KAPLAMA DİŞ MESELESİ

                                  

    SORU: Mektubunuzda: «— Kaplama veya dolgu diş hususunda birçok hocaefendi değişik hükümler söylüyorlar. Bazısı: «— Bilmeden taktırdı iseniz, söktürmeyin. Fakat gusül abdesti alırken, Şafii mezhebine uyarak niyet etmeyi unutmayın. Yeni taktırmayı düşünüyorsanız, çıkarılıp - takılabilen muharrik diş yaptırın» tavsiyesinde bulunuyor. Bazıları ise; «— Zaruret olduğu için, dolgu diş yaptırmanızın bir mahzuru yok. Ancak yaptırmadan önce gusül abdesti alın» diyor. Bir kısmı da: «— Kaplama veya dolgu dişi olan imam; dişleri sağlam olan cemaatin önüne geçemez. Bu sebeble kimin arkasında namaza durduğunuza dikkat edin» diyor. Şaşırıp kaldık. Bu farklı yarumlann sebebi nedir? Nasıl amel etmeliyiz?» diyorsunuz.

   CEVAP:  Kur'an-ı Kerim'de: «— Eğer cünüp iseniz vücûdunuzu tertemiz ediniz» (1) hükmü beyan buyurulmuştur. Ayet-i Kerimede geçen «Fetahhârû» (tertemiz edin) emri, «mübalağa sığasıyla gelmiş ve vücûdun zahirinde (dış uzuv hükmünde) olan her yerin yıkanmasının farz olmasını» gerektirmiştir. Hanefi fûkahasi: «— Ağıza ve buruna su vermek, cünüp olan herkese farzdır» (2) hadisini esas alarak; ağız ve burunun da dış uzuv hükmünde  olduğunda  ittifak etmiştir. Bütün  kaynaklarda gusülün  farzları:  "Mazmaza  (Ağıza su  vermek),  İstinşak  (Buruna su vermek) ve bütün bedeni iyice yıka maktır» (3) şeklinde  yer  almıştır.  Burunda bulunan kuru kirin (altına  su geçirmeyeceği için) güsüle; mani  olacağı da, bir-çok kaynakta yer Almıştır. (4) Dolayısıyle önce  o kuru kirin temizlenmesi  gerekir. Ayrıca bir kimsenin vücûduna; balık pulu veya çiğnenmiş ekmek yapışmış olursa ve bu maddeler altına su geçirmezse, o  kimsenin gusül abdestinin caiz olmayacağı bilinmektedir. (5) Önce bunları temizlemek durumundadır. Ağız ve burunda; (Hanefi  ulemasına  göre)  dış  uzuv  hükmünde  değerlendirildiği  için;  ayette  geçen   «Fetah harû» (Tertemiz edin)  emri  ve  sünnette yer alan delil gereğince  yıkanması gerekir.

      Kaplama  ve  dolgu  diş;  atlına su geçirmeyeceği için bu amelî farzın edasına engeldir, İbn-i Abidin:  Farz; kati ve  zanni  olmak  üzere  iki  nevidir.  Zanni  farz; müctehidin (Kat'i delilleri esas alarak)  zannına  göre farz olan şeydir» demiştir. Buna aynı zamanda ameli farz'da denilmiştir.  Kat'i  farzı  inkar  eden  kimsenin  küfre düşeceği hususunda ihtilâf yoktur.   Ancak  ameli farzın durumu  farklıdır. Amel etmeyi gerektirdiği halde; reddeden küfre nisbet  edilmez.  Çünkü  mücmel  olan   bir  nassın, izahından ibarettir.  Bu girişten sonra mektubunuza geçelim;  kaplama  veya  dolgu  diş  yeni  bir hadise!.. Müctehid imamların yaşadığı dönemde; sallanan dişlerin altın veya gümüşle bağlanması ve bu sâyede muhafaza edilmesi yaygın bir usûldür. Fûkaha; dişlerin altın veya gümüşle bağlanması konuşunda, bir-çok hüküm beyan etmiştir. (6)

