İÇTİHAD NEDİR? ŞARTLARI NELERDİR?
İslâm dininin birinci asli kaynağı Kitap, yani Resûlullah'a indirilen Kur'an-ı Kerim'dir. Hz. Peygamber (as)'ın hadisleri, Kitabullah'ın bir tefsiri mahiyetinde olduğundan ve vahye dayandığından Sünnet-i Resulûllah da, dini hükümlerin ikinci büyük kaynağı olmuştur.
Kitap ve Sünnette tesbit olunan dini hükümler, her devirde geçerli olup, karşılaşılan yeni cüz'i meselelerin hallinde ilk ana kaynaklardır. Ancak bu hükümler, şümul bakımından herşeyi içine alan ve her meselenin halline ışık tutan genel kaideler ise de, miktar bakımından sınırsız değildir. Halbuki ta Resûlullah (as) zamanından itibaren olup biten hadiseler, karşılaşılan şartlar ve durumlar zaman içinde sınırsız hale geldi. Bu durum her zaman ve asırda da devam etmektedir. Mensubu bulunduğumuz İslâm ise; beşerin her asırda karşılaşılacağı problemleri halletmeye ve cevaplandırmaya yeterli olan bir ilahi dindir. İslâm böyle olduğu gibi, getirdiği hükümler de böyledir. Ancak bu sınırsız cüz'i, ferî meselelere ve karşılaşılan yeni hadiselere, asli iki kaynakta mevcut olan hükümlerle cevap vermek her zaman mümkün olmaz. İşte bu noktada karşımıza "kıyas-ı fukaha" ve "ictihad" kavramları çıkmaktadır.
KIYAS-I FUKAHA
Kıyas lugatta "İki şeyi birbiriyle ölçmek" anlamındadır. Günümüzde kullanılan "Mukayese etmek" sözü de aynı kökten gelir. İslâmi ıstılahta: "Kitap, sünnet ve icma ile sabit olan bir hükmün; illet ve sebeblerini dikkate alarak, diğerinde de göstermektir." (1) şeklinde tarif olunmuştur. Kıyasın şer'i bir delil olduğu; Resûl-i Ekrem (sav)'in tatbikatında görülmektedir. Şimdi bu konu üzerinde duralım.
Kur'an-ı Kerim'de: "- Ey iman edenler!.. Siz (hacc ve umre için) ih-ramlı bulunurken av öldürmeyin. İçinizden kim bunu bilerek yaparsa (üzerine) öldürdüğü o hayvanın benzeri bir ceza vardır ki, Kabe'ye ulaşmış bir kurbanlık olmak üzere, bunu içinizden adalet sahibi iki adam hüküm (ve takdir) edecektir..." (2) hükmü beyan buyurulmuştur. Bu ayet-i kerimede geçen "Misl" kelimesi; fıtri olarak bir hayvanın bedeniyle, yakın benzerlik halinde olan diğer hayvanı kasdeder. (3) Fakat bu mukayese; adil iki kimsenin reyine bırakılmıştır. "Misl'in"; öldürülen hayvanın kıymetiyle, tefsir edilmesi de mümkündür. Her ne şekilde ele alınırsa alınsın; iki adil kimsenin içtihadı, bu fiili icra eden kimseyi bağlayacaktır. Bunun kıyasla ilgili olduğu inkar olunamaz. Bilindiği gibi; yeryüzünün neresinde olursa olsun, namaz kılarken Kabe'ye yönelmek farz kılınmıştır. Zira; "Hangi yerden çıkarsan (namazda) yüzünü Mescid-i Haram'a çevir. (Siz ey mü'minler) Nerede olursanız olun, yüzlerinizi o yana çevirin..." (4) ayeti, muhkemdir. Mekke-i Mükerreme'de bulunan mü'minler için bu gayet kolaydır. Ancak diğer beldelerdeki müslümanlar; açık bir arazide namaz kılarken, alametlere bakarak (illetleri ve sebebleri dikkate alarak) kıble yönünü ictihadlarıyla tesbit edeceklerdir. İllet ve sebebleri dikkate almak; kıyasla ilgili bir haberdir. Kıble yönünü tesbitte; isabet etmeleri mümkün olduğu gibi, hata etmeleri de mümkündür.
