DÖRTTEN FAZLA YABANCI KADINI BİR KİŞİNİN NİKÂHI ALTINDA TOPLAMASI:

Molla Hüsrev:  "Hür   erkek  için; hür kadınlardan ve cariyelerden ancak dört kadının nikâhı sahihtir. Yani, hür erkeğin dörtten  fazla  kadını   nikâhında   bulundurması caiz olmaz. Çünkü, Allahû Teâla (cc): "Kadınlardan hoşunuza gideni, ikişer, üçer ve dörder olmak üzere nikâhlayın" (En Nisâ Sûresi: 3) ayet-i kerimesiyle açıklamıştır. Şu halde, adet üzere tahsis, o kimse için daha fazlayı meneder"(42) hükmünü beyan eder. İslâm uleması; nikâhın, ümmet-i Muhammed'in çoğalmasına   ve   şirke  karşı   güçlü   hale   gelmesine  vesile olduğunu esas olarak, bu noktadan ibadet hükmünde olduğunu   beyan etmiştir.(43) Fetava-ı Hindiyye'de "Hür erkeklerin, hür kadınlardan veya cariyelerden dördü ile evlenebilme hakları vardır. Hidaye'de de böyledir.   Bir   köle, hür veya cariyelerden iki kadınla evlenebilir. Bahru-r Raik'te de   böyledir.   Bir  kimse  arka arkaya beş kadını nikâhlamış olsa, önceki  dört  kadının   nikâhı  caiz olur,  beşincisinin nikâhı  caiz  olmaz"   (44)  hükmü  kayıtlıdır.   (Y. Kerimoğlu, Emanet  ve  Ehliyet- İslam İlmihali)

                                                      «TEADDÜD-Ü ZEVCAT» MESELESİ

SORU: Mektubunuzda: «— Abdülkadir Es Sûfi'nin «Cihad» isimli eserinde: «Teaddüd-ü zevcat; modern totaliter devletin  dayandığı nevrotik temelli burjuva aile türüne son vermek için elzemdir» deniliyor. (İst: 1980 Yeryüzü yay. Sh: 37) Doğrusunu söylemek gerekirse, önceleri bu hükmü çok yadırgadım. Çünkü bizim aile tipimize «Nevrotik Burjuva» sıfatı ağırıma gitti.  Sonra  bu  yazarın;   yeni  Müslüman  olmuş bir İngiliz olduğunu öğrendim.  Tasavvuf   konusunda da  hayli tutucu!.. İnsanları ısrarla tarikat'a davet ediyor. Tek eşle evlilik gerçekten   burjuva   kültürüne  mi  dayanıyor?   Bu  hususta  bilgi   verir  inisiniz?» diyorsunuz.

CEVAP» Tarihte; bir eşle evliliği mecburi kılan ilk kanun, Doğu Roma (Bizans) İmparatoru Jüstinien tarafından çıkarılmıştır. (') Günümüzde; Batı toplumlarında ve onları taklid eden diğer toplumlarda, «Tek eşle» evlilik esastır. Bu tutum; temelde hellenist kültüre dayanır. Nitekim Dawson'ın: «—Hellcnizmi bir yana bırakacak olursak; ne batı medeniyeti, ne avrupa insanı düşüncesinin ortaya çıkması mümkün değildir» (2) şeklindeki itirafı, meseleyi kavramamızı kolaylaştırmaktadır. Bir eşle evliliği kanun haline getiren toplumlarda; cinsi ilişkiler farklı mahiyet arzeder. «Cinsi Bunalım» şeklinde isimlendirilen hadise; günümüzde bütün şiddetiyle gündemdedir.

