CAİZ OLMAYAN
TEVESSÜL![]()
Kabir ehlinden yardım dilemek, ölüleri çağırmak, ihtiyaçlarının giderilmesini onlardan istemek gibi tevessüldür. Tabii ki, tevessülün bu çeşidi insanı şirk'e ve küfre götüren bir musibet ve belâdır.
Şunu bilelim ki; kabir ehlinden yardım dilemek ile, kabirleri ziyaret etmek tamamen birbirinden farklıdır. İbret almak amacıyla kabirleri ziyaret etmek, Ahiret hayatını hatırlayıp salih amelde bulunmak ve ölmüş salih müminlere hayır duada bulunmak, başlı başına bir ibadettir. Bu konuda ifrad ve tefrid'e düşmek, Tevhid ehli müminlere yakışmaz. Bakınız bu konuda M. Hamdi Yazır (rha) şöyle diyor: "Şahısları ilâhlaştırma cinayetinden kaçınmak için alemi İslam'da Hanbeliler içinden Vehhabi mezhebi zuhur etmiş ve bu mezhebi Allah'dan başka her kim olursa olsun ona izharı hürmet ve muhabbet etmek şirk olduğunu ilan eylemiş ve buna binaen kabirlere hürmet etmeyi bile şirk telakki etmiştir. Bu hürmet ve muhabbet "Onları Allah'ı sever gibi seviyorlar" (1) mazmumuna masadak olacak derecede olursa bizim dahi buna şirk nazariyle baktığımız da şüphe yok ise de, bundan alel'ıtlak hürmet ve muhabbetin inkarı manâsını çıkarmak vekulübi mümininden Enbiyanın ve salih kulların muhabbetlerini selbetmeğe çalışmak dahi bir ifrat ve muhabbeti ilahiye ile nakabil tevfik bir emri hatırnak olduğunda iştibah etmeyiz, bervechi mesnun kabir ziyaret etmek, ölülere Allah rızası için hürmet etmek, ölülerin hak olan asarından, efkarından istifade etmek, ruhlarını hayr ile yad ederek şad etmek ve onlar için Allah'a dua etmek ve bu dua ile kesbi feyz eylemek onları Allah'ı sever gibi sevmek değil, Allah için Allah'ın kullarını ve mahluklarını sevmek olduğu aşikardır."(2) Görüldüğü gibi, kabirleri hududullah çerçevesinde ziyaret etmek meşrudur. Kabirleri ziyaret etmenin şirk ile herhangi bir ilişki ve alakası yoktur. Ancak kabirlerde yatanları Allahû Teâla (cc)'nın yerine koymak, onlardan yardım dilemek şirktir.
Şurası bir hakikattir ki; kabir ehlinden yardım dilemek, sorumsuz ve sınırsız sevginin neticesinde ortaya çıkan merdüd bir bid'attir. Enbiya ve salih kişilerin kabirlerinin başında ibadet yapma işi müşriklerin dininde vardı. Tevhid'den sonra yeryüzüne ilk defa şirki hortlatanlar, Nuh (as)'in kavminden Ved, Suva, Yeğus, Yeuk ve Nesr isimli bazı salih kişiler vefat ettiklerinden bunların kabirlerinin yanı başında ibadete devam edip bir zaman sonra heykellerini dikerek onlara karşı ibadet edenler olmuştur. (3) Evet, insanlar sevdiklerini sorumsuz ve sınırsız sevdikleri müddetçe onları putlaştırmaktan geri durmazlar. Tabii ki, putlaştırdıklarının heykellerini dikmeyi ve huzurlarında esas duruşa geçip kölelik etmeyi yaşam biçimi haline getirenler, kabirlerde yatan ekabirlerinden yardım dileyip kendileriyle iftihar ederler. Said Havva(rha), kabir ehlinden yardım dilemek hakkında şunları kaydediyor: "Hangi kabirler olursa olsun, kabirleri ziyaret etmek, hadislerde belirtilen şekle uygun olmak kaydıyla meşru bir sünnettir. Fakat kim olursa olsun, kabirde yatan kişi ile istiğase etmek yardım talebinde bulunmak, ona kurban adamak, kabirlerini yükseltip üzerlerine örtü sermek, kabri aydınlatmak, onları el ile mesh etmek, Allah'tan başkasıyla yemin etmek ve bunlara ilave edilen şeyler büyük bidatlardandır. Onlarla savaşmak ve kötülüklere ön ayak olmamak için bu tür amelleri yorumlamamak gerekir.
Resûl-i Ekrem (sav)'in hayatını inceleyen, Tevhid yönünü korumanın mutlak olarak en önemli mesele olduğunu görecektir. Şüphesiz kabirlerin ziyareti esnasında "Ey falan bana şifa ver", "Ey falan şu ihtiyacımı gider" sarf edilen bu tür nidalar için birtakım yorumlamalar varsa da böyle bir yorumlama az da olsa bazıları hakkında şirkin kapılarından bir kapı olmaktadır. Ben biliyorum ki; bazıları bu gibi nidaları, bazı çevrelerden şeyhler ve velilere nida etme yerine sızmış şeyler olarak kabul eder. Bunun delili ise şudur: Tasavvuf ehlinin kullandıkları "Meded" kelimesi salihlerin, isimlerini zikrederek bereketlenme babında kullanmaktadırlar. Bazıları da ruhların şehadet alemi ile ilişkilerinin imkan dahilinde olduğuna dayanarak bunu kabullenirler. Lakin ne bu, ne de o, Tevhidin aslını etkilemesini mümkün kılan bu tür amelleri temize çıkarmaya yeterli değillerdir. Yüce Allah bize, geçmişimize dua etmemizi emretmiştir, kendilerinden bir şey beklemek için onları çağırmayı değil. Allahû Teâla (cc) müminleri şu ayetle vasıflandırmıştır:
"Ondan sonra gelenler derler ki; " Rabbimiz bizi ve bizden önce inanan kardeşlerimizi bağışla, kalblerimizde inananlara karşı bir kin bırakma, Rabbimiz sen çok şefkatli, çok merhametlisin!" (4)
Resûl-i Ekrem (sav) de namazda şöyle dememizi öğretmiştir: "Selâm bize ve Allah'ın salih kulları üzerine olsun." Ne yazık bugün mesele tersine dönmüş ve onlar için dua edeceğimiz yerde bir şeyler istemek üzere onları çağırmamız şeklini almıştır. Bu bağışlanmayacak bir hatadır.
Ne yazık ki, mutasavvıf şeyhlerin talebelerinden bir gaybı bilir ve çağrılara kulak verir şeklinde itibar ederler. Biz keşfi inkar etmiyoruz. Lakin şeyhlerin her-şeyi bildiğini ve bütün hallerde alemin işlerine vakıf olduğunu kabul etmek, bir insan (şeyhine) bu tür yöneltmeleri iddia ederse o temel olarak Risalet ve nübüvvet makamından daha üst bir makamı iddia etmiş olur. Resûl-i Ekrem (sav)'in hayatını öğrenen, O'nun bütün sözlerini ve Kur'an'ın söylediklerimizin bedhiyyet kabilinden olduğunu idrak etmiş olacaktır.
Genel olarak düşüncem şudur: "Şeyhleri ve velileri çağırma meselesi tasavvuf halkalarına şii bazı çevrelerden sızmıştır. Delil olarak da şunu gösteriyorum: Mutasavvıfların kullandıkları "Meded" kelimesi aslında şiilere aid bir kelimedir. Na garibtir ki bazıları şiadan biri Meded Ya Ali, dediği zaman onu kafirlikle itham ederler de kendileri "Meded" kelimesini, düşüncesinin şii'nin düşüncelerinden ayrı olduğunu zannederek, gönül rahatlığı içinde söylerler. Gerçekte düşünceleri ayrı olabilir, ama her iki halde de Tevhid inancı zedelenmektedir.
Şeyh Ebu'l Hasan en-Nedvi "Müzekkiratü Saih Fi'ş Şarkı'1 Arabi" isimli kitabında şu hadiseye hayret ettiğini belirtir. "Kendisi Sudan da tarikat şeyhlerinden birinin kapısı önünde bir zikr halkası görür. Orada bulunan zikir ehli: "Meded ey efendim Hasan! Sen zamanın sultanısın" derler. Hayret! Şeyhler, Tevhidi kökünden kazıyan bu gibi şey karşısında nasıl susuyorlar!
Kanaatime göre bu adetin tasavvuf çevrelerinde yayılmasının ilk sebebi bazı şii çevrelerin etkisidir. Bütün bunların yerine "Meded ya Rab!", "Meded Ya Allah!", "Allah'ım meded" gibi cümleler kullanılmalıdır. "(5) Tasavvuf çevrelerinde "Meded Ya Allah" yerine başka şeyler için meded denilmesinin sebebi sadece şiiler değildir. Asıl sebeb; Tevhidi koruma ve kullanma konusunda şeyh geçinenlerin ihmalkarlıkları, cahillikleri ve gafletleridir. Kabir ehlinden yardım dilemeyi İslâm adına savunanların delilleri çürük ve batıldır. Kabir ehlinden yardım dileyenlerin birçoğu, evliyaların ölümden sonra tasarruf sahibi olduklarına inanırlar. Bu inançlarından ötürü de kabir ehlinden yardım dilerler. Bakınız bu konuda İslam ulemasından Er-Reyhavi (rha) şöyle diyor: "Evliyaullah'ın dünyada kerametleri olduğu gibi, ölümden sonra da kerametleri vardır. Ölümden sonra ki kerametlerinden murat, kabirlerinde Allah tarafından ikrama uğramalarıdır. Yoksa ölümlerinden sonra ki kerametlerinden murad alemden tasarruf sahibi olmaları değildir. Evliyaullah'ın ölümden sonra dünyada tasarruf sahibi olduklarına itikad edenler, avamın cühelalarıdır. Çünkü gerçek tasarruf sahibi Allahû Teâla (cc)'dır." (6)
Hanefi ulemasından El-Bezazi (rha) şöyle diyor: "Alimlerimiz dediler ki, her kim şeyhlerin ruhları hazırdır derse kafir olur." (7)
Multeka'nın şerhi "Damad" adlı eserde de şöyle deniliyor:
"Herkim şeyhlerin ruhları hazırdırlar ve (gaybı) biliyorlar derse kafir olur. " (8) Görüldüğü gibi, şeyhlerin ve evliyaların gaybı bildiklerini iddia etmek, Allahû Teâla (cc)'nın Uluhiyyet hukuku'nu ihlal etmektir. Esasen kendilerinden istiğasede bulunan diri ve ölülerin gaybi bildiklerine ve yapılan çağrıları işittiklerine itikat ederek tevessülde bulunanları, İslam uleması müşrik saydılar. Ve bu durum bir bela-i azimdir. Kabir ehlinden yardım dilemekten kaçınmak, vacip olan bir görevdir. Akıl sahibi olanlara bunu irtikap etmek layık değildir. (9) Çünkü böyle bir durum tevhid akidesiyle çelişen ve çatışan bir durumdur. Müminlere düşen görev, tevhid'in sınırlarını muhafaza ve müdafaa etmektir.
Bütün bu
açıklamalardan sonra Resûl-i Ekrem (sav) ile Allah'a tevessülde bulunmanın
durumunu beyan etmekte fayda vardır. Said Havva (Rh.a)
bu konuda şöyle diyor. "Sahabe, Resûl-i Ekrem
(sav)'in vefatından sonra Allah'a Resulüllah ile tevessülde bulunmayı caiz
görmüşlerdir." (10)
Allame Alusi'de şöyle diyor: "Gerek hayatta iken ve gerekse vefatından sonra Resûl-i
Ekrem (sav) ile Allah'a tevessülde bulunmaktan herhangi bir beis görmüyorum."
(11) Dikkat edilirse bütün mesele bizzat Allahû Teâla (cc)'dan istemektir.
Resûl-i Ekrem (sav) ile tevessülde bulunurken yine
Allahû Teâla (cc)'dan istemekteyiz. Zorluklar ve darlıklar
zamanında Allahû Teâla (cc)'dan istemeyip kabir ehlinden istek ve talebde
bulunmak, putperestlere benzeyip onları takib ve
taklid etmektir. Kabir ehlinden yardım dilemeyi İslam adına
savunanların delilleri çürük ve uydurmadır. Bakınız bu
konuda şu hadis ileri sürülmektedir:
"İşlerinizde darlığa düştüğünüz zaman kabirdekilerden yardım isteyiniz."
Bu hadis, Konevi Hazretlerinin "Kırk Hadis" adlı eserinde yer almıştır. Hadis kriterliğinde otorite sayılan El-Acluni (rha) bu hadis hakkında sadece; "İbn-i Kemal Paşa'nın erbaininde yani kırk hadisinde yer almıştır." (12) demektedir. El-Acluni (rha) bu hadisin sahihliğini ve doğruluğunu tasdik etmiyor.
