DÖRTTEN FAZLA YABANCI KADINI BİR KİŞİNİN NİKÂHI ALTINDA TOPLAMASI:
Molla Hüsrev: "Hür erkek için; hür kadınlardan ve cariyelerden ancak dört kadının nikâhı sahihtir. Yani, hür erkeğin dörtten fazla kadını nikâhında bulundurması caiz olmaz. Çünkü, Allahû Teâla (cc): "Kadınlardan hoşunuza gideni, ikişer, üçer ve dörder olmak üzere nikâhlayın" (En Nisâ Sûresi: 3) ayet-i kerimesiyle açıklamıştır. Şu halde, adet üzere tahsis, o kimse için daha fazlayı meneder"(42) hükmünü beyan eder. İslâm uleması; nikâhın, ümmet-i Muhammed'in çoğalmasına ve şirke karşı güçlü hale gelmesine vesile olduğunu esas olarak, bu noktadan ibadet hükmünde olduğunu beyan etmiştir.(43) Fetava-ı Hindiyye'de "Hür erkeklerin, hür kadınlardan veya cariyelerden dördü ile evlenebilme hakları vardır. Hidaye'de de böyledir. Bir köle, hür veya cariyelerden iki kadınla evlenebilir. Bahru-r Raik'te de böyledir. Bir kimse arka arkaya beş kadını nikâhlamış olsa, önceki dört kadının nikâhı caiz olur, beşincisinin nikâhı caiz olmaz" (44) hükmü kayıtlıdır. (Y. Kerimoğlu, Emanet ve Ehliyet- İslam İlmihali)
«TEADDÜD-Ü ZEVCAT» MESELESİ
SORU: Mektubunuzda: «— Abdülkadir Es Sûfi'nin «Cihad» isimli eserinde: «Teaddüd-ü zevcat; modern totaliter devletin dayandığı nevrotik temelli burjuva aile türüne son vermek için elzemdir» deniliyor. (İst: 1980 Yeryüzü yay. Sh: 37) Doğrusunu söylemek gerekirse, önceleri bu hükmü çok yadırgadım. Çünkü bizim aile tipimize «Nevrotik Burjuva» sıfatı ağırıma gitti. Sonra bu yazarın; yeni Müslüman olmuş bir İngiliz olduğunu öğrendim. Tasavvuf konusunda da hayli tutucu!.. İnsanları ısrarla tarikat'a davet ediyor. Tek eşle evlilik gerçekten burjuva kültürüne mi dayanıyor? Bu hususta bilgi verir inisiniz?» diyorsunuz.
CEVAP» Tarihte; bir eşle evliliği mecburi kılan ilk kanun, Doğu Roma (Bizans) İmparatoru Jüstinien tarafından çıkarılmıştır. (') Günümüzde; Batı toplumlarında ve onları taklid eden diğer toplumlarda, «Tek eşle» evlilik esastır. Bu tutum; temelde hellenist kültüre dayanır. Nitekim Dawson'ın: «—Hellcnizmi bir yana bırakacak olursak; ne batı medeniyeti, ne avrupa insanı düşüncesinin ortaya çıkması mümkün değildir» (2) şeklindeki itirafı, meseleyi kavramamızı kolaylaştırmaktadır. Bir eşle evliliği kanun haline getiren toplumlarda; cinsi ilişkiler farklı mahiyet arzeder. «Cinsi Bunalım» şeklinde isimlendirilen hadise; günümüzde bütün şiddetiyle gündemdedir.
İslâm toplumunda; gerek erkek, gerek kadın;
evlenme ve boşanma hususunda, şer'i hududlarla sınırlı olmak kaydıyla
serbesttir. Mü'min bir erkek; adalete riayet etmek şartıyla bir, iki, üç veya
dört kadınla evlenebilir. (3) Burada «Evlenebilir» dememizin sebebi; sadece
mubah olan bir duruma, işaret içindir. Zira çok eşle evlenmek; farz veya vacip
değildir. Esasen Nisa sûresi nazil olmadan önce; bir erkek, istediği sayıda
kadınla evlenebiliyordu. Bu sûre ile birlikte; evlenilebilecek kadın sayısı
dörde indirilmiştir. Fıkıh kitaplarında «Kasm» ayrı bir bahistir. Alaûddin El
Haskafi «Kasm'ı» tarif ederken: «Kasm; zevceler arasında gecelemek, elbise,
yiyecek ve sohbet hususunda müsavi taksime ve adalete, yani zulmetmemeye
riayetin vacip olmasıdır. Ayetin zahirine bakılırsa bu farzdır» (4) hükmünü
zikreder. Resûl-i Ekrem (SAV)'in: «— İki
karısı olan kimse kasm hususunda; o ikisinden birisine meylederse, kıyamet
gününde yarısı mail (Meyletmiş, eğilmiş) olarak gelir» (!) buyurduğu da
bilinmektedir. Adaleti sağlamanın kolay olmadığı; şer'an ve aklen (sabittir.