İslâm toplumunda; gerek erkek, gerek kadın; evlenme ve boşanma hususunda, şer'i hududlarla sınırlı olmak kaydıyla serbesttir. Mü'min bir erkek; adalete riayet etmek şartıyla bir, iki, üç veya dört kadınla evlenebilir. (3) Burada «Evlenebilir» dememizin sebebi; sadece mubah olan bir duruma, işaret içindir. Zira çok eşle evlenmek; farz veya vacip değildir. Esasen Nisa sûresi nazil olmadan önce; bir erkek, istediği sayıda kadınla evlenebiliyordu. Bu sûre ile birlikte; evlenilebilecek kadın sayısı dörde indirilmiştir. Fıkıh kitaplarında «Kasm» ayrı bir bahistir. Alaûddin El Haskafi «Kasm'ı» tarif ederken: «Kasm; zevceler arasında gecelemek, elbise, yiyecek ve sohbet hususunda müsavi taksime ve adalete, yani zulmetmemeye riayetin vacip olmasıdır. Ayetin zahirine bakılırsa bu farzdır» (4) hükmünü zikreder. Resûl-i Ekrem (SAV)'in: «— İki karısı olan kimse kasm hususunda; o ikisinden birisine meylederse, kıyamet gününde yarısı mail (Meyletmiş, eğilmiş) olarak gelir» (!) buyurduğu da bilinmektedir. Adaleti sağlamanın kolay olmadığı; şer'an ve aklen (sabittir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de «— Kadınlar arasında adalet (ve eşitliği tatbik) etme hususunda ne kadar hırs gösterseniz, asla güç yetire-mezsiniz. Bari (birine) büsbütün meyledip de ötekini (Ne dûl, ne evli bir durumda) askıda gibi bırakmayın. Eğer (nefsinizi) ıslâh eder, (Haksızlıktan) sakınırsanız, şüphe yok ki Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir» (6) hükmü beyan buyurulmuştur. Hz. Aişe (R. Anha) validemizden rivayet edildiğine göre, Resûlallah (SAV) hanımları arasında kasm'a (Adalete) riayet eder ve: «Allah'ım!.. Bu benim malik olduğum hususlardaki kasmımdır!.. Malik olmadığım hususlarda beni hesaba çekme» (7) duasında bulunurdu. Feteva-ı Hindiy-ye'de: «— Bir hanımı olduğu halde, başka bir kadım daha nikahlamak isteyen kimse, kasm'a (Aralarında adalete) riayet edemiye-ceğinden korkarsa, ikinci defa evlenmesine ruhsat yoktur. Ancak böyle bir korkusu bulunmayan kimse, ikinci defa evlenebilir. Fakat ikinci defa evlenmemek daha evlâdır» (8) hükmü kayıtlıdır.

Uzun yıllar; resmi ideolojinin taarruzuna muhatap olan raü'min-ler, suçluluk kompleksine kapıldılar. Halbuki Allahü Teala (CC) ve Resûlü'nün «Mubah» kıldığı bir fiil; kıyamete kadar bakidir. Farz-ı muhal; «Falanca» şahıs evlenmiştir. Bütün meşru yollara başvurmakla beraber çocuğu olmaz!.. Bu durumda ne yapması gerekir!.. Günümüzdeki kanunlara göre; o kadını boşamadan, bir başkasıyla evlenemez. Halbuki çocuğun olmamasında kadının şer'i bir kusuru yoktur. Çünkü takdir Allahü Teala (CC)'ya aiddir. Islâmi bir toplumda; çocuğu olmayan kadını boşamadan ve haklarına riayet ederek, bir başka kadınla evlenebilir. Bu meşru bir çözümdür. Diyelim ki; «A» devleti, îslâmi kanunlarla yönetilen meşru bir devlettir. Kâfirlerin hakimiyetinde olan «B» devletinin tecavüzüne uğramış ve savaş sonucu erkeklerinin büyük bir çoğunluğu şehid düşmüştür! O toplumda; kadınların nüfûsu, erkeklere oranlar kat kat fazladır! Nesil emniyetini muhafaza için, Teaddüd-ü zevcat'tan başka meşru bir yol gösterilemez!.. Misâlleri daha da çoğaltmak mümkündür. Meselâ : «Simeranya'da» yaşıyan müslümanlar azınlıktadır. Hürriyetlerine kavuşabilmek için; nüfûslarını hızla artırmak ve çocukların» islâma göre yetiştirmek mecburiyetindedirler. Bu durumda da; çıkış] yollarından birisi, «Teaddüd-ü Zevcat»tır!.. Bunlar ilk plânda aklı-' ımıza gelen illetlerdir. Esasen hiçbir illet bulunmasa dahi; Allahü Teala (CC) 'nın mubah kılmış olması kâfidir. Hiçbir güç; Allahü Teala (CC) 'nın hükmüne mukabil olmak ve O'nun yerine geçmek üzere hüküm icad edemez, buna hakkı yoktur. Eğer icad ederse; tuğyan etmiş olur.

Şeyh Abdülkadir Es-Sûfi; «Cihad» isimli eserinde, teaddüd-ü zevcatı savunmuştur. Sizin bunu yadırgamanıza bir mana veremedim. Resmi ideoloji; tek eşle evliliği kanunlaştırdı diye, İslâm'ın helâl kıldığı bir husus yadırganamaz. Çünkü mü'minler için tek doğru; Allahü Teala (CC) ve Rasulü (SAV)'nün tebliğ ettiği hükümlerdir. Biz o hükümleri (Hiçbir ideoloji'nin hatırı için)  asla  terkedemeyiz!..   «Duyduk ve itaat ettik» deriz!..

(1) Geniş bilgi için/Abdülaziz Çaviş - Ang'likan Kilisesi'ne Cevap - Ank: 1974 Sh: 164-165.

(2) C. J. Davvson - Batı'nın Oluşumu - İst: 1976 Sh: 25.

