hayvan memelerini sütle doldur, bizi göğün bereketlerinden sula ve yeryüzünün bereketlerinden bize ürün bitir. Allah'ım! Biz senden mağfiret dileriz. Şübhe yokki sen, çok bağışlayansın. Artık bize gökten bol bol yağmur yağdır."
  16) Küsûf (Güneş Tutulması) Namazı: Güneş tutulduğu zaman, cuma namazını kıldıran imam, ezansız ve ikametsiz en
az iki rekât namaz kıldırır. İmam Azam'a göre gizlice ve iki imama göre de aşikâre olarak fazla mikdar kıraatta bulunur. Her rekâtında bir rükû ve iki secde yapar. Namazdan sonra da güneş açılıncaya kadar kıbleye doğru ayakta veya insanlara karşı oturarak dua eder. Cemaat da "amîn" der. Böyle bir imam bulunmazsa, insanlar bu namazı kendi evlerinde tek başlarına kılarlar. Bunu büyük bir camide kılmak, mescidlerde kılmaktan daha faziletlidir. Sahrada da kılınabilir.
  Küsûf namazında İmam Azam'a, İmam Malik'e ve İmam Ahmed'e göre, hutbe okunmaz. Çünkü Peygamber Efendimiz, güneş tutulması olayından dolayı namaz kılınmasını, dua edilmesini, sadaka verilmesini öğütlemişlerdir. Hutbe okunmasını emretmemişlerdir. İmam Şafiî ile İbni Hacer ve bazı alimlere göre, namazdan sonra hutbe okunması müstahabdır.
  17) Husüf (Ay Tutulması) Namazı: Ay tutulduğu zaman, müslümanların kendi evlerinde tek başına olarak güneş tutulması namazı gibi, gizli ve aşikâr okuyuşla
iki veya dört rekât namaz kılmaları güzel görülmüştür. Bu namazın camide cemaatla kılınması, İmam Azam'a göre sünnet değildir; fakat caizdir.
  (İmam Şafiî ile İmam Ahmed ve diğer bazı hadis alimleri de, bu namazın cemaatla kılınması görüşündedirler. İmam Malik'e göre ise, cemaatla kılınamaz. İnsanların geceleyin her taraftan toplanıp bunu cemaatla kılmaları güç bir iştir.)
  Şiddetli rüzgâr, fazla karanlık, geceleyin fazla aydınlık, yer sarsıntıları ve taşkın hastalıklar gibi korkunç olaylar karşısında da güneş ve ay tutulması namazları gibi bir namaz kılınması güzel görülmüştür.
  Bu gibi arızalar ve olaylar, hep Allahü Teâlâ'nın azamet ve kudretine, hikmetli işlerine delâlet eden birer nişandır. "Biz o âyetleri (mucizeleri) ancak korkutmak için göndeririz." (İsra, 59) âyet-i kerîmesinin beyanı üzere, bu gibi alâmetler insanları korkutmak, onları günahlardan kurtarıp ibadet ve tevbeye yöneltmek için zaman zaman meydana gelen kudret alâmetleridir. Bunları gören sağduyulu bir kimsenin ruhunda bir korku ve bir heyecan belirir. Gözlerinin önünde Yüce Allah'ın celâl ve azameti canlanmaya başlar. Artık o kimse, büyük yaratıcımızın bu âlemi ne kadar muntazam ve mükemmel bir şekilde yaratmış olduğunu anlar. Daima o büyük yaratıcının korumasına muhtaç olduğunu kavrar. Bu anlayışla, ezelden beri var olan yaratıcısına döner. O'na saygı için namaz kılar, O'nun koruma ve yardımına kavuşmak için dua eder. Böylece gafletten uyanır. Anlayışlı bir ruha sahib olmak için çalışmış olur.
  Güneş ve ay'ın tutulmasının ne gibi muntazam kanunlar dairesinde meydana geldiği bilinmektedir. Düşünen bir insan için, bu kanunları, böyle belirli ve mükemmel bir şekilde meydana getiren Yüce Yaratıcıyı anlamak en yüksek bir görevdir.
  Güneş ve ay tutulması ile, aydınlık nimeti karanlığa dönüyor. İki parlak kürenin görüntüsünü yoğun bir gölge kaplıyor. Bu durum devam edecek olsa, hayatımızda kim bilir ne acı değişiklikler meydana gelir. Halbuki her şeyi bilen, hikmet sahibi olan âlemlerin yaratıcısının koyduğu tabiat kanunları buna engel oluyor. Bu korkunç üzüntü verici durum az sonra kalkıyor. O iki kudret kaynağı, yine olanca parlaklığı ile aydınlık ve nurlarını etrafa saçıp durmaya başlıyor. Artık bundan dolayı Kerim ve Rahim olan yaratıcımıza binlerce, yüz binlerce şükretsek, yine kulluk görevimizi yerine getirmiş olamayız.
  Hiç kimsenin doğmasından veya ölmesinden dolayı ay ile güneşin tutulmayacağını Peygamber Efendimiz beyan buyurmuşlardır. Şöyle ki: Peygamber Efendimizin muhterem çocuğu İbrahim, bir buçuk yaşında iken hicretin onuncu yılında vefat etmişti. O'nun ölümü gününde güneş tutulmuştu, insanlar bu masum yavrunun ölümünden dolayı güneşin tutulduğunu sanmışlardı. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz:
  "Güneş ile ay bir kimsenin ne ölümünden, ne de hayata kavuşmasından dolayı asla tutulmazlar. Bunların tutulduğunu gördüğünüz zaman namaz kılın, Yüce Allah'a dua edin."
  Diğer bir hadîs-i şerîfde de: "Bunlar Yüce Allah'ın alâmetlerinden iki nişandır" diye buyurulmuştur.
  Peygamber Efendimizin mübarek ifadeleri daima böyle gerçekleri aydınlığa kavuşturmuş, insanları yanlış düşüncelerden ve inançlardan engellemiştir. Her yönü ile pak olan İslâm dini, akla ve hikmete uygun olmayan inanç ve davranışlardan büsbütün beri bulunmuştur. Artık böyle yüksek bir Peygambere ve mukaddes dine kavuşmamızdan dolayı ne kadar şükür secdelerine kapansak, yine az değil mi?    
 (Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam  İlmihali)

