HANEFÎ MEZHEBÎNÎN MUTEBER FIKIH KÎTAPLARI
Hep usûlden bahsettik. Peki usûl nedir? Bu usûlden neyi kastettik? Önce Hanefi mezhebinin muteber kaynak eserlerinin isimlerini verelim daha sonra fetva verme usûlüne geçelim. Türkiye'de aylık, kapalı devre olarak yayımlanmakta olan ve tüm Müslümanlarca okunması gereken "MÎSAK" dergisinin otuz altıncı sayısında yer alan yazıyı aynen aktarmakla yetineceğiz:
"Fıkıh ilminin konusu, insan ve insanın fiilleridir. Gayesi ise insanı dünyada ve ahirette saadete ulaştırmaktır. Mükellef; fıkıh ilmi sayesinde, şer'i hükümleri delilleriyle birlikte öğrenir ve amel eder. İmam-ı Azam Ebu Hanife (rha): "Fıkıh ilmi, kişinin lehinde ve aleyhinde olan şeyleri bilmesidir. İlim ancak amel etmek içindir. İlim ile amel etmek, ahiret saadetini elde etmek için, heva ve heveslerini bir kenara bırakmaktır." diyerek, meseleyi veciz olarak ifade etmiştir. Bu incelememizde; Hanefi mezhebinin muteber fıkıh kitaplarını tanıtmaya gayret edeceğiz. Önce genel bir taksim üzerinde durmamızda fayda vardır. Fıkıh kitapları ve içinde yer alan meseleler;
1-Zahirü'r Rivaye,
2-Nevadir ve
3-Vakıat olmak üzere üçe ayrılır. Şimdi bunları izaha gayret edelim.
1- ZAHÎRÜ'R MEZHEB OLAN KİTAPLAR
Mutlak Müctehid olan İmam-ı Azam Ebu Hanife (rha); mezhebin usûlünü ve zahirü'r-rivaye olan hükümlerini, her biri bir müctehid olan talebelerine yazdırmıştır. İmam-ı Muhammed (rha) bunları; Mebsut, Camiû's Sagir, Camiü'l Kebir, Ziyadat, Siyer-i Sagir ve Siyer-i Kebir ismini verdiği altı eserde toplamıştır.. Bu eserlerde İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin, İmam Ebu Yusuf'un ve kendisinin ictihadları vardır. Bu kitaplara; "Zahirü'r mezheb", "Zahirü'r rivaye" ve "mesail-i usûl" ismi verilmiştir. İmam-ı Züfer (rha) ile İmam Hasan îbn-i Ziyad (rha)'ın kavilleri de Hanefi mezhebine dahildir. Ancak "Zahirü'r rivaye" veya "Zahirü'r mezhep" denilince; İmam-ı Âzam Ebu Hanife, İmam-ı Yusuf ve İmam-ı Muhammed'in ictihadları anlaşılır.
Bazı usûl alimleri; mutlak müctehid olduğu için sadece İmam-ı Azam Ebu Henife'nin ictihadlarının "Zahirü'r rivaye" olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ancak bu tez kabul görmemiştir. İmam-ı Züfer(rha) ve İmam-ı Hasan îbn-i Ziyad'ın (mezhepte müctehid oldukları halde) ictihadları , mevsuk ve mutemed bir cemaat tarafından nakledilmediği için "Zahirü'r Mezheb" içerisine dahil edilmemiştir. İmam-ı Muhammed (rha)'in altı eserine "Mesail-i Usül" denilmesi, hüküm çıkarmada takip edilen usûllerin belirtilmesiyle alakalıdır. Hakim-i Şehid Ebul Fazl Muhammed Mervezi (rha) İmam-ı Muhammed'in (rha) bu altı eserindeki meselelerin her birini ayrı bablar da toplamış ve eserine' "Kafi" ismini vermiştir. Bu eser, fukaha tarafından mezhebin umdesi kabul edilmiştir. Gerek usûlü, gerek fer'i hükümleri öğrenmek isteyen kimseye bu eserin kafi geleceği söylenmiştir.