(3) lbn-i Kesir - Tefsirû'l Kur'an'il Aziym - Beyrut: 1989 C: 1 Sh: 451.

(4) îbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983 C: 6 Sh: 90 (Metin)

(5) lbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut: 1315 C: 2 Sh: 517.

(6) En Nisa Sûresi: 129.

(7) İbn-i Hümam - A.g.e. C: 2 Sh: 517.

(8) Şeyh Nizamüddin ve Heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400 C: 1 Sh: 341.  (Yusuf Kerimoğlu, Fıkhi Meseleler, C/2, sh: 70-71)

 

                                                 ÇOK EVLİLİK (TAADDÜD)

 Bir müslüman bu konuda herhalde şöyle düşünür:
"Taaddüdü-zevcat" erkeğin dörde kadar kadınla evlenmesi anlâmına gelen Islâmî bir terimdir. Batılılar buna daha geniş anlamı ile "poligami" derler. Dolayısı ile "taaddüd-i zevcât" tamıtamına "poligami" değildir.

Allah (c.c.) Kur'ân-ı Kerîm'de kadınlardan sözeden sûrenin başında, insanları bir "nefis"ten yarattıgını hatırlattıktan sonra: "Eğer velisi olduğunuz mal sahibi yetim kızlarla evlenmekte onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız, onlarla değil de hoşunuza giden başka kadınlarla ikişer, üçer ve dörder evlenebilirsiniz. Eğer aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız, bir tane almalısınız, ya da sahibi olduğunuz cariye ile yetinmelisiniz. Sapmamanız için en uygun olan budur..." (Nisâ (4) 3 ) buyurur. Aynı sûrenin daha sonraki bir âyet-i kerimesinde de yine adalet emredilerek "Siz uğraşsanız da adaleti hakkıyla uygulayamayacaksınız, bari büsbütün birine meyledip te öbürünü askıya almayın..." (Nisâ (4) 129) buyurur. Işin münakaşasına girmeden önce bu âyetlerden neyin anlaşıldıgını görelim:

1- Kadını da erkeği de Allah yaratmıştır. Yani her ikisi de Allah'ındır. Onlara diledigi gibi hükmetmesine kimsenin müdahale etme hakkı yoktur.
2- Bir takım adaletsizlikler ve zaruretler sözkonusu olduğunda, insanı yaratan Allah, erkeğin dört kadına kadar evlenmesine izin vermiştir.
3- Birden fazla kadınla evlenmesi halinde, aralarında adaleti göstermeyeceğini bilen erkek, bir tane ile yetinecektir.
4- Insanın kadınları arasında fiili ve kalbi ile denklik yapıp, tam adil olması mümkün değildir.
5- Bu takdirde kalbi birisine meyletse bile, fiili ile aralarını ayırıp birini terkedilmiş bırakmayacaktır.

Imdi; Allah'ın varlığına, gücüne, bilgisine ve adaletli olduğuna kesinkes inanan bir insan, ilk bakışta normal değil gibi görülen bu uygulamanın, Allah'ın emri olduktan sonra, hiç te anormal bir tarafının olmadığını anlayacak ve düşünmeye gerek duymadan bile, bunu olduğu gibi kabullenecektir. Çünkü Allah Hakîm'dir, yani her yaptığı yerli yerindedir ve en uygun olanıdır. Eğer inanmasına rağmen kalbinde hâlâ bir "acaba!" dolaşıyorsa, işin başına dönmesi ve Allah'ı yeni baştan tanıması gerekir. Çünkü tanımada bir hatâ var demektir. Yani insan Allah'ı eleştirme gücüne sahip değildir ki, kendinde böyle bir hak görebilsin. Nasıl davranması gerektiğini, 0 mu yarattığı insana soracaktır, yoksa yarattığı insan mı ona soracaktır? Yine insan, Allah'ın her yaptığı işin hikmetini anlayabilecek güçte de değildir ki, bunun isabetsiz olduğunu görebilsin.

Görüldüğü gibi müslüman için problem yoktur. Mesele Allah'ın uygulamasıdır, deyince herşey biter.

Ya insan Allah'a inanmıyorsa, ya da bulanık biçimde inanıyorsa ne olacaktır? Ona da, bu meseleden önce Allah tanıtılır. Allah'ı iyi tanıyabilirse, onun durumu da aynı olacaktır.

Konunun bir yönü budur, ama bir de öbür yönü vardır: Müslüman Allah'ın hükmüne inanmakla beraber, Hz. Ibrahim Peygamber gibi, kalbinin O'nun söylediklerini tırmalanmadan kabul etmesini ve doğruluğuna, gözüyle görmüş gibi inanmasını ister. (Hz. Ibrahim'le ilgili kıssa için bk. Kur'ân-ı Kerîm, Bakara (2) 260.) Işte düşünme gücü sağlam olan ve ön yargılar taşımayanlar, aklen de bunun isabetliliğini bulabilirler:

Bundan önceki başlıkaltında kadınla erkeğin eşit oldukları ve olmadıkları yönleri anlatmış ve farklı oluşlarının onlara farklı görevler yükleyeceğini söylemiştik. Pozitif elektrik taşıyan kablo bir naylon elbise ile izole edilir, çünkü onun tabiatı onu gerektirir. "Efendim, elektrik enerjisinin oluşmasında artı ve eksi (pozitif ve negatif) elektrikler arasında hiçbir fark yoktur, çünkü hiçbiri öbürsüz olamaz. Öyleyse ikisine de eşit davranılsın ve ikisi de açık, ya da ikisi de kapalı kablo ile taşınsın." demenin akıllılık olmayacağını herkes anlar. Çünkü elektriklerin tabiatı, yani niteliklerindeki temel espri bunun, öbür türlü olmasını gerektirir. Demek ki, mesele bir tabiilik ve yaratılış, yani "fıtrat" meselisidir. Öyleyse bunu gerektiren fıtratı biraz daha açmaya çalışalım:

1- Doğum istatistikleri genel olarak kadınların erkeklerden fazla olduğunu gösterir. (%52'ye %48, yaklaşık olarak.) Hattâ bu farkın değişik zamanlarda daha çok arttığı da görülmüştür. Bunlar bir tarafa genel olarak yüzde üç dört fazla olan kadınlar kocasız mı kalsın, yoksa fuhşa mı düşsünler? Bu,.normal zamanlara ait bir durumdur. Dünyanın harpsiz yaşadığı çok az görülmüştür. Meselâ Istiklâl Harbimiz'de Doğuda Allahüekber Daglarında üç gün içerisinde sadece soğuktan yetmişbin gencimiz ölmüştü, bir o kadarı Çanakkale'de şehit olmuştu. Hepsi kadar da harbin diğer cephelerinde kaybetmiştik. Bunlara düşecek kadınlar, yalnız başlarına hayatın zorluklarına mı terkedilmeli idiler, fahîşe mi olmalı idiler (çünkü cinsel ilişki de fitrî bir ihtiyaçtır), yoksa bir başka kadınla beraber bir erkeğin himayesine mi girmeli idiler? Aynı şeyi bugün Iran ve Irak'in zavallı kadınları için soralım. Her iki taraftan bir milyona yakın evlenme çağındaki insanın boşluğunu dolduracak hangi formülü teklif edebilirsiniz? Irak arkasından bir o kadar genç erkeğini de Kuveyt'te kaybetti. Demek ki zaruretler bazan mahzurlu olan şeyleri de normal kılar.

2- Kadının, cinsel isteklere cevap verebilme zamanı, erkeğe göre dörtte bir oranında azdır. Çünkü kadının her ayının bir haftası âdetle geçer. Buna bir de hamile ve lohusalık dönemindeki elverişsizliği eklensin. Şimdi tabiî durum bu iken, kadınlarda çokça görüldüğü gibi, kadın bir de müzmin bir hastalığa yakalanmış ve erkeğin ihtiyacını göremiyor bir durumda ise, tersine, erkek de cinsel gücü fazla birisi ise:
a) Bu hasta kadını boşayıp hepten yalnız ve himayesiz mi bıraksın,
b) Cinsel ihtiyacını kaldırım yosmasıyla giderip, cabası olarak bir de sağlıgını tehlikeye mi atsın? (AIDS günümüz insanına çok şey öğreteceğe benziyor),
c) Yoksa hem hasta hanımına yardımcı olacak, hem de kendi ihtiyacını giderecek ikinci bir hanım mı alsın?

Fıtratın gereği yapılmadığında, doğacak sonuçlar her zaman daha tehlikeli ve zararlı olmuştur. Birden çok kadınla evlenmenin yasak edildiği her devirde erkekler, başka kadınlarla daha yüksek oranlarda ilişkide bulunmaktan geri durmamışlardır. Bir ilim adamımızın deyimiyle, "Teaddüdü zevcata engel olunmuş, ama teaddüdü firasa engel olunamamıştır." (Musa Kâzim Efendi, Dinî, Ictimaî, Makaleler, Mustafa Sabri Efendi, Mes'eleler.) Yani, eşlerin çok olması önlenmiş ama, yatakların çok olması önlenememiştir. Çünkü, bu fıtratın gereğidir. Öyleyse bunun meşru mu, gayrı meşru mu yapılması daha iyidir?