                                         3-   NAFİLE  NAMAZLAR

796 - Soru: Öğle namazı ile yatsı namazlarının son sünnetlerini dört rekat olarak kıldığımız zaman, bazısı bid'at, bazıları da sünnet diye konuşuyorlar. Bu hususu açıklar mısınız?
Cevap: Öğle ve yatsı namazlarının son sünnetleri, müekked (en kuvvetli) sünnetlerdendir. Bunları dörde çıkarmak ise müstehabdır. Hiçbir mahzur yoktur. (Büyük İslam İlmihali, Namaz bahsi, madde 188/2)
797 - Soru: Teheccüd namazının vakti (saat ve dakika olarak) ne zaman başlar, ne zaman sona erer?
Cevap: Gündüz öğle ezanı ne zaman okunuyorsa, gecenin o saatinde teheccüd vakti girmiş olur. Tanyeri ağarmazdan önceki zamana kadar kılınabilir. Bilhassa biraz uyuyup kalkarak kılınmalıdır. Zamanı oldukça geniştir. Makbul olan vakit ise, gecenin üçte ikisi geçikten sonra kılınmasıdır.
798 - Soru: Nafile namazlar cemaatle kılınabilir mi? Mesela, tesbih namazını buna misal olarak verelim. Herkesin ferden kılabilmesi zor olduğu içindir. Böyle hallerde imamın önce kendi başına tekbir alıp sağa sola selam verip, sonra tekrar tekbir alıp cemaatle birlikte namaza durup tesbih namazı kıldırması caiz olur mu? 
Cevap: Teravih namazından başka nafile namazlar için cemaat teşkili meşru görülmemektedir. Nafile namazların münferiden kılınması daha faziletlidir. Aslolan hüküm bu olmakla beraber, bazı şart ve kayıtlara bağlı olarak istisnai bir hüküm de mevcut bulunmaktadır. Şöyle ki: Herkesin tek başına başaramayacağı tesbih namazını, tedai (davetleşmek) ve haberleşmek suretiyle olmaksızın, oturmakta olan birkaç kişi, aralarından birini imamlığa geçirip kendileri de ona uyarak kılsalar caizdir. Fakat, namaza başladıktan sonra selam verip namazı bozmak, "Amellerinizi iptal etmeyiniz" emr-i İlahisine aykırı düşer.
799 - Soru: Evvabin ve Duha namazlarına nasıl niyyet edeceğiz? Her iki rekatta selam verildiğine göre, selam verip de sonra kalktığımız rekatlarda yeniden niyet edecek miyim? Edersek niyeti sözle ifadelendiriniz.
Cevap: "Niyet ettim Allah (cc) rızası için evvabin (veya Duha) namazını kılmaya" demelidir. Her iki rekatta niyeti tekrarlamak, ihtiyata uygun olur.
800 - Soru: Her gün devamlı olarak tesbih namazı kılınabilir mi? Her gün tesbih namazı kılmanın cevabı olmadığını söylüyorlar. Buna siz ne dersiniz?
Cevap: Kılınabilir. Böyle bir iddia yanlıştır. (Nimetü'l-İslam, l. kısım, s.383)
Soru: Tesbih namazı cemaatle kılınırken imama uyan cemaatin tesbihleri okumasının şart olup olmadığını açıklayınız?
Cevap: İmama uyan bir kimse, nasıl rüku ve secde tesbihlerini okuyacaksa, tesbih namazında da tesbihatı okuması gerekir.
801 - Tesbih namazı cemaatle kılınırken imama uyan cemaatin tesbihleri okumasının şart olup olmadığını açıklayınız?
Cevap: İmama uyan bir kimse, nasıl rüku ve secde tesbihlerini okuyacaksa, tesbih namazında da tesbihatı okuması gerekir.
802 - Soru: Teheccüd namazı üç kişilik bir cemaatle kılınabilir mi?
Cevap: Teravih namazının dışında kalan nafilelerde cemaat meşru kılınmamıştır. Nafile ibadetleri azami gizlilik içinde eda etmelidir. Takvaya uygun olan budur.
803 - Soru: İkindi ve yatsı namazlarının ilk sünnetlerini Peygamber Efendimiz, işi olsun olmasın, çok kere terk edip bazı kere kılarlarmış, diye duyduk. Bu hususta hadis-i şerif var mı? Kaynağını bildiriniz.