"El Kafi" İmam-ı Muhammed (rha)'in kaleme aldığı altı eserin yerine kaim olmuş ve mesail-i usûl'den sayılmıştır. Hakim-i Şehid'in "El Münteka" isimli bir eseri daha vardır ki; bu eserde hem "Zahirü'r rivaye", hem "nevadir" meseleleri bir arada bulundurduğu için, "El Kafi" kadar meşhur olmamıştır. İmam-ı Muhammed (rha) önce "Mebsut'u" yazdığı için, bu esere "El Asl" ismi de verilmiştir. Hanefi fukahasının üzerinde en çok durduğu eser budur. Şemsül eimme Hulvani, Şeyhülislam Muhammed Haharzade, "Fahrü'lislam Ali Pezdevi, Şeyhülislam İsbicabi ve Sadrü'lislam Muhammed Pezdevi gibi Hanefi fıkhının üstadları, Mebsut'u genişletmişlerdir. Bu şerhler Mebsut' un asıl metni ile karışık olduğundan, şarihlerinin isimlerine nisbetle anılırlar.
Mebsut-û Hulvani, Mebsut-u Hahar-zade, Mebsut-u Pezdevi gibi. Bazı müellifler; Şemsü'leimme Serahsi'nin "Mebsut" isimli eserini de bu mahiyyette zannetmişlerdir. Halbuki arada önemli bir fark vardır. İmam-ı Serahsi'nin "El Mebsut" isimli eseri; Hakim-i Şehid'in "El Kafi" isimli eserinin şerhidir. Otuz (cüz) cilt olan bu eser, muhteşem bir kitaptır. Şemsü'leimme Serahsi; Horasan'ın "Serahs" kasabasında doğmuş ve o bölgede yaşamış bir alimdir. Özkent Hükümdarı ; "Zalim sultanlara, (hükümetlere) vergi vermek haramdır" şeklindeki fetvasından dolayı, İmam-ı Serahsi 'yi zindana atmıştır.
Ayrıca Özkent hükümdarı hür bir kadınla evli olduğu halde cariye almaya kalkmıştır. İmam-ı Serahsi, bunun da caiz olmadığına fetva vermiştir ... Sultana (iktidara) karşı verdiği mücadele, onsekiz yıl süren kuyu hapsini beraberinde getirmiştir. El Mebsut'un önemli bir bölümünü, zindanda iken, ziyaretine gelen talebelerine dekte ettirmiştir. "El Kafi'nin" tamamını, ezberlediği; önce metni, daha sonra şerhini yazdırdığı bilinmektedir. İmam Serahsi'nin "El Mebsut" isimli eseri, kendisine şemsü1 eimme (îmamların güneşi) denilmesine vesile olmuştur. Mebsut hakkında şöyle denilmiştir: "-İmam-ı Serahsi'nin Mebsut'una sarıl, o bir denizdir. Meseleleri de emsalsiz, biricik inci gibidir. Yalnız ona itimat. Zira Mebsut'un içinde; her soranın sorusuna cevap bulunur". İmam Allame Serahsi'nin Mebsut'u öyle bir kitaptır ki, onun muhalifi ile amel edilmez. Ancak ona bel bağlanır ve ancak onunla fetva verilir" diyerek, bu eserin kıymetini ifade etmiştir.... İmam Ebu Abdullah Yusuf Cürcani'nin kaleme aldığı, altı ciltlik "Hizanât-ül Ekmel" isimli kitabı da, Zahirü'r rivaye kabul edilmiştir. Bu eserin metni İmam-ı Muhammed'in "Camiü's Sağir'i" ve "Camiû'l Kebir'i," "El Muhtasar" isimli eserleri de fukaha tarafından kaynak kabul edilen eserlerdir. "Cevheretü'n Neyyire" ve "El Lübab" isimli eserlerin ana metinleri; İmam-ı Kuduri'nin "El Muhtasar" isimli kitabıdır.
2- NEVADÎR KİTAPLAR!