Nitekim Kur'an-ı Kerim'de «— Kadınlar arasında adalet (ve eşitliği tatbik)
etme hususunda ne kadar hırs gösterseniz, asla güç yetire-mezsiniz. Bari
(birine) büsbütün meyledip de ötekini (Ne dûl, ne evli bir durumda) askıda gibi
bırakmayın. Eğer (nefsinizi) ıslâh eder, (Haksızlıktan) sakınırsanız, şüphe yok
ki Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir» (6) hükmü beyan buyurulmuştur.
Hz. Aişe (R. Anha) validemizden rivayet edildiğine göre, Resûlallah (SAV)
hanımları arasında kasm'a (Adalete) riayet eder ve: «Allah'ım!.. Bu
benim malik olduğum hususlardaki kasmımdır!.. Malik olmadığım hususlarda beni
hesaba çekme» (7) duasında bulunurdu. Feteva-ı Hindiy-ye'de: «— Bir
hanımı olduğu halde, başka bir kadım daha nikahlamak isteyen kimse, kasm'a
(Aralarında adalete) riayet edemiye-ceğinden korkarsa, ikinci defa evlenmesine
ruhsat yoktur. Ancak böyle bir korkusu bulunmayan kimse, ikinci defa
evlenebilir. Fakat ikinci defa evlenmemek daha evlâdır» (8) hükmü kayıtlıdır.
Uzun yıllar; resmi ideolojinin taarruzuna muhatap olan
raü'min-ler, suçluluk kompleksine kapıldılar. Halbuki Allahü Teala (CC) ve
Resûlü'nün «Mubah» kıldığı bir fiil; kıyamete kadar bakidir. Farz-ı muhal;
«Falanca» şahıs evlenmiştir. Bütün meşru yollara başvurmakla beraber çocuğu
olmaz!.. Bu durumda ne yapması gerekir!.. Günümüzdeki kanunlara göre; o kadını
boşamadan, bir başkasıyla evlenemez. Halbuki çocuğun olmamasında kadının şer'i
bir kusuru yoktur. Çünkü takdir Allahü Teala (CC)'ya aiddir. Islâmi bir
toplumda; çocuğu olmayan kadını boşamadan ve haklarına riayet ederek, bir başka
kadınla evlenebilir. Bu meşru bir çözümdür. Diyelim ki; «A» devleti, îslâmi
kanunlarla yönetilen meşru bir devlettir. Kâfirlerin hakimiyetinde olan «B»
devletinin tecavüzüne uğramış ve savaş sonucu erkeklerinin büyük bir çoğunluğu
şehid düşmüştür! O toplumda; kadınların nüfûsu, erkeklere oranlar kat kat
fazladır! Nesil emniyetini muhafaza için, Teaddüd-ü zevcat'tan başka meşru bir
yol gösterilemez!.. Misâlleri daha da çoğaltmak mümkündür. Meselâ : «Simeranya'da»
yaşıyan müslümanlar azınlıktadır. Hürriyetlerine kavuşabilmek için; nüfûslarını
hızla artırmak ve çocukların» islâma göre yetiştirmek mecburiyetindedirler. Bu
durumda da; çıkış] yollarından birisi, «Teaddüd-ü Zevcat»tır!.. Bunlar ilk
plânda aklı-' ımıza gelen illetlerdir. Esasen hiçbir illet bulunmasa dahi;
Allahü
Teala (CC) 'nın mubah kılmış olması kâfidir. Hiçbir
güç; Allahü Teala (CC) 'nın hükmüne mukabil olmak ve O'nun yerine geçmek üzere
hüküm icad edemez, buna hakkı yoktur. Eğer icad ederse; tuğyan etmiş olur. Şeyh Abdülkadir Es-Sûfi; «Cihad» isimli eserinde, teaddüd-ü
zevcatı savunmuştur. Sizin bunu yadırgamanıza bir mana veremedim. Resmi
ideoloji; tek eşle evliliği kanunlaştırdı diye, İslâm'ın helâl kıldığı bir husus
yadırganamaz. Çünkü mü'minler için tek doğru; Allahü Teala (CC) ve Rasulü (SAV)'nün tebliğ ettiği hükümlerdir. Biz o hükümleri (Hiçbir ideoloji'nin
hatırı için) asla terkedemeyiz!.. «Duyduk ve itaat ettik» deriz!..
(1) Geniş bilgi için/Abdülaziz Çaviş - Ang'likan Kilisesi'ne Cevap - Ank: 1974 Sh: 164-165.
(2) C. J. Davvson - Batı'nın Oluşumu - İst: 1976 Sh: 25.
(3) lbn-i Kesir - Tefsirû'l Kur'an'il Aziym - Beyrut: 1989 C: 1 Sh: 451.
(4) îbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983 C: 6 Sh: 90 (Metin)
(5) lbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut: 1315 C: 2 Sh: 517.