Cevap: Bu hususta olan asıl İbni Mace'nin Hz. Aişe (ra)'dan rivayet ettiği Hadis-i Şeriftir. Şöyle ki: "Kim oniki rekat sünnete devam ederse cennette onun için bir ev yapılır. Dört rekat, öğleden önce, iki rekat, öğlenin farzından sonra, iki rekat, akşamın farzından sonra, iki rekat yatsıdan sonra, iki rekat da sabahın farzından önce" (îbni Mace, c. l, s. 361). Bu Hadis-i Şerifte hem sünnet namazların vakitleri hem de onların rekatları açıkça görülmektedir. "Kim oniki rekat sünnete devam ederse" buyurulması, bunların müekked sünnet olduğunu ortaya koymaktadır. İkindinin sünnetinde ise "Kim ikindiden önce dört rekat namaz kılarsa, Allah (cc) onu esirgesin" (Ebu Davud, îbni Ömer (ra)'dan rivayet etmiştir, c. 2, s. 23, hadis rk. 1271). Ebu Davud'un Hz. Ali'den rivayet ettiği hadis-i şerifet ise, "Resulullah (sav) ikindiden önce iki rekat namaz kılardı" dediğini öğreniyoruz. İkindi namazının sünnetinde teşvik edici ifade mevcut olup, devam etme kaydı bulunmadığı cihetle, sünnet-i gayr-i müekkede olmasına hükmedilmiştir. Yatsı namazının sünnetinden bahis açılmayışı da gayr-i müekkede olmasından ileri gelmektedir. (Hidaye c. l, s. 45)
804 - Soru: Dini kitaplardaki "Duha" namazı ile halkın ağzında dolaşan "İşrak" namazı aynı namaz mıdır, yoksa değişik iki namazın adı mıdır?
Cevap: Duha (kuşluk) namazı ile işrak namazı ayrı ayrı iki namazdır, İşrak namazı güneş doğduktan sonra, kerahet vaktinin çıkmasını müteakip kılınır ve sadece iki rekattır. Duha namazı ise, tan yerinin ağarmasından güneşin batacağı zamana kadar olan vaktin dörtte birinin geçmesinden sonra kılınır. Rekatları hususunda iki rekattan oniki rekata kadar değişik beyanlar bulunmaktadır. (Nimetü'l-îslam, s. 377)
805 - Soru: Bir kimsenin mescide girdiğinde "Tehiyyetü'l-mescid" adı verilen iki rekat namaz kılmasının sünnet olduğunu biliyoruz. Bu girip çıkma, camide çalışan ustalarda ve cami görevlilerinde sık sık vaki olmaktadır. Bu itibarla, bunlar her girişte bu namazı kılmak durumunda mıdırlar? 
Cevap: Camiye girip çıkma tekerrür ederse "Tehiyyetü'l-mescid" namazının bir defa kılınması yeterlidir. (Nimetü'l-İslam, Namazla ilgili bölüm, s. 376)
806 - Soru: Durum böyle olunca, bu namazı ilk defa girdiğinde mi kılmalı, yoksa en sonunda girdiği zaman mı kılmalıdır?
Cevap: Bunda genişlik ve kişi için serbestlik vardır. Dilerse ilk girişinde, isterse son girişinde kılabilir.
807 - Soru: "Salât-ı leyl" ile "Teheccüd namazı" ayrı ayrı iki namaz mıdır?
Cevap: Değildir. Bunlar, aynı namazın değişik iki ismi olmaktadır. Geceleyin kılınması yönünde "Salat-i leyl", uykudan kalkıp kılındığı için de "Teheccüd" namazı adı verilmiş bulunmaktadır.
808 - Soru: Sünnet namaz ile nafile namazlar arasında bir fark var mıdır?
Cevap: Sünnet, daha ziyade, beş vakit farz namazların evvelinde veya sonunda olan namazlarda kullanılmaktadır. Nafile tabiri ise, bu namazların dışında kullanılmaktadır. Duha namazı ve Evvabin namazı gibi.
809 - Soru: Mekruh vakitlerden birinde kılınan nafile namazın iadesi gerekir mi?
Cevap: İadesi gerekmez, kerahetle sahih olur.
810 - Soru: İmam olmayan bir kimse, gece namazlarında, kendi başına namaz kılarken farzla kıraeti açıktan okuyabilir mi?
Cevap: Okuyabilir.
        
