"KÜÇÜK  LUTİLİK"

"Lûtîlik,  lügatlarda  eşcinsellik anlamında kullanılmaktadır. Birinci derecede de erkekle erkek arasındaki eşcinsellik  anlaşılır.  Kelime Hz. Lût'un kavminde görülen bir  ahlaksızlık olarak nitelendiğinden   ve Kur'an'ın ifadesi  ile "... Sizden önce âlemlerin hiçbirinin yapmadığı fuhşu mu yapıyorsunuz?" (7/80) kendilerinden önce görülmeyen  bir  aşırılığı,  sapıklığı  işlemeleri   dolayısıyla kınanan erkek eşcinselliği tarihte ilk defa Hz. Lut (a.s.)'un   toplumunda   işlenen bir iş olması münasebeti ile "Lûtîlik" olarak  isimlendirilmiştir.  Yani Lût'un kavmine   izafeten   verilmiş bir isimdir. Batı dillerinde  homoseksealite  denilmektedir.  Kültürümüzün   tümüyle batıya   yöneltilmiş   olmasının   sonucu   olarak da   Lûtîlik   unutulup,  homoseksüellik   olarak  anılmaktadır."   Ancak  bir  aşağıda  göreceğiniz  gibi  Aleyhissalatü  Vesselam  Efendimiz  bir  Hadis-i  Şeriflerinde  erkeğin  karısının  arkasından  temasını  "küçük  lutilik"  olarak   belirtmesinden  dolayı  bizde  bu  konuyu   yukarıdaki   başlık    altında  sunmaya  niyet  ettik...  Hazırladığımız  alıntıların  tamamı  okunduğu  zaman  bu  çirkin  fiilin    sanıldığından  daha  kötü  neticelerinin  olabileceği   ve    nikahlı   eşine    dübüründen  yaklaşmanın  azi hatalardan,  büyük  haramlardan  olduğunu   hiçbir  tevile   yer  kalmayacak   şekilde   görmüş  olacaksınız...

Konuya  geçmeden  önce  konuyla  ilgili  olarak  günümüzün  muhakkik  fakihlerinden  Yusuf  Kerimoğlu  Hocaefendinin   görüşünü  aktarmak  istiyorum...

SORU: Eşinin  kendisiyle  dübüründen  temas  etmek  istediğini  söyleyen  ve  bu  konuda  ısrar  eden,  hatta   isteği  yerine  getirilmezse   evlilik   olayını   sona  erdireceğini  ve  ayrılabileceğini      söyleyen    kocasına   karşı  bir  hanımefendi  ne  yapmalıdır? 

CEVAP: Bu  fiil  çok  çirkin  bir  fiildir  ve  haramdır...  Bu  durumda  olan  bir  kadın   kocasına,   önce  İslam'ın  hükmünü  hatırlatmalıdır,   gayri  İslami   ve  gayri  ahlaki   isteğinin  önüne  geçemezse,  yani   eşini  ikna   edemezse  durumu  kendi  ailesine  haber  vermelidir.   Her  iki  aile  durumdan  haberdar  edilmelidir.   Erkeği   ikna  etme   yoluna  gitmelidirler.  Buda  mümkün  olmazsa,  yani  erkek  haramda  ısrar  ederse    kadın  eşinden  ayrılma   ve  nikahı   bozma  yolunu  tercih  etmelidir.  Zira    haramda  ısrar  etmek  şer'i   bir   boşanma  sebebidir!     Kadın  boşanmayı  gündeme  getirir  ve   eşinden   boşanır...  Bu  ayrılmanın   kadına  hiçbir  vebali  olmadığı  gibi    ayrıca   Allah  (cc)'ın  helal-haram   hududlarını   muhafaza  ettiği   için  çok  sevap  kazanmış  olur....

AYETLER

 1-"Lût'u da (peygamber olarak) gönderdik. Kavmine dedi ki: «Sizden önce âlemlerden hiç birinin yapmadığı fuhuşu mu yapıyor sunuz?"  (A'raf Suresi, Ayet:80)
 2-
"Çünkü siz kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere gidiyorsunuz. Belki de siz haddi aşan bir kavimsiniz."  (A'raf Suresi, Ayet:81)
 3-
"Daha önceleri çirkin işler yapmış olan kavmi harıl harıl koşup geldiler. Lut onlara: «Ey kavmim! İşte size kızlarım, onlar sizin için daha temizdirler. Gelin Allah'tan korkun, beni misafirlerime rezil rüsvay etmeyin. İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?» dedi."  (Hud Suresi, Ayet:78)

HADİSLER:

1. (1614)- İbnu Abbis (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhis-salâtu vesselam) buyurdu ki: "Kimin Lût kavminin sapık işini yaptığını görürseniz, faili de mePûlü de öldürün". [Tirmizî, Hudud 24, (1456); Ebu Dâvud, Hudud 29, (4462, 4463).] Tirmizî, Ebu Hüreyre'nin de böyle bir rivayette bulunduğunu belirtir. Ebu Dâvud 'da İbnu Abbis (radıyallahu anhümâ)'tan yapılan bir rivayette: "Lûtilik yaparken yakalanan bekâr (yani muhsan olmayan kişi) de recmedilir" denmiştir.

AÇIKLAMA:

Livâta  yapanlara  tatbik  edilecek  hadd  hususunda  âlimler  farklı  görüşler  ileri  sürmüştür:  Şâfii'nin  iki  görüşünden  daha  zahir  olanına göre -ki Ebu Yusuf ve İmam Mu-hammed de bu görüştedir- failin haddi, zina haddidir. Yani  muhsan  ise  recmedilir,  muhsan  değilse  yüz  sopa  vurulur.   Mef'ûle   ise  Şâfî'î'ye   göre, muhsan da olsa gayr-ı muhsan da olsa,   kadın da  olsa,   erkek de  olsa  yüz  sopa  ve  bir  yıl  sürgün  cezası  verilir.

İmam Mâlik ve Ahmed İbnu Hanbel  başta,  diğer bir kısım' âlimlere  göre , lûtîliğin  cezası  recmedilmektir, muhsan da olsa gayr-ı  muhsan da  farketmez.

İmam Şâfii'nin  ikinci  bir  görüşü,  sadedinde  olduğumuz  hadisin  zahirine  uygun  olarak  failin de mef ûlün de öldürülmesidir.

Öldürülüş tarzı hususunda: "O pis işi yaptıkları ev tepelerine yıkılır" diyenler olmuştur, "Uçurumdan atılarak öldürülür" diyenler de olmuştur.

Ebu Hanife:  "Bunlar  azarlanır,  levmedilir  fakat  hadd  uygulanmaz" demiştir.

Münzirî'rim et-Tefgîb ve't-Terhîb'de yazdığına göre, halifelerden dört tanesi  lutiyi  yakmıştır:  Hz.Ebu Bekir, Hz.Ali, Abdullah İbnu 'z-Zübeyr ve Hişâm İbnu Abdilmelik.

İbnu Ebî'd-Dünya ve Beyhakî'rim rivayetlerine göre, Halid İbnu '1-Velîd, Hz.Ebu Bekr (radıyallahu anhümâ)'e yazar ki, bir Arap karyesinde kadın gibi nikahlanan bir erkeğe rastlamıştır.  Hz.Ebu Bekir, bu haber üzerine Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm)'ın ashabını  toplayıp  ne yapmak gerektiği hususunda fikirlerini alır. Hz.Ali (radıyallahu anh):  'Bu günahı tarihte tek bir ümmet işlemiştir.  Bildiğiniz  gibi  Allah da  o  kavmi  helak   etmiştir, ben bu adamın yakılmasını uygun görüyorum'' der. Bunun üzerine bütün  ashabın  re'yi  onun  yakılması  hususunda  icma etti.   Hz.Ebu Bekir de (Halid İbnu Velid'e yazarak) adamın yakılmasını emretti".

2. (1615)- Yine İbnu Abbâs (radıyallahu anh)'ın rivayetine göre, "Hz. Ali, Lûtîlik yapan çifti yaktırmıştır. Hz.Ebu Bekir (radıyallahu anh) üzerlerine bir duvarı yıktırmıştır". [Rezîn ilavesidir.]

3. (1616)- Hz.Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhis-salâtu vesselam) buyurdular ki: "Lût kavminin iğrenç fiilini işleyen  kimse  mel'ûndur". [Rezîn ilavesidir. (Münzirî'de kaydedilen uzunca bir hadisin parçasıdır).]

4. (1617)- Hz.Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam): "Ümmetim için en ziyade korktuğum şey Lût kavminin amelidir"  buyurdular". [Tirmizî, Hudud 24, (1457); İbnu Mâce, Hudud 12, (2563).]

5. (1618)- Hz.Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam): "Kadına dübüründen temas eden mel'undur" buyurdular" [Ebu Dâvud, Nikâh 46, (2162).]

AÇIKLAMA:

Bu hadis, kadınlara arka uzvundan temas ermenin haram olduğuna delâlet eder.   Esasen   Kur'ân-ı Kerim, "Kadınlarınız tarlalarınızdır, tarlalarınıza  (ön tarafa)  nasıl  isterseniz  öyle  varın!"  (Bakara 223)  mealindeki  âyeti  ile  ekime elverişli cinsi  uzva  teması  irşad  etmiştir.   Birçok  hadiste   Resûlullah sarih bir ifade ile arka uzuvdan teması şiddetle yasaklamıştır. Müteakip  hadis bu  rivayetlerden  biridir.   Burada  kaydedilmeyen  bir  Tirmizî hadisi de şöyledir:  "Hayızh kadına arka uzvundan temas eden, kahine giden Muhammed'e ineni inkâr etmiştir".

6. (1619)- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: "Allahu Teâlâ hazretleri, erkeğe temas eden veya kadına arka uzvundan temas eden erkeğe (kıyamet günü rahmet nazarıyla) bakmaz". [Tirmizî, Radâ 12, (1165).]

7. (1620)- Yine İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam): "Kim bir hayvana temas ederse onu öldürün, hayvanı da beraber öldürün" buyurdu". İbnu Abbâs'a: "Hayvanın günahı ne, (o niçin öldürülsün?) diye sorulmuştur.  Şu  cevabı verdi: "(Bu hususta Resûlullah'tan bir şey işitmedim). Tahminimce eti yenmesin veya ondan istifade edilmesin diyedir.  Zira ona, bu muamele yapılmıştır".  [Ebu Dâvud, Hudud 30, (4464); Tirmizî, Hudud 23, (1454).]  (Prof. Dr. İbrahim  Canan,  Kütüb-i  Sitte, C/6, sh:253-255)

 HAYIZ BÂBI

  Dübürden  murad karısının  dübürüdür.  Zâhire  göre  erkeğin  dübürüne  cimâ'ı   helâl   gören  kimsenin  kâfir  sayılacağında hilâf yoktur.   Velev ki  aşağıdaki  ta'lil onun hakkında da zâhir olsun.  Bunu Tahtavi söylemiştir ve: «Çünkü haram ligayrihidir.» sözünü  kasdetmiştir.

Ben derim ki: İkrah bahsinde görüleceği vecihle livata (oğlancılık) zinâdan daha şiddetli haramdır. Zira livata hiç bir suretle  mubah  kılınmamıştır.   Bir  de  onun  çirkinliği  aklen  bellidir.  (.....) 

ZİNA HADDİNİ GEREKTİREN VE HADİS-İ ŞERİFE BİNAEN ŞÜBHENİN KIYAMI VAKTİNDE HADDİ GEREKTİRMEYEN CİNSİ YAKINLIĞIN HÜKÜMLERİ BÂBI

METİN

Dübürden  cinsi  yakınlıkta  bulunan  kimseye   İmam-ı  Azam (R.A.)'a  göre;  zina  haddi  vurulmaz,  fakat   tazir  edilir,  imameyn'e göre;   zina   haddi   vurulur.  Eğer   bir   kimse   kölesine   yahut cariyesine yahut zevcesine dübürden cinsi yakınlıkta bulunursa, ittifakla   had   vurulmaz,  fakat   tazir  olunur.   Bunlardan   başkasına  dübüründen  cinsi   yakınlıkta bulunursa, İmameyn (Rh.A)'e göre;  zina  haddi  vurulur.

Dürer'de «ateşte yakmak, üzerine duvar yıkmak, yüksek bir yerden taşla beraber yüzüstü bırakmak gibi helak edici şeylerle cezalandırılır» diye zikredilmiştir.   Hâvî'de   zikredilmiştir  ki;  tazirde  esah  olan  celddir.   Fetih'de tazir olunup ölünceye kadar veya tevbe   edinceye   kadar  hapsolunur»   denilmiştir.

Bir  kimse  livâta  (dübürden  cinsi  yakınlıkta   bulunma)yi   âdet  edinirse,  veliyyü'l-emir   onu  siyaseten  öldürür.

Şarih der ki:  Bahır'dan naklen Nehir'de   zikredilmiştir  ki;   «livâtayı âdet edineni, veliyyü'l-emir siyaseten öldürür»  diye kayıtlamakda kaadının  siyasetle  hükmedemiyeceğini  ifade   etmek vardır. Halbuki Muînü'l-Hükkâm'da   «kaadının bazı yerde siyaset icrası vardır» diye tasrih edilmiştir.  (.......)

FER'İ MESELE:  

   (.......)  Bahır'da  zikredilmiştir ki;  livâtanın   haram   olması,   zinanın   haram   olmasından  daha  şiddetlidir, çünkü livâta hem aklen, hem şer'an hem  de  tab'an  haramdır.   Zina   ise   tab'an  haram  değildir.   Çünkü zinanın haram olması evlenme ve satın alma ile zail olur. Livâtanın   haram   olması   ise   ebedidir.

İmam-ı Azam'a göre livâtada, haddin olmaması hafif olduğu  için değildir,   bilâkis  pek büyük günâh olduğu içindir. Çünkü bir kavle göre  «had»  günâhları  temizleyicidir.   Müctebâ'da zikredilmiştir ki; livâtayı helâl gören kimse cumhûr-i ulemâya göre; kâfir olur.

İZAH :

«İmameyn  (R.A.)'e   göre ilh...»   Yani  dübürden  cinsi  yakınlıkta  bulunan   kimseye   İmameyn  (Rh.A.)'e  göre;  zina  haddi  vurulur. Bu   kimse,   muhsan   değil   ise   celd   vurulur.   Muhsan   ise   recmedilir.   Nehir.

«Dürer'de «ateşte yakmak» ilh...» Yani «imam-ı Azam'a göre; dübürden cinsi yakınlıkta bulunan kimse bu cezalardan biriyle ta'zir edilir» diye Dürer'de zikredilmiştir. Nehir sahibi, Dürer sahibine «bu habîs fiili âdet edinen kimsenin cezası yalnız bunlardan ibaret değildir» diye itiraz etmiştir. Çünkü Ziyâdat'da zikredilmiştir ki; habîs fiili âdet edinen kimse hakkında verilecek ceza veliyyü'l-emr'in re'yine   bırakılmış   olup   dilerse,   onu   öldürür   dilerse   döver,   dilerse   hapseder.

Eşbah'ta   zikredilmiştir ki;   İmam-ı Azam (Rh.A.)'a göre; dübürden cinsi yakınlıkta bulunan kimseye zina haddi vurulmaz. Ancak bu habîs   fiili,   tekrar   yaparsa,   müftâbih   olan   kavle  göre;  öldürülür.

«Havî'de  zikredilmiştir ki; ilh...» Hâvî'l-Kudsî'nin ibaresi şöyledir: Dübürden cinsi yakınlıkta bulunan kimseye tatbik edilecek tazir hususunda;   fukaha'dan   bazıları   «celd vurulur»,   bazıları «yüksek bir yerden atılır», bazıları «kokmuş bir yere hapsedilir» demişlerdir. Daha başka cezalar verileceğini söyleyenler de vardır. Yalnız hadım edilmez ve tenasül uzvu kesilmez. Ta'zirde esah olan, celd  yapılmasıdır.    (.......)

   «Livâtayı   helâl   gören  kimse   cumhûr-i ulemaya göre kâfir olur ilh...» Şarih,  hayız bahsinde «hayalı kadına cinsi yakınlıkta  bulunmayı   ve dübürden,  cinsi yakınlıkta  bulunmayı   helâl   gören   kimsenin   kâfir   olmasında   ihtilâf olduğunu beyân etmiş   sonra   Siraciyye'den   naklen   Tatarhaniyye'de zikredilenle ihtilâfın arasını bulmuştur.   Şöyle ki; fukahanın kâfir olmaz kavilleri   kölesine   yahut   cariyesine   yahut   zevcesine   livâtayı   helâl   gören   kimse   hakkındadır,   fakat bunlara livâtada bulunmak   haramdır.

