"1-(Mü'min duâ edince, Allahü teâlâ, Cebrâil'e,
"Ben onu seviyorum, isteğini hemen yerine getirme!" Fâcir duâ edince de "Ben onun sesini sevmiyorum. İsteğini hemen
yerine getir." buyurur.) [İbni Neccâr]
2- Farzları yapıp harâmlardan sakınmalıdır! Hadîs-i şerîflerde, (Duânın kabûl olması için helâl lokma
yiyin!), (Harâm yiyenin duâsı kabûl olmaz.), (Harâmdan sakının, çünkü bir lokma harâm yiyenin kırk gün duâsı kabûl olmaz.) buyuruluyor. (R. Nasıhîn)
3-Duânın kabûl olması için bazı hususlara da
dikkat etmek gerekir. Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları
şöyledir:
(Siz, kabûl edileceğine yakınen inanarak,
Allaha duâ ediniz. Allahü teâlâyı unutarak, gafletle edilen duâ
kabûl olmaz.)
(Kızını fâsıkla evlendirenin duâsı kabûl
olmaz.)
(Emr-i marufu bırakırsanız duâlarınız kabûl
olmaz.)
(Duânın kabûl olması için helal lokma yiyin!
Haram yiyenin duâsı kabûl olmaz.)
(Bir lokma haram yiyenin kırk gün duâsı kabûl
olmaz.)
(Çok sadaka verin ki duânız kabûl
edilsin.)
(Duâsının kabûl olmasını isteyen, darda
kalanı ferahlandırsın!)
(Gece uyanan, Allah’ı tesbih eder ve Ondan
mağfiret dilerse, o kulun geçmiş günâhları mağfiret olunur. Şayet o
kimse abdest alır, namaz kılar ve duâ ederse, duâsı kabûl
olur.)
(Üç kişinin duâsı kabûl olmaz: Kötü yoldaki
hanımını boşamayan, alacak ve borcuna şahit tutmayan [senet
yapmayan], malını sefihlere veren. Allahü teâlâ “malınızı sefihlere
vermeyin” buyuruyor.) (Huzura Doğru Sitesinden
Alındı.)
4-Farzları
yapmayanın, mesela namaz kılmayanın duası kabul olmaz.
Haramlardan
sakınmayanın duası kabul olmaz. Ebülleys-i
Semerkandi hazretleri, (Haram
yiyenin, gıybet edenin ve haset edenin duası kabul olmaz)
buyuruyor. Hadis-i şerifte de, (Duanın kabul olması için,
yenilen ve giyilen helâl olmalıdır) buyuruluyor. (Tergib-üs-salât)
BAL HİKAYESİ
Evet mutlu bir aile yaşarmış vakitlerden birinde.. Bir tane de
çocukları varmış.. Epey bir süredir bu aile
oğullarının sürekli bal yemesinden şikayetçilermiş.. Bir gün
Hanım demiş ki;
-Al bu çocuğu falan Hocaya götür..
Nasihat etsin, okusun, dua etsin, bu böyle olmaz..
Adam razı olmuş ve oğluyla birlikte varıp anlatmışlar
dertlerini, duası makbul pek muhterem O Hocaya..
O Gönül ehli, az hüzünlü ve buruk demiş ki;
-Siz şimdi götürün bu yavruyu, tam 40
gün sonra getirin..
Tabii adam şaşırmış çok, yâni edeceği bir dua, neden 40 gün
bekletir ki diye düşünse de “hikmetinden suâl olunmaz” diyerek
dönmüş..
Tam 40 gün sabırla beklemiş.. Tabii bu arada çocuk bal yemeye
devam ediyormuş hırsla..
Varıp çalmışlar kapısını o mübareğin.. Buyur edilmişler.. Ve
mütebessim nur yüzüyle gelmiş, çocuğun yüzünü
avuçları arasına almış, gözlerinin içine bakarak;
-Yavrum! Bundan sonra sakın fazla bal
yeme!..
O kadar.....
E şimdi adam tam 40 gün beklemiş, zannediyor ki uzun bir
seans(!) olacak fakat 1 cümleyle bitti.. Dayanamamış;
-Efendi Hazretleri, şu bir cümleyi
deyivermek için mi bizi 40 gün beklettiniz.. O zaman
söyleseydiniz ya..
Muhterem Zat;
-O zaman söyleseydim, TESİRİ OLMAZDI
Kİ.. Çünkü ben senelerdir, hergün bir miktar bal yerim..