(Mehmet EMRE   3000  Fatva)

                                          4-   NAFİLE  NAMAZLAR

Farz ve vacip olan namazların dışında daha fazla sevap kazanmak ve Allah Rasulü'ne (sas) olan sevgi ve bağlılığı pekiştirmek için kılınan ilave namazlara "nafile namazlar" denilmektedir. Efendimiz (sas) bu namazları kılmış ve ümmetine de tavsiye etmiştir.

1. TEHECCÜT NAMAZI: Kelime manası olarak "uyumak, uyanmak" manalarına gelen teheccüt, terim manası olarak ise "gecenin bir vaktinde uyanıp  namaz kılmak" demektir. Hadis kaynaklarında Allah Rasulü'nün (sas) yatsı namazını kıldıktan sonra vitir namazını kılmadan uyuduğu, daha sonra ise gece kalkıp teheccüt ve vitir namazını kıldığı zikredilmektedir. (Müslim, Salatü'l-müsafirin, 26)

2. KUŞLUK NAMAZI: Diğer adı da "Duha namazı" olan bu namazı Efendimiz (sas), kuşluk vaktinde kılmış ve ümmetine de 12 rekat olarak kılınmasını tavsiye etmiştir. (Tirmizi, Vitir, 15)

3. EVVABİN NAMAZI: "Evvabin" tevbe edenler manasına gelmektedir. Allah Rasulü (sas), "Kim akşam namazından sonra kötü bir şey konuşmadan altı
rekat namaz kılarsa, bu kendisi için on senelik ibadete denk kılınır" buyurarak bu namazının kılınmasını teşvik etmiştir. (Tirmizi,Salat, 202)

4.TAHİYETÜ'L-MESCİD NAMAZI: "Mescidin selamlanması ve saygı gösterilmesi" manasına gelen tahiyetü'l-mescid, Allah'a saygının bir ifadesi olarak bir mescid veya camiye girildiğinde kılınması gerekli olan bir namazdır. Nitekim Efendimiz (sas) "Biriniz mescide girdiğinde, oturmadan önce iki rekat namaz kılsın" (Müslim, Salatü'l-Müsafirin, 11) buyurmuşlardır.