Şürünbülâlî'de «fasıkların bunu helâl zannedip cüret ve şerçte etmemeleri için bu mesele öğrenilir, fakat öğretilmez» diye zikredilmiştir. Fukahanın kâfir olur kavilleri kölesi, cariyesi ve zevcesinden başkasına livâtayı helâl gören kimse hakkındadır.

TETİMME: Livâta   için   başka   hükümler de  vardır:  Livâta  ile mehir  vâcib  olmaz,  fasid  nikâhta  iddet  lâzım  olmaz,  hülle  sabit olmaz,   ricat sabit olmaz, ekseri ulemaya göre musahere hürmeti sabit olmaz. Bir rivayete göre ramazanda keffâret sabit olmaz, bununla   kazfedene   had  vurulmaz,   imameyne  göre  vurulur, bununla Han okunmaz, İmameyne göre; okunur. Bahir. Bu Müctebâ'dan  alınmıştır.   Sirac'dan   naklen   Şürünbülâlî'de   livâta   üzerine   adil   iki  kimsenin şehadeti kafi olup dört kişinin şehadeti   şart   değildir.   İmameyne   göre;  şarttır.

İKRAH KİTABI

METİN

BİR UYGULAMA MESELESİ: Fâkihlerin   illetlerinin   zahirine  göre, livatanın hükmü ise, zinaya   zorlanan  kadının hükmü gibidir. Çünkü  onda çocuk yoktur. Mülcî   ikrah  ile  ona   ruhsat   verilir.   Ancak şu kadar var ki. haramlık  bakımından bu zinadan daha şiddetli olduğundan   zina   ile   livatanın  arası  tefrik edilir.    (....)

İZAH:

«Fakihlerin  illetlerinin açık anlamına göre ilh...» Yani onların illeti, bir erkek zina yapması için mülcî ikrah ile zorlansa, ona zina yapması  için  ruhsat  verilmez.  Çünkü  manâ  itibariyle  zinada bir nefsi öldürmek vardır. Ama zorlanan kadın olsa, kadına ruhsat verilir.   Çünkü   kadının   zinadan  doğuracağı  çocuğun  nesebi  kadından  kesilmez.

«Livata hiçbir yolla mübah değildir ilh...»  Ama  kadınla  cinsel  tekarrüb   bunun  aksinedir.   Çünkü   bu   nikâhla veya cariye edinmekle   mübah olur.

«Aklen de çîrkindir ilh...»Zira livatada mefulü zelil etmek vardır. Akıl da buna engeldir. Bunun aklen çirkin olmasına, insan tabiatına çirkin  gelmesi de  eklenir.   Zira   livata,  necaset   ve  necaseti   çıkarma  yeridir.   Tohum  ekme  yeri  ve  temiz değildir. Bunun aklen ve  teban   çirkin   olması,   şer'an   çirkin olmasına eklenince onun haramlığı zinanın haramlığından daha şiddetli olur. T.   (.......)    (İbn-i  Abidin,

  KADINLARA  DÜBÜRLERİNDEN  VAT' ETMENİN  HARAMLIĞI:

"Ulemâ-i Müslimîn'in  sözleri şunun üzerine ittifak etmiştir ki: Karısını veya cariyesini dübüründen vat'eden ve kubülünü terkeden kimsenin   üzerine  had  ikame  olunmaz.   Şundan  dolayı  ki,  Şâr-i  Hakim'den  bu  hallerde  bir  had  vârid olmamıştır.

Fakat   onlar   demişlerdir ki:   Bu şenî ameli  işleyen  kimse  uhrevî   azabı   icab  eden  bir  günâhla  günahkâr  olur. Çünkü, şer'an memnu  olan   kendisine   müsamaha   edilmeyen bir fiili hattâ kendisine düşmekten ve  sokulmaktan  nehyedilen bir fiili irtikâb etmiştir.   Rasul-i Mâ'sum  Salavâtullâhi Ve Selâmuhû Aleyhi'den,   kadınlara   dübürlerinden   vat'  etmeyi  haram   kılan birçok hadîsler   vârid   olmuştur.   Huzeyme  b. Sabit,   Ebû Hureyre,  Alî b. Talk   Rahimehullâh   Taâlâ   küllehüm,   Resûlullâh Sallellâhu Aleyhi  Ve  Sellem'den   rivayet   etmişlerdir ki:   o   şöyle  buyurdu:  «Kadınlara dübürlerinden vat' etmeyiniz.»

Ömer b. Şuayb'den, o, babasından, o, dedesinden, o, Peygamber Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'den rivayet etmiştir ki, şöyle buyurdu:

«O  küçük livâtadır» , yani  kadınlara  dübürlerinden  vat'  etmek.   Hammâd  b. Seleme, Hakim b. el-Esrem'den, o, Ebû Temîm'den, o,  Hüreyre  Radiyallâhû  Taâlâ  Anhüm'den  rivayet  etmiştir  ki:   Resûlüllah  Sallellâhu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyurmuştur:

«Hayız  bir kadına veya  bir  kadına dübüründen vat'  eden  veya   bir  kâhini  ve  onu   tasdik  eden kimse Muhammed üzerine nazil olan  şeyi  inkar  etmiştir.»   Bunu  Tirmizî,  ve  İmâm Ahmed rivayet etmiştir.   Kur'an  da  nikah  yani  vatı'  mekânını   tahdid  etmiştir  ki,  bu,  kubüldür.  Çünkü o, hars   mahallidir.   Çocuğun da  kendisinde bittiği bir mekândır.  Başkasını  haram  kılmıştır.   Câbir  b.  Abdullah  Radiyallâhû  Anhüma'dan  olunmuştur ki,   kubülünden   fakat   arka taraftan bir kadına  vat'  eden  kimse   hakkında   Yahudiler,  Müslümanlara demişlerdir ki,  onun  çocuğu   şaşı  olarak  geldi.   Bunun  üzerine Allah  Taâlâ   inzal   buyurdu   ki:  

«Kadınlarınız, sizin  (evlâd yetiştiren) tarlanızdır.  O  hâlde tarlanıza   dilediğiniz  gibi  gelin.   Kendiniz   için önden (iyi amelden) gönderin  (hayırlılar yetiştirin).   Bir  de  Allâh'dan  korkun  ve  bilin  ki,  her  halde  siz   ona   kavuşacaksınız.  İman edenlere müjdele.»  (Bakara Sûresi, Ayet:223)

 Resûlullâh Sallellâhu Aleyhi   Sellem buyurmuştur ki: «Mahrecden (ön ferçden) olduğu müddetçe  ön  taraftan ve arka taraftan getirebilir.»

  Müteaddid   tarikden   rivayet   olunmuş, onu işlemekten ve onun taatîsinden men eden, birçok hadisler vârid olmuştur. Çâbir Radiyallâhû  Anh'den   rivayet  olunmuştur  ki,   o  şöyle  dedi:   Resûlullâh  Sallellâhu Aleyhi  Ve  Sellem  buyurmuştur ki:

«Haya ediniz, çünkü Allah haktan haya etmez. Sizin için kadınları dübürlerinden vat' etmek helâl olmaz.» Yine îmâm Ahmed,  Huzeyme b. Sâbit'den  rivayet etmiştir ki:

«Resûlullâh Sallellâhu Aleyhi Ve Sellem, erkeğin, karısına dübürden vat' etmesinden nehyetti.» Diğer bir tarîkle ise Resûlullâh  Sallellâhu Aleyhi  Ve  Sellem  buyurdu ki:

«Haya ediniz, çünkü Allah  haktan  haya etmez; kadınlara dübürlerinden vat etmeyiniz.»  Bunu Nesâî  ve  İbn-i Mâce, Huzeyme  tarîkinden  rivâyet  etmişlerdir.   Tirmizî  ve  Nesâî ise İbn-i Abbâs Radiyallahu Anhü'den    rivâyet etmiş ve şöyle demişlerdir:  Resûlullâh  Sallellâhu  Aleyhi  Ve  Sellem  buyurmuştur ki:

«Allah bir adama veya  bir  kadına dübüründen vat' eden bir adama bakmaz.»   Sonra  Tirmizî  dedi  ki:  B u hadis Hasen-Garîbtir.  Abd  dedi  ki: Bize  Abdurrazzâk  haber  verdi  ve  dedi ki; Bize Muammer b. Tâvûs  babasından  haber verdi ki, bir adam İbn-i Abbâs'dan  kâdına, dübüründen  vat' etme  hakkında  sordu.  O  da  dedi  ki:  (Bana küfürden soruyorsun).   Bunun isnadı sahihtir.   Aynı  şekilde  onu  Nesâî de Ibn-i Mübarekten,  o,  Mamerden onu ve onun benzerini rivayet etmiştir.   Abd  yine  tefsirinde  demiştir  ki:  İbrahim,  Hâkim'den,  o  babasından  o  İkrime'den   bize  haber  vermiş,  demiştir ki:  İbn-i  Abbâs'a,  bir  adam  geldi  ve dedi  ki:   Ben  ehlime  dübüründen  vat'  etmiştim.  Şimdi  ise,  Allah  Taâlâ'nın  şu  kavlini  işitmiş bulunuyorum.

«Kadınlarınız  sizin  (Evlâd  yetiştiren)  tarlanızdır.   O  hâlde  tarlanıza  dilediğiniz gibi gelin.»   Ben  zannettim  ki,  bu,  bana  helâldir. O da  dedi ki  Ey Veki'  «Ekin  yerinizi  istediğiniz  gibi  ekiniz»  sözü   ancak  ayakta  iken  oturarak, ön taraftan,  arkasını  çevirerek  kubüllerinden  demek  olup   bunun   gayrına  tecavüz  etmeyiniz,  demektir.   El-İmâm Ahmed rivayet etmiştir   ki:  Abdussamed bize haber verdi, bize Humâm haber verdi   Katade  b. Amr Şuayb'den,   o babasından,  o  dedesinden bize haber  verdi  ki : Peygamber  Sallellâhu  Aleyhi  Ve  Sellem  buyurdu  ki:  "Kadına dübüründen vat' eden kimse küçük livâtacıdır.»

Abdullah  b.  Ömer  Radiyallâhu Anhuma'dan  rivayet  olunmuştur  ki;  o  şöyle  dedi:  Resûlullâh Sallellâhu Aleyhi Ve Sellem buyurdu ki:   «Yedi  kimse vardır ki: Allah onlara kıyamet gününde ne bakacaktır, ne de  onları  tezkiye edecektir.  Ve der ki; cehenneme girenlerle  beraber   giriniz.  Mefûl,  eline  vat'  eden,  hayvana   vat'   eden,  kadına   dübüründen   vat'  eden,   karısı   ile  onun kızını bir   arada   cem  eden,   komşusunun  helâllısına   cima   eden   ve   komşusu   lanet  edinceye  kadar  komşusuna  eziyet  eden  kimse.»

El-İmâm  Ahmed  rivayet  etti,  dedi ki:  Abdurrazzak  bize  haber  verdi  Mamer  Süheyl- b. Ebî  Salih'den,  o  Haris b. Mehle'den,  o Ebû  Hureyre   Radiyellâhu  Anh'den,  o  Peygamber   Sallellâhu  Aleyhi  Ve  Sellem'den    naklen  bize  haber   verdi  ki,  şöyle buyurdu:

«Karısına  dübüründen vat' eden kimseye Allâh nazar etmez.»  Nasâî  Ebû  Hureyre  Radiyallâhu  Anh'den   rivayet   etmiştir ki;  o  şöyle  dedi:   Rasûlullah  Sallellâhu Aleyhi Ve Sellem buyurmuştur ki:

  «Karısına  dübüründen  vat'  eden  kimse  mel'undur.»   Diğer  bir  rivayette  «Kadınlara  dübürlerinden vat' eden kimse mel'ûndur.»

Nesâi  demiştir ki:  Bize İshâk  b. Mansûr  haber  verdi  ki;  bize Abdurrahman b. Mehdi b. Süfyân es-Scvri, Leys b. Ebî Selîm'den o, Mücâhid'den,  o,  Ebû  Hureyre'den  haber  verdi  ki,  o  şöyle  dedi: 

«Erkeklerin kadınlara dübürlerinden vat' etmeleri küfürdür.»    Sonra  onu   Bindar'dan,  o  Abdurrahman'dan  rivayet  etmiştir  ki,  o  şöyle  dedi: 

«Kadına   dübüründen   vat'  eden   kimsenin  işte  bu  yaptığı  küfürdür.» 

Aynı   şekilde bunu Nesâî,  Sevrî  tarîkinden,  o,  Leys'den,  o,  Mücâhidden,  o  Ebu  Hureyre'den,  o  Peygamber Sallellâhu Aleyhi Ve Sellem'den   rivayet   etmiştir  ki,  o  şöyle buyurdu:

«Erkeklerden ve kadmlardan bir şeye dübürlerinden vat' eden kimse kâfir olmuştur.»   Burada  hadisteki  küfür ile murâd   ancak  nimeti   küfürdür.   Bu   ise   Allah  Azze  Ve  Celle'nin,   kendilerini  helâl  kıldığı  kadınlardır.

İbn-i  Mesûd   Peygamber   Sallellâhu  Aleyhi  Ve  Sellem'den   rivayet   etmiştir  ki,  o  şöyle  dedi:  «Kadınların dübürleri haramdır.»

Sevrî  Salt  b. Behrâm'dan,  o  Ebû   El-Mu'temir'den,  o,  Ebû  Cuveyriye'den   naklederek dedi  ki:  Ebû Cuveyriye şöyle dedi: Bir adam  Hz.  Alî'den   kadına dübüründen  vat'  etme   hakkında sordu. O da  dedi  ki: Sefil oldun. Allah seni sefil kılsın, işitmedin mi, Allah  Azze Ve Celle'nin şu  kavlini 

«Alemlerden  hiçbir   kimsenin  daha  önce  işlemediği  fahişe   fiili  siz  mi  işlersiniz?».   İmâm İbn-i Kesir, tefsirinde dedi ki:   İbn-i Abbas'ın,   İbn-i  Mesudun,  Ebû'd-Derdâ'nm,  Ebû   Hureyre'nin   ve Abdullah b. Amr'm bunun haram kılındığı hakkındaki   sözleri   yukarda   geçmiştir.   Bu  ise  Abdullah b. Ömer Radiyallâhu Anhüma'dan,  şeksiz  şüphesiz,  onu  haram  kıldığı sabittir.   Rivayet   olunmuştur  ki:   Bundan   o   sorulduğunda,  demiştir   ki;  acaba  Müslümanlardan bir kimse bunu yapar mı? Rivayet  olunmuştur ki;  İmâm Mâlik b. Enes'e   bir  adam  sormuştur  ki:  Kadınlara  dübürlerinden  vat'etme hakkında ne dersin? O da  dedi  ki:  Siz  hiçbir  şey  değil, ancak  Arap kavmisiniz.   Hars   ekin   yeri   olmaz,   ancak   ziraat  mevzii  olur.  Ferci  öteye  geçmez.   Dedi  ki:  Ey  Ebû  Abdullah,  onlar  bunu  serfin  dediğini  söylüyorlar.   Dedi ki,  «onlar  bana  karşı  yalan  söylüyorlar,  bana iftira   ediyorlar.»   Rahimehullâh  Taâlâ'dan  sabit  olan  işte  budur:

Bütün    İmamların,  Hanef'lerin,  Şâfiîlerin,  Hanbelilerin  ve  Mâlikî'lerin  bir  ihtilâf  olmaksızın   sözleri   şunun  üzerine  ittifak etmiştir ki,   bu   fiil   harâm   kılınmış   ve   şeni   görülmüş  ve   hallerden   hiçbir   halde   ne  karıda  ne  cariyede, ne de onların gayrında   caiz   görülmemiştir.     Bu   Said b. el-Nüseyyib'in,   Ebû   Seleme'nin, İkrime'nin,  Tavus'un,  Atâ'nın,  Said b. Cübey'rin,  Urve b. ez-Zübeyrin,   Mücâhid  b. Cebrin,   Hasan  el-Basrî'nin ve   Seleften  olan   onların  gayrı   bütün   kimselerin  sözüdür.   Onlar bu   fiili  şiddetli  bir   münkerlikle   münker   gördüler.   Onlardan  onu  işlemeye  küfür   diyenler oldu.   Bu   ise  Cumhûr-i  Ulemâ'nın  Mezhebî'dir.   Bu amelin   haram    olması   üzerine   delâlet   eden   şeylerden   biri   de   Allah   Taâlâ'nın   şu   kavlidir:

