İCTİHADIN MAHİYETİ
Önce kelime üzerinde duralım. «
İctihad» kelimesi; gayret, takat, çaba manalarına gelen «Ce-He-De» kökünden ve iftial babındandır. (86) İslâmi ıstılahta; Kitap, sünnet ve İcma'da kati olarak bulunmayan bir mesele hakkında (Yani fer'i bir konuda) müctehid olan bir fakihin bütün gücünü harcıyarak bir sonuca varmasıdır.» (87)• Müctehid olmayan bir kimsenin, fer'i bir konuda bütün gücünü sarfederek, yeni bir sonuca varması ictihad olmayacağı gibi; müctehid'in de fıkhın dışında herhangi bir konuda bütün gücünü sarfetmesi ictihad sayılmaz.» (88)
• Resûl-i Ekrem (SAV)'in: «İçtihadı ile hükmeden kadı isabet ederse iki ecir vardır. İçtihadı ile hükmedip hata ederse bir ecir alır» (89) buyurduğu bilinmektedir. Ayrıca Resûl-i Ekrem (SAV)'in sahabe-i kiram'ı ictihad'a teşvik ettiği de muteber kaynaklarda zikredilmiştir. (90)
• İctihad'm makbul olabilmesi için, müctehid'de aranan bütün vasıfların tek bir kişide bulunması şarttır. (91) Zira herhangi bir ictihad'ın amele konu olması; müctehid'in adil, sadık ve muttaki olmasıyla yakından alakalıdır. (92) Çünkü din hususunda faasık'ın sözü muteber olmaz. Son yıllarda «
ictihad» için; her ilim dalından birer kimseyi alıp «Heyet» kurma, iddiası ortaya atılmıştır. Ancak «İctihad yapılmalıdır» iddiasını ortaya atan kimseler; hangi konularda ictihad'a ihtiyaç olduğunu bile ortaya koyamamaktadırlar.• İmam-ı Şafii (rh.a.) «
Müctehid'de» aranan vasıfları şu şekilde ortaya koyuyor: «İctihad için gerekli vasıtaların tamamına sahip olmayan bir kimse kıyasla ictihad yapamaz. Allahü Teala (cc)'nın kitabının hükümlerini, farzını, edebini, nasıh ve mensûhunu, amm ve hassını, irşadını bilmeyen kimse kat'iyyen bu işe ehil değildir. Tevile müsait olan Ayet-i Kerime'leri, Resûl-i Ekrem (SAV)'in sünnetini delil getirerek açıklamak, eğer sünnette bu husus mevcud değilse mü'minlerin icma'sının ve onda da yoksa kıyası delil getirmek gerekir. Resûl-i Ekrem (SAV)'in sünnetini bilmeden, selef-i salihinin sözlerini, müslümanların icma'larını ve ihtilaflarını ve Arapça lisanının inceliklerini kavramadan kıyasla ictihad yapılamaz. Selim akıl sahibi olmayan ve benzerlikleri ayırma ve seçme kabiliyeti kuvvetli bulunmayan kimsenin; sözü, kıyasla içtihada getirmesi kat'iyyen doğru değildir.Bir meselede muhalif olan kimse de dinlenir. Çünkü bu fiilde gafletin ortadan kaldırılması ve doğrunun ortaya çıkması için yerinde tesbit söz konusudur. Bütün bunların yanında son derece güç ve takat sarf edilecek ve insaf gösterilecektir ki; neye dayanılarak bir şeyin alındığı veya terk edildiği bilinebilsin. Meseleye hakiki bir mahiyette nüfuz etmeksizin, yukarıdaki şartları taşıyan kimse de ictihad yapamaz. Zira mahiyetleri kavrama kabiliyetine de sahip olmak gerekir. Selim akıl sahibi olmayan veya Arapça lisanının inceliklerinde taksiratı bulunan kimse (Nass'larda hafız dahi olsa) kıyasla ictihad yapamaz. Zira ictihad vasıtalarında akit ve ilmi noksandır.» (93)
• İmam-ı Gazali; «
Müctehid'de» aranan vasıflar arasında sadık, adil ve muttaki olmayı da zikretmektedir. (94) Siyasi yönetimlerden ve halk'tan müstağni olmayan kimsenin içtihadı ile amel edilemez. Allahü Teala (cc)'nın indirdiği hükümleri çirkin görüp; kendi heva ve hevesleriyle hüküm icad eden tağuti güçlerle cihad etmek «Farz-ı Ayn»dır. Tağuti güçlerin velayetini kabul ederek; onlardan görev alan bir kimse, «sadık ve adil olma» hasletlerini yitirir. Dolayısiyle; velev ki müctehid derecesinde ilme sahip olsa bile, o kimsenin «Fetva» sı 'ile amel edilemez.• İbn-i Abidin; «Hiçbir ilim yoktur ki sahibi ona müctehid'den daha fazla muhtaç olsun. Çünkü müctehid; dünya ve ahiretin her işiyle bir tarafından alakalıdır. Fakih; insanların ciddi ve gayr-i ciddi tutumlarını, hilelerini bilmek mecburiyetindedir. Ayrıca insanlar arasındaki muhalefetleri, (Yani ihtilâf konularını) maslahat ve mefsedetleri, mahiyetleri ile birlikte kavramalıdır. İnsanlar arasında cari olan işleri, örf ve adetleri bilmek zorundadır. Bu ise insanlar arasında mülakat, çeşitli mezheplere salik kişilerle görüşmek, onlarla müzakere ve sohbetlerde bulunmak, onlara ait risaleleri toplayıp mütalaa etmek suretiyle elde edilebilir» (95) hükmünü zikrediyor.
• Hz. Sa'id b. Müseyyeb (RA)'den rivayet edildiğine göre; Hz. Ali (RA)'nın, kati nass bulunmayan konularda nasıl hükmedeceklerine dair suali üzerine Resûl-i Ekrem (SAV)'in : "
Mü'minlerden ilim ve takva sahibi olanları toplayıp istişare edin. Bir kişinin reyine göre hükmetmeyin» (96) buyurduğu kaydedilmektedir. Gerek Sahabe-i Kiram, gerek müctehid imamlar bu konuda oldukça titiz davranmışlardır. Bugün de; ictihad için her ilim dalından bazı kimseleri bir araya getirip, «İctihad Şurası» teşekkül ettirmeyi teklif edenler, nazari plânda haklıdırlar. Ancak İctihad'a konu olacak fer'i meseleler; İslâmi bir devlette kat' çözüme kavuşabilir. Kaldı ki «İctihad Şûrası'nın» teşekkülü için birçok sayıda müctehide ihtiyaç vardır. Ortada müctehid seviyesinde ulema mevcut değilken; «İctihad Şurası» teklifi hayal olmaktan öteye geçmez.• Şurası muhakkaktır ki; ictihad'la hüküm verme noktasında «
Kadı»i önde gelir. Hadd'lerin ikame ve hükümlerin infaz edilmediği toplumlarda «İctihad»la hükmetmeye kalkmak; gösteriş yapmaktan öteye, bir mana ifade etmez.• Resûl-i Ekrem (SAV)'in: «
Allahü Teala (cc) size ilmi verdikten sonra zorla ger! almaz. Ancak sizden ilmi; alimlerin ölümüyle söküp alır ve geriye kara cahiller kalır ki, onlardan fetva sorulur, onlar da şahsi görüşleriyle fetva verirler ve böylece hem kendileri saparlar, hem de başkalarını saptırırlar» (97) buyurduğu bilinmektedir. Bu Hadis-i Şerif de «Müctehid seviyesinde ûlema'nın kalmayacağı bir dönemin bulunabileceğinin» delili olarak değerlendirilmiştir. İslâm uleması; bunun kıyamet alametleriyle, ilgili olduğu hususunda müttefiktir. (98)• İmam-ı Şafii (rh.a.) : «Her mükellef; ya kıyasla ictihad etmek veya bir müctehid'e ittiba etmekle yükümlüdür. Bu iki halin dışında birşey söylenemez» (99) buyurmaktadır. Bazı çevreler; bir müctehid'e ittiba ile taklid'in farklı şeyler olduğu iddiasındadırlar. Ancak bu iddia'yı destekleyebilecek herhangi bir delil bulmak mümkün değildir. Zira bir müctehid'i taklid; o müctehid'in şer'i delillerden çıkardığı hükümlerle amel etmekten ibarettir. Yoksa müctehid'i «
Hüküm Koyucu» noktasında görmek değildir. Esasen her mü'min; Allahü Teala (cc) ve Resulü (SAV)'den başka hiç bir gücün, kati bir delile dayanmadan «Din» hususunda «Hüküm va'zetme» yetkisinin bulunmadığını bilir."(86) Mahmud b. Ömer Ez Zemahşeri -- Essasü'l Belâga - Beyrut: 1965, Sh: 156.
(87) Kemalüddin ibn-i HUmam - «Et Tahrir» Bulak: 1316, C: 3, Sh: 291.
(88) Es Seyyid Muhanımed Musa - El İctihad - Kahire: 1973, Sh: 98.
(89) İmam-ı Şafii - Er Risale - Kahire: 1979 (2 bsm), Sh: 494, Madde: 1409.
(90) Ebû Bekir El Cessas - El Ahkâmû'l Kur'an - Beyrut: 1335, C: 2, Sh: 212 vd.
(91) İmam-ı Gazali - El Mustasfa Mln İlmû'l Usûl - Beyrut: 1937, C: 2, Sh: 351-352.
(92) Kemalüddin İbn-i Hümam - a.g.e. C: 3, Sh: 292-304, ayrıca Eş Şatibi -El muvafakat - Kahire: ty, C: 4, Sh: 107.
(93) İmam-ı Şafii - Er Risale - Kahire: 1979 (2 bsm) Sb: 509-511, Madde: 1469-1478.
(94) İmam-ı Gazali - El Mustasfa Mn İlmû'l Usûl - Beyrut: 1937, C: Z, Sh: 350 Vd.
(95) İbn-i Abidin - Mecmuati'r Resail - İst: 1325, C: 2, Sh: 140.
(96) İbn-i Abdi'lber - Camiû'l Beyani'l İlra - Kahire: 1346, C: 2, Sh: 59.
(97) Sahih-i Buhar i - İst: 1401, Çağrı Yay. C: l, Sh: 33-34, ayrıca Sünen-i İbn-i Mace - C: l, Sh: 20, Hd. No: 52.
(98) Abdu'rrauf Elmtinavî - Feyzü'l Kadir - Beyrut: 1356, C: l, Sh: 11-12.
(99) İmam-ı Şafii - Er Risale - Kahire: 1979 (2 bsm) Sh: 511, Madde: 1479.
(Yusuf Kerimoğlu, Emanet ve Ehliyet, C/1, sh:45-48) Abdullah AZİZ
![]()