"Bir
hadîs-i şerîfde buyurulmuştur: "Hilâli
gördükten sonra oruç tutunuz ve hilâli
gördükten sonra iftar ediniz
(bayram yapınız). Size hava kapalı olunca da,
Şaban ayını otuza tamamlayınız."
Anlaşılıyor ki, şeriaat orucu, hiç bir zaman değişmeyecek
temelli ve basit olan, herkes tarafından anlaşılıp
kabul edilecek olan bir delile
bağlanmıştır ki, o da hilâlin
görülmesidir.
"Oruç
hususunda ayın doğuş yerlerinin
çeşitli oluşuna ve bunun
hesapla belirlenmesine itibar
edilmemesi, şu hadîs-i
şerîf ile aynı manayı taşıyan
başka hadislere dayanmaktadır."
"Hilâli gördüğünüz zaman oruç tutunuz
ve hilâli görünce de iftar ediniz."
Bu hadîs-i şerîfe göre oruç ile iftar, hilâlin görülmesine
bağlanmıştır. Bundan dolayı müslümanlardan bir
kısmının hilâli görmesi ile,
oruca esas olan hilâli görme olayı meydana
çıkmış olur. Böylece farz olan
orucu tutma ve bayram yapma gereği hepsine
yönelmiş bulunur." (Demek
ki Orucun Farz Olması İçin
Hilalin Görülmesi Şarttır.)
Tüm
müslümanlara Hilali Gözetlemek Vacib-i
Kifayedr.
45-Ramazan ayı, kamerî aylardandır.
Bunların sübutu hilâllerin, yani yeni ayların görülmesi
iledir. Bunun için Şaban ayının yirmi dokuzuncu günü güneşin
batışında insanların hilâli araştırmaları
(vacib) bir
görevdir. Hilâli görürlerse, ertesi günün Ramazan orucuna
başlarlar. Hava bulutlu, dumanlı bulunup da hilâl görülemezse,
Şaban ayını otuz gün olarak tamamlar, sonra oruca başlarlar.
Bununla beraber Şaban ayının hilâlini de, Receb ayının
yirmi dokuzunda araştırmak uygundur. Bu şekilde Şabanın kaç
gün olduğu daha iyi anlaşılmış olur.
46- Ramazan ayının yirmi dokuzuncu günü de, güneşin
batışından itibaren Şevval ayının hilâli araştırılır.
Görülürse bayram yapılır, görülmezse, Ramazan otuz gün
tutulur.
47- Kamerî aylar, bazan otuz, bazan da yirmi dokuz gün
olur. Yay şeklinde görülen her yeni aya, üçücü gecesine kadar
"Hilâl" denildiği gibi, her ayın yirmi altıncı, yirmi yedinci
gecelerine de "Hilâl" denir. Diğer günlerdekine de, sadece
Kamer denir.
48- Her kamerî ayın başlangıcı, ya hilâl görmekle veya
ondan önceki ayın günleri otuza tamamlanmakla tesbit edilir.
Hilâl'in çoğulu "Ehille"dir. Hilâl görüldüğü zaman;
"Hilâl! Hilâl!" diye işaret etmek mekruhtur, bir cahiliyet
âdetidir.
Hilâl görülünce üç kez tekbir ve tehlilden sonra üç kez
şöyle demeli: Sonra da: şöyle dua etmelidir. (*)
49- Hilâlin güneş batışı arkasından görülmesi geçerlidir.
Bunun için hilâl, zeval (öğle) vaktinden önce veya sonra
görülse bununla o gün ne oruca başlanır, ne de oruçtan
çıkılır. Gerçekten bu hilâl gelecek geceye ait bulunmuş olur.
Bu, İmam Azam ile İmam Muhammed'e göredir. İmam Ebû Yusuf'a
göre, zevalden sonra görülen hilâl gelecek geceye ait ise de,
zevalden önce görülen bir hilâl evvelki geceye ait olur. Bunun
için bu hilâl ile Ramazan veya bayram gerçekleşmiş olur. Çünkü
bir hilâl iki gecelik olmadıkça, âdete göre zevalden önce
görülemez.