«Kendiniz   için  (iyi amelleri) önden gönderiniz.»   «Bunun mânâsı kendisinden   sizi  nehyettiğim  haram  kılınmış  şeyleri   terketmek   gibi   kendisinden    nehyettiğim   şeye   imtisal   ile   birlikte   tâat   fiilinden   olan   şeyleri   önceden   gönderiniz,»  demektir.  Bundan dolayı buyurdu ki:

 «Bir de Allâh'dan korkun ve bilin ki, muhakkak siz O'na mülâki olacaksınız.»   Yani  kadınlarmıza  vat' etmekte Allâh'dan   ittika  ediniz,  onlara herhangi   bir   surette   vat'  etmeyip ancak hars  mevziinden vat'  ediniz  ki,  bu  mevzi  fercdir.  O  sizi bütün  amellerinize   karşı   muhasebe   edecektir.   İşte  bu   çirkin   amel de   bu  cümledendir.   Allah Taâlâ'nın;

«Müminleri  müjdele»  kavli,  Allah Taâlâ'ya   emretmiş  olduğu  şeylerde   itâat  ediciler   ve   kendisinden men ettiği şeyi de bırakan   kimseleri   müjdele,  demektir.  Eğer   denilirse  ki;   Allahu  Taâlâ'nın   şu   kavli;

«O kimseler ki, onlar ferçlerini  hıfzedicidirler,  ancak  karılarına  kudretleriyle  edindikleri  cariyelere  karşı  değil,  çünkü  onlar bunlarda  levm  olunmazlar»  sözü  kadınlara  dübürlerinden   vat'  etmenin  mübah  olmasını  iktizâ  eder.  Çünkü  ibahet   bir  şeyle   kayıtlanmaksızın   ne  de  bir  mekâna   mahsus   olup   diğer   mekâna   tahsis   olunmaksızın  mutlaka   vârid olmuştur.    Buna   karşı  cevâp   ise:   Allah  Taâlâ  buyurmuştur ki:

«Onlara  Allah'ın   size  emretmiş  olduğu  şekilde vat' ediniz.» Sonra  Allâhu  Taâlâ  buyurmuştur ki: «Harsinizi dilediğiniz şekilde vat' ediniz»    Böylece bu âyet  şer'an  kendisiyle  emr  olunan  mevzii  beyân  etmiştir  ki    bu kendisinden çocuğun   geldiği   hars   mevziidir.   Haram   kıldıktan   sonra    mutlak   vatı  murad  etmedi,   ancak   çocuk   doğacak  mevzide   itlâk etti.   Bu   ona   maksûr   olup   başkasına   geçmez.   O   bununla   beraber   Allahu  Teâlâ'nın   şu   kavlini de  beyan  edicidir.

«Ancak  kanlarına  veya  cariyelerine karşı  değil.»   Nitekim  haiz   kadına   vat' etmenin  haram  olması,  Allah Taâlâ'nın şu kavlini  beyan   ettiği   gibi:

«Ancak  karılarına  karşı  değil.»   İşte bu âyet hâiz kadının zikr olunan  hükümleri   üzerine  tertiplenmiş (sıralanmıştır). O halde Bekara  Sûresindeki   âyet   vat'ın   mubah  olmasının  başkasında değil,  fercde  caiz   olan   üzerine  hasr  olunduğu üzerine delâlet eder.   Çünkü   o,  Ayet'i  Kerimenin   üzerine  nas    ettiği   hars   mevziidir.  Zira   şöyle   demiştir:

«Harsinizi  getiriniz,  (İrat ediniz).»   Bu  ise  çocuk  doğurma  mevziidir.   Bekir  er-Râzî el-Cassâs, Kitabı olan Ahkâm-ı Kur'ân'da   kadınların   dübürlerinden vat' edilmelerini  zikri   esnasında  demiştir  ki;   ashabımız  bunu  haram  kılarlar ve ondan şiddetli   bir   şekilde  nehyederler.

Alî  b. Talk Rahimehullâh'dan  nakl   olunmuştur  ki,  o  şöyle  dedi:   Rasûlullâh Sallellâhu Aleyhi Ve Sellem'den işittim ki, o şöyle buyurur:

«Kadınlara dübürlerinden  vat'  etmeyiniz.  Çünkü  Allah  haktan  haya   etmez.»  Bunu  el-İmâm Ahmed ve Tirmizî rivayet   etmişler   ve   buna   Hasen  Hadis demişlerdir.

Bundan açıklanmıştır ki, kadınlara dübürlerinden vat' etmek çirkin  bir  iş,  kaba  bir  suçtur.  Şer'  onu  tanımaz,  ne  de  âkil  kişi  ona razı    olur.  Onun  mefsedetleri   ise  ne  sayılır,  ne de  sayıya  gelir.   Bilâkis  muhtemel ki   ferd  ve  aile  üzerine  ve  cemâatler üzerine haram   kılınmış   olan    nevilerden   onun   gayrı   herhangi   bir   cinayetten   daha   tehlikeli  oldu.   O hâlde  kadmlarm  dübürlerinden vat' eden,   Lût   kavminin   amelini   işleyen   ve   onun   İslâm'da   caiz   olduğunu   zan   eden   işte  o  sefil   kimseler  Allâh'dan  ittika   etsinler.

Allahu  Taâlâ'dan   hıfz   etmesini   ve   sapıklığa  düşüp  ayağımızın  kaymasından   korumasını  dileriz."   (Mezahib-i  Erbaa,  Dört  Mezhebin  Fıkıh  Kitabı,  C/7,  sh:236-243)

KADININ CİNSEL ORGANINDAN BAŞKA YERİYLE TEMASTA BULUNMANIN HARAMLIĞI

 Allah Teâlâ buyuruyor ki:

"Kadınlarınız sizin tarlamzdır. O halde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın. Kendiniz için ileriye hazırlık yapın ve mutlaka Allah'a kavuşacağınızı bilin. (Ey Muhammed bunu) inananlara müjdele." (Bakara, 223)

Bazıları  dediler  ki:  Âyet-i kerîmede geçen "kadınlarınız" kelimesinden  maksat,  size âit olan nikâhlı karılarınızdır; başkalarının karıları  değil.   Şu  halde  kadın-erkek arasındaki ilişki, kadınla erkek arasında yapılan nikâh akdine ve manevi irtibata dayalı olan meşru   çerçeve  dahilinde  cereyan  etmelidir.   Böyle   olunca  da  bu   irtibatın  şer'î  sınırlar   içinde   olması   gerekmektedir.   Böylece  Kur'ân-ı  Kerim  bizleri   zinadan   uzak   durmaya,   evlenip   akrabalık  bağları   tesis   etmeye   davet  etmektedir.   Sonra  da kadını;  kocası   için   bir   tarla,  çocuk   yetiştirme yeri olarak niteliyor. Bu   nitelemesiyle  Kur'ân-ı Kerim, gözler önüne şöyle bir manzara  seriyor:   Ekilmeye hazır bir tarla... Ekinci olan sahibi onu sürüyor...   İçine   tohum   atarak ürün vermeye hazır hale getiriyor.... Bunun yanı sıra onu gözetip koruyor... Ona zarar verecek sürgünleri ve zehirli otları ayıklıyor ki, ondan beklenen ürünü alabilsin.

Rasûlullah (s.a.) bir   hadis-i  şeriflerinde  şöyle  buyurmuştur:  "Karısına arkasından yaklaşan adama Allah (rahmet nazarı ile) bakmaz"  (Neseî)

İbn  Kayyım el-Cevziyye,  Hz.Peygamber (s.a.)in cinsel temas konusundaki uyarılarından bahsederken şöyle der:

"Anüsten cinsel temasta bulunmaya gelince; peygamberlerden hiç biri bunu mubah saymamıştır."   Seleften  bazı    âlimlerin, kadının anüsünden   cinsel  temas   yapmayı caiz  gördüğünü  söyleyenlerin   sözü   yanlıştır. "Allah'ın emrettiği yerden onlara (kadınlara) varın." (Bakara: 22)   mealindeki âyet-i kerîme, kadınla anüsten cinsel temasta bulunmayı iki yönden haram kılmaktadır.  