Aksine İbn-i Kemal Paşa (rha)'in "Kırk Hadis" adlı risalesinde yer almaktan ötürü dolaylı şekilde hayretini beyan etmiştir. Bu hadisin sıhhat durumu hakkında Hanefi ulemasından Allame Alusi (rha) şöyle diyor: "Bu hadis, Resûl-i Ekrem (sav)'in hadisleri hakkında arif olanların icma'ı ile Resûl-i Ekrem (sav)'e yapılan bir iftiradır. Ulemadan hiç kimse bu hadisi rivayet etmemiştir ve bu hadis itimad edilen hiçbir hadis kitabında bulunmamıştır. Şüphesiz Resûl-i Ekrem (sav) kabirleri mescid edinmeyi yasakladı ve kabirleri mescid haline getirenlere lanet etti. Resûl-i Ekrem (sav)'in bu tavrına rağmen, kabir ehlinden yardım taleb etmeyi emretmesi nasıl tasavvur edilebilir? Her türlü eksiklikten münezzeh olan Allah'a yemin olsun ki, bu hadis, bir bühtanı azimdir." (13)
M. Hamdi Yazır (rha) de şöyle diyor: "İbn-i Kemal merhum risalelerinden "Hadisi Erbain" diye kırk hadisi şerh eden bir risalesinde; üçüncü hadis olarak "İşlerinizde darlığa düştüğünüz zaman kabirdekilerden yardım isteyiniz" hadisini de zikir ve şerh etmiştir, fakat tahricini senedini zikreylememiş olduğundan bu hadis şay'i olmakla beraber lafzının sıhhati tesbit edilememiştir, mamafih manâsı dua teabbüd mahiyyetinde olmamak şartıyla zikrettiğimiz gibi kabili izahtır. Şüphe yok ki; "Sabır ve Namaz ile yardım dileyiniz" daha doğrudur. Dirilerden istenmesi caiz olmayan şeyleri ölülerden istememenin hiç yakışmayacağı da bedhidir. Onlardan istifade onların ahval ve siretlerini düşünerek ilmi, ameli eserlerinden ve güzel siretlerini yaşatmak suretiyle ruhaniyetlerinden istifadedir." (14)
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Allahû Teâla (cc)'nın rızasına kavuşmak için vesile aramak, güzel bir ameldir. Kabir ehlinden yardım istemek, cahiliye dönemine ait olan bir faaliyettir. Bu cahili faaliyeti, birtakım uydurma hadisler ile gündemde tutmak doğru degildir. Bu cahili faaliyet yüzünden; salih müminlerin kabirlerini ziyaret etmeyi ve onlara hayır duada bulunmayı yasaklayan Vehabiler ne kadar tehlikeli ise, Ehl-i Sünnet Ve'l Cemaat inancı olarak kabir ehlinden yardım istenilmesini savunanlar da aynı derecede tehlikelidirler. Esasen ehl-i sünnet ve'l cemaat'ın inancı olarak kabir ehlinden yardım dilemeyi savunanlar, bilmeyerek (veya bilerek) ihanet etmektedirler. Mü'minlerin kabirlerini ziyaret edip, kendilerine dua etmek ve kabristanda yatanların halinden ibret almak, ahiret hayatına hazırlamayı hatırlatır." ( Mustafa Yusufoğlu, Misak Dergisi, Sayı:72, sh:42-45)
KAYNAKLAR
(1) Bakara Süresi : 165
(2) Hak Dini Kur'an Dili (M.Hamdi Yazır) C/l, Sh:577-578, İst/1971
(3) Minhacûs-Sünne (İbn-i Teymiyye) C/l, Sh:131, Beyrut/ty.
(4) Haşr Sûresi :10
(5) Terbiyetüna Ruhiyye (Said Havva) Sh:313-314, Beyrut/1979
(6) Nuhbetu'l Leali Li Şerhi Bedi'l Emali (M.b. Sülemanü'l Halebi-yu'l Reyhavi).Sh:73, İst/ty.
(7) Fetavay-ı Bezaziye (El-Bezazi/ Fetavay-ı Hindiyye'nin bihami-şinde) C:6, SH:326, Bulak/ Mısır/1310
(8) Şerh-u Multeka Damad (Da-mad) Ol, Sh:327, Kostantiniy-ye/1248
(9) Ruh'ul Meani( Allame Alusi) C:6, Sh:128-129, Beyrut/1985
(10) Terbiyetüna Ruhiyye (Said Havva) Sh:310, Beyrut/1979
(11) Ruhu'1 Meâni (Allame Alusi) C:6,Sh:128, Beyrut/1985
(12) Keşfu'l Hafa (El-Acluni) Ol, Sh:85, Beyrut/1351
(13) Ruhu'1 Meâni (Alusi) C:6, Sh:127-128, Beyrut:ty.
(14) Hak Dini Kur'an Dili (M.Hamdi Yazır) C:9 Sh:6052-6053, İst/ 1971
![]()