(6) En Nisa Sûresi: 129.
(7) İbn-i Hümam - A.g.e. C: 2 Sh: 517.
(8) Şeyh Nizamüddin ve Heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400 C: 1 Sh: 341. (Yusuf Kerimoğlu, Fıkhi Meseleler, C/2, sh: 70-71)
ÇOK EVLİLİK (TAADDÜD)
Bir müslüman bu konuda herhalde şöyle düşünür:
TAADDÜD-Ü ZEVCAT (ÇOK
EVLİLİK) Birden çok kadınla evlenmek, nikahlı eşlerin birden çok
olması. Bir erkeğin aynı anda dörtten fazla kadınla evli bulunması câiz
değildir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur: "Eğer yetim kızlar hakkında (adaleti yerine
getiremeyeceğinizden) korkarsanız sizin için helal olan diğer kadınlardan
ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâh edin. Eğer bu şekilde de adalet
yapamamaktan endişe ederseniz, o zaman bir tane ile veya mâlik olduğunuz
cariye ile yetininiz. Bu, sizin haktan eğrilip sapmamanıza daha yakındır”
(en-Nisâ,4/3). Ayetteki "ikişer, üçer, dörder" ifadesi toplam olarak
dörtten fazla sayıyı kapsamaz. Hz. Peygamber'in şu hadisleri âyeti tefsir
eder: "Abdullah b. Ömer (r. anhümâ) şöyle demiştir: Gaylân es-Sakafî,
câhiliye devrinde nikâhı altında on kadın varken İslâm'a girdi. Onunla
birlikte eşleri de Müslüman oldular. Rasûlüllah (s.a.s), bu eşlerden dört
tanesini seçmesini emretti" (eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, VI, 159 vd). Kays b.
el-Hâris'ten şöyle dediği nakledilmiştir: "Nikâhım altında sekiz kadın
olduğu halde Müslüman oldum. Nebî (s.a.s)'e giderek, durumu anlattım. Bana:
Onlardan dört tanesini seç, buyurdu" (Ebû Dâvud, Talâk, 35). Nevfel b. Muâviye, beş kadınla evli iken İslâm'a
girmişti. Nebî (s.a.s) ona; "Dördünü tut, diğerinden ayrıl" (eş-Şevkân,
a.g.e., VI, 149) buyurmuştur . Zâhirîler ve İmâmiye erkek için dokuz kadınla evlenmenin
caiz olduğu görüşündedirler. Onlara göre, "ikişer, üçer ve dörder"
ifadesindeki "vav"lar tercih için değil, toplama içindir. Ancak Arap dilinde bu gibi hitaplar vardır. Nitekim
Kur'an-ı Kerîm'de; "Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer ve
dörder kanatlı elçiler yapan Allah'a mahsustur" (Fâtır, 35/1) âyetinde,
meleklerin kanat toplam sayısı değil, ayrı grupların kastedildiği açıktır. İslâm'dan önce Arabistan'da çok eşliliğin sınırsız bir
şekilde uygulandığı kabul edilir. Ancak çok eşlilik daha çok varlıklı
kimseler ve kabile başkanları için söz konusu idi. Halktan erkeklerin
çoğunluğu ise tek eşliydi (Bilmen, Hukuku İslâmiyye ve İstilâhâtı Fıkhyye
Kamusu, İstanbul 1967, 11, 112, 113). Eski İran, Çin ve Brehmenler hukukunda, Babil'de
Hammurabi kanunlarında birden çok kadınla evlilik kabul edilmişti. Roma
hukukunda istifraş yani evli olmaksızın birlikte yaşamak mevcuttu (Mahmut
Es'ad, Tarih-i İlm-i Hukuk, İstanbul 1331/1912, s. 75, 97, 139, 141, 149,
165, 173, 175). Tevrat'da Dâvud (a.s)'ın bir kaç kadınla evlendiğinden
söz edilir (Samuel, 2/12, 7/8). İncil'de birden fazla kadınla evlenmeyi
yasak eden bir hüküm yoktur. Bu yüzden XVI. asra kadar Hristiyanlarda çok
evlilik normaldi. Hatta filozof Herbert Spenser'e göre, XI. asırda
İngiltere'de kadının başka bir erkeğe belli bir süreyle ödünç verilebileceği
hakkında kilise kanun çıkarmıştır (Mustafa es-Sibâî, el-Mer'e beyne'l-Fıkh
ve'lKânun, s. 210 vd). Hz. Peygamber de çok evli idi. Bunun dinî, ictimâî,
siyasî, terbiyevî bir takım hikmetleri vardır. O'nun çok evliliğinin asıl
amacı sahabe hanımlarına bir kaç muallim yetiştirmektir. Çünkü bir toplumun
yarısı kadındır. Kadınlar da, erkeklerin yükümlü olduğu hükümlerle
yükümüdür. Kadınlar kendileriyle ilgili gizli meseleleri Hz. Peygamber'den
sormaya çekinirlerdi. Ay hali, lohusalık, cünüplük, vb. konular bunlar
arasındadır. Allah elçisinin edeb ve hayası da bunları cevaplamaya engeldi.
