İÇTİHADIN  ÇEŞİTLERİ

 

      İctihad   eden   fakihe  Müctehid  denir.   Fakihin  çoğulu  fukahadır.    İçtihad: "Fer'i  olan  dini  bir  hükmü,  delilinden  çıkarmak   hususunda  bütün  gayretini   sarf  etmek   demektir.   Müctehid de;  fer'i  olan  dini  hükümleri  delillerinden  çıkarmaya  muktedir  olabilecek   dini   bilgilerle  mücehhez,   meleke  sahibi  ve  akıl-baliğ   olan  müslüman  kimsedir.   Müctehid,  kudretini   öylesine  sarfeder ki,  daha  fazla  sarfetmeye   gücü  yetmez."   (163)    Şimdi   konuyla  ilgili   çok  güzel  olduğuna  inandığımız  bir  incelemeyi  sizlere  aktaralım : 

    "İctihad  kelimesi;  gayret,  takat,  çaba  ve  olanca  gücün  harcanması  manalarına  gelen  "Ce-He-De"  kökünden  ve  iftial  babındandır"

    Kitap, sünnet  ve  icma-ı  ümmette,  hükmü sarih olarak bulunmayan meselelerin çözümüyle  ilgili  olan  içtihadın, İslâm  milleti  için  hayati   bir öneme haiz olduğunu söylemek  mümkündür.   Bazı  usûl  alimleri,   "Kitap,  sünnet   ve   icma'da   hükmü   bulunmayan bir  meselede  (fer'i bir konuda);   müctehid   olan  bir fâkihin,   bütün   gücünü   harcayarak   bir   sonuca   varmasına   ictihad  denilir"    tarifini  esas  almışlardır.

    Müctehid   olmayan   bir  kimsenin, fer'i   bir   konuda   bütün  gücünü  sarfederek, yeni   bir  sonuca   varması  ictihad  olamayacağı  gibi,  müctehidin de  fıkhın dışında herhangi   bir  konuda  (tıp, ziraat   vs. gibi)   bütün   gücünü   sarfetmesi de  ictihad  sayılmaz.

    İctihadda   bulunacak  kişi   ile   içtihadın   hangi sahada  yapılabileceği hu şekilde sınırlandırıldığı   gibi,   tarifi  üzerinde  duranlar   hukukun her sahasında, her şer'i delilin  bulunduğu  yerde  içtihadın  da   söz   konusu   olabileceğini  belirtmişlerdir.   İşi  bu  yönden de sınırlandırmaya  tabi   tutmuşlardır.   Şöyle ki; kati,  açık nassların bulunduğu   yerde  içtihada müsaade   yoktur.     Akli  ve  herkesçe  bilinip  kavranabilen   meselelerde   herkes  birleşir  ama  hata   edenler   günahkardır.    Fakat   hukukta   mevcut  zannî,   ihtimali   meselelerde   İctihadda   bulunur  fakat  işbu ictihad   sonucu   kadı  (hakim)  isabet  ederse   iki sevaba,   hata   ederse   bir   sevaba   ulaşacağı   hadislerde   belirtilmiştir.   Hata hali günah bir iş sayılmamıştır.   Kısacası  zanni   hususlarda  (açık bir delilin,  nassın bulunmadığı yerlerde) müctehid  olan kimsenin İctihadda bulunması, halkın sorularını cevaplandırması teşvik edilmiştir.   Usûl   kitaplarında   içtihadın   ehemmiyetine    göre   tasnif   edildiği   bilinmektedir.   Şimdi   bu  tasnifi   ve   hükümlerini    kısaca   izah   edelim.

     1. Farz-ı ayn (yapılması zaruri) olan  ictihad:  Sorulan  meselenin   şayet  aniden gelip  geçmesinden   korkulursa   o  zaman   yapılması  gereken  ictihad   böyle  bir soru kendisine  sorulan   kişi   üzerine  cevabını  vermek  farzdır. Zira ilim erbabının asli  görevi   bu   nevi   meseleleri   halletmektir.

     2- Farz-ı kifaye  olan  içtihad:  Sorulan   meselenin, derhal  gelip geçişinden endişe edilmezse    o   zaman   soru   sorulan   kişinin   cevap   vermesi    farz-ı kifayedir.  Soru sorulan   kişi   tek  değil de   birden  fazla  ise o zaman   her  birisinin   üzerine   düşen,   gerekli  cevabı   araştırmasıdır.   Ama   bu   araştırma   işi   kesin   bir   zaruret   taşımaz.

      İctihad   kudretine sahip kişi bu işten vazgeçer, sorulan hususta ictihadda bulunmazsa  günahkar   olur.   Ama  müctehidlerden   biri cevap vermişse diğerlerinden   bu   borç,  külfet  düşer.   Bir   özrü   olmadan  ictihadda  bulunmayı  terkeden   müctehid    kişi   günahkardır.

    3. Mendub   olan   ictihad:    Ortalıkta hiçbir  sual   ve   mesele  yokken  müctehid    ictihadda  bulunursa,  bu   ilim  adına  bir  hizmet   olup   mendubdur.

    4. Haram  olan  ictihad:  Ortalıkta  kesin bir delil   varken kişinin  ictihadda  bulunmasıdır.   Zira   açık  hukuki  hükmün   bulunduğu   yerde içtihada müsaade   edilmemiştir.   Yakîne   sarılmanın   ve  şüpheli   şeyi   bırakmanın   İslâm   hukukunda umumi   bir   kaide   olduğu   malûmdur.    Müctehid   derecesine   ulaşamamış alim kişinin   işi   ise;   fakih  müctehidlerin   tercih ve  tashih  eylediklerini  aynen almaktır. Müteaddid   fikirlerin   bulunduğu   yerlerde   örf   ve   adetin,   insanların  durumunun en   uygun  fikri   ve   içtihadı  almada   önemli   rolü   vardır.   Bilgi  ile  amel, bilgisiz  şekk   ve   tereddüdden   her   zaman   önde   gelir.

                                                        

                     Abdullah  AZİZ