İCTİHAD'A   MUKTEDİR   OLAMAYAN       FUKAHA'NIN TABAKALARI

                                     

    • ASHAB-I TAHRİÇ: (Ashabû't Tahriç):

    Bunlar asla ictihad   yapmaya   muktedir   değildirler. Ancak mutlak müctehid'in, şer'i konularda   takip ettiği usulü gayet iyi bildikleri ve kaynaklara vakıf oldukları için; «Mücmel»   olan  bir  içtihadı   veya   iki   manaya ihtimali! mübhem bir hükmü, mukayese  olan  bir  ictihadı  veya  iki  manaya  ihtimalli  mübhem  bir  hükmü,  mukayese  etmek  suretiyle  kendi  reylerine  göre  izah  edebilirler.  Fahrüddin-i  Razi  ve  emsali   bu   tabakadandır.   Mukallid'lerin   en   üst  sınıfı  budur.

   • ASHAB-I TERCİH: (Ashabû't tercih):

    Bazı   rivayetlerin,   diğerlerinden daha üstün olduğunu tesbit edebilen fukaha'ya «Tercih» erbabı  denir.   Ebû'l   Hasen Kuduri   ve İmam-ı Merginani bu sınıftandır. Meselâ : «Bu evlâdır, bu daha sahihtir, insanlar için bu daha münasibtir» gibi hükümler serdederler.

    • ASHAB-I TEMYİZ: (Ashabû't Temyiz):

    Mukallidlerin   üçüncü   sınıfı   temyiz  erbabıdır. Bunlar Zahir mezhebi, nadir rivayetleri, kuvvetli ve zayıf kavilleri birbirlerinden ayırabilirler. Bunların görevi; reddedilmiş olan kavilleri ve zayıf rivayetleri kat'iyyen nakletmemektir. Müteehhirin ulemadan   Kenz,   muhtar   ve   vikaye   sahipleri,   bu   sınıfa   dahildir.

     • MUKALLİD-İ MAHZ:

       Muteber   fıkıh kitaplarını tetkik edebilen, ancak kuvvetli ve zayıf rivayetleri birbirinden   ayırt   edemeyen   alimler bu sınıfa  dahildirler.   Hanefi fûkahasından Alauddin El Haskafi «Fukaha'nın tabakalarını» izah ettikten sonra : «Bize gelince... Vazifemiz   onların   tercih ettiklerine, sahih gördüklerine tabi olmaktır. Nitekim  hayatlarında  fetva   vermiş   olsalar,   yapacağımız bu idi» hükmünü zikrediyor. İbn-i Abidin   bu   metni şerhederken : «Şu evrakı toplayan günahkâr kul dahi musannifin dediğini der» diyerek, «Mukallid'ler»  sınıfına   dahil   olduğunu   itiraf eder.  (104)

    Dolayısıyle; şer'i delillere hakkı ile vakıf olamayan  bir  mü'minin,   bir müctehid'e tabi olması vaciptir.   İbn-i Abidin   gibi   fıkıh sahasındaki otoritesi herkes tarafından kabul edilen   bir   ûlema'mn   «İctihad'a muktedir olamadığını ve bir müctehid'e tabi olduğunu» ikrar   ettiği   bir   durumda;   bize   düşen   «Edeb»   hududlarını   muhafaza  etmektir.

• İslâm  uleması:  «Adil   olan   bir müctehid vefat ettikten sonra da tak-lid olunur, onun kavliyle   fetva  verilebilir. Bu hususta icma vardır» hükmünde müttefiktir. (105) Dolayısıyle  şer'i delillerden hüküm çıkarabilecek derecede ilme sahip olmayan her mükellef; gerek usûl, gerek füru'da   günümüze   kadar gelmiş olan bir mezhebe bağlı olmak   zorundadır.   Sahabe-i  Kiram ve Tabiûn'dan olan mutlak müctehid'lerin mezhepleri   günümüze kadar gelmediği için, onları taklid etmek mümkün değildir. Zira onların  gerek  usul,  gerek   fürû'a   ait kaideleri zabt edilmemiş, kendileri de bizzat ilimlerini   tedvin   etmekle   meşgul  olmamışlardır."

(104) İbn-i Abidin - Beddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1982, C: l, Sh: 98-99.

(104) Ömer  Nasuhi  Bilmen, Hukuki  İslamiyye  ve  Istılah-ı  Fıkhiyye  Kamusu.  İst.  1976.  Bilmen  Yay. C/8,  sh:264.  Madde:19.  (Yusuf  Kerimoğlu, Emanet  ve  Ehliyet, C/1, sh:48-50-51