Yine Kur'an-ı Kerim'de: "- Onlara emirdik veya korku haberi geldiği zaman onu yayıverirler. Halbuki bunu peygambere ve içlerinden Ûlûl'emr olanlara arzetseler, elbette bunların istinbata kadir olanları onu anlar, bilirlerdi..."(5) hükmü beyan buyurulmuştur. Burada geçen "Yestenbitûnehû" ibaresinden kasdın; kıyas yoluyla hüküm çıkarmak olduğunda ittifak vardır.(6) Dikkat edilirse; haberin peygambere veya içlerinden Ûlûl'emr olanlara arzedilmesi tavsiye olunmaktadır. İslâmi devletin lideri Resûl-i Ekrem (sav) olduğuna göre; "Ûlûl'emr"den kasıd, hüküm çıkarılabilecek güçte olan Sahabe-i Kiram'dan bir zümredir. Yani fakih olan sahabedir.
Resûl-i Ekrem (sav) Hz. Muaz b. Cebel (ra)'i Yemen'e vali olarak gönderirken: "- Ya Muaz!. bir olayla karşılaşırsan nasıl hüküm vereceksin?" diye sormuştur. Hz. Muaz (ra): "- Allahû Teâla (cc)'nın kitabı ile ya Resûlallah" diye cevap verir. Resûlallah (sav) devamla: "- Ya (o hadisenin) hükmünü kitapta bulamazsan" diye sorar. Hz. Muaz (ra): "- Allahû Teâla (cc) Resulünün sünnetine müracaat ederim" diye cevap verir. Resûl-i Ekrem (sav): "- Allahû Teâla (cc)'nın kitabında ve Resulünün sünnetinde de (o hadisenin) hükmünü bulamazsan, nasıl hüküm verirsin?" diye sorunca, Hz. Muaz (ra): "-O zaman kendi reyimle (ictihad'la) hüküm veririm"(7) şeklinde cevaplandırır. Bu tutum; Resûl-i Ekrem (sav)'i fazlasıyla memnun etmiş, Hz. Muaz (ra)'ın göğsüne mübarek ellerini koyarak: "- Res
ûlallah'ın elçisini, Resûlallah'ı hoşnud edecek şeye muvaffak kılan Allahû Teâla (cc)'ya hamdolsun" diye, duada bulunmuştur. Sahabe-i Kiram'in hayatı dikkatle incelenirse; kıyasın delil olduğu hususunda icma'nın teşekkül ettiği kavranır. Hz. Ebûbekir (ra)'in Feraiz konusunda dede'ye, baba muamelesi yapması ve bunu diğer sahabelerin kabul etmesi önemli bir hadisedir. Eğer kıyas caiz olmasaydı; Sahabe-i Kiram bu tutumu reddederdi. Hz. Ömer (ra)'in Ebû Musa El Eş'ariye (ra): "- Birbirine benzeyen şeyleri iyi anla, illet ve sebeblerini tahlil et, sonra kıyas yap"(8) şeklindeki tavsiyesi, oldukça önemlidir.Bütün bu deliller göstermektedir ki; İslâm dininin,
"Edille-i Şer'iyye" veya "Edille-i Erbaa" (dört delil) diye nitelendirilen kaynaklarından birisi de kıyas-ı fûkahadır. Kıyas-ı fûkaha içerisinde değerlendirilen ictihad, fer'i meselelerin çözümünde en önemli vasıtadır.İCTİHAD'IN TARİFİ VE İZAHI
İctihad kelimesi; gayret, takat, çaba ve olanca gücün harcanması manalarına gelen "Ce-He-De" kökünden ve iftial babındandır" (9) İslâmi ıstılahta "Kitap, sünnet ve icma'da kati olarak bulunmayan bir mesele hakkında (fer'i bir konuda) müctehid olan bir fakihin bütün gücünü harcayarak bir sonuca varmasıdır." (10)
Müctehid olmayan bir kimsenin, fer'i bir konuda bütün gücünü sarfe-derek, yeni bir sonuca varması ictihad olamıyacağı gibi, müctehidin de fıkhın dışında herhangi bir konuda (tıp, ziraat vs. gibi) bütün gücünü sarfetmesi de ictihad sayılmaz. (11)