İşte Hz. Peygamber'in aileleri, özellikle hanımlarla ilgili şer'î hükümleri,
diğer kadınlara tebliğ etmede önemli rol oynamışlardır . Kimi zaman Resulüllah'ın evliliği câhiliyye âdetlerini
yıkıp yeni bir hüküm koymak amacına yöneliktir. Zeynep binti Cahş ile
evliliği buna örnek gösterilebilir. Çünkü Zeynep (r. anhâ) önce, Hz.
Peygamberin evlâtlığı olan Zeyd b. Hârise ile evlenmiş, ancak geçimsizlik
sebebiyle başaramamışlardı. Câhiliyye devri örfüne göre, evlâtlığın dul
kalan eşiyle evlenmek yasaktı. Cenab-ı Hak evlâtlığı kaldırarak, bunların
dul kalan eşiyle evlat edinenin evlenebileceğine izin verdi ve ilk uygulama
Allah elçisi ile Zeynep (r. anhâ)'in evlenmesiyle başladı (el-Ahzâb, 33/37). Allah elçisinin (r.a)'in Ebu Bekr kızı Âişe ve Hz.
Ömer'in kızı Hafsa ile evlenmesi sosyal bir hikmete dayanır. İslâm onlar
sayesinde güç kazanmış, aileler, hatta kabileler arasında kopmaz bağlar
meydana gelmiştir. Hz. Peygamber kızı Fâtıma'yı Hz. Âli'ye biri vefat edince
diğeri olmak üzere iki kızını da Hz. Osman'a vermiştir. Bu dört sahabe,
Resulüllah'ın en yakın dostu, yardımcısı olup, onun vefatından sonra da
İslâm toplumunu yöneten liderlerdir. İnsanların gönüllerini bir noktada toplamak ve kabileleri
birleştirmek için de evlilikler olmuştur. Nitekim Cüveyriye (r.anhâ),
Müstalikoğullarının başkanı el-Hâris'in kızıdır. Bu kabile esir alınmıştı.
Cüveyriye de esir düşmüştü. Kurtuluş fidyesi için Hz. Peygamber'den yardım
istedi. Hz. Peygamber fidyeyi vereceğini ve kendisiyle de evlenmek
istediğini bildirince de Cüveyriye kabul etti ve evlendiler. Esirleri
ellerinde tutan sahabiler; "Biz Allah'ın Resulünün sihrî hısımlarını nasıl
esir tutarız" diyerek hepsini serbest bıraktılar. Bu durum karşısında
Müstalikoğulları topluca İslâm'a girdi (es-Sâbûnî, Tefsîru Ayâti'l-Ahkâm, 2.
Baskı, Suriye 1397/1977,11, 319 vd.; İbn Sa'd, Tabakât, VIII, 116, vd.) Birden çok Kadınla Evlenmenin Şartları: İslâm birden çok kadınla evlenebilmek için bir takım
şartlar öngörmüştür, Bu şartlar şunlardır: 1- Eşler arasında adaletli kavranmak. Bu insan gücü ile
sınırlı olmak üzere yedirmek, giyim, barınma, ilgi ve muâmele konularında
adaletli kavranmayı kapsar. Ancak bunun güçlüğüne Kur'an-ı Kerim'de şöyle
işaret edilir: "...Eğer adalet yapamamaktan korkarsanız, o zaman bir tane
ile veya mâlik olduğunuz câriye ile yetininiz” (en-Nisâ, 4/3). Buna göre
eşler arasında adalet yapmama ve zulüm yapma korkusu varsa tek eşle yetinme
esası getirilmiştir. Ancak adalet sevgi, kalbin meyli, aşk gibi hususları
kapsamaz. Çünkü bunlara güç yetirilemez. İslâm ise insana gücünün
yetemeyeceği yükü taşıtmaz. Bununla birlikte, eşlerden birine aşırı derecede
meylederek, diğerlerini sevgiden mahrum etmek yasaklanmıştır. Âyette şöyle
buyurulur: "Kadınlar arasında adaletli davranmaya ne kadar gayret
gösterirseniz de buna güç yetiremezsiniz. Hiç değilse birisine aşırı
meyledip de diğerini (ne dul ne kocalı durumda) askılı bırakmayın” (en-Nisâ,
4/129). Yukarıdaki iki âyet birlikte değerlendirildiği zaman
İslâm'da çok eşlilik aslî bir kural değil, fevkalâde hâl ve şartlar
bulununca baş vurulabilecek bir ruhsat olduğu sonucuna varılır. 2- Eşlerin geçimini sağlamaya gücü yetmek. İslâm'da bir
erkeğin evlenebilmesi için, tek veya daha fazla eş olsun, bunların yeme,
içme, giyim ve barınma harcamalarını sağlayacak güce sahip olması gerekir.
Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: Ey gençler. topluluğu! Sizden
evliliğin külfetlerini yerine getirmeye gücü yeten evlensin” (Buhârî, Savm,
10, Nikâh, 2,3,19; Müslim, Nikâh, 1,3; Ebû Dâvud, Nikâh, I; İbn Mâce, Nikâh,
; Nesâî, Sıyâm, 43). Evlilik külfetinin başında eşin geçim masraflarının
geldiğinde şüphe yoktur. Çok evliliğe İslâm'ın izin vermesinin Hikmetleri: İslâm'da tek evlilik, esas, çok evlilik ise istisnadır.
Ona ancak ihtiyaç veya zarûret hallerinde başvurulur. İslâm hiçbir kimseye
çok evliliği farz kılmadığı gibi, buna teşvik de etmemiştir. Ancak genel
veya özel bazı sebepler bulununca çok evlilik mübah sayılmıştır . Genel sebepler: Bazı beldelerde çeşitli sebeplerle erkek
nüfus azalır, kadın nüfus ise normalin üstünde artabilir, Savaş sonralarında
böyle durumlarda sık sık karşılaşılır. Nitekim Birinci Dünya Harbinden sonra
Almanya'da bir erkeğe dört veya altı kadın düşüyordu. Bu durum karşısında
Alman kadınları, erkeklerin birden çok kadınla evlenmeleri gerektiğini
açıkça savunuyorlardı. Böyle bir ortamda taaddüdü zevcât, kadınları fuhuştan
korumak, onlara sıcak bir yuva sağlamak, bu yolla yetim kalan çocuklarını da
hikâye etmek amacına hizmet eder. Kimi zaman da bazı beldelerde nüfusun hızlı artışını
sağlamak için çok kadınla evliliğe ihtiyaç duyulabilir. Savaşta nüfusun
büyük bir kısmının ölmesi gibi. İslâm'ı yaymak amacıyla da çok evlilik olabilir. Nitekim
Hz. Peygamber 54 yaşına kadar Hz. Hatice (r. anhâ) ile tek evli olarak
kalmış, bu yaştan sonra 9 kadar eşi olmuştur (ez-Zühaylî, a.g.e, VII, 169,
170). Özel sebepler çoktur: 1- Kadının hastalığı, yüzünden kadınlık görevini
yapamaması. Tedavi imkânı bulunmayan kadın hastalığı, kadının çocuk
doğuramayacak durumda olması gibi. Böyle bir durumda hasta kadını boşayıp,
başkası ile evlenmek yolu bir çare gibi görülüyorsa da kocasının ve belki
çocuklarının yuvasından onu uzaklaştırmak yerine onun rıza ve muvafakatıyla
ikinci bir evliliğe imkân sağlamak daha üstün bir özlük hakkı olsa gerek.
Böylece ilk eşin hakları da korunmuş olur. 2- Bazı erkekler kendi eşi dışında başka bir kadına öne
geçilmez istekle bağlanmış olabilir. Onu zinadan korumanın tek yolu ikinci
evliliktir. Bu duruma göre çok evliliğin mübah oluşu zaruret,
ihtiyaç, özür veya geçerli bir maslahattır. Günümüz İslâm ülkelerinin bazılarında çok kadınla
evlenmek hâkim iznine bağlanmıştır. Çünkü, birden çok kadınla evlenecek
erkekte adalet ve nafakaya güç yetirme niteliklerinin bulunup bulunmadığını
tesbit etmek bunu getirir. Bu iki niteliğin varlığı nass'larla istendiği
için bunu araştırmak ve bir esasa bağlamak İslâm devletinin yetkisi
altındadır. XX. yüzyılın ortalarında yapılan aile hukukuna ilişkin
konular, Tunus dışında diğer İslâm ülkelerinde çok kadınla evlenmeyi
yasaklamamışlar, yalnız bazı koruma önlemleri almakla yetinmişlerdir. Suriye, Irak ve Pakistan'da çok kadınla evlenebilmek için
hâkimden izin alınması şartı konmuş buna rağmen evli bir erkeğin izinsiz
olarak akdettiği ikinci ve daha sonraki evlenmeler geçerli sayılmıştır.
Ancak, devletin belirlediği usullere uymadığı için ilgiliye ceza verme
yoluna gidilmiştir (Suriye Medeni Kanunu, Mad. 17; Irak Med. Kan. Mad. 3-4,
Pakistan Aile Hukuku Kararnamesi). Diğer yandan Tunus kanunu çok eşliliği sert ceza tehtidi
altında yasaklamış, gizli olarak çok kadınla evlenmelerin artması üzerine de
1958'de önceden belirlenen cezalar arttırılmıştır. Bu arada Tunus
mahkemeleri, kanun koyucunun maksadını yorumlayarak ikinci evlenmeleri bâtıl
saymıştır (Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm Hukuku, İstanbul 1983, s. 239,
240). Hamdi DÖNDÜREN
"Taaddüdü-zevcat" erkeğin dörde kadar
kadınla evlenmesi anlâmına gelen Islâmî bir
terimdir. Batılılar buna daha geniş anlamı
ile "poligami" derler. Dolayısı ile "taaddüd-i
zevcât" tamıtamına "poligami" değildir.
