3.İCMA-İÜMMET
![]()
"Önce «
İcma» kelimesinin lügat manası üzerinde duralım. İcma Arapça bir kelime olup; «azm, kasd ve ittifak» (59) manalarına gelir. Molla Hüsrev: «Müctehid imamların herhangi bie asırda şer'i bir hüküm üzerinde ittifak etmelerine İcma denir» tarifini esas almıştır. (60) İmam-ı Serahsi'de ise tarif daha değişik: «Her asırda fışkını 'ilân etmeyen, heva ve heveslerine tabi olmayan bütün müctehld imamların ittifakına icma denir.» (61) 'Kur'an-ı Kerim'de: «Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra Peygambere muhalefet eder, «
MÜ'MİNLERİN YOLUNDAN» başkasına uyup giderse, o'nu (o kimseyi) döndüğü o yolda bırakırız. (Fakat ahirette) kendisini cehenneme koyarız. O ne kötü bir yerdir.» (62) buyurulmaktadır.Şimdi bu ayet-i kerime ile ilgili olarak, İslâm ulemasının beyanlarını zikredelim. İmam-ı Kurtubi: «Mü'minlerin yolundan ayrılmaktan maksad, müçtehid imamların icmalarını inkâr etmektir. Bu ayet-i kerime'de icma-i ümmet'ten ayrılanları tehdit vardır» (63) buyuruyor. İmam Ebû Bekir El Cessas: «Bu ayet-i kerime'de mü'minlerin yolundan ayrılanlar cehennem azabı ile tehdid olunmuşlardır. Bundan kasıd, «İcma'ı» inkâr edenlerdir» (64) hükmünü zikrediyor. Tefsir-i Haazin'de: «Peygambere muhalefet etmek ve mü'minlerin yolundan ayrılmak haramdır. Durum böyle olunca mü'minlerin yoluna uymak vaciptir» (65) denilmektedir.
İcma'nın teşekkül edebilmesi için şer'i bir konu şarttır. Müctehid imamlar; Kur'an ve Sünnet'te yer alan bir hüküm üzerinde kafi olarak ittifak ederlerse İcma teşekkül eder. İcma'nın kafi delil olması da buna dayanır. (66)
Resûl-i Ekrem (SAV)'in : «
Benim ümmetim dalâlet üzerinde ittifak etmez» (67) ve «Mü'minlerin güzel gördüğü şey, Allahü Teala (cc) katında da güzeldir» (68) Hadis-i Şerifleri, icma-i Ümmet'in sünnet'ten delildir.Kat'i bir delile dayanan ve tevatürle gelen İcma'nın inkârı insanı küfre götürür. (69) Zira bunda kafi delilleri yalanlama söz konusudur. Esasen; bir asırda tek bir müctehid bile katılmazsa, icma teşekkül etmemiş demektir.
Müctehid olmayan kimselerin tamamı; herhangi bir konuda ittifak etseler, bununla icma teşekkül etmez. Dolayısiyle «
İcma-i Ümmet'in» teşekkülü için; bir asırda yaşıyan birçok müctehid'e ihtiyaç vardır.Müctehid seviyesinde ilme sahip olmayan ve «
Müctehid» olduğunu ilân etmeyen; buna mukabil insanlar indinde «Mürşid-i Kâmil» diye anılan kimselerin; şer'i bir konu üzerinde ittifak etmeleri «İcma» değildir. Çünkü onların da; şer'i konularda, bir müctehid'i taklid etmeleri vaciptir. Nitekim tasavvuf yolunun büyüklerinden İbrahim b. Ethem, Şakik Belhi, Ma'ruf Kerhi, Ebû Yezid Bestami ve Fudayl b. İyaz; amel'de Hanefi mezhebini taklid etmişlerdir." (70)(59) Ömer Nasûhi Bilmen - Hukuki İslâmiyye ve Istüâhat-ı Fıkhiyye Kamusu - İst: 1976, Bilmen Tay. C: l, Sh: 163, Madde: 439.
(60) Molla Hüsrev - Mir'at El Usûl fi Şerhi'1 Mirkat El Vusul - İst: 1307, C: 2, Sh: 50.
(61) İmam-ı Serahsi - Temhidû'l Füsûl - Beyrut: 1393, C: l, Sh: 311.
(62) Kur'an-ı Kerim: En Nisa. Sûresi: 115.
(63) İmam-ı Kurtubi - El Camii Li Ahkâmû'l Kur'an - Kahire : 1967, C: 5, Sh: 386.