Türkiye için bir örnek vermeye çalışalım.1983 emniyet raporlanna göre. (Kaynak Hürriyet Gazetesi) Türkiye'de bilinen 338 bin hayat kadını, iş olarak kendini satmayı seçmis ve bu yolda çalışmaktadır. (bk. Cumhuriyet 7.1.1988 son sayfa).) Her biri günde en az iki iş gördüğünü ve bir erkeğin ortalama haftada bir hayat kadın aradığını düşünürsek, bir kadın haftada ondört ayrı erkekle yatıyor ve 14x338= 4.732.000 erkek gayri meşru ilişkide bulunuyor demektir. Bu ilişkilerden doğan fiziksel ve psikolojik hastalıklar, yıkılan yuvalar, emniyetin tesbit edemediği gayrı meşru ilişkiler, bu yüzden kendilerini suçlu hisseden erkeklerin yuvalarında sebep olacakları huzursuzluklar ve benzeri olumsuzluklar da ayrıca hesaplanmalıdır.

3- Kadın huysuz birisi ise ve boşanmak her iki tarafı perişan edecekse, onu kapı dışarı atıp, onun da bir başka erkeğin de başını belâya koyma yerine, bir başka kadınla evlenip, kıskançlık duygularını harekete getirerek bir rekabet ortamı doğurmak ve onu da yola getirmek daha elverişli olamaz mı!

4-Zamanın ve şartların değişmesine göre işi, çoğunlukla evinin dışında olan ve işi gereği uzak memleketlerde bulunan erkek, ihtiyacını gidermek zorunda olduğuna göre, orada dostlar mı edinmelidir, yoksa bir nikâhlısı mı olmalıdır? Bu konularda erkeklerin, kadınlara göre çok sabırsız oldukları da yine "fitrî bir olaydır.

Konunun bir başka yönü daha vardır: Kadın haklarını düşündüklerini iddia ederek "taaddüd"e karşı çıkanlar, vücudunu satarak geçinen binlerce, hattâ yüzbinlerce kadını insan saymıyorlar mı?.Insanın değerine (keramet) hiç önem vermeden, ahlâk ve sağlık kurallarını da çiğneyerek icrayı faaliyet eden bu ten tâciri kadınlar, acınmaya muhtaç değil mi? "Taaddüd" olsaydı onların en fazla dörtte biri bir kocanın ikinci karısı olacaklardı ve hergün bir sürü kirli, paslı, hastalıklı ve ne idüğü belirsiz erkeklerle değil, istediği zaman ve biçimde, psikolojik tatmin de duyarak bir erkekle yatacaklardı. Bu ikisi arasındaki farkı görmemek için geri zekâlı ya da kör inatçı olmak lâzım.

Bunlar da konunun üçüncü yönüdür. Konunun bir dördüncü yönü daha vardır, o da: gerçekçi olma zorunluluğumuzdur: Islâm, erkeğin birden fazla kadınla evlenmesini emretmemiş, tersine bunun zor bir iş olduğunu duyurmuştur. Birden fazla kadınla evlenmek isteyen erkek, her ikisine de nafaka vermek zorundadır. Çünkü kadın çalışmak zorunda değildir. Ayrı istemeleri halinde, her ikisine de müstakil ev almak, ya da tutmak zorundadır. Yani birden fazla kadınla evlenmek zevkli bir şarap değil, bir derde derman olacak acı bir ilâçtir. Acı olduğu için ilâcı terketmek, akıllılık olmasa gerektir. Bu şartlar altında, varsayılacak bir Islâm toplumunda, teorik olarak erkeklerin yüzde kaçı birden fazla kadınla evlenebilecektir? Matematiksel hesaba dayanarak söylersek, iki kadınla evlenmesi halinde, erkeklerin ancak yüzde üçü-dördü birden çok kadınla evlenebilecek, bunların bir kısmının da ikiden çok kadın alacağı düşünülürse, o takdirde erkeklerin ancak yüzde biri, ya da ikisi ikinci ya da üçüncü bir kadın alabilecek, geri kalan yüzde doksan sekizya da doksandokuzu bir kadınla yetinmek zorunda kalacaktır. Kadın da zaten istemediği bir evliliğe zorlanamayacak, bu sonuca, isterse katlanacaktır. Kadınların sayısının erkeklere oranla bu kadar fazla olduğunu daha önce söylemiştik. Demek ki, matematiksel gerçekler de fitrîliği doğruluyor.

Gayri meşru hayat yaşayanlar bir yana, bu gün acaba, yasak olmasına rağmen, birden çok evlilik yapan erkekler bu oranın altında mıdır? Demek ki, "fitrî"liğe, avamca ifadesi ile, yasak sökmüyor.

Nitekim bu fitrî gerekliliği, zaman zaman birçok batılı düşünür kavramış ve uygulanmasını önermiştir. Kaldı ki, bu sadece Islâm'da olan bir uygulama değildir. Tarihin her döneminde, şöyle ya da böyle uygulanmış ve uygulanmaktadır. İslam'ın yaptığı, bu sistemi islah etmek, sınırlamak ve bir düzen içerisinde meşru kılmaktan ibarettir.

                                         TAADDÜD-Ü  ZEVCAT  (ÇOK  EVLİLİK)

Birden çok kadınla evlenmek, nikahlı eşlerin birden çok olması. Bir erkeğin aynı anda dörtten fazla kadınla evli bulunması câiz değildir.

Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:  "Eğer yetim kızlar hakkında (adaleti yerine getiremeyeceğinizden) korkarsanız sizin için helal olan diğer kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâh edin. Eğer bu şekilde de adalet yapamamaktan endişe ederseniz, o zaman bir tane ile veya mâlik olduğunuz cariye ile yetininiz. Bu, sizin haktan eğrilip sapmamanıza daha yakındır” (en-Nisâ,4/3).

Ayetteki "ikişer, üçer, dörder" ifadesi toplam olarak dörtten fazla sayıyı kapsamaz. Hz. Peygamber'in şu hadisleri âyeti tefsir eder: "Abdullah b. Ömer (r. anhümâ) şöyle demiştir: Gaylân es-Sakafî, câhiliye devrinde nikâhı altında on kadın varken İslâm'a girdi. Onunla birlikte eşleri de Müslüman oldular. Rasûlüllah (s.a.s), bu eşlerden dört tanesini seçmesini emretti" (eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, VI, 159 vd). Kays b. el-Hâris'ten şöyle dediği nakledilmiştir: "Nikâhım altında sekiz kadın olduğu halde Müslüman oldum. Nebî (s.a.s)'e giderek, durumu anlattım. Bana: Onlardan dört tanesini seç, buyurdu" (Ebû Dâvud, Talâk, 35).

Nevfel b. Muâviye, beş kadınla evli iken İslâm'a girmişti. Nebî (s.a.s) ona; "Dördünü tut, diğerinden ayrıl" (eş-Şevkân, a.g.e., VI, 149) buyurmuştur .

Zâhirîler ve İmâmiye erkek için dokuz kadınla evlenmenin caiz olduğu görüşündedirler. Onlara göre, "ikişer, üçer ve dörder" ifadesindeki "vav"lar tercih için değil, toplama içindir.

Ancak Arap dilinde bu gibi hitaplar vardır. Nitekim Kur'an-ı Kerîm'de; "Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer ve dörder kanatlı elçiler yapan Allah'a mahsustur" (Fâtır, 35/1) âyetinde, meleklerin kanat toplam sayısı değil, ayrı grupların kastedildiği açıktır.

İslâm'dan önce Arabistan'da çok eşliliğin sınırsız bir şekilde uygulandığı kabul edilir. Ancak çok eşlilik daha çok varlıklı kimseler ve kabile başkanları için söz konusu idi. Halktan erkeklerin çoğunluğu ise tek eşliydi (Bilmen, Hukuku İslâmiyye ve İstilâhâtı Fıkhyye Kamusu, İstanbul 1967, 11, 112, 113).

Eski İran, Çin ve Brehmenler hukukunda, Babil'de Hammurabi kanunlarında birden çok kadınla evlilik kabul edilmişti. Roma hukukunda istifraş yani evli olmaksızın birlikte yaşamak mevcuttu (Mahmut Es'ad, Tarih-i İlm-i Hukuk, İstanbul 1331/1912, s. 75, 97, 139, 141, 149, 165, 173, 175).

Tevrat'da Dâvud (a.s)'ın bir kaç kadınla evlendiğinden söz edilir (Samuel, 2/12, 7/8). İncil'de birden fazla kadınla evlenmeyi yasak eden bir hüküm yoktur. Bu yüzden XVI. asra kadar Hristiyanlarda çok evlilik normaldi. Hatta filozof Herbert Spenser'e göre, XI. asırda İngiltere'de kadının başka bir erkeğe belli bir süreyle ödünç verilebileceği hakkında kilise kanun çıkarmıştır (Mustafa es-Sibâî, el-Mer'e beyne'l-Fıkh ve'lKânun, s. 210 vd).

Hz. Peygamber de çok evli idi. Bunun dinî, ictimâî, siyasî, terbiyevî bir takım hikmetleri vardır. O'nun çok evliliğinin asıl amacı sahabe hanımlarına bir kaç muallim yetiştirmektir. Çünkü bir toplumun yarısı kadındır. Kadınlar da, erkeklerin yükümlü olduğu hükümlerle yükümüdür. Kadınlar kendileriyle ilgili gizli meseleleri Hz. Peygamber'den sormaya çekinirlerdi. Ay hali, lohusalık, cünüplük, vb. konular bunlar arasındadır. Allah elçisinin edeb ve hayası da bunları cevaplamaya engeldi. İşte Hz. Peygamber'in aileleri, özellikle hanımlarla ilgili şer'î hükümleri, diğer kadınlara tebliğ etmede önemli rol oynamışlardır .