Kendim bal yerken,
başkasına “yeme” desem tesiri olur mu hiç duamın?..
Ve bilirim ki, vücûda giren her lokma can olur, kan olur.. Ve
vücuttan tam olarak tasfiyesi 40 gün sürer..
İşte ben, bu 40 gün içinde hiç bal yemedim.. Ki, duam tesirli
olsun..
Gerçekten... O kapıdan çıktıktan sonra çocuk bir daha bal
yemez..
Bu kadardır o hikaye..
Hani bilirsiniz; “Haram lokma yiyenin, içki içenin 40 gün
duası kabul olmazmış”
-Bu hadis miydi şu anda tam kaynağını hatırlayamadım-
Hiç düşündünüz mü neden acaba?..
Vücûda giren her bir lokma kan olur, hücre olur, karaciğerde
bir kısmı depo edilir..
- Lütfen arkadaşlar aramızda doktor varsa veya bu konuda geniş
bilgisi olan bizi aydınlatsın ilmî olarak-
Evet diyelim bugün bir tane erik yedin, işye o erik, 40 gün
sonra vücudundan çıkacak ancak..
İşte o yüzden haram bir lokma yiyenin kırk gün duası kabul
olmuyor..
" Bâtın temizliği: Kalbin iyi huylarla dolu olmasıdır....
Kalb, Allah-u Teàlâ'nın nazargâhıdır. Bu sebeple kalbe dünyâ
sevgisi doldurmamalıdır. Haram olan yiyeceklerle
beslenmemelidir. Nitekim hadîs-i şerîfte; "Uzak yoldan gelmiş,
saçı sakalı dağılmış, yüzü gözü toz içinde bir kimse, ellerini
göğe doğru uzatıp duâ ediyor. Yâ Rabbî! diye yalvarıyor.
Hâlbuki, yediği içtiği haram, gıdâsı hep
haram. Bunun duâsı nasıl kabûl olur?" Yâni haram yiyenin duâsı
kabûl olmaz buyruldu. Gönül, kalb temiz olmazsa
ibâdetlerin lezzeti alınamaz, mârifete, Allah-u Teàlâ'ya âit
bilgilere kavuşulamaz."
...................................................................................................................
Günahkârın
İbadeti ve Bir
Sual:
Harâm yiyenin namazı ve diğer ibâdetleri kabûl olur
mu? İçki içen kırk gün namaz kılmamalı mı?
CEVAP:
Sahîh olmakla kabûl olmak ayrı şeydir. Her
çeşit günâhı işleyen kimsenin kıldığı namaz sahîh olabilir; fakat kabûl olmaz.
(Osman bak burada da mesele
yine yanlış aktarılmış. "Kabul olur"
dememiş, kabul olmaz demiş. Tabii
yanlış demiş. ) Yani âhırette ona,
“Niçin namaz kılmadın?” diye suâl edilmez.
Şartlarına uygun kılmışsa, namaz borcundan ve namaz kılmamak gibi büyük günâhtan kurtulur. Fakat
namazdan hâsıl olacak büyük sevâba kavuşamaz.
Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Duânın kabûl olması için
helâl ye! Bir lokma
harâm yiyenin, kırk gün
ibâdetleri kabûl olmaz.)
[Taberânî]
(Osman, burası da yanlış. Çünkü aşağıda
vereceğim hadisin şerhinde
"duası
kabul olunmaz"
diyor.)
(On dirhemlik elbisenin bir dirhemlik kısmı harâm kazançtan gelse, o elbise ile kılınan namaz kabûl olmaz.) [İ.Ahmed]
(Şarap içenin namazı kırk gün kabûl olmaz.)
[Hâkim]
(Bu
hadislerde tevil ediliyor, duaları
kabul edilmez, diye. )
Sarhoş iken kılınan namazlar sahîh olsa da,
kabûl
olmaz, yani sevâbı olmaz. Tekrar edelim, (Namazı
kabûl olmaz) demek, namazı boşa gider demek
değildir. Namaz borcundan kurtulur, fakat namaza ait
büyük sevâbdan mahrûm kalır. Namaza devam ederse, günâhları bırakması kolaylaşır. Şu hâlde içki içen
de namaza devam etmelidir. Hz.Mûsâ Tûr-i Sînâ’ya
giderken, yolda, namaz kılıp ağlayarak duâ eden bir
zâta rastlar. Münâcâtında mezkûr zâtın affı için duâ
edince, cenