FETVA VERME USÛLÜ
Zahir rivayetlerde yer alıp, Hanefi imamlarının ittifakına mazhar olan görüşle tereddütsüz fetva verilir. İmamların ihtilaf ettikleri görüşlere gelince "Es Siraciyye" ve diğer kitaplarda belirtildiği gibi en sıhhatli görüş şudur: Mutlaka İmam Ebu Hanife (rha)'nin içtihadıyla fetva verilir. Daha sonra îkinci İmam Ebu Yusuf (rha)'un içtihadıyla, daha sonra üçüncü îmam İmam-ı Muhammed (rh.a)'in daha sonra İmam Züfer ve Hasan Ziyad (rh.a)'ın görüşleriyle fetva verilir......
Eğer Ebu Hanife (rh.a) bir tarafta, Ebu Yusuf ile İmam Muhammed (rh.a) de bir tarafta iseler, bazı görüşlere göre, müftü muhayyerdir; bu iki görüşten dilediğini alır. Fakat en sıhhatli görüş, imamın (Ebu Hanife) görüşünün ileri alınmasıdır. Önemli olan delilin kuvvetli olmasıdır. Onun için on yedi meselede sadece İmam Züfer'in görüşü bulunan içtihadı imamınkine tercih edilmiştir. Biz onların tercihine tabiî oluruz. Ne imamın ne de talebelerinden kimsenin mesele hakkında içtihadı yoksa, sonradan gelen alimler o mesele hakkında söz birliğiyle ne demişlerse öylece amel edilir. Eğer ihtilaf etmişlerse, çokluğun fetvası itibar edilir.
Ebu Hafs, Ebu Ca'fer Ebu'Leys Tahavi gibi şayanı itimat bulunan belli büyükler hangi tarafta iseler o tarafın görüşü tercih edilir. Eğer bunların da bir görüşü yoksa (asra, zamana göre), Müftü meselede tedebbür ve teemmül ederek mesuliyetten çıkmak için çözüm yolunu arar. Ulu orta konuşmamalıdır. Allah (cc)'dan korkup onun murakabe ettiğini unutmamalıdır. Zira delisiz konuşmak büyük bir felakettir. Ancak şaki BÎR CÂHlL BU CESARETi GÖSTEREBÎLÎR." (115)
Özet olarak "İhtilaflı meselelerde evvela İmam-ı Âzam'ın sonra İmam-ı Yusuf'un, sonra İmam-ı Muhammed'in, daha sonrada İman Züfer'in kavli içtihadı ihtiyar edilerek o veçhile amel olunur. Bu bir esastır. Bundan yalnız bazı mes'eleler müstesnadır." (116)
Yukarıda açıklamaya çalıştığımız müftünün durumu, müctehid olan bir müftü hakkındaki durumlardır. Şimdi ise müctehid olmayan müftülerin ihtilaflı mes'eleler karşısında nasıl davranması gerektiğini aktarmaya çalışalım : "Müctehid olmayan müftülerin riayet etmeleri icabeden bir takım usûl vardır. Bunlara "resmülmüfti" denir. Şöyle ki: Meselâ: Hanefi mezhebinde bulunan bir müfti, kendisinden sorulan bir mesele hakkında İmam-ı Azam hazretlerinden zahirirrivaye denilen muteber, tevatüren menkil kitaplarda münderic cevap ne ise onu hikaye eder. Bu hususta İmam-Azam'dan bir cevap menkul değilse onun en meşhur, muktedir tilmizi olan Ebu Yusuf'tan bu kitaplarda nakl edilmiş olan cevabını hikaye eder Ondan da bir cevap menkul değilse yine İmam-ı Azam'ın en kudretli tilmizlerinden olan İmam-ı Muhammed'in o babdaki kavlini hikaye eder, o vecihle cevap verir. Ve şayed bu eîmme-i kiramdan birinin kavli, asrın maslahatına veya delilinin kuvvetine mebni eazımı ulema tarafından tercih edilmiş ise ona göre fetva verir.
Kezalik bir mesele hakkında müteaddit cevaplar bulunsa bunların içinden her hangisi ulema arasında MUHTAR, MÜFTABIH bulunmuş ise onu düstürül amel eder, yoksa kendi reyine, KEYFÎNE göre fetva veremez." (117) "Hatta muteber üstazlardan ilim ahz etmiş bir kimse bile öyle gördüğü bir iki veya beş on kitaptan fetva veremez. Olabilir ki, bir kitap me'haz ittihaz edilerek aynı hataya düşülmüştür. O halde fetva verecek zat; mahir mütehassıs olup kendisinden fetva vereceği kitabın ulema arasında muteber olduğuna muttali bulunmalıdır." denilerek (118) meselenin önemi beyan edilmiştir. Cümlelerimizde kullandığımız USÜL kelimesinden anlatmak istediğimiz işte budur. Usul budur, yol budur, haddi bilmek budur.
![]()