Kimi zaman Resulüllah'ın evliliği câhiliyye âdetlerini yıkıp yeni bir hüküm koymak amacına yöneliktir. Zeynep binti Cahş ile evliliği buna örnek gösterilebilir. Çünkü Zeynep (r. anhâ) önce, Hz. Peygamberin evlâtlığı olan Zeyd b. Hârise ile evlenmiş, ancak geçimsizlik sebebiyle başaramamışlardı. Câhiliyye devri örfüne göre, evlâtlığın dul kalan eşiyle evlenmek yasaktı. Cenab-ı Hak evlâtlığı kaldırarak, bunların dul kalan eşiyle evlat edinenin evlenebileceğine izin verdi ve ilk uygulama Allah elçisi ile Zeynep (r. anhâ)'in evlenmesiyle başladı (el-Ahzâb, 33/37).

Allah elçisinin (r.a)'in Ebu Bekr kızı Âişe ve Hz. Ömer'in kızı Hafsa ile evlenmesi sosyal bir hikmete dayanır. İslâm onlar sayesinde güç kazanmış, aileler, hatta kabileler arasında kopmaz bağlar meydana gelmiştir. Hz. Peygamber kızı Fâtıma'yı Hz. Âli'ye biri vefat edince diğeri olmak üzere iki kızını da Hz. Osman'a vermiştir. Bu dört sahabe, Resulüllah'ın en yakın dostu, yardımcısı olup, onun vefatından sonra da İslâm toplumunu yöneten liderlerdir.

İnsanların gönüllerini bir noktada toplamak ve kabileleri birleştirmek için de evlilikler olmuştur. Nitekim Cüveyriye (r.anhâ), Müstalikoğullarının başkanı el-Hâris'in kızıdır. Bu kabile esir alınmıştı. Cüveyriye de esir düşmüştü. Kurtuluş fidyesi için Hz. Peygamber'den yardım istedi. Hz. Peygamber fidyeyi vereceğini ve kendisiyle de evlenmek istediğini bildirince de Cüveyriye kabul etti ve evlendiler. Esirleri ellerinde tutan sahabiler; "Biz Allah'ın Resulünün sihrî hısımlarını nasıl esir tutarız" diyerek hepsini serbest bıraktılar. Bu durum karşısında Müstalikoğulları topluca İslâm'a girdi (es-Sâbûnî, Tefsîru Ayâti'l-Ahkâm, 2. Baskı, Suriye 1397/1977,11, 319 vd.; İbn Sa'd, Tabakât, VIII, 116, vd.)

Birden çok Kadınla Evlenmenin Şartları:

İslâm birden çok kadınla evlenebilmek için bir takım şartlar öngörmüştür, Bu şartlar şunlardır:

1- Eşler arasında adaletli kavranmak. Bu insan gücü ile sınırlı olmak üzere yedirmek, giyim, barınma, ilgi ve muâmele konularında adaletli kavranmayı kapsar. Ancak bunun güçlüğüne Kur'an-ı Kerim'de şöyle işaret edilir: "...Eğer adalet yapamamaktan korkarsanız, o zaman bir tane ile veya mâlik olduğunuz câriye ile yetininiz” (en-Nisâ, 4/3). Buna göre eşler arasında adalet yapmama ve zulüm yapma korkusu varsa tek eşle yetinme esası getirilmiştir. Ancak adalet sevgi, kalbin meyli, aşk gibi hususları kapsamaz. Çünkü bunlara güç yetirilemez. İslâm ise insana gücünün yetemeyeceği yükü taşıtmaz. Bununla birlikte, eşlerden birine aşırı derecede meylederek, diğerlerini sevgiden mahrum etmek yasaklanmıştır. Âyette şöyle buyurulur: "Kadınlar arasında adaletli davranmaya ne kadar gayret gösterirseniz de buna güç yetiremezsiniz. Hiç değilse birisine aşırı meyledip de diğerini (ne dul ne kocalı durumda) askılı bırakmayın” (en-Nisâ, 4/129).

Yukarıdaki iki âyet birlikte değerlendirildiği zaman İslâm'da çok eşlilik aslî bir kural değil, fevkalâde hâl ve şartlar bulununca baş vurulabilecek bir ruhsat olduğu sonucuna varılır.