      İmamı Azam Ebı Hânife (rh.a.) altınla;  ilgili  olarak  Resûl-i Ekrem (SAV)'in:   "Şu  ikisi (altın ve ipek)  ümmetimin  erkeklerine  haram,  kadınlarına  helâldir»  hadisini  esas  alarak, altın  dişin  haram  olduğunu  beyan  etmistir,  îmameyn'in  kavli  ise  farklıdır.  Hz.  Afrece  b. Esad  (RA)'dan   rivayet edilen haberde;  kendisinin  kilâb  harbinde  burnunun  koptuğunu, önce  gümüşten  bir burun yaptırarak taktığını, bunun  feci  koku  yapması  üzerine Resûl-i Ekrem (SAV)'in  altından  yapılmış  bir  burun taktırmasına izin verdiğini» esas alarak; altından  diş  yaptırmanın da  caiz  olduğunu  beyan  etmişlerdir.  (7)  İmam-ı   Azam   Ebu Hanife: «Hz. Afrece b. Eşad (RA)'dan  gelen  haberin,  Hz. Ali (RA) ve  bir  cemaat tarafından  rivayet  edilen  mütevatir  hadisin hükmünü tahsis edemiyeceğini; zaruretin gümüşle  giderilebileceğinin  sabit  olduğunu»  ısrarla  belirtmiştir.  Esasen  Hanefi  usulünde «— Üzerinde ittifak edilen umumi hüküm, hususi olana tercih edilir»  kaidesi  mevcuttur.  Hz. Afrece b. Esad (RA)'dan  gelen  haber  hususidir.  Sadece  ona  mahsus  olma  ihtimali  vardır.  Halbuki  altının  erkeklere haram olmasıyla ilgili mütevatir haber, umumi  bir  hükmü  bildirir.  Fakat  herhangi  bir  mükellef; muttaki bir ulemaya müracaat eder ve (o da) kendisine imameyn'in  içtihadı  ile  (Yani  altın diş taktırabileceğine dair) fetva verirse,  mesele  yoktur.   Mükellef üzerine düşen (şer'i hükmü, sorup-öğrenme mecburiyetini)  görevi  eda  etmiştir.

   Dişlerinden şikayeti olan  bir mü'min; bu konuda mütehassıs olan bir diş doktoruna müracaat eder. Tabii o diş doktorunun;  İslâmi  hükümleri bilmesi ve «Zaruret sınırı» hakkında ilim sahibi olması, tercihe şayandır. Çünkü ibadet hayatını yakından ilgilendiren bir hadise sözkonusudur. O mütehassıs dişçi  «Kaplama veya dolgu yapılmasında zaruret vardır» derse, o sahada ehl-i hibre (ehli  vukuf, bilirkişi) durumunda olduğu için, onun sözüyle amel edilir. Mektubunuzda sözünü ettiğiniz hocaefendilerin hiçbirisi, diş sahasında mütehassıs değildir. Dolayısıyle «— Yaptırılmaması, söktürülmesi veya müteharrik diş yaptırılması vs..»  gibi  tavsiyeleri   o sahada mütehassıs olmadıkları için) tutarlı değildir. Usûl-i Fıkıh'ta yerleşmiş olan kaidelerden birisi de; müctehid olan bir kimsenin, fıkıhın dışındaki konularda (Tıp, vs..) beyan ettiği sözlerinin amele konu olmamasıdır. Tabii o sahalarda  mütehassıs   ise;  müctehid  olduğu  için  değil,  mütehassıs  olduğu  için  dinlenir!..

    Kaplama  veya dolgu diş yaptıran kimselerin (Ki bu bir zaruret sonucu olabilir) gusül abdesti alırken, Şafii mezhebini taklid etmeleri gerekir. Bilindiği gibi Şafii Fûkahasma  göre  gusülün  farzları;  niyet  etmek  ve  bütün  vücûdu  güzelce  yıkamaktır. Ağıza ve buruna su vermek:  «— On şey vardır ki, bunlar fıtrattandır» şeklinde başlayan hadiste rivayet edildiğine göre sünnettir. Dolayısıyle bu meselede hiçbir zorluk yoktur. Mükellef; zaruri bazı durumlarda, sırf o meseleye has olmak üzere, bir başka mezhebin hükmü ile amel edebilir. Çünkü (müctehid olmayan) mükellefe vacip olan; bir müctehidin içtihadı ile amel etmesidir.  Bilindiği  gibi;  namaz kılmak için abdest alırken (Hanefi fûkahasına  göre de) ağız ve buruna su vermek sünnettir. Dolayısıyle: «— Kaplama veya dolgu diş yaptıran kimsenin abdesti yoktur» diyen  hocaefendi,  bu  noktada yanılmıştır!..