(Üç İmama göre, gündüzün görülen hilâle itibar edilmez. Bu
hilâl mutlaka gelecek geceye aittir. Bu konuda müneccimlerin
sözleri de geçerli değildir. Herhalde hilâl geceleyin
görülmelidir.)
50- Hava kapalı olunca, Ramazan hilâlinin görüldüğüne
müslim, âkil, baliğ ve âdil bir kimsenin şehadeti yeterlidir.
Bunun hilâl görmüş olduğunu söylemesine dayanarak oruca
başlamak gerekir. Bu kimsenin erkek veya kadın olmasında fark
yoktur. Bu halde böyle bir kimsenin şehadetine, yine böyle
kimsenin şehadet etmesi de geçerlidir. Bu hususta âdilden
maksad, iyiliği kötülüğüne üstün gelen kimse demektir. Bu
konuda hali kapalı olan kimsenin şehadeti de, Sahih olan
görüşe göre, kabul olunur. Bu şehadet, bir haber demektir, bir
din işini bildirmekten ibarettir. Bunda şehadet sözü, dava,
mahkeme, hakimin hükmü şart değildir. İhtiyat bunu kabul
etmektir.
51- Hilâli görenin bunu açıklaması, yani: "Ben beldenin şu
yerinden veya dışından baktım, hilâli, ufkun şu tarafında
bulutun hemen kenarında veya iki bulutun açık bulunan kısmında
şu şekilde gördüm," diye açıklaması gerekir mi, gerekmez mi?
Bazı zatlara göre lâzımdır. Fakat sağlam rivayete göre lâzım
değildir, böyle açıklama yapılmaksızın da şehadet geçerli
olur. Bu şehadeti işitenler için oruca başlamak gerekir.
52- Ramazan hilâlini gören bir müslüman için hemen o gece
şehadette bulunmak lâzımdır. Hatta bu, evinde beklemesi
gereken bir kadın bile olsa, kocasının veya efendisinin izin
vermesine bakmaksızın çıkıp gördüğü hilâl hakkında şehadet
eder; çünkü bu din bakımından vacib olan bir görevdir.
53- Hilâli gören kimse, eğer hâkimi bulunan bir şehirde
ise hemen hâkimin huzuruna çıkar ve şahidlikte bulunur. Hâkim
de durumu ilân eder. Hâkim bulunmayan bir yerde ise, mescide
gidip şahidlikte bulunur. Şahid olan kimse âdil olarak
biliniyorsa, onun sözüne dayanarak insanlar oruca başlarlar.
(Şafıîlere göre, hâkimin hükmü ile bütün insanlara oruç
tutmak farz olur. İsterse bu hüküm, yalnız âdil bir şahidin
görüşüne dayanmış bulunsun. Hâkimin hükmü ihtilâfı ortadan
kaldırır ve başka mezheb sahiblerine de oruç tutmak gerekli
olur.)
54- Hilâlin görülmesi, ayın girmesi doğrudan doğruya
değil, bir olaya bağlı olarak hüküm altına alınabilir. Meselâ:
Bir kimse mahkemede bir şahsı dava ederek: "Benim bu kimsede,
Ramazanın ilk gününde ödemek üzere şu kadar kuruş alacağım
vardır, şimdi ise Ramazan hilâli görülmüştür. Bunun için bu
alacağımı bana vermesini istiyorum," dese, borçlu şahıs da:
"Evet, anlattığı şekilde borcum vardır, fakat henüz Ramazan
ayı girmemiştir," diye itiraz etmekle hakim, o davacının
hilâli gördüklerine dair getireceği iki şahidin şehadeti
üzerine o borcun ödenmesine hüküm verse, Ramazan hilâlinin
gördüğüne de hüküm vermiş olur.
Hilâl isbat için bu şekilde dava açılması, İmam Azam'a
göre uygundur. İki İmama göre, böyle bir davaya gerek yoktur.
