KAFİRE  DUA  VE  İSTİĞFAR (1)

     SORU:  Özellikle   cenaze   gibi   merasimlerde   imamların   kafir   olduğu bilinen mevtaya   dua   ve   istiğfar   ediyorlar.   Cemaat da  "âmîn" diyor.  Bu mahzurlu değil midir?

     CEVAP: Rasulüllah Efendimiz (S.A.V.) küfür üzere ölen bir yakını için  "Eğer Allah yasaklamazsa  ona  mağfiret  dileyecegim" (1) deyince   şu   âyet-i kerime  nazil  oldu:   "Cehennemlik  oldukları anlaşıldıktan sonra akraba dahi olsalar, müşrikler için mağfiret dilemek Peygambere ve mü'minlere yaraşmaz"  (2)   Münafıklardan  Abdullah b. Ubey b. Selül'ün cenaze namazını Rasulüllah Efendimiz kıldırmıştı. (3)   (O münafıkları tanıdığı halde, siyaseten davranışta onları   mü'minlerden ayırmıyordu). Bu konuda da şu âyeti kerime geldi: "Onlardan ölen kimsenin namazını sakın kılma!  Mezarı başında da durma. Çünkü onlar A1lah'ı ve Rasulünü inkâr ettiler, fasık olarak öldüler" (4)   Şu  ayetin de aynı konu   ile   alâkalı   olarak   geldiği  söylenir:

     "Onlara ister bağışlanma dile, ister dileme, farketmez. Onlara yetmiş defa bağışlanma dilesen de Allah onları asla bağışlamayacaktır. Bu, onların Allah'ı ve Rasulünü inkâr etmesinden ötürüdür. Allah fasıklar güruhuna hidayet vermez"  (5)  

      Bu naslar karşısında, özellikle Malikî Imam Karafi meseleyi bütün detayı ile ele almış ve özet olarak:  "Kafirin bağışlanması için dua etmek küfürdür (dua eden kâfir olur). Çünkü, Kur'ân'ı Kerim birçok âyetle müşrikleri Allah'ın bağışlamayacağını, kâfirlerin Cehennem'de ebedî kalacağını kesinkes haber verdikten sonra böyle bir şey istemek, Allah'ı yalanlamak ve sanki'(Ya Rab! Sen öyle diyorsun ama bağışlaşan daha iyi edersin) demek olur. Bu da küfürdür. Tüm mü'minlerin bağışlanmasını istemek de haramdır.  Çünkü günahkâr mü'minlerin Cehennem'de, bir süre için de olsa, kalacakları sahih hadislerle bildirilmektedir." (6)  

      Bu görüş Hanefilerce biraz ağır bulunur ve "kâfirin bağışlanması için dua etmek küfürdür, tüm mü'minlerin  bütün  günahlarının  bağışlanması   için  dua  etmek  ise  haram  değildir"  denir.   Ibn Âbidîn buna açıklık getirirken der ki:

   "Mesele şuradan kaynaklanıyor: Allah'ın va'dinden dönmeyeceğini kendi kelâmıyla biliyoruz. Ama acaba vâdinden (azab edeceği sözünden ve tehdidinden) de dönmez mi? Işte Karafi ve onu izleyenler, Allah'ın va'di gibi vâdinden de dönmeyeceğini düşünerek, eğer Allah kâfirleri Cehennem'e koyacağını ve onların orada ebedî kalacağını bildiriyorsa bunun aksini istemek Allah'ı isabetsizlikle suçlamak ve onu tekzib olur, bu ise küfürdür diye düşünmüşlerdir.  Hanefi  İbn  Emîr el Hâcda (7)    kâfire   dua konusunda onlar gibi düşünmüş tüm mü'minlere dua konusunda  biraz daha müsamahalı davranmıştır.  Doğrusu da budur."  (8)

       Buna   göre  kâfir  olarak  ölen  birisi için dua etmek küfürdür. Ancak küfrü açık (bevâh) olmayanlara   günahlarıyla   küfür   damgası   vurup onları mü'min   saymamak da bizim hakkımız değildir. Meselâ Allah'ın birliğine, Hz. Muhammed (sav)'in   peygamberligine,   Kur'ân'ın   bütününe inanan   birisi   Haccâc  gibi  zalim  de olsa onu kâfir saymak bizim elimizde değildir. Ama bunlara olduğu gibi inanmamış,  ya da   bunları   tahkir   etmişse,   onu da   mü'min   saymak  bizim  elimizde değildir.

     Mesele ölmüş gitmiş kâfirler için böyledir. Hayatta olan kâfirlerin doğru yolu bulmaları için dua etmenin   ise caiz olduğu görüşü hâkimdir. Çünkü Rasulüllah Efendimiz Uhud Günü mübarek dişleri kırılıp,   yüzü   yaralandığında,   müşrikler   için:   "Allah'ım kavmimi bağışla, çünkü onlar bilmiyorlar" diye dua etmişlerdi. Ibn Abbas da: "Mü'minler kâfir olarak ölmüş yakınlarına dua ediyorlardı. Bunu yasaklayan âyet (Tevbe 113) geldi, onlardan duayı kestiler. Ama bu âyet onların, hayatta olan kâfirlere dua etmelerini yasaklamıyordu" demiştir. (9)    Ama bununla  beraber;   Buhari'nin   nakline  göre,   Rasulüllah   Efendimiz   (sav)'in   Uhud'daki bu sözü, kendi  duası  değildir.   O   bunu: "Daha önce de bir peygamber yaralanmış ve böyle demişti" tarzında söylemiştir. (10)   şeklinde söyleyip kâfirin hayatta olanına dahi   dua   edilemeyeceği   görüşünde   olanlar da vardır. (11)  

    Fakat böyle dahi olsa, önceki bir peygamberin sözü bizim şeriatimizde neshedilmedikçe bizim için geçerli olacağından (Allah'u alem) hayattaki bir kâfirin hidayete ermesi için dua etmekte bir mahzur olmamalıdır. Çünkü onun hidayeti bulması muhal değildir ve Allah kâfir olanların dünyada iken mü'min olamayacaklarını söylememiştir ki, bizim bunu istememiz, Allah (cc)'in olmaz, dediğinde israr etmemiz anlamına   gelmiş   olsun.   Bir sonraki âyette bildirildigi üzere; Hz. Ibrahim'in Babası için mağfiret dilemesini de   böyle   anlamak   gerekir. (12)    (Faruk  Beşer, Fünlük  Hayatımız, sh:27-30)   Abdullah  AZİZ

KAYNAKLAR

 1-İmam  Kurtubi, VIII,272

 2-Tevbe (9) 113.

 3-İmam  Kurtubî, VIII,218

 4-Bu konuda geniş bilgi için bk. Karafi, el-Furük, IV/259 vd.

 5-Tevbe (9) 84.

 6-Vefatı 879 (1474) bk. Mu'cemu'1-müellifin, XI/274

 7-Tevbe (9) 80

  8-Ibn Abidin (Âmira), I/351, (Mısır), I/523

  9-İmam  Kurtubî,  VIII/274).

10-Buharî, magazî; Müslim, cihad 103

11-İmam  Kurtubî, VNI/278

12-Ibn Abbas ayete değişik izah getirir bk. Kurtubî, VII/274;

     Ayrıca Celal Yıldırım, Kur'ân Ahkâmı, II/309 vd.

 

                                           

                        Abdullah  AZİZ