     Mektubunuzdaki son meseleye gelince: «— Kaplama veya dolgu dişi  olan imam, dişleri sağlam olan cemaatin önüne geçemez. Bu sebeble kimin arkasında namaza durduğunuza dikkat edin» diyen   hoca efendilerin varlığından söz ediyorsunuz!.. Sanıyorum  meseleyi;  sıhhatteki kuvvet noktasından ele alıyorlar. Hanefi fukahası: «— Ayakta namaz kılan bir kimse, oturarak namaz kılan bir imama iktidar edebilir mi?» sualine cevap verirken, «— Ayakta duran kimsenin hali, oturan kimsenin halinden daha kuvvetlidir. Kıyas esas aLndığı zaman, kuvvetlinin imam olması (yani ayakta duranın) gerekir» hükmünü  beyan  etmiştir.  İmam-ı  Azam  Ebû Hanife  (rh.a.) :  «— Resûlallah (SAV) son namazını oturarak, Sahaba-i Kiram ise onun arkasında ayakta iken namazı eda ettiler»  hadisini,  esas  alarak,  kıyasa  başvurmamıştır.   Ulemanın bu konuda tercih ettiği  ictihad;  başta  ilim,  takva,  verâ  ve  kıraat  olmak üzere (Sıhhat de dahil) daha kuvvetli olanın imamete geçirilmesidir. (8) İmamete geçen bir kimsenin dikkat edeceği sebeblerden  birisi de;  bütün  mezheplere  göre  abdestli  olmasıdır.

     Çünkü  arkasında;  amelde  farklı  mezhepleri taklid eden mü'minler bulunabilir. Sanıyorum   mektubunuzdaki   mesele   vuzuha  kavuşmuştur.   Mecmua-i  Cedide'de yer alan hüküm şudur : «— Üzerine gusül farz olan zeydin: içi boş olan dişleri altın veya gümüşle doldurulmuş olup, çıkarılmasındaki zorluk ve meşakkat kafi olmakla, gusül ederken o dişlerin içine su ulaşmayıp, bu şekilde «Zaruret olsa», suyu  o  dişlerin  içine  ulaştırmak farz olmayıp, zahirini  yıkamak  kifayet  etmekle  tâhir  olur  mu?»  ELCEVAP : Olur»   Osmanlı  devletinin  son yıllarında; bu konu gündeme girmiş ve zaruretle ta'lîl edilmiştir. Halbuki zaruret mefhumu; sınırları  alabildiğine  geniş bir mahiyet arzetmez. Bu durumda; muharrik diş varken, kaplama ve dolgu yaptırma caiz olmaması gerekir.  Halbuki diş mütehassısları bazı hallerde kaplama ve dolguyu tercih etmektedirler. Bazı hocaefendiler;  mecmua-i  cedidede,  sadece  «Zaruret» ileri sürülerek verilen bu hükmün kesin olduğu kanaatindedirler. Neye dayandığı sabit olmayan bu tür hükümler; herhangi  bir  müctehidin  kavli  gibi  değerlendirilmez.  Dua  buyurunuz." (Yusuf  Kerimoğlu )

(1) El-Maide Suresi:6

(2) İmam-ı Merginani - El Hidaye  Şerhü Bidayetü'l Mübtedi- Kahire:1965 C : 1. Sh : 16

(3) Şeyh Abdülgani El Meydanı - El Lübab fi Şerhi'l Kitab - Beyrut: 1400 C : l Sh : 14 Ayrıca

     Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi Şerhü Gureri'l Ahkam - İst: 1307 C : 3 %h : 17, İbn i

     Humam - Fethû'l Kadir - Beyrut: 1315 C : l Sh : 38.

(4) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - ist : 1982 C : l Sh : 220, Ayrıca Ibn-i

     Hümam - A.g.e. C : l Sh : 39.

(5) Şeyh Nizamüddin ve Heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut : 1400 C : l Sh : 13. Ayrıca

     İbn-i Hümam - A.g.e. C : l Sh : 39.

(6) Geniş bilgi için : İmam-ı Merginani - A.g.e. C : 4 Sh : 82-83, Ayrıca  Şeyh  Muhammed b.

     Süleyman - Mecmuaû'l Enhur (Şerhû Damad) - İst: 1316 bşk- ofset Beyrut ty C : 2 Sh :

     535,  İbn-i Hümam - A.g.e. C : 8 Sh : 95-96.

(7) İmam-ı Muhammed - Siyer-i Kebir - İst : 1980 Evs Yay. C : l Sh : 147, Ayrıca İmam

     Merginani,  A.g.e. C : 4 Sh : 82-83.

(8) İbn-i Hümam - A.g-e. C : l Sh : 261 vd. Ayrıca Imam-ı Merginani.- A.g.e. C : l Sh : 57 vd.