İctihadda bulunacak kişi ile içtihadın hangi sahada yapılabileceği bu şekilde sınırlandırıldığı gibi, tarif üzerinde duranlar hukukun her sahasında, her şer'i delilin bulunduğu yerde içtihadın da söz konusu olabileceğini belirtmişlerdir. İşi bu yönden de sınırlandırmaya tabi tutmuşlardır. Şöyle ki; kafi, açık nasların bulunduğu yerde içtihada müsaade yoktur. (12) Akli ve herkesçe bilinip kavranabilen meselelerde herkes birleşir ama hata edenler günahkardır. Fakat hukukta mevcut zannî, ihtimali meselelerde ictihadda bulunur fakat işbu ictihad sonucu kadı (hakim) isabet ederse iki sevaba, hata ederse bir sevaba ulaşacağı hadislerde belirtilmiştir.(13) Hata hali günah bir iş sayılmamıştır. Kısacası zanni hususlarda açık bir delilin, nassın bulunmadığı yerlerde müctehid kişinin ictihadda bulunması, halkın sorularını cevaplandırması teşvik edilmiştir. (14)
Böyle bir ictihad işi ehemmiyetine göre sınıflandırılmıştır. Şöyle ki:
1. Yapılması zaruri (Farz-ı ayn) ictihad:
Sorulan meselenin şayet aniden gelip geçmesinden korkulursa o zaman yapılması gereken ictihad böyle bir soru kendisine sorulan kişi üzerine cevabını vermek farzdır. Zira ilim erbabının asli görevi bu nevi meseleleri halletmektir.
2- Farz-ı kifaye ictihad:
Sorulan meselenin derhal gelip geçişinden endişe edilmezse o zaman soru sorulan kişinin cevap vermesi farz-ı kifayedir. Soru sorulan kişi tek değil de birden fazla ise o zaman her birisinin üzerine düşen, gerekli cevabı araştırmasıdır. Ama bu araştırma işi kesin bir zaruret taşımaz.
İctihad kudretine sahip kişi bu işten vazgeçer, sorulan hususta ictihadda bulunmazsa günahkar olur. Ama müctehidlerden biri cevap vermişse diğerlerinden bu borç, külfet düşer. Bir özrü olmadan ictihadda bulunmayı terkeden müctehid kişi günahkardır.
3. Mendub (Güzel karşılanmış) ictihad:
Ortalıkta hiçbir sual ve mesele yokken müctehid ictihadda bulunursa, bu ilim adına bir hizmet olup mendubdur.
4. Haram (Yasak) ictihad:
Ortalıkta kesin bir delil varken kişinin ictihadda bulunmasıdır. Zira açık hukuki hükmün bulunduğu yerde içtihada müsaade edilmemiştir. Yakîne sarılmak ve şüpheli şeyi bırakmak İslâm hukukunda umumi bir kaidedir.(15)
Müctehid derecesine ulaşamamış alim kişinin işi ise; fakih müctehidlerin tercih ve tashih eylediklerini aynen almaktır. Müteaddid fikirlerin bulunduğu yerlerde örf ve adetin, insanların durumunun en uygun fikri
ve içtihadı almada önemli rolü vardır. (16) Bilgi ile amel, bilgisiz şekk ve tereddüdden her zaman önde gelir. (17)İÇTİHADIN ŞART VE RÜKÜNLERİ
İçtihadın tarifinden de anlaşılacağı gibi, rükünleri kısaca şöyle sıralanabilir:
1. Büyük bir gayretin sarfedilmesi,
2. Müctehid: İçtihadın fakih bir müctehid tarafından yapılması icap eder. Rastgele birisinin yaptığı iş ya ictihad değildir yahutta daha önce verilmiş bir içtihadı araştırmadan ibarettir.