55- Yalnız başına hilâli gören kimsenin şahidliği kabul
edilmese de, kendisinin oruç tutması gerekir. Eğer o gün oruç
tutmazsa, kaza eder. Bundan dolayı keffaret gerekmez. Çünkü
gördüğü şeyin hilâl değil, bir hayal olduğu düşünülebilir. Bir
kimsenin şahidliği hakim tarafından henüz red edilmeden iftar
ettiği taktirde de yine keffaret gerekmez. Çünkü reddedilmek
şüphesi vardır. Keffaretler ise, şüphe ile kalkar. Fakat
şehadet kabul edildikten sonra iftar edecek olsa keffaret
gerekir. Çünkü bu durumda onun şahidliği hakimin kararı ile
kuvvet bulmuştur.
56- Hava kapalı olmayınca, Ramazan, Şevval ve Zilhicce
hilâlleri hususunda bir iki kimsenin değil, onlarla beraber
kuvvetli bir zan meydana gelecek başka çok kimselerin
şehadetleri kabul edilir. Bunların sayısını belirlemek
idarecinin görüşene bağlıdır. Bir görüşe göre, bunların elli
erkek olması gerekir. Bu hususta şahidlerin belde haricinden
olup olmaması, kuvvetli rivayete göre, fark etmez. Bir görüşe
göre de, bu durumda belde dışından gelen iki adil şahidin
şehadeti kabul olunur. Onların daha uygun ve elverişli bir
yerden hilâli görmüş olmaları düşünülebilir.
İmam Azam'dan rivayete göre de, bu durumda taşradan gelmiş
veya gelmemiş olsun, iki adil şahidin şehadeti ile yetinilir.
Deniliyor ki, zamanımızda herkes hilâli araştırma görevini
yerine getirmek için çalışmadığından, şimdi böyle iki şahidin
şehadetine güvenmek uygundur.
57- Hava kapalı olunca, Şevval ve Zilhicce hilâlleri
hakkında adil iki erkeğin veya bir erkek ile iki kadının
şehadetleri kabul olunur. Bu hususta adalet, hürriyet ve şahid
sayısı şarttır. Şahidlerin tezkiyeleri de yapılmalıdır.
Şehadet sözünün ve dava etmenin şart olup olmamasından ihtilâf
vardır.
Hakim ve valisi bulunmayan bir yerde hava kapalı olduğu
halde, iki adil kimse Şevval hilâlini gördüklerini haber
verecek olsalar, insanların iftar etmesinde bir sakınca
yoktur.
58- Kapalı bir havada Ramazan hilâlini yalnız hakim
görecek olsa, dilerse yerine birini vekil tayin ederek onun
huzurunda hilâli gördüğüne şehadet eder, dilerse doğrudan
doğruya insanlara oruç tutmalarını ilân eder. Fakat bayram
(şevval) hilâlinde böyle bir kişilik şehadet geçerli olmaz.
Çünkü bununla bir ibadete son verilecektir. Bununla beraber bu
durumda insanların hukukuna şehadet manası da vardır; çünkü
oruçtan çıkacaklardır. İnsanların hukukunda ise, ikiden noksan
şahidin şehadeti geçerli değildir. Bunun için idare amiri veya
hakim yalnız başına Şevval hilâlini görecek olsalar, ne bayram
namazı yerine çıkarlar ve ne de insanlara namaz yerine
çıkmalarını emrederler. Ne de gizli veya aşikâr oruçlarını
açarlar. Çünkü görülen hilâlin bir hayal olması ihtimali
vardır.
59- Şevval ayının hilâli, Ramazanın yirmi dokuzuncu günü,
güneşin batışı arkasından araştırılır. Bu hilâli yalnız başına
gören kimse, ibadet hususunda ihtiyatı gözeterek iftar etmez.
Eğer iftar ederse, yalnız kaza gerekir. Şehadeti kabul
edilmediği halde de iftar etse, yine yalnız kaza lâzım gelir,
keffaret gerekmez.
60- Bir kimsenin şehadetine dayanarak Ramazan orucuna
başlamış olanlar, otuzuncu günü Şevval hilâlini görmeseler de,
sahih olan görüşe göre, oruca son verirler. Hava kapalı ve
bulutlu olunca, ihtilafsız bayram yaparlar.
(Şafiîlere göre, Şevval için de bir adil şahidin şehadeti
yeterlidir, tercih edilen görüş onlarca budur. Hakim bununla
karar verince bayram yapılır.)