Allah (c.c.) Kur'ân-ı Kerîm'de kadınlardan
sözeden sûrenin başında, insanları bir
"nefis"ten yarattıgını hatırlattıktan sonra:
"Eğer velisi olduğunuz mal sahibi yetim
kızlarla evlenmekte onlara haksızlık
yapmaktan korkarsanız, onlarla değil de
hoşunuza giden başka kadınlarla ikişer, üçer
ve dörder evlenebilirsiniz. Eğer aralarında
adaletsizlik yapmaktan korkarsanız, bir tane
almalısınız, ya da sahibi olduğunuz cariye
ile yetinmelisiniz. Sapmamanız için en uygun
olan budur..." (Nisâ (4) 3 ) buyurur. Aynı
sûrenin daha sonraki bir âyet-i kerimesinde
de yine adalet emredilerek "Siz uğraşsanız
da adaleti hakkıyla uygulayamayacaksınız,
bari büsbütün birine meyledip te öbürünü
askıya almayın..." (Nisâ (4) 129) buyurur.
Işin münakaşasına girmeden önce bu
âyetlerden neyin anlaşıldıgını görelim:
1- Kadını da erkeği de Allah yaratmıştır.
Yani her ikisi de Allah'ındır. Onlara
diledigi gibi hükmetmesine kimsenin müdahale
etme hakkı yoktur.
2- Bir takım adaletsizlikler ve zaruretler
sözkonusu olduğunda, insanı yaratan Allah,
erkeğin dört kadına kadar evlenmesine izin
vermiştir.
3- Birden fazla kadınla evlenmesi halinde,
aralarında adaleti göstermeyeceğini bilen
erkek, bir tane ile yetinecektir.
4- Insanın kadınları arasında fiili ve kalbi
ile denklik yapıp, tam adil olması mümkün
değildir.
5- Bu takdirde kalbi birisine meyletse bile,
fiili ile aralarını ayırıp birini
terkedilmiş bırakmayacaktır.
Imdi; Allah'ın varlığına, gücüne, bilgisine
ve adaletli olduğuna kesinkes inanan bir
insan, ilk bakışta normal değil gibi görülen
bu uygulamanın, Allah'ın emri olduktan
sonra, hiç te anormal bir tarafının
olmadığını anlayacak ve düşünmeye gerek
duymadan bile, bunu olduğu gibi
kabullenecektir. Çünkü Allah Hakîm'dir, yani
her yaptığı yerli yerindedir ve en uygun
olanıdır. Eğer inanmasına rağmen kalbinde
hâlâ bir "acaba!" dolaşıyorsa, işin başına
dönmesi ve Allah'ı yeni baştan tanıması
gerekir. Çünkü tanımada bir hatâ var
demektir. Yani insan Allah'ı eleştirme
gücüne sahip değildir ki, kendinde böyle bir
hak görebilsin. Nasıl davranması
gerektiğini, 0 mu yarattığı insana
soracaktır, yoksa yarattığı insan mı ona
soracaktır? Yine insan, Allah'ın her yaptığı
işin hikmetini anlayabilecek güçte de
değildir ki, bunun isabetsiz olduğunu
görebilsin.
Görüldüğü gibi müslüman için problem yoktur.
Mesele Allah'ın uygulamasıdır, deyince
herşey biter.
Ya insan Allah'a inanmıyorsa, ya da bulanık
biçimde inanıyorsa ne olacaktır? Ona da, bu
meseleden önce Allah tanıtılır. Allah'ı iyi
tanıyabilirse, onun durumu da aynı
olacaktır.
Konunun bir yönü budur, ama bir de öbür yönü
vardır: Müslüman Allah'ın hükmüne inanmakla
beraber, Hz. Ibrahim Peygamber gibi,
kalbinin O'nun söylediklerini tırmalanmadan
kabul etmesini ve doğruluğuna, gözüyle
görmüş gibi inanmasını ister. (Hz.
Ibrahim'le ilgili kıssa için bk. Kur'ân-ı
Kerîm, Bakara (2) 260.) Işte düşünme gücü
sağlam olan ve ön yargılar taşımayanlar,
aklen de bunun isabetliliğini bulabilirler:
Bundan önceki başlıkaltında kadınla erkeğin
eşit oldukları ve olmadıkları yönleri
anlatmış ve farklı oluşlarının onlara farklı
görevler yükleyeceğini söylemiştik. Pozitif
elektrik taşıyan kablo bir naylon elbise ile
izole edilir, çünkü onun tabiatı onu
gerektirir. "Efendim, elektrik enerjisinin
oluşmasında artı ve eksi (pozitif ve
negatif) elektrikler arasında hiçbir fark
yoktur, çünkü hiçbiri öbürsüz olamaz.