3. Zanni fert bir hukukî meselenin olmasıdır. Hukukun dışında bir ilimde yapılan araştırma, ictihad değil.
4. Hukukî bir delilin bulunmasıdır. Müctehid kişinin, tafsili ve fer'î bir neticeye ulaşması için aynı zamanda icmali genel kaide ve hükümlere de uyması gerekir.(18) İctihad gibi önemli bir işte umumi, esaslı ve tamamlayıcı bir kısım şartlar aranır ki, aslında bunların çoğu müctehid kişinin şahsi ve ilmi seviyesi ile yakından ilgilidir. Onun için burada sıralanacak şartlar hem ictihad işlemi ve hem de müctehid kişide aranılan şartlardır.
A. UMUMİ ŞARTLAR:
1. Buluğ:
Gayri baliğ birisi böyle bir işle mükellef tutulmadığı gibi, kendisinde kamil bir akıl gücü de yoktur, gelişmemiştir. Bazı kişiler buluğdan önce zeki, keskin görüşlü olabilir ama bu normal bir hadise değil, istisnadır ve aklın tam olgunluğu ancak buluğla mümkündür.
2. Akıl:
Her ilim için olduğu gibi ictihad ilmi için de akıl şarttır. Müctehid kişi selim bir akıl sahibi olmalıdır. Akla arız olan bir hastalık bulunmamalıdır.
3. Keskin görüş:
Fakih kişinin bizzat kendisi, sözlerden maksadın ne olduğunu, hükümlerin nelere dayandığını en ince şekilde bilmeli ve sezmelidir.
4. İman:
İctihadda bulunacak kişi öncelikle ictihadda bulunacağı sahadaki esaslara, hükümlere içten inanmalıdır ki yapacağı işin de inanılarak yapıldığı anlaşılır. Kur'an ve sünnete inanmayan birisinin, oradaki hükümlere dayanarak ictihadda bulunması sıhhatli ve muteber sayılamaz.(19)
B. VASITA ŞARTLARI:
Belirtilen vasıfları, şartları taşıyan her kişi yine de içtihada tevessül edemez, kalkışamaz. İlim erbabı bu konuda güvenilir bir içtihadın vukuu için çok önemli diğer bir kısım şartlar ileri sürmüşlerdir. Şöyle ki;
1. Arap dilini bilmek:
Bir hukukta ihtisas ve ictihad erbabından olabilmek için o hukukun dilini bilmek nasıl şart ise, İslâm hukukunun dili, vahiy lisanı Arapçayı bilmek de bir İslâm müctehidi için en önde gelen şarttır. Sarf, Nahv, Belagat... ilimlerini, kelime terkiplerinin manalarını... bilmelidir. Hiç şüphesiz o kişinin, arap dilinde çok yüksek seviyeye çıkmış bir arap şairi veya edibi kadar arapça bilmesi istenilemez, beklenemez.
2. Usulü fıkıh kaidelerini bilmek: Hükümlerin umumi ve hususilerini,
Hükümlerin umumi ve hususilerini, cereyan eden hadiselere ne şekilde tatbik edileceğini, ne gibi hükümler çıkarılabileceğini, nasların ve kıyasın varid olduğu yerleri bilmelidir ki, o kişi hataya düşmesin. Her türlü mantık kurallarını hüküm çıkarmada uygulanan ve uyulan kıyas metodlarını ve sair hususları bilmesi gerekir.
3. Esas itibariyle mubah olan ve olmayan yerleri, sahaları bilmek:
Kitap, sünnet ve icma ile ne gibi şeylerin yasaklandığı, nelerin yasaklanmadığı, haram, mubah veya şüpheli olanların neler olduğu ve özellikle mubah veya şüpheli görülenlerin istishap, maslahat yönünden halka fayda ve mahzurlarının neler olduğu veya olacağı bilinmelidir ki, hüküm istinbatında hataya düşülmesin. (20)
C. TEMEL ŞARTLAR:
Burada söz konusu şartların özelliği; bir kimse daha önce belirtilen şart ve vasıfları taşımasına rağmen aşağıdaki şartları şahsında bulundurmuyorsa, yine müctehid sayılamaz. Bu temel şartlar şöyle sıralanabilir:
1. Kur'an-ı Kerim'i bilmek:
Müctehid kişi, Kur'an'ın lafızlarını teker teker ve terkip halindeki manalarını, hukuki manalarının neler olduğunu, kanun koyucu (Şarii)nün kastını, konulan hükümden sağlanan fayda ve bertaraf edilen kötülüğün neler olduğunu bilmelidir. Nasların; âmm, hâs, mücmel, sarih olanlarını ve benzerlerini, nüzul sebeplerini, nasih ve mensuhlarını, hükümlerin tearuzu (çatışması) halinde tercih kaidelerini... müctehid kişi bilmek zorundadır.