5. HACET NAMAZI: Dünya veya ahiretle alakalı herhangi bir haceti ve dileği olan birisinin bu dileğinin yerine gelmesi maksadıyla kıldığı namaza denilmektedir. Dört veya on iki rekat olarak kılınabilen hacet namazı, dört rekat kılındığında birinci rekatında Fatiha'dan sonra üç ayete'l-kürsi, diğer üç rekatında ise Fatiha'dan sonra birer kere İhlas, Felak ve Nas süreleri okunarak kılınır. Namazdan sonra ise hacet duası okunarak arzu edilen dilek Allah'a dua halinde iletilir. (Tirmizi, Salat, 140, 348)

6. İSTİHARE NAMAZI: "Hayırlı olanı istemek" anlamına gelen istihare, kendisi için önemli bir karar aşamasında olan bir insanın hakkında hangi kararın daha hayırlı olacağını öğrenmek maksadıyla kıldığı namaza denilmektedir. Allah Rasulü (sas) bir iş yapmaya niyetlenen bir mü'min için önce iki rekat namaz kılmasını daha sonra ise istihare duasını okumasını tavsiye etmiştir. (Buhari, Teheccüd, 25; Tirmizi, Vitr, 15)

7. TESBİH NAMAZI: Allah Rasulü (sas) bu namazın haftada bir, ayda bir, yılda bir veya en azından ömürde bir defa kılınmasını tavsiye etmiştir. (Ebu Davut, Tatavvu, 14, Salat, 303; Tirmizi, Salat, 350, Vitr, 19) Dört rekat olarak kılınan bu namazda, sübhanekeden sonra 15 kere "Sübhanalallahi velhamdülillahi vela ilahe illallahu vallahu ekber" denilir, Fatiha ve bir sure okunduktan sonra ise 10 kere daha aynı dua tekrar edilir ve bu tesbih ikinci rekata kalkıncaya kadar namazın her rüknünde yapılır. Geri kalan kısım ise aynen birinci rekat gibi kılınarak namaz tamamlanır.

8. KÜSUF VE HÜSUF NAMAZLARI:
Güneş tutulmasına küsuf, ay tutulmasına ise hüsuf denilmektedir. Allah Rasulü (sas) güneş ve ay tutulduğunda  tutulma bitinceye kadar namaz kılınmasını tavsiye etmiştir. (Buhari, Küsuf, 1, 15)
 

KAZA  BORCU  OLANIN  SÜNNET  KILMASI  CAİZ Mİ?

"İbn-i abidin bu konuyu izah ederken: "Nafile namazlara gelince; bu babta Muzmirat'ta şöyle denilmiştir: "Geçmiş namazların kazasıyle meşgul olmak nafilelerden daha evlâ ve mühimdir. Bundan yalnız farz namazların sünnetleriyle kuşluk ve tesbih namazları, bir de hakkında hadis rivayet edilen namazlar müstesnadır"(438) buyurmaktadır. Feteva-ı Hindiyye'de: "Hüccet'de: "Kazaya kalmış namazları kılmak, nafile namazları kılmaktan çok daha ehemmiyetli ve çok daha münasiptir. Yalnız ma'ruf sünnetler bu hükümden müstesnadır. Bunlar nafile niyeti ile kılınır. Başkaları ise kaza niyetiyle kılınır. Muzmirat'ta da böyledir" hükmü kayıtlıdır. (Şeyh Nizamüddin ve bir heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400 C: 1, Sh: 125.) "

  Demekki  Namaz  kazası  olan kimsenin  beş vakit  namazın  sünnetleri  ile  diğer  bahsettiğimiz  meşhur  sünnetleri  kılması  gerekir.  Bunları  terkedemez.   Bunları  terk edip  yerlerine  kaza namazı kılması  doğru değildir.

Bir  diğer  husus;  bu  namazların  sevaplarından  bahsetmemi   istemişsiniz.  Muhterem  kardeşim  bu  namazların  sevapları  çoktur.   İnşallah   ileride  hatırlatırsanız  bu  namazların  sevaplarından  bahseden  Hadis-i Şerifleri  yazar  gönderirim.

Allahü  Teala (cc)'ya  emanet olunuz.

Abdullah AZİZ