Bunlardan   biri  şudur:  Âyet-i Kerîme, erkeğin, tarlaya   varmasını  mubah kılmıştır.  Tarladan  kasıt,  vaginadır.  Yoksa   ezâ   yeri olan  anüs  değildir.   "Allah'ın size emrettiği yerden onlara varın" âyet-i kerîmesinde  geçen "yer"den kasıt da vaginadır. "Tarlanıza dilediğiniz gibi varın" ayetinden kadınlarla vaginadan cinsel temasta bulunmanın şart olduğu anlaşılmaktadır. Vaginadan   olmak   kaydıyla,   önden de,   arkadan da   kadınlarınızla   cinsel   temasta   bulunabilirsiniz. "  (İbn Kayyım el-Cevziyye, Zâdü'1-Meâd)

İbn Abbas (r.a.) "Tarlanıza varın..."   âyetinde kastedilen mahallin kadının vaginası olduğunu söyler.   Aybaşı   gibi   geçici   bir  ezâ dolayısıyla   normal   teması   dahi   Allah  haram  kıldığına  göre,   devamlı   ezâ   yeri   olan   anüsten   cinsel   temasta   bulanmayı   nasıl   haram   kılmaz!   Kaldı ki   buradan   yapılan    temasta birçok kötülükler vardır. Çünkü böyle bir temasla neslin üremesi kesintiye   uğrar.   Kocanın  cinsel  temasta  bulunması,  kadının  hakkıdır.   Anüsünden   temasta bulunmak, onun bu hakkını yitirmesine  neden  olur.   Bu   durumda   kadın   ihtiyacını  gideremez,   şehvetini   tatmin   etme   amacına ulaşamaz. Kaldı ki anüs, cinsel  temas için yaratılmamıştır.   Bu  iş için yaratılan organ, vaginadır. Vaginayı bırakıp da anüse yönelenler, Allah'ın bütün hikmetlerinden  ve  şeriatinden  sapmış, sınır dışına çıkmış olurlar.   Anüsten   temas   yapmak  erkeklere de   zarar  verir.   Bu   sebeple   filozoflar,   doktorlar ve akıllı kimseler, anüsten cinsel temasta bulunmayı yasaklamışlardır. Çünkü vagina, penisteki dölsuyunu  tamamıyla  çekme   özelliğine  sahiptir.   Anüs ise,   cinsel temasın tabiatına aykırı olduğu için, penisteki dölsuyunun tamamını  çekmez.   Ayrıca,   temasta bulunan kimseyi de zorlayıcı ve zahmetli hareketlerde bulunmaya mecbur kılar. Çünkü orası pislik   ve   kazurat   yeri   olduğu   için   bu   şekilde   temasta   bulunmak   yaratılışa aykırıdır. Anüsten cinsel temasta bulunmak, kadına da   zarar   verir.   Kadına   buradan   yaklaşmak,   insan tabiatının hoşlanmadığı bir  şeydir ve bu şekilde cinsel temasta bulunmak,   karı-koca arasında şiddetli  bir  nefrete  yol  açar.   İnsanda keder ve üzüntü meydana getirir. İnsanlar, bu   şekilde   temas  edenden  ve  edilenden  nefret  ederler.   Bu,   insanın  yüzünü  karartır,   kalbindeki   nuru söndürür. Yüzünde vahşet   meydana  getirir.   Bu   vahşet, onun siması haline gelir.   Azıcık  firaset   sahibi  olanlar,  bu gibi kimseleri görür görmez tanırlar.   Bu   çirkin   fiili   işleyenlerin   yüzlerindeki  güzellik,   yerini çirkinliğe bırakır. Aralarındaki sevgi ve muhabbet, yerini karşılıklı   öfke  ve  lânetleşmeye  terkeder.   Bu   hayâsızca   davranış, nimetlerin   zevaline  ve  belâların   inmesine  yol  açar.  Kişiyi Allah'ın   gazab   ve   lanetine   mâruz   bırakır.   Allah   ondan   yüz  çevirir.   Ona   rahmetle   bakmaz!   Artık   bundan   sonra o adam ne   gibi   bir   hayır bekler? Hangi kötülüklerden emin olur?   Allah'ın  gazaplanıp  lanet  ettiği,   yüz   çevirdiği   ve   rahmet nazarıyla bakmadığı   bir   kul,   nasıl   yaşar?

Hz. Peygamber (s.a.) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

"Hayızlı kadınla veya kadının ters organından cinsel temasta bulunan kimseyle, bir kâhine gelip onun söylediklerini doğrulayan kimse, Muhammed'e indirileni inkâr etmiş  olur."   (Neseî, Ebû Dâvud, Tirmizî, İbn Mâce)

 Ömer b. Hattab (r.a.), Rasûlullah  (s.a.)'a   gelerek:  "Ey  Allah'ın  Rasûlü!   Ben   mahvoldum!" dedi.   Rasûlullah (s.a.): "Seni mahveden  nedir?"  diye sordu. Ömer (r.a.): "Dün gece bineğimi ters çevirdim. (Hanımımla, ben arkada olduğum halde vaginasmdan temasta   bulundum"  dedi. Rasûlullah (s.a.) ona cevap vermedi.   Daha sonra Cenâb-ı Allah şu âyet-i kerimeyi inzal buyurdu: "Kadınlarınız  sizin  tarlanızdır,  o  halde  tarlanıza  nasıl  isterseniz  öyle varın"  (Bakara, 223) Hz. Peygamber (s.a.) efendimiz,  Hz. Ömer (r.a.)e   hitaben  dedi  ki:  "(Vaginadan  olmak kaydıyla)   ister  ön   taraftan,  ister   arka   taraftan yap. Yalnız   anüsten   veya   karın   hayızlıyken   temas   yapmaktan   Sakin." (Neseî, Tirmizî, Taberânî)

Adamın  biri   Hz. Peygambere (s.a.)   karısına   arkadan yanaşan erkeğin durumunu  sordu.   Peygamber (s.a.) ona: "Helâldir!" diye ceva p verdi.   Adam   ardını   dönüp   gidince   Peygamber  (s.a.)  onu   çağırdı,   ya  da  emir   verdi de   çağırıldı. Ona   şöyle  dedi: "Sen nasıl söylemiştin, iki delikten hangisinden? Arkadan yaklaşıp penisi vaginaya yerleştirmek şeklindeyse, evet. Yoksa eğer arkadan   yaklaşıp    penisi    anüse   yerleştirmek   şeklindeyse,   hayır!   Allah,  hak (ki söylemek)tan çekinmez. Kadınlara anüslerinden   gelmeyin!"   (Neseî, et-Tahâvî)

Talmut'ta da anlatıldığı gibi, yahudilerin tuhaf hallerinden biri de şudur: Onlara göre, erkeğin hanımıyla anüsten cinsel temasta bulanması   caizdir.   Anlayışlarına   göre   kadın,   şehevi   yararlanma   bakımından,   kasaptan  satın   alman   bir et parçası gibidir. Onu   canı  nasıl   isterse   öyle   yer.  Dilerse  haşlayarak,   dilerse  kızartarak  yer!...

Said  bin  Yasar der ki: Ben, İbn Ömer'e (r.a.) şöyle dedim: Biz cariyeler satın alıyor, onlarla tahmîd yapıyoruz. "Tahmîd dediğin de nedir?"  diye  sordu.  Ben,   onlarla   anüslerinden  cinsel   temasta  bulunuyoruz,  dedim.   "Öf!  Bunu  müslüman bir kimse yapar mı?" dedi.

Muhammed  Nasır'üd-Din  Elbânî,   "Adâb'üz-Zifaf' adlı kitabında yukarıdaki haberin, kadınlarla anüsten cinsel temasta bulunmaya, İbn  Ömer'in   şiddetle   karşı   çıktığını   açıkça   ifade   eden   bir   nass   olduğunu   söylemektedir.   Kadınla   anüsten   cinsel   temasta   bulunmak,   cinsel   ihtiyacını   tatmin   etmediğinden   dolayı,   onu   zinaya   itebilir!" (Mahmud Mehdi İstanbuli, İslâm'da  Evlilik ve  Cinsel  Mutluluk,  sh:128- 131.  Çağrı yay.İst.)