Öyleyse ikisine de eşit davranılsın ve ikisi
de açık, ya da ikisi de kapalı kablo ile
taşınsın." demenin akıllılık olmayacağını
herkes anlar. Çünkü elektriklerin tabiatı,
yani niteliklerindeki temel espri bunun,
öbür türlü olmasını gerektirir. Demek ki,
mesele bir tabiilik ve yaratılış, yani
"fıtrat" meselisidir. Öyleyse bunu
gerektiren fıtratı biraz daha açmaya
çalışalım:
1- Doğum istatistikleri genel olarak
kadınların erkeklerden fazla olduğunu
gösterir. (%52'ye %48, yaklaşık olarak.)
Hattâ bu farkın değişik zamanlarda daha çok
arttığı da görülmüştür. Bunlar bir tarafa
genel olarak yüzde üç dört fazla olan
kadınlar kocasız mı kalsın, yoksa fuhşa mı
düşsünler? Bu,.normal zamanlara ait bir
durumdur. Dünyanın harpsiz yaşadığı çok az
görülmüştür. Meselâ Istiklâl Harbimiz'de
Doğuda Allahüekber Daglarında üç gün
içerisinde sadece soğuktan yetmişbin
gencimiz ölmüştü, bir o kadarı Çanakkale'de
şehit olmuştu. Hepsi kadar da harbin diğer
cephelerinde kaybetmiştik. Bunlara düşecek
kadınlar, yalnız başlarına hayatın
zorluklarına mı terkedilmeli idiler, fahîşe
mi olmalı idiler (çünkü cinsel ilişki de
fitrî bir ihtiyaçtır), yoksa bir başka
kadınla beraber bir erkeğin himayesine mi
girmeli idiler? Aynı şeyi bugün Iran ve
Irak'in zavallı kadınları için soralım. Her
iki taraftan bir milyona yakın evlenme
çağındaki insanın boşluğunu dolduracak hangi
formülü teklif edebilirsiniz? Irak
arkasından bir o kadar genç erkeğini de
Kuveyt'te kaybetti. Demek ki zaruretler
bazan mahzurlu olan şeyleri de normal kılar.
2- Kadının, cinsel isteklere cevap verebilme
zamanı, erkeğe göre dörtte bir oranında
azdır. Çünkü kadının her ayının bir haftası
âdetle geçer. Buna bir de hamile ve
lohusalık dönemindeki elverişsizliği
eklensin. Şimdi tabiî durum bu iken,
kadınlarda çokça görüldüğü gibi, kadın bir
de müzmin bir hastalığa yakalanmış ve
erkeğin ihtiyacını göremiyor bir durumda
ise, tersine, erkek de cinsel gücü fazla
birisi ise:
a) Bu hasta kadını boşayıp hepten yalnız ve
himayesiz mi bıraksın,
b) Cinsel ihtiyacını kaldırım yosmasıyla
giderip, cabası olarak bir de sağlıgını
tehlikeye mi atsın? (AIDS günümüz insanına
çok şey öğreteceğe benziyor),
c) Yoksa hem hasta hanımına yardımcı olacak,
hem de kendi ihtiyacını giderecek ikinci bir
hanım mı alsın?
Fıtratın gereği yapılmadığında, doğacak
sonuçlar her zaman daha tehlikeli ve zararlı
olmuştur. Birden çok kadınla evlenmenin
yasak edildiği her devirde erkekler, başka
kadınlarla daha yüksek oranlarda ilişkide
bulunmaktan geri durmamışlardır. Bir ilim
adamımızın deyimiyle, "Teaddüdü zevcata
engel olunmuş, ama teaddüdü firasa engel
olunamamıştır." (Musa Kâzim Efendi, Dinî,
Ictimaî, Makaleler, Mustafa Sabri Efendi,
Mes'eleler.) Yani, eşlerin çok olması
önlenmiş ama, yatakların çok olması
önlenememiştir. Çünkü, bu fıtratın
gereğidir. Öyleyse bunun meşru mu, gayrı
meşru mu yapılması daha iyidir?
Türkiye için bir örnek vermeye
çalışalım.1983 emniyet raporlanna göre.