61- Hava kapalı olduğu halde, iki kimsenin şehadetini
hakim kabul ederek otuz gün oruç tutulduktan sonra Şevval
hilâli görülmese, bakılır:
Eğer hava yine kapalı ise, ertesi gün iftar ederler. Bunda
ittifak vardır. Fakat hava açık ise, bir görüşe göre iftar
etmezler. Ancak sahih olan diğer bir görüşe göre, bu durumda
da iftar edip bayram yaparlar.
62- Bir belde halkı yirmi dokuz gün oruç tuttuktan sonra
iki adil kimse; "Biz Ramazan hilâlini, sizin oruca
başlamanızdan bir gün önce görmüştük," diye şehadette
bulunsalar, bakılır: Eğer bunlar, o belde halkından iseler,
uygun olan şahidliklerinin kabul edilmesidir; çünkü bunlar,
Allah için yapılacak olan bir şehadeti önceden terk
etmişlerdir. Fakat uzak bir yerden gelmiş iseler, şehadetleri
caiz olur; çünkü bunlar, bu şahitliklerinde kınanmazlar.
63- Ramazan ayından başka ayların sübutu için, hava kapalı
ise, en az iki adil erkeğin veya bir erkekle iki kadının
şehadetleri gerekir. Hava açık ise, büyük bir cemaatın
şehadeti gerekir. Bu cemaat, kesinlik kazandıracak derecede
kalabalık ve sağlamsa şehadetlerinin kabulü için İslâm olmak
şart kılınmaz. Diğer bir görüşe göre, Ramazan, Şevval ve
Zilhicce'den başka diğer dokuz ayın hilâlini isbat için, hava
kapalı olsun veya olmasın, iki adil şahidin şehadetleri
yeterli olur. Çünkü bu ayların hilâllerini görmek için büyük
bir topluluk ilgilenmez.
64- Bir belde halkı hilâli görmeksizin yirmi sekiz gün
oruç tutup da, sonra Şevval hilâlini görecek olsalar, bakılır:
Eğer Şaban hilâlini görüp onu otuz gün saymışlarsa, yalnız bir
gün kaza ederler. Ramazan ayı yirmi dokuz gün bulunmuş olur.
Fakat Şaban hilâlini görmeksizin onu otuz gün saymışlarsa, iki
gün kaza etmeleri gerekir; çünkü şaban ayının yirmi dokuz gün
olması ihtimali vardır.
Fakat bu belde halkı yirmi dokuz gün oruç tutup da sonra
Şevval hilâlini görseler, üzerlerine kaza gerekmez. Çünkü
Ramazan ayı yirmi dokuz gün olabilir.
65- Bir beldede Ramazan orucu, hilâlin görülmesi ile yirmi
dokuz gün tutulmuş olsa, o beldedeki hastalar da ileride bu
Ramazan orucunu yirmi dokuz gün olarak kaza ederler. Fakat
böyle bir hasta, o belde halkının nasıl hareket etmiş
olduklarını bilmezlerse, borcun kesin bir şekilde kurtulması
için, tam otuz gün kaza orucu tutar.
66- Ayın ve güneşin doğmuş oldukları yerler, beldelere ve
arazi parçalarına göre değişik bulunur. Fakat oruç hususunda
kabul edilen görüşe göre, bunların doğuş yerlerine bakılmaz.
Fetva buna göredir. Bundan dolayı, batı ülkesinde bulunanlar
Ramazan hilâlini görecek olsalar, bunu haber alan doğu
bölgelerindeki müslümanlar üzerine de oruç tutmak gerekir.
Ancak bir beldedeki görünüş, diğer bir belde halkı hakkında
geçerli olabilmesi için, bu görünüş hakkında olan şehadetin
hakim tarafından benimsenip karara bağlanması lâzımdır. Yoksa
sadece bir görüşü haber vermek, hilâli göremeyen memleket
halkı için bir delil olamaz. Şöyle ki: Bir belde hakimine iki
adil adam gelip şöyle demelidirler: "Falan memlekette hilâli
gördüklerine dair olan şahidlerin şehadetlerini, o memleketin
hakimi usulüne göre kabul edip hüküm vermiştir." Hakimin hükmü
bir senet ve delildir. Bunlar da bu hükme şahidlik etmiş
olurlar. Artık öteki memleketin hakimi de bu şehadeti kabul
ederek ona göre hüküm verebilir. Başka bir memlekette, hilâlin
görülmüş ve karara bağlanmış olduğunu gelip haber verenler,
sözleri inkar edilemiyecek kadar büyük bir çoğunluksa, böyle
bir hükme ihtiyaç görülmeksizin haber gereği üzere işlem
yapılır.
67- Oruç hususunda ayın doğuş yerlerinin çeşitli oluşuna
ve bunun hesapla belirlenmesine itibar edilmemesi, şu hadîs-i
şerîf ile aynı manayı taşıyan başka hadislere dayanmaktadır.
"Hilâli
gördüğünüz zaman oruç tutunuz ve hilâli görünce de iftar
ediniz."
Bu hadîs-i şerîfe göre oruç ile iftar, hilâlin görülmesine
bağlanmıştır. Bundan dolayı müslümanlardan bir kısmının hilâli
görmesi ile, oruca esas olan hilâli görme olayı meydana çıkmış
olur. Böylece farz olan orucu tutma ve bayram yapma gereği
hepsine yönelmiş bulunur.
Dinin bu hükümleri, hilâlin değişik beldelerde farklı
zamanlarda doğuşuna itibar edilmesini veya hesab ehlinden
sorulmasını emretmemiştir. Hilâlin fenne dayanarak
görülemeyeceğini araştırmak da gerekmemektedir. Çünkü bu fennî
araştırma, her yerde ve her zaman mümkün olmaz. Dinin
gösterdiği kolaylığa da uymaz.
Yine, hilâli haber veren iki haberciden birinin fenne
dayanarak haberini, diğerinin rüyete (görüşe) dayanarak
haberini tercih etmek de çok kere uygun olamaz. Çünkü
bunlardan birinin hesabda, diğerinin görmede hataya düşmesi
ihtimali vardır.
(Malikî ve Hanbelîlerin mezheblerine göre de doğuşun
değişik olmasına itibar olunmaz. Şafiîlere göre, aralarında
yirmi dört fersah veya daha çok bir uzaklık bulunan iki
beldede, değişik doğuşlara itibar olunur. Birinde hilâlin
görülmesi, diğeri için görülme sayılmaz.)
68- Hilâlin doğuş yeri değişikliklerine itibar
edilmediğine göre, bir belde halkı Ramazan hilâlini görüp
yirmi dokuz gün oruç tuttuktan sonra bayram yapsalar, diğer
bir belde halkı da yine hilâli görerek otuz gün oruç
tuttukları meydana çıksa, önceki belde halkının bayramdan
sonra kaza olarak bir gün oruç tutmaları gerekir. Çünkü ilk
hilâli görüşe itibar olunmaz. Bu belde halkının hilâli bir gün
sonra görmüş olmaları ihtimali vardır.
69- Hanefi fıkıh alimlerinden bazılarına göre, doğuş
yerlerinin değişik olması geçerlidir. Bundan dolayı batıda
hilâlin görülmesi sebebiyle doğuda bulunan müslümanlar için o
gün oruç tutmak veya iftar etmek gerekmez. Bu hususta her
belde halkı, kendi görgüsüne göre işlem yapar, oruç tutar,
bayram yapar ve kurban keser. Bununla beraber, aralarında
yirmi dört fersahdan az bir uzaklık bulunan iki belde arasında
bu ayrılık mümkün olmaz. İşte böyle birbirine yakın iki
beldeden birinde görülen hilâl, diğerinde geçerli olur.
70- Ramazan orucuna başlanması veya bayram yapılması için
astronomi ilmini bilen adalet sahibi vakit uzmanlarının
sözlerine baş vurulup vurulamayacağı hususunda fıkıh alimleri
arasında iki görüş vardır. Sahih kabul edilen çoğunluğun
görüşü, bu konuda onların sözü kabul edilmez. Öyle ki, bir
vakit uzmanının yaptığı hesab ile kendisinin işlem yapması
bile caiz değildir. Gerçekten fennî hesablar kesin ise de, bu
hesabları yapanların hata yapmayacakları kesin değildir.