Her ne kadar bazı fakihler, müctehid kişinin Kur'an'ın tamamını bilmesini, ezberlemesini, şart koşarlarsa da, çokları hukukî hükümlerle ilgili ayetleri bilme ve ezberlemenin yeterli olduğunu belirtirler.
2. Sünneti bilmek:
Dinin ve hukukun kaynağı olan sünneti bilmekte ve müctehid için şarttır. Tedvinden önce ravilerden öğrenmek, tedvinden sonra da hadis kitaplarından sünnetleri öğrenmek mümkündür. Kur'an-ı bilmekteki şartlar burada da aynen geçerlidir. Müctehid kişi ahkamla ilgili sünnetlerin neler olduğunu, yerini bilmeli mümkün olduğu nisbette ezberlemelidir. Ahkâm hadisleri hakkında muhaddis ve fakihler neler söylemiştir, bütün bunlar üzerinde durulmalıdır.
3. Şeriatın maksadlannı anlamak:
Allah ve Resulünün koymuş oldukları umumi ve hususi hükümlerden maksad nedir? Niçin o tarzda bir hüküm konulmuştur? Ona olan ihtiyaç duyulan zaruret, varılan iyi sonuçlar nelerdir? Mevcut umumi veya hususi hükme göre amel ve hareketin sonucu ortaya çıkacak hususlar ile şeriatın maksadları arasında uyuşma ve zıddiyet nelerdir? Bütün bunları anlamak ve bilmek şarttır.
4. Küllî kaideleri bilmek:
Buradaki küllî kaidelerden maksad; fıkhın ve usulü fıkhın temel küllî kaide ve esaslarını bilmektir. Ancak bu şartın gerçekleşmesiyledir ki, kanun koyucunun maksadı anlaşılır, hüküm çıkarmak kolaylaşır. Fakat işbu küllî kaideler biraz izafi olup mezhepten mezhebe göre değiştiği gibi müctehidlerin değerlendirmelerine göre de değişir. (21)"
Alimlerin beyanına göre müctehid kişi yukarıdaki ilimlerin hemen her birini vasati bir şekilde bilmelidir. Subkî ve Begavî şöyle derler: "Eğer bir kimse Kitabı, Sünneti, Selef, Ulemasının ittifak ve ihtilaf eyledikleri yerleri, Arap dilini, Kıyas ilmini, tafsilatı ile bilirse, o, müctehid mertebesine ulaşmış kişidir. Yoksa bütün ilimleri, her şeyi bilmesi şart değildir." (22)
İşte bütün bu umumi ve hususi, temel veya tamamlayıcı şartların bulunmasından sonradır ki bir kimse, ilmi seviyesine göre ya mutlak ya da meselede müctehid olabilir. Ama bu şartları taşımayanlar ve Kapitalizm, Komünizm gibi bugün yeryüzünde mevcut, İslâmi olmayan sistemlere bağlı ve hayran müslüman kişiler dini ve milli şahsiyetlerinden uzaklaşarak din işlerini hafife almak, İslâmi hükümlerde güya ictihadda bulunmak suretiyle öbür sistemlerden birine yaklaştırmak gayretine girişmektedirler. İslâm'ı öyle göstermeye çalışmaktadırlar. Onların bu hareketi, tamamen hissi ve körün fili tarifine benzemektedir.