(Kaynak Hürriyet Gazetesi) Türkiye'de
bilinen 338 bin hayat kadını, iş olarak
kendini satmayı seçmis ve bu yolda
çalışmaktadır. (bk. Cumhuriyet 7.1.1988 son
sayfa).) Her biri günde en az iki iş
gördüğünü ve bir erkeğin ortalama haftada
bir hayat kadın aradığını düşünürsek, bir
kadın haftada ondört ayrı erkekle yatıyor ve
14x338= 4.732.000 erkek gayri meşru ilişkide
bulunuyor demektir. Bu ilişkilerden doğan
fiziksel ve psikolojik hastalıklar, yıkılan
yuvalar, emniyetin tesbit edemediği gayrı
meşru ilişkiler, bu yüzden kendilerini suçlu
hisseden erkeklerin yuvalarında sebep
olacakları huzursuzluklar ve benzeri
olumsuzluklar da ayrıca hesaplanmalıdır.
3- Kadın huysuz birisi ise ve boşanmak her
iki tarafı perişan edecekse, onu kapı dışarı
atıp, onun da bir başka erkeğin de başını
belâya koyma yerine, bir başka kadınla
evlenip, kıskançlık duygularını harekete
getirerek bir rekabet ortamı doğurmak ve onu
da yola getirmek daha elverişli olamaz mı!
4-Zamanın ve şartların değişmesine göre işi,
çoğunlukla evinin dışında olan ve işi gereği
uzak memleketlerde bulunan erkek, ihtiyacını
gidermek zorunda olduğuna göre, orada
dostlar mı edinmelidir, yoksa bir nikâhlısı
mı olmalıdır? Bu konularda erkeklerin,
kadınlara göre çok sabırsız oldukları da
yine "fitrî bir olaydır.
Konunun bir başka yönü daha vardır: Kadın
haklarını düşündüklerini iddia ederek "taaddüd"e
karşı çıkanlar, vücudunu satarak geçinen
binlerce, hattâ yüzbinlerce kadını insan
saymıyorlar mı?.Insanın değerine (keramet)
hiç önem vermeden, ahlâk ve sağlık
kurallarını da çiğneyerek icrayı faaliyet
eden bu ten tâciri kadınlar, acınmaya muhtaç
değil mi? "Taaddüd" olsaydı onların en fazla
dörtte biri bir kocanın ikinci karısı
olacaklardı ve hergün bir sürü kirli, paslı,
hastalıklı ve ne idüğü belirsiz erkeklerle
değil, istediği zaman ve biçimde, psikolojik
tatmin de duyarak bir erkekle yatacaklardı.
Bu ikisi arasındaki farkı görmemek için geri
zekâlı ya da kör inatçı olmak lâzım.
Bunlar da konunun üçüncü yönüdür. Konunun
bir dördüncü yönü daha vardır, o da:
gerçekçi olma zorunluluğumuzdur: Islâm,
erkeğin birden fazla kadınla evlenmesini
emretmemiş, tersine bunun zor bir iş
olduğunu duyurmuştur. Birden fazla kadınla
evlenmek isteyen erkek, her ikisine de
nafaka vermek zorundadır. Çünkü kadın
çalışmak zorunda değildir. Ayrı istemeleri
halinde, her ikisine de müstakil ev almak,
ya da tutmak zorundadır. Yani birden fazla
kadınla evlenmek zevkli bir şarap değil, bir
derde derman olacak acı bir ilâçtir. Acı
olduğu için ilâcı terketmek, akıllılık
olmasa gerektir. Bu şartlar altında,
varsayılacak bir Islâm toplumunda, teorik
olarak erkeklerin yüzde kaçı birden fazla
kadınla evlenebilecektir? Matematiksel
hesaba dayanarak söylersek, iki kadınla
evlenmesi halinde, erkeklerin ancak yüzde
üçü-dördü birden çok kadınla evlenebilecek,
bunların bir kısmının da ikiden çok kadın
alacağı düşünülürse, o takdirde erkeklerin
ancak yüzde biri, ya da ikisi ikinci ya da
üçüncü bir kadın alabilecek, geri kalan
yüzde doksan sekizya da doksandokuzu bir
kadınla yetinmek zorunda kalacaktır. Kadın
da zaten istemediği bir evliliğe
zorlanamayacak, bu sonuca, isterse
katlanacaktır. Kadınların sayısının
erkeklere oranla bu kadar fazla olduğunu
daha önce söylemiştik. Demek ki,
matematiksel gerçekler de fitrîliği
doğruluyor.
Gayri meşru hayat yaşayanlar bir yana, bu
gün acaba, yasak olmasına rağmen, birden çok
evlilik yapan erkekler bu oranın altında
mıdır? Demek ki, "fitrî"liğe, avamca ifadesi
ile, yasak sökmüyor.
Nitekim bu fitrî gerekliliği, zaman zaman
birçok batılı düşünür kavramış ve
uygulanmasını önermiştir. Kaldı ki, bu
sadece Islâm'da olan bir uygulama değildir.
Tarihin her döneminde, şöyle ya da böyle
uygulanmış ve uygulanmaktadır. İslam'ın
yaptığı, bu sistemi islah etmek, sınırlamak
ve bir düzen içerisinde meşru kılmaktan
ibarettir.