(64) Ebû Bekir El Cessas - El Ahkâmû'l Kur'an - Beyrut: 1335, C: l, Sh: 88.
(65) Mecmuat'u't Tefasir - İst: 1979, Çağrı Yay. C: 2, Sh: 166 (Hazin Bölümü).
(66) Molla Hüsrev - Mir'at El Usûl fi Şerhi'1 Mirkat el Vusul - İst: 1307, C: 2, Sh: 68.
(67) Sünen-i İbn-i Mace - İst: 1401, Çağrı Yay. C: 2, Sh: 1303, Hd. No: 3950.
(68) Ahmed b. Hanbel - El Müsned - İst: 1401, Çağrı Yay. C: l, Sh: 379.
(69) İmam-ı Serahsi - Temhidû'l Füsûl fi ilmû'l Usûl - Beyrut: 1393, C: l, Sh: 318.
(70) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar - İst: 1982, Şamil Yay. C: l, Sh: 68 vd.
(Yusuf KERİMOĞLU, Emanet ve Ehliyet,C/1, sh:39-41)
"Hevâ ve heveslerini «ilâh» edinen ve Allahü Teala (cc)'nın yeryüzündeki tasarruf hakkını reddeden insan için; hakikat nedir? Bu suale cevap verebilen bilimsel ve felsefi hiçbir ideoloji yok!.. Zira insanın hevâ ve heveslerinin sınırını tesbit etmek mümkün değil. Bu noktada eski Yunan Sofistlerinin «Hakikat yoktur, hakikat zannedilen şeyler vardır» şeklinde ifade edilen iddiaları gündeme girer. Evet!.. Vahye inanmayan insan için hakikat yoktur. Peki ya Müslüman? Müslüman!.. Hakikate teslim olan insandır.
MÜ'MİNLERİN YOLUNDAN AYRILMAK
Kur'an-ı Kerim'de: «— Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra peygambere muhalefet öder, mü'minlerin yolundan başkasına uyup giderse, O'nu döndüğü o yolda bırakırız. (Fakat ahi-rctte) Kendisini cehenneme koyarız, o ne kötü bir yerdir» (57) hükmü beyan buyurulmuştur.
Şimdi bu ayet-i kerime'de hangi hükümlerin yer aldığını muteber tefsir kitaplarından tahkik edelim. Tefsir-i Haazin'de: «— Peygambere muhalefet etmek ve mü'minlerin yolundan ayrılmak haramdır. Durum böyle olunca; mü'minlerin yoluna uymak vacip olur» (58) hükmü yer almaktadır. İmanı-ı Kurtubi meşhur Ahkâm tefsirinde : <— Mü'minlerin yolundan ayrılmaktan maksad; müctehid imamların icmalarını inkâr etmektir. Bu ayetle, icmaı ümmetten ayrılanları tehdit vardır.» şeklinde meseleye açıklık getiriyor. Yine imam Ebu Bekir El Cessas; bu ayetle icmaı ümmetin öneminin ortaya konulduğunu, mü'minlerin yolundan ayrılanların cehennem ile tehdit edildiğini ve icma-i ümmeti inkâr edenlerin akıbetlerinin bildirildiğini zikrediyor. (60)
Bilindiği gibi; kafi bir delile dayanan ve tevatür yoluyla bize intikâl eden icmaın inkarı, insanı küfre götürür. (61) Zira bu fiilde; kat'i bir nassı yalanlama söz konusudur. Esasen bir asırda; tek bir müctehid bile katılmazsa, o konuda icma teşekkül etmemiş sayılır. Bu sebeble; tevatür derecesinde üzerinde ittifak edilen icmaîn sayısı oldukça azdır.
Günümüzde mü'minler hangi yol üzerindeler? Bu suale; farklı cevaplar vermek mümkündür. «
Helâl» ve «Haram» hududlarmın çiğnendiği, insanların din, can, mal, nesil ve akıl emniyetlerinin tahrip edildiği toplumlarda mü'minler; azimet veya ruhsat'ı tercih etmekte, amel-i salih kul olabilmek için mücadele vermektedir. İslâm'a uygun bir hayat sürebilmek için elinden gelen gayreti sarfeden mü'minler bulunduğu gibi, hakim kültürün etkisi altında kalarak İslâmi hassasiyetini yitiren insanlar da mevcuttur. Fakat İslâmi hassasiyetlerini yitiren bu insanlar da «— Elhamdülillah müslümanız» demektedirler. İşin acı yönü; bu durumdaki insanların, nüfûs olarak korkunç bir potansiyele sahip olmasıdır. Çünkü kitle yayın organları (Televizyon, Radyo, Gazete vs..)Laiklik adına, İslâmi bütün hududları çiğnemekte, hevâ ve hevesleri gündeme getirmektedir. Plânlı bir şekilde gerçekleştirilen bu taarruzdan etkilenmeyen mü'minlerin sayısı oldukça azdır. Bunlar da çevre kültürünün etkisi altında; ya tamamen köşelerine çekilmekte veya mücadele yolunu seçmektedirler. Bu gerçeği kavrayan ve «Emr-i bi'l Ma'ruf, nehy-i ani'l Münker» şeklinde tarifini bulan; tebliğ hizmetine talip muttaki mü'minler; içinde bulundukları şartları dikkate alarak sabırla, merhametle ve en güzel şekilde İslâm'ı anlatmalıdırlar.
SAPIKLIKTA (DALÂLETTE) İTTİFAK DÜŞÜNÜLEMEZ
Mü'minlerin yolundan başkasına tabi olanların zemmedildiği ve ahirette mutlaka cehenneme konulacağını belirten Ayet-i Kerime; aynı zamanda mü'minlerin ittihadını da emretmektedir. Bu noktada karşımıza «Icmâ» kavramı çıkıyor. Lügat manası; ittifak, azm ve kasd olan «İcma», önemli bir delildir. (62) İslâmi ıstılahta: «— Müctehid imamların; herhangi bir asırda, şer'i bir hüküm üzerinde ittifak etmelerine icma denir» (63) tarifi yaygındır.
Resûl-i Ekrem (SAV) 'in : «—
Benim ümmetim, dalâlet (Sapıklık) üzerinde ittifak etmez» (64) buyurduğu bilinmektedir. Bir diğer Hadis-i Şerifte «— Mü'minlerin güzel gördüğü şey; Allahü Teala (cc) katında da güzeldir» (65) buyurulmuştur. Selim akıl sahipleri; bu hadis-i şeriflerin, icma-i ümmetin sünnetten delili olduğunu kavrar. Müctehidlerin ittifak ettiği; şer'i bir hüküm, bütün mü'minleri bağlayıcıdır. Ancak müctehid olmayan kimselerin; herhangi bir konuda ittifak etmesi, «Icmâ» hükmünde değildir. Günümüzde; müctehid olduğunu ilân eden, herhangi bir ûlema'nın varlığına şahid değiliz. Ancak insanlar indinde «Mürşid-i Kâmil» diye anılan kimselerin varlığı malûm!.. Müctehid olduklarını ilân ve ispat etmedikleri süre içerisinde; bunların ittifak etmesi, «îcma'nın» teşekkülü manasına değildir. Buradan hareketle: «— Efendim, onlar İslami mücadele konusunda ittifak etmesinler mi?» suali sorulamaz. Elbette ittifak etmeleri ve İslama hizmet hususunda; ortak bir gayret içerisinde bulunmaları her mü'minin isteğidir. Ayrıca böyle bir ittifak durumunda; onlara itaat etmek, hepimizin ortak arzusudur. Kendileri farkında olmasalar bile; mü'minler, bunu hararetle talep etmektedirler.Uzun yıllar «
Bölünmeyin, böldürmeyin» sloganlarıyla mü'minleri; kendi politik emellerine alet etmek isteyen, Klasik Laik-sağcı politikacıların, propagandası malûmdur. İnsanları; inançlarından ve düşüncelerinden dolayı suçlayan ve cezalandıran bu mantık, hala gündemdedir. Hem de; en ilkel şekliyle!.. İhlâsla İslâmı savunan birçok yazarı «— Devletin temel nizamlarını İslâm'a uydurmak için Propaganda yapmak» (TCK: 163) suçundan, hapishanelere gönderirken «kıs kıs gülen» bu politikacı tiplerin niyeti iyi tesbit edilmelidir.Politik menfaatlerine ulaşabilmek için; İslâmı istismar eden bu sahtekârlar «
Hizbi'ş-şeytan'a» (Şeytanın partisine) dahildirler!,. Hevâ ve heveslerini tatmin için; insanlar üzerine hüküm koymak için çırpınan, bu tiplere karşı mücadele etmek şarttır. B unun düzenli bir şekilde yapılabilmesi için de-, âlimlere düşen büyük görevler vardır. Bu noktada «ittifak» zarureti gündeme girer.Hanefi fûkahasma göre icma'nm; kitap ve sünnet'ten bir delile dayanması şarttır. (66) İcma'nın; kati bir delil olmasının sebebi de, budur.
HAKİKATİN ŞAHİDLERİ
Kur'an-ı Kerim'de : «—
Böylece sizi vasat bir ümmet yapmışızdır İnsanlara karşı hakikatin şahidi eri olasınız, bu peygamber de sizin üzerinize tam tur şahid olsun diye..» (67) hükmü beyan buyurulmuştur. Müfessirler, bu ayet-i kerime'de geçen «Ümmeten vasata» (Vasat ümmet) tabirinden kasdın; adil ümmet olduğunda müttefiktirler. Çünkü Resûl-i Ekrem (SAV) bu şekilde tefsir etmiştir. (68) Peki «Adalet» nedir? İmam-ı Şafii (rh.a.) adalet mefhumunu izah ederken : «— Adaletten murad; Allahü Teala (cc)'nm emrine uygun şekilde amelde bulunmaktır» (69) hükmünü zikrediyor. Bu noktada şu tesbiti, yapmak mümkündür: Allahü Teala (cc)'nın emrini, emrettiği şekilde yerine getirmek adalet, bunun zıddı ise zulümdür!..» «Galü Belâdan beri Müslümanım» diyen her insan; Allahü Teala (cc) 'nın emirlerine kayıtsız ve şartsız teslim, olmak borcundadır. Esasen müslüman; «Teslim olan» manasına gelir.Bütün müctehid imamlar; kafirlerin, mü'minler üzerinde velayet hakkının bulunmadığı hususunda müttefiktir. Bu noktada kat'i bir icma mevcuttur. Günümüzde kullanılan «
Vali» kelimesi de; «Velayetle» ilgilidir. Başta «Veliyyü'lemr» olmak üzere bir-çok kavramın sıhhatli olarak kavranılabilmesi için, «Velâ şuurunun» mahiyeti iyi öğrenilmelidir. Bu konu üzerinde; ayrıca duracağız!.. Sonuç olarak; mü'minler yeryüzünde hakikatin şahidleridirler. Bugün üzerimizde; «Hakikatin şahidi» olma vasfını taşıyabiliyorsak, mesele yoktur. Aksi takdirde; bir nefs muhasebesi yapmak ve ihlâsla İslama tabi olmak hususunda acele etmeliyiz. Çünkü her nefesimiz; kabire doğru atılmış bir adımdır."(57) En-Nisa Suresi:115.
(58) Mccmuatû't Tefasir-lst: 1979 Çeğn Yay- C: 2 Sh: 168 vd.
(59) İmam-ı Kurtubi - El Camii Li Ahkami'l Kur'an - Kahire: 1937 (3 Bşk) C: 5 Sh: 383.
(60) İmam Ebû Bekir El Cessas - Ahkami'l Kur'an - Beyrut: 1335 C: l Sh: 88.
(61) İmam-ı Serahsi - Temhicû'l Füsûl fi İlmû'l Usul-Beyrut: 1393 C: l Sh: 318.
(62) Lügat Manası için Bknz. Ömer Nasûhi Bilmen - Hukuki İslâmiyye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu - İst: 1976 C: l Sh: 163 Madde: 439.
(63) Molla Hüsrev - Mir'at El Usûl fi Şerhi'1 Mirkat El Vusul - ist: 1307 C: 2 Sh: 50, Ayrıca İmam-ı Serahsi - A.g.e. C: l Sh: 311.
(64) Sünen-i İbn-i Mace - İst: 1401 Çağrı Yay. C: 2 Sh: 1303 Had. No: 3950.
(65) İmam Ahmed b. Hanbel- El Müsned-İst: 1401 C: l Sh: 379.
(66) Molla Hüsrcv - A.g.e. C: 2 Sh: 68.
(67) El Bakara Sûresi : 143.
(68) İbn-i Kesir - Tefsirû'l Kur'an'il Aziym - Beyrut: 1969 C: l Sh: 191, Ayrıca İmam-ı Kurtubi - A.g.e. C: 2 Sh: 156, İmam-ı Cessas - A.g.e. C: l Sh: 88.
(69) İmam-ı Şafii. Er Risale - Kahire: 1979 (2 Bşk) Sh: 25 Madde: 71.
(Yusuf KERİMOĞLU, Fıkhi Meseleler, C/1, sh:33-36)