                       BEŞİR  ERYARSOY'DAN  BİR  ALINTI

"Kadınlar   sizin  için bir tarladır. Tarlanıza nasıl isterseniz öyle varın. Kendinizi önceden hazırlayın. Her davranışınızda Allah'tan korkun,  biliniz ki O'na mülâki olacaksınız, müminleri müjdele!.."(2/223). Şimdi mealini verdiğimiz âyette tarladan maksadın çocuk yetiştiren anlamına geldiği   açıktır.   Erkek  spermi (tohum),   kadın   yumurtaları   ile   kadın   rahminde (tarla) birleşerek çocuk teşekkül   etmekte, bu çocuk rahimde (tarlada) gelişmekte ve bildiğiniz gibi   belli   bir  süreden  sonra  da   dünyaya gelmekte, insan cinsi   böylece devam etmektedir. Bu açıdan rahim tarla olarak adlandırılmıştır. Bu sebeble de çocuk yetişmesi mümkün olmayan mahalden  (dışkı çıkan mahalden) kadınlara yaklaşmanın da kesinlikle "Lûtîlik" olduğu bir gerçektir. Zaten bu tür ilişki cinsel ilişki değildir. Yukarıda da bilir-titiğimiz   gibi   cinsel   ilişki de tarafların   organların   cinsel  organ olması ilişkiyi cinsel-leştirir. Bir tarafın organı  cinsel organ, diğerinin   organı  cinsel organ değilse (dışkı organı ise)  bu  ilişkiye  cinsel  ilişki  demek   mümkün  değildir.   İlişkinin   cinsel olmasında cinslerinde aynı olması yani insanın insan cinsi ile, hayvanın hayvan cinsi ile olması da doğal olanıdır. Cins farkının bulunmasının da   cinsel   sapma olduğu bir garçektir  ve  Kur'an  cinsel  sapmanın   her  türü  içi n "sapkınlık"  deyimini kullanmaktadır.   Haddi   aşmak  olarak da  nitelenen  bu  tür  ilişkiler  İslam'ın  kabul  etmediği  ilişkilerdir  ve  haramdır.


Bildiğimiz   kadarı   ile dört büyük mezhep imamının da haram görüşünde  birleştiği   sapık ilişkileri İslam aleminde yaygın olarak bilinmekle   birlikte   kimi   kendini   bilmezler   kadın   erkek (karı - koca)   arasındaki   cinsel   sapmaya   cevaz  verebilmişlerdir.
Şiada   olsun, sünnilerde olsun müslümanlık adına Kur'anın yasakladığı cinsel sapma Allah'tan korkanlar için asla caiz değildir ve olamaz.   Bunu  meşru  veya  mazur  göstermek  için  hiç  bir  makul  ve   meşru   gerekçe   gösterilemez. "
Hayasızlık" olarakta nitelenen   sapık   ilişki  gerek erkekle erkeğin, gerek erkekle kadının, gerekse cins farkı bulunan varlıkların ilişkileri için kullanılmıştır.   Hayvanla   insan,  erkekle   erkek  ve  erkeğin  kadının   dışkı   organı   ile ilişkisinin adı Kur'an da "hayasızlık",  "çirkin işler", "haddi  aşmak", "beyinsizlik",  "fuhuş-aşırılık",  gibi vasıflarla vasıflandırılmakta ve kınanmaktadır. Hayvanlarda  cinsel  sapma  hiç  görülmemektedir.
Her ne sebep  gösterilirse  gösterilsin  diğerlerinde,   olduğu   gibi   erkeğin   kadının   dışkı organı ile ilişkisi (karı-koca arasında da olsa)  kesinlikle   caiz   değildir.
 
 
Yukarıda   mealini   verdiğimiz Bakara Suresinin 223. âyetindeki "... Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın..." ifadesi karı-koca arasındaki   meşru' cinsel ilişkideki pozisyon anlamındadır. Asla cinsel olmayan bir ilişki söz konusu değildir. Nitekim resulullah (s.a.)'ın:   "Dübüründen karısına yaklaşan mel'undur." sözü de konuyu Kur'an ışığında aydınlatmaktadır. Kim ki Kur'an'a teslim olmuşsa   işte   o   kurtulanlardandır.
"Yine İmam Ahmed Resûlullah (s.a.)'ın buyruğunu rivayet etmektedir:
"Dübüründen karısına yaklaşan mel'undur."
Kadınlara dübürlerinden (arka taraflarından) yaklaşmak haramdır. Kendilerinden sabit olmuş nakillerle dört imam bunun üzerinde  icmâ  etmişlerdir.   Bunun   dışındaki  görüşler de  red  edilmiştir.
 Ay hali veya lohusa olduğu zaman önden hanımına yaklaşması mı, yoksa arkadan yaklaşması mı daha büyük haramdır? Mesele ihtilaflıdır. Bu durumda ay hali olan bir kadına önden yaklaşmanın daha ağır bir haram olduğunu söyleyenler şöyle demişlerdir: Bir kişinin şehveti bastırılamayacak kadar kabarır ve bunu ne hanımının karnına ne baldırlarına dokunarak dindiremiyor ise, o zaman arkadan hanımına yaklaşır, ay hali veya lohusa olduğu zaman önden ona yaklaşmaz. Bununla birlikte yine haram işlemiştir, istiğfar etmesi vacibdir."

(*) El Esâs fit tefsir, Cilt: 2, Said Havva, Şamil Yayınları sh.: 47, Tercüme: Beşir Eryarsoy.

"Kadına Arka Organdan Yaklaşmak

Kadına arka organdan temas ne şekilde olursa olsun kesinlikle haramdır. Şayet kadın bu işe razı olacak olursa, o da büyük günaha ortak olur. Eşler arası bile olsa anal ilişki livata olarak adlandırılmış olup, yasaklanmıştır.

Cenab-ı Hak buyuruyor:

"Ey Muhammed! Sana kadınların ay başı halinden de soruyorlar. De ki: O bir eziyettir Onun için ay başı halinde oldukları zaman kadınlardan çekilin ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. İyice temizlendikleri zaman ise Allah'ın emrettiği yerden onlara varın, yaklaşın Şüphesiz ki Allah çok tövbe edenleri de sever, çok temizlenenleri de sever."  (Bakara Suresi :222)

"Kadınlarınız, sizin için bir tarladır. O halde tarlanıza dilediğiniz gibi varın ve kendiniz için ileriye hazırlık yapın. Allah'tan korkun ve bilin ki siz mutlaka O'nun huzuruna varacaksınız. Ey Muhammed, müminleri müjdele!" (Bakara Suresi :223)

Cinsel ilişki çocuğun çıktığı yerden olmak şartıyla ister kadının yüzü dönük olsun size, isterse arkası, Cenab-ı Hak (C.C.) helal olan yere ekin tarlası diyor. Yani çocuk yetişen doğum olan yer, bunun dışında herhangi  bir yerden varmak haramdır.

Allah Resulu  (SAV) buyuruyor:
"Kadınlara  arkadan varmayınız."
"Kadınlara arkadan yaklaşana lanet edilmiştir."
"Allah'ın size emrettiği yerden kadınlara yanaşın."

Erkeğin cinsel organının sünnet kısmı kadının arka organına sokulmasıyla bu haram işlenmiş olur.  Karısının tenasül uzvunu bırakıp da livata edenlere, şiddetli tazir lazım olur.

Kaynaklar:

1) Büyük Kadın İlmihali, Rauf Pehlivan
2) İlmihal, İslam ve Toplum, Türkiye Diyanet Vakfı
3) Günümüz Meselelerine Açıklamalı Fetvalar, Mehmed Emre
4) Tirmizi                      
Rauf Pehlivan, Kaynaklarıyla Büyük Kadın İlmihali  

                             KADINA ARKADAN YANAŞMANIN HÜKMÜ

Kadına dübüründen yanaşmak haramdır. Dolayısıyla erkeğin kadına dübüründen yanaşması haram olup bazı imamlar bunu zina olarak değerlendirmişlerdir. Her ne kadar livata olarak isimlendirilmese de livata gibidir. Bazen kadın livatası da denilmektedir ki bununla erkeğin kadına dübüründen yaklaşması kastedilmektedir. Livata diye isimlendirildiğinde erkeğin erkeğe yanaşması anlamı kastedilir, bir başka anlamı yoktur. Bu nedenledir ki kadına dübüründen yanaşmak livata sayılmaz. Dolayısıyla kadına dübüründen yanaşmanın haram olması, zina oluşundan ya da livata oluşundan kaynaklanmamaktadır. Çünkü bu, zina olmadığı gibi livata da değildir. Ancak bu konu hakkında şer’î deliller vardır. Allahu Teâla şöyle buyurmaktadır:

"İyice temizlendikleri vakit Allah'ın size emrettiği yerden onlara varın."

Bu ayet, kadına Allah'ın yaklaşılmasını emrettiği yerden, kadının cinsel organından yaklaşılması gerektiğini kayıt altına alan bir nasstır. Bunun anlamı şudur; Allah'ın size yaklaşmanızı emrettiği yerin dışında bir başka yerden onlara yaklaşmayın. Bu emir, nikahlanma emrindeki şu ayetler gibidir:

"...Hoşunuza giden kadınlarla evleniniz..."