2- Eşlerin geçimini sağlamaya gücü yetmek. İslâm'da bir erkeğin evlenebilmesi için, tek veya daha fazla eş olsun, bunların yeme, içme, giyim ve barınma harcamalarını sağlayacak güce sahip olması gerekir. Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: Ey gençler. topluluğu! Sizden evliliğin külfetlerini yerine getirmeye gücü yeten evlensin” (Buhârî, Savm, 10, Nikâh, 2,3,19; Müslim, Nikâh, 1,3; Ebû Dâvud, Nikâh, I; İbn Mâce, Nikâh, ; Nesâî, Sıyâm, 43). Evlilik külfetinin başında eşin geçim masraflarının geldiğinde şüphe yoktur.

Çok evliliğe İslâm'ın izin vermesinin Hikmetleri:

İslâm'da tek evlilik, esas, çok evlilik ise istisnadır. Ona ancak ihtiyaç veya zarûret hallerinde başvurulur. İslâm hiçbir kimseye çok evliliği farz kılmadığı gibi, buna teşvik de etmemiştir. Ancak genel veya özel bazı sebepler bulununca çok evlilik mübah sayılmıştır .

Genel sebepler: Bazı beldelerde çeşitli sebeplerle erkek nüfus azalır, kadın nüfus ise normalin üstünde artabilir, Savaş sonralarında böyle durumlarda sık sık karşılaşılır. Nitekim Birinci Dünya Harbinden sonra Almanya'da bir erkeğe dört veya altı kadın düşüyordu. Bu durum karşısında Alman kadınları, erkeklerin birden çok kadınla evlenmeleri gerektiğini açıkça savunuyorlardı. Böyle bir ortamda taaddüdü zevcât, kadınları fuhuştan korumak, onlara sıcak bir yuva sağlamak, bu yolla yetim kalan çocuklarını da hikâye etmek amacına hizmet eder.

Kimi zaman da bazı beldelerde nüfusun hızlı artışını sağlamak için çok kadınla evliliğe ihtiyaç duyulabilir. Savaşta nüfusun büyük bir kısmının ölmesi gibi.

İslâm'ı yaymak amacıyla da çok evlilik olabilir. Nitekim Hz. Peygamber 54 yaşına kadar Hz. Hatice (r. anhâ) ile tek evli olarak kalmış, bu yaştan sonra 9 kadar eşi olmuştur (ez-Zühaylî, a.g.e, VII, 169, 170).

Özel sebepler çoktur:

1- Kadının hastalığı, yüzünden kadınlık görevini yapamaması. Tedavi imkânı bulunmayan kadın hastalığı, kadının çocuk doğuramayacak durumda olması gibi. Böyle bir durumda hasta kadını boşayıp, başkası ile evlenmek yolu bir çare gibi görülüyorsa da kocasının ve belki çocuklarının yuvasından onu uzaklaştırmak yerine onun rıza ve muvafakatıyla ikinci bir evliliğe imkân sağlamak daha üstün bir özlük hakkı olsa gerek. Böylece ilk eşin hakları da korunmuş olur.

2- Bazı erkekler kendi eşi dışında başka bir kadına öne geçilmez istekle bağlanmış olabilir. Onu zinadan korumanın tek yolu ikinci evliliktir.

Bu duruma göre çok evliliğin mübah oluşu zaruret, ihtiyaç, özür veya geçerli bir maslahattır.

Günümüz İslâm ülkelerinin bazılarında çok kadınla evlenmek hâkim iznine bağlanmıştır. Çünkü, birden çok kadınla evlenecek erkekte adalet ve nafakaya güç yetirme niteliklerinin bulunup bulunmadığını tesbit etmek bunu getirir. Bu iki niteliğin varlığı nass'larla istendiği için bunu araştırmak ve bir esasa bağlamak İslâm devletinin yetkisi altındadır.

XX. yüzyılın ortalarında yapılan aile hukukuna ilişkin konular, Tunus dışında diğer İslâm ülkelerinde çok kadınla evlenmeyi yasaklamamışlar, yalnız bazı koruma önlemleri almakla yetinmişlerdir.

Suriye, Irak ve Pakistan'da çok kadınla evlenebilmek için hâkimden izin alınması şartı konmuş buna rağmen evli bir erkeğin izinsiz olarak akdettiği ikinci ve daha sonraki evlenmeler geçerli sayılmıştır. Ancak, devletin belirlediği usullere uymadığı için ilgiliye ceza verme yoluna gidilmiştir (Suriye Medeni Kanunu, Mad. 17; Irak Med. Kan. Mad. 3-4, Pakistan Aile Hukuku Kararnamesi).

Diğer yandan Tunus kanunu çok eşliliği sert ceza tehtidi altında yasaklamış, gizli olarak çok kadınla evlenmelerin artması üzerine de 1958'de önceden belirlenen cezalar arttırılmıştır. Bu arada Tunus mahkemeleri, kanun koyucunun maksadını yorumlayarak ikinci evlenmeleri bâtıl saymıştır (Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm Hukuku, İstanbul 1983, s. 239, 240).

Hamdi DÖNDÜREN