Bundan dolayı takvimler arasında daima ayrılık görülmektedir.
Bununla beraber, her yerde böyle ince hesablar
yapılabilecek insanlar bulunamayacağından bunların sözlerine
başvurmak gereği, özellikle sahra gibi yerlerde ve dağınık bir
halde yaşayan müslümanlar için zorluğu gerektirir. Halbuki
şeriat bu hususta kolaylık göstermiştir. Bir hadîs-i şerîfde
buyurulmuştur:
"Hilâli gördükten sonra oruç tutunuz ve hilâli
gördükten sonra iftar ediniz (bayram yapınız).
Size hava kapalı olunca da, Şaban ayını otuza tamamlayınız."
Anlaşılıyor ki, şeriaat orucu, hiç bir zaman değişmeyecek
temelli ve basit olan, herkes tarafından anlaşılıp kabul
edilecek olan bir delile bağlanmıştır ki, o da hilâlin
görülmesidir.
Gerçekten müneccimlerin sözleri hesab kurallarına dayanır.
Fakat aralarında çok kere ayrılık bulunmakta, sözleri kararlı
bulunmamaktadır. Bir de hesaba nazaran kamerî aylar, mutlaka
otuz veya yirmi dokuz gün olmayıp az çok kesirli
bulunmaktadır. Şeriat ise, orucun ya tam otuz veya tam yirmi
dokuz gün tutulmasını emretmiştir.
Azınlık olanlara ait diğer bir görüşe göre, bu konuda
vakit uzmanlarının ve müneccimlerin sözlerine başvurulabilir.
Bunların sözlerine güvenmekte bir sakınca yoktur. Fıkıh
alimlerinden Muhammed ibni Mukatil, onların kendi aralarında
fikir birliği yaptıkları sözlerine güvenir ve onlardan
sorardı. Ancak bu konuda onlardan bir topluluğun fikir birliği
yapılmış olması lâzımdır. Kadı Abdülcebbar da; "Müneccimlerin
sözlerine güvenmekte bir sakınca yoktur," demiştir.
Memleketimizde bir müddetten beri, bu görüşe uygun olarak
kamerî aylar Rasathane tarafından bir belge halinde tayin
edilmektedir.
(Malikî ve Hanbelî fıkıh alimlerine göre müneccimlerin
sözlerine güvenilmez. Bunun için onların sözleri ile herkes
için oruca başlamak gerekmez. Yalnız Malikîlerce, güvenilir
bir görüşe göre, müneccimler kendi hesabları ile işlem yaparak
oruç tutabilirler. Müneccimlerden işitip doğru olduğuna
kuvvetle inanan kimse de, onun hesabına dayanarak oruca
başlayabilir.
Şafiîlerce de müneccimin sözü, kendi hakkında ve kendisini
doğrulayan kimse hakkında geçerli ise de, tercih edilen görüşe
göre, bütün insanlar için geçerli değildir. Buna göre,
müneccimin sözü üzerine herkesin oruca başlaması vacib olmaz.
Şafiîlerden yalnız İmam Sübkî'nin bu konuda bir eseri vardır.
Bu şahıs, hesabın kesin olduğunu göz önüne alarak
müneccimlerin sözlerine güvenileceğine inanmıştır. Fakat diğer
Şafiî olan alimler tarafından bunun sözü kabul edilmemiştir.)
(*)
"Hilâle hayrin ve rüşdin! Amentü billâhillezî halekake.
Elhamdü lillâhillezî zehebe bişehrin keza ve cae bişehrin keza. Allahümme
ahlilhü aleyna bil-emal ve'l-imani vesselâmeti vesselam."
Anlamı: "Ey hayır ve salah hilâli? Seni yanatan Allahü Teâlâ'ya
iman ettim. Şu ayı (Şabanı) götürüp bu ayı (Ramazan) getiren Yüce Allah'a hamd
olsun, Allah'ım! Bu ayı bizlere emniyetle, imanla, selâmet ve selâmla
bulundur."
(Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali Oruc Bahsi) Abdullah AZİZ