"İçinizdeki bekarları evlendiriniz."

"...Velilerinin izniyle onlarla evlenin..."

Bu ayetle de vurgulanan husus evliliktir. Erkeklerin kadınlara Allah'ın emrettiği yerden, cinsel organdan yaklaşmaları şer’î nassın gereğidir.

Ali b. Ebu Talha İbni Abbas'tan şunu rivayet eder:   "Allah'ın size emrettiği yerden..." ayetinden maksat cinsel organdır. Bunun dışına çıkmayınız. Kim bunun dışına çıkarsa haddi aşmış olur." Mücahid der ki: “emrettiği yerden” ayeti cinsel organdan anlamına gelmektedir." Bu ayetin yüce Allah'ın şu ayetine atıf olduğu söylenemez: "Onun için adet halinde kadınlarınızdan ayrılın.Çünkü ayetin tamamı şöyledir:

"Sana adet halinden soruyorlar. De ki: O, bir ezadır. Onun için adet halinde kadınlarınızdan ayrılın. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. İyice temizlendikleri vakit, Allah'ın size emrettiği yerden onlara varın..." *

Böyle bir ifade kullanılamaz, çünkü hayız hali, mekanla değil zamanla alakalı bir husustur. Şayet mekanla alakalı bir husus olsaydı, hayız zamanının dışında onlara yaklaşınız denilirdi. Tam tersine ayet mekana delalet edecek bir şekilde gelmiştir. Bunun, hayza çevrilmesi mümkün değildir. Zira "haysü" lafzı ancak mekana delalet ettiğinden dolayı kesinlikle hayız anlamına gelmez. Allah'ın size emrettiği yerden yani cinsel organdan yaklaşınız anlamına gelir. Nikah ve evlilik ayetleri de bunu emretmektedir. Bu anlamı, bu ayetin hemen ardından gelen ve kadının, nesil için olduğunu açıklayan ayet de teyit etmektedir. Ayet adeta şu anlama gelmektedir: Neslin geldiği yerden yaklaşınız. Nesil ise ancak cinsel organdan gelmektedir. Bu nedenle ayet şöyledir:

"Allah'ın size emrettiği yerden onlara varın. Şüphesiz ki Allah hem tevbe edenleri hem de temizlenenleri çok sever. Kadınlarınız sizin için bir tarladır. O halde tarlanıza dilediğiniz yerden varın."

Bu ayette yer alan: "Kadınlarınız sizin için bir tarladır." ifadesi, daha önce gelen: "Allah'ın size emrettiği yerden onlara varın." ayetini açıklamaktadır. Bu ifade, Allah'ın, yaklaşılmasını emrettiği yerle, cinsel organla ilgili bir açıklamadır. Yine ayette yer alan: "tarlanızdır" ifadesi ekilecek yer anlamında kullanılan bir kinayedir. "dilediğiniz yerden" ifadesi, nasıl isterseniz demektir.  kelimesi nereden isterseniz değil nasıl isterseniz anlamına gelir. Çünkü  kelimesi "nasıl" anlamında kullanılmaktadır. Nadiren karşılaşılabilecek durumlar haricinde "nereden" anlamında kullanılmaz. Her iki anlamda da kullanılacağını varsaysak bile; "tarlanızdır." ifadesi burada, "nereden" anlamına değil "nasıl" anlamına ait bir karinedir. Bu karine iki yerde birden gelmektedir. "Kadınlarınız sizin için bir tarladır" ifadesi, ekin anlamına geldiği ve ekin yerinden gelinmesi hususunda yeterlidir. Ancak yaklaşma konusunu anlatırken "onlara dilediğiniz yerden varın”, ifadesi kullanılmamış, tam tersine, (ekin) kelimesi kullanılarak şöyle denilmiştir: "O halde tarlanıza dilediğiniz yerden varın." Ayette; her türlü ihtimali ortadan kaldırmak ve tekid için "kadınlara dilediğiniz yerden varın" ifadesi kullanılmamıştır.

Adeta Allahu Teâla şöyle demektedir: Ekin yerinden yaklaşmak kaydıyla kadınlara dilediğiniz şekilde yaklaşmanızda size bir günah yoktur. "O halde tarlanıza varın." ifadesi cinsel organdan yaklaşma hususunda kesin bir nasstır. Diğer taraftan bu ayetin nüzul sebebini oluşturan kadınlara nasıl yaklaşılması gerektiği yönündeki soru da buna delalet etmektedir. Süfyan b. Said es-Sevri'den: Muhammed b. el-Münkedir Cabir b. Abudullah'ın şöyle dediğini haber veriyor: "Yahudiler; kim karısı ile arkası dönmüş bir halde cinsi münasebette bulunursa çocuk şaşı olur, derlerdi. Bunun üzerine; "Kadınlarınız sizin için bir tarladır. O halde tarlanıza dilediğiniz yerden varın."     ayeti nazil oldu. "Bir hadiste ibni Cüreyc, Rasulullah (sav)'in: "Fercden (cinsel organdan) olduktan sonra önden ve arkadan." dediğini rivayet eder. Bu nedenledir ki; "Allah'ın size emrettiği yerden onlara varın." ayeti, Allah'ın emrettiği yerin dışından onlara varmanın haram olduğuna delalet eder. "Kadınlarınız sizin için bir tarladır." ayeti, Allah'ın yaklaşılmasını emrettiği yeri yani cinsel organı açıklayan bir ifadedir. Bunlara ilave olarak nikah ve evlilikle ilgili ayetler de buna delalet etmektedir. Bunların tamamı kadına dübüründen yaklaşmanın haram olduğuna delalet etmektedir. Öte yandan kadınla dübüründen ilişki kurmanın haram olduğuna açıkça delalet eden birçok hadis vardır.

Huzeyme b. Sabit'ten:  Rasulullah (sav) erkeğin karısıyla dübüründen temasta bulunmasını yasakladı.”

İbni Abbas'tan: Rasulullah (sav) şöyle dedi: "Allah Teâla bir kadınla ya da bir ekekle dübüründen temasta bulunan kimseye (kıyamet günü) rahmet nazarıyla bakmaz.”

Amr b. Şuayb babasından onun da dedesinden rivayet ettiğine göre Rasulullah (sav) şöyle demiştir:  "Karısına dübüründen temasta bulunan kimse küçük livata yapmış olur.”

Ali b. Talk'dan Rasulullah (sav) şöyle dedi: "Kadınlara dübüründen temasta bulunmayın. Şüphesiz ki Allah hakkı söylemekten (açıklamaktan) utanmaz."

Bu hadisi ayrıca Ahmed İbni Hanbel, Ebu Muaviye'den rivayet etmekte ve şöyle demektedir: Bize Abdürrezzak anlattı, Ma'mer Süheyl b. Ebu Salih'ten, el-Haris'ten, Muhlid'den o da Ebu Hüreyre'den nakletti: "Şüphesiz ki Allah, karısına dübüründen temas kuran kimseye (kıyamet günü rahmet) nazarıyla bakmaz.”

Yine Ahmed'den: Bize Affan, Vüheyb, Sehl Haris b. Muhalled'den onun da Ebu Hüreyre'den rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah (sav) şöyle dedi:  "Şüphesiz ki Allah, karısı ile dübüründen cima yapan adama (kıyamet günü) bakmaz."

Bu hadislerin  tümü kadınlara  dübüründen  temas  etmenin  haram  olduğu  hususunda  delildirler. Dolayısıyla erkeğin karısına dübüründen  temas  kurması  haramdır.   Ancak   şeriat  bunun   için   ceza  olarak belli bir ceza koymadığından dolayı  bu  hususta  verilecek  olan  ceza  had  cezaları   kapsamında   değerlendirilemez.   Tazir   cezaları  kapsamına girer. Bu   nedenle   imam ya  da  hakimin   bu   fiili   işleyen   kimseye  caydırıcı   ve   acıtıcı  bir  ceza  vermesi   gerekir.   Çünkü ceza  her ne  kadar tazir cezası olsa da caydırıcı ve acı verici olması lazımdır. Evla olan bu hususun hakimin takdirine bırakılmasıdır.   Abdurrahman  Maliki  "  

 Yazıyı  Hazırlayan : Nizameddin DEMİR....                (Abdullah  AZİZ)