Günümüzde "velayet" şuurunu kaybederek; cemaat veya devlet olma iktidarından uzaklaşan müslümanlar, çevre şartlarının esiri olmuşlardır. İlim ehlinin çevre şartlarından etkilenmediğini söylemek de mümkün değildir.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Günümüzde müctehid seviyesinde ilme sahip fakihlerin yetiştirilmesi "farz-ı kifaye'dir" Ancak bunun gerçekleştirilebilmesi için müslümanların ya cemaat, ya devlet olması şarttır. Hukuki şahsiyetini tamamlamamış bir toplumun, içtihada ihtiyaç duyması düşünülemez. Zira ferdi planda eda edilebilecek ibadet ve fiillerin hükümleri en ince ayrıntılarına kadar, müctehid imamlar tarafından izah edilmiş ve bu sahada yapılacak içtihada ihtiyaç kalmamıştır. Ortaya çıkan yeni fer'i meselelerin; ferdden ferde değişen şahsi kanaatlerle çözülmesi, başlı başına faciadır. Velayete dayanan ve hukuki şahsiyetini tamamlayan cemaat veya devlet olmadan, fer'i meselelerin ictihadla çözümlenmesi mümkün değildir."
KAYNAKLAR
(1) Molla Hüsrev-Mir'at el Usûl fi Şerhi! Mirkatel Vüsûl-tst: 1307 C: 2, Sh: 70.
(2) El Maide Sûresi: 95.
(3) İmam-ı Şafii-Er Risale-Kahire: 1979 (2 bşk) Sh: 39 Madde: 118.
(4) El Bakara Sûresi: 150.
(5) En Nisa Sûresi: 83. '
(6) Mecmuatû't tefasir- ist: 1979 C: 2, Sh: 124. Aynca Ibn-i Kesir Tefsirûl Kur'an'il Aziyrn
Beyrut: 1969 C: l, Sh: 530.
(7) İmam Ahmed b. Hanbel-El Müsned-Ist: 1401 C: 5, Sh: 230, 236,242. Ayrıca Sünen-i
Tirmizi-K. Ahkâm: 3, Sünen-i Ebû Davud, Sünen-i Darimi.
(8) Imam-ı Serahsi-Temhidû'l Fusûl fi Ilmû'l Usul-Beyrut: 1393 C: 2, Sh: 133.
(9) Ez Zemahşeri-Essasü'l Belaga-Beyrut: 1965 Sh: 156.
(10) Kemalüddin Ibn-i Hümam-Et tahrir-Bulak: 1316 C: 3,Sh:291.
(11) Es Seyyid Muhammed Musa-El îctihad-Kahire: 1973 Sh: 98.
(12) Bkz. Mecelle-i Ahkâmı Adliyye Madde: 14 "-Mevrid-i Nassda içtihada mesağ yoktur."
(13) Sahih-i Buhari-K. l'tisam: 20, Sahih-i Müslim-K. Ak-diyye: 15, Sünen-i Ebû Davud-K.
Akdiye: 2, Sünen-i Nesai-K. Ahkam: 2.
(14), Ibn-i Hümam-A.g.e. C: 3, Sh: 292.
(15) İmam-ı Serahsi-A.g.e. C: 2, Sh: 116. Aynca Ibn-i Hümam-A.g.e. C: 3, Sh: 292.
(16) Molla Hüsrev-A.g.e. C: l, Sh: 57.
(17) Imam-ı Serahsi-A.g.e. C: 2, Sh: 293.
(18) Es Seyyid Muhammed Musa-A.g.e. Sh: 121-124.
(19) Ibn-i Hümam-A.g.e. C: 3, Sh: 294, Es Seyyid Muhammed Musa-A.g.e. Sh: 160 vd.
(20) El Beyzavi-El Minhac-Bulak: 1316 C: 3, Sh: 126.
(21) Es Seyyid Muhammed Musa-A.g.e. Sh: 179 vd.
(22) Es Subki-Cemû'l Cevami-Kahire: ty C: 2, Sh: 383. Aynca Es Seyyid Muhammed Musa
A.g.e. Sh: 194. ( Misak Dergisi, Sayı:12 , sh:38-43) Abdullah AZİZ
![]()