Mezhebin aslı olan ve "Zahirü'r rivaye" olarak nitelendirilen kitapların dışında kalanlara "Nevadir" denilmiştir. "Nevadirü'r rivaye" durumunda olan İmam-ı Muhammed'in; Keysaniyat, Haruniyat, Cürcaniyat ve Rakkiyat isimli kitaplarıdır. "Ziyadetüz-Ziyadat" isimli kitapta "Nevadir" olarak nitelendirilmiştir... İmam Hasan îbn-i Ziyad'ın "El Mücerred" isimli kitabı da "Nevadirü'r Rivaye" kabul edilmiştir. İmam Ebu Yusuf'un verdiği dersler, talebeleri arafından not tutulmuş ve "El emali" (Ders notları) adı altında bir araya getirilmiştir. Bu kitaptaki meseleler de nevadirden sayılmıştır. Ayrıca "Kitabû'l Haraç" isimli eseri; siyasetin takibi ve beytü'l malin nasıl yönetileceği konusunda güzel bir kitaptır.
3- " VAKIAT " OLARAK NÎTELENEN KİTAPLAR
Usûlün ve mezhebin kurucusu İmam-ı Azam Ebu Hanife veya mezhepte müctehid kabul edilen (İmam-ı Yusuf, İmam-ı Muhammed, İmam-ı Züfer vs.) ulema zamanında, tasrih edilmeyen bir çok mesele vardır. Hanefi fukahası tarafından ictihad veya tahric yoluyla hüküm verilen meselelere "Vakıat" denilmiştir. Bunlara fetva veya nevazil (yeni olaylar) ismini veren müelliflerde vardır. Bu meselelerin bir kısmı, fukahanın çoğunluğu tarafından tasvip görmüş, bazıları da münakaşa konusu olmuştur.
Vakıat kitaplarında farklı ictihadlar bir arada zikredilir. Bu mahiyetteki eserlerin ilki, fakih Ebu'l Leys Semerkandi'nin "en- Nevazil" isimli eseridir. Yeni meseleleri, bablara ayırarak delilleriyle birlikte izah etmiştir. Daha sonra Ebu'l Abbas Nazimi "Mecmau'n-Nevazil" isimli eserini, usule riayet ederek kaleme almıştır. Fukaha eserlerinde "Zahirü'r rivaye", "Nevadır" ve "Vakıat" niteliği taşıyan hükümleri ayrı ayrı zikretmiş ve müftabih olan kavilleri belirtilmiştir. İstisnai olan bazı kitaplar da vardır. "Fetava-i Kadıhan" veya "Hülasatü'l Fetava" gibi kitaplarda; Zahirü'r rivaye, nevadir ve vakıat birbirine karışmıştır ve ayırt edilmesi oldukça zordur. Hanefi usûlüne vakıf olmayan kimselerin, bu eserlerden faydalanması mümkün değildir.
Sadrü'ş Şehid'in talebesi olan Muhammed Radiyüddin Serahsi'nin "El Muhit" isimli kitabında; "Zahirü'r Rivaye" ve "Nevadir" olan kavilleri hasseten belirtilmiştir. Bu açıdan oldukça kıymetli bir eserdir. Yine Sadrü'ş Şehid'in hem talebesi, hem yeğeni olan Burhanüddin Mahmut Buhari de "El Muhit" isimli bir eser kaleme almıştır. Bu iki eseri birbirinden ayırt etmek için birisine "Muhit-i Serahsi", diğerine "Muhit-i Burhani" denilmiştir. Bu eserlerin de şerhleri yapılmıştır. "Muhit-i Burhani'nin" muhtasarı "Ez Zahire" isimli eser, fukaha indinde çok kıymetlidir. Muteber fıkıh kitaplarından birisi de Ebu Bekir Mes'ud Kasani'nin "El Bedaiü's Senai fi Tertibi'ş Şerai" isimli eseridir. Bu eserle ilgili olarak İbn-i Abidin şunları zikretmektedir : "-E1 Bedai pek kıymetli bir kitaptır. Ben kitaplarımızın arasında onun bir eşini görmedim. Bu kitap İmam Ebu Bekir b.Mes'ud b.Ahmet El Kasani'nindir. O bununla üstadı Alaaddin-i Semerkandi'nin "Tuhfetü'l Fukaha" adlı eserini şerhetmiş, eserini üstadına arzedince, o da kızı Fatıma'yi kendisiyle evlendirmiştir. Halbuki Fatıma'yı daha önce babasından sultanlar istemiş ve onlara vermemiştir. Evlerinden çıkan fetvada Fatıma'nın, babasının ve zevcesinin imzaları bulunurmuş".
İmam-ı Kasani "El Bedaiû's Senai" isimli eserinde sadece hükümleri değil, hükümlerin dayandığı illetleri de izah etmiştir..... Asırlarca medreselerde ders kitabı olarak okutulan "El Hidaye Şerhû Bidayetü'l Mübtedi" isimli eser, fukaha tarafından muteber kabul edilen bir metindir. Müellifi Türkistan uleması'ndan İmam Burhanüddin Ali Merginani'dir. Bazı alimler "Sözünün yalan olmasından ve sapıklıktan korunmak istiyorsan El Hidaye'yi iyi belle... İşte o zaman Sırat-ı Mustakiym de emin adımlarla yürürsün" demiştir.
"El Hidaye"; C.Hamilton tarafından I87I'de İngilizce'ye çevrilmiş ve basılmıştır. Bu eserin bir çok şerhi vardır. En meşhuru Kemalüddin Ibn-i Hümam'ın "Fethül Kadir" isimli şerhidir. Babası Sivas Kadısı olan İbn-i Hümam; Mısır'da eğitimini tamamlamış ve hadis hafızı unvanını almıştır. Ayrıca usule dair kaleme aldığı "Et Tahrir" isimli eseri ile akaide dair "El Müsayere" isimli kitapları, oldukça kıymetlidir..... İmam-ı Merginani'nin seksen cildlik "El Kifaye" isimli muazzam bir eserinin daha olduğu bilinmektedir.
Fatih Sultan Mehmed'in "Zamanımızın Ebu Hanife'si" diyerek iltifat ettiği Molla Hüsrev'in (Hehmed Feramuz Efendi) "Dürerü'l Hükkam fi Şerhi'l Gureri'l Ahkam" isimli eseri, yıllarca Osmanlı medreselerinde ders kitabı olarak okutulmuştur. Bu eserde de "Vakıat'a" yer verilmiştir ve usûle dair kaleme aldığı "Mirkat'ın" Şerhi olan "Mirat" isimli kitabı meşhurdur.
Hanefi Fukahası'nın "Mütun-u Erbaa" diye isimlendirdiği ve kıymet verdiği, vakıatın fazlaca yer aldığı, dört metin daha vardır. Bunlar: Kenz, Muhtar, Vikaye ve Mecma'dır. "Kenz'in" müellifi; Ebu'l Berakat Abdullah Hafizüddin Nesebi'dir ve adı üzerinde fıkhın hazinesi sayılmıştır. "Muhtar'ın" müellifi; Ebu'l Fadl Mecdüddin Abdullah Mavsili'dir. Bunun da bir-çok şerhi yapılmıştır. Musannıfı; Sadrû'ş Şeria'nın atası Tacü'ş-Şeria Mahmud'dur. "Vikaye"; Aydınoğulları beyliği zamanında Devletoğlu Yusuf tarafından manzum olarak terceme edilmiştir. "Mecma'nın" müellifi; Muzafferüddin Âhmed îbn-i Saati'dir. Mecma'nın da bir-çok şerhi yapılmıştır. Musannif İbrahim Halebi'nin "Mülteka el Ebhur ve Mecmau'l En Hur" isimli eseri, Osmanlı döneminde çok yayılmıştır. Yine "Şerhu Damad" diye şöhret ..alan eser de "Mecma'nın" şerhidir.
Alaüddin El Haskafi'nin "Dürri'l Muhtar" ve Onun şerhi olan İbn-i Abidin'in "Reddü'l Muhtar" isimli eseri, son devrin en çok başvurulan kitabıdır. Dürri'l Muhtarın dayandığı metin, İmam Timurtaşi'nin "Tenvirû'l Ebsar" isimli eseridir. Hatta denilebilir ki, "Vakıat'ın" en çok yer aldığı eser budur.
Halife Bahadır Alemgir Han'ın desteği ve teşviki ile hazırlanan "Fetava-i Hindiyye" de kıymetli bir fıkıh kitabıdır. Şeyh Nizamüddin'in başkanlığında ulemadan bir heyet tarafından; (tasnifi "El Hidaye" örnek alınarak) hazırlanmıştır. Bu eserde; "Zahirü'r Rivaye"; " Nevadir" ve " Vakıat"; imkanlar ölçüsünde belirtilmiştir. Fukaha arasında ki meşhur olan bir tesbiti hatırlatarak incelememize son verelim : "Fıkhın çekirdeğini Hz. Abdullah İbn-i Mes"ud gönüllere ekti, Alkame biçti, İbrahim Nehai harmanını yaptı, İmam-ı Azam Ebu Hanife öğüttü, İmam-ı Yusuf hamur haline getirdi ve İmam-ı Muhammed pişirdi. Diğer insanlar hazır yiyorlar"
Biz bu incelememizde; Hanefi mezhebinin muteber fıkıh kitaplarının ana metinlerini gündeme getirmeye gayret ettik! Ayrıca bu ana metinlerin meşhur olan şerhlerini de zikretmeye çalıştık. Elbette muteber fıkıh kitapları bunlarla sınırlı değildir. İbn-i Abidin'in (ölümü:1836) "Reddul Muhtar" isimli eserinden sonra; "Vakıat'a" yer veren, geniş çaplı bir eser kaleme alınmamıştır. Son yıllarda yayımlanan; "Fıkıh Ansiklopedisi", "Dört Mezhebin Fıkıh Kitabı" veya "Beş Mezhebin Fıkıh Kitabı" gibi çalışmalar, mukayese açısından bir değer taşıyabilir. Ancak "Zahirü'r-Rivaye" durumunda olan kitaplar dikkate alındığı zaman, bu nevi çalışmaların (şimdilik) verimli olmadığı görülmektedir. Hatta bazen "Zahirü'r Rivaye" tesbit edilemediği için, nevadir vasfını taşıyan veya vakıata dahil olan kaviller, mezhebin görüşü olarak zikredilebilmektedir.
"Fıkhu's Sünne" veya "Fıkhu's Sünneti ve'l Kitap" ismini taşıyan çalışmaların ise; belirli bir usûle dayanmadığı için, ilmi değere haiz olmadığı görülmektedir. Ayrıca bu tür eserleri kaleme alan müelliflerden bazıları; müctehid imamları suçlayabilmek için, akla-hayale gelmeyecek usûllere başvurmaktadırlar." Kendilerini anadan doğma müctehid görenler (!) , başkalarına, taklitçilik küfürdür diyerek ictihad (!) edenler, Kur'an bize yeter diyenler, Fıkıh kitapları İslam'ın ilerlemesine engeldir diyenler, şu yukarıdaki incelemeyi okudukları zaman hiç mi vicdan azabı duymayacaklardır?
Müslümanlar arasındaki ihtilafların asgariye indirilmesi, vahdetin sağlanabilmesi için nefislerimizi bir kenara iterek kaynaklarda anlaşalım dedik ve demeye de devam edeceğiz. Kaynaklar derken de işte yukarıda arzedilen kaynaklardan bahsediyoruz. Cebine bir Kur'an Meali koyup, ondan sonra da makale haline getirilen yorumların toplandığı makale kitaplarına değil. Nefsinin kabul ettiği doğrulardan başka doğru kabul etmeyen yazar-çizerlerin, mezheb kabul etmeyen mezhebsizlerin, usûl tanımayan usülsüzlerin edeb tanımayan edebsizlerin kulakları çınlaya!!! Usûlden nasibi olmayanlara biraz da usûlden bahsedelim. Usül derken neyi kasdettiğimiz iyice anlaşılmış olsun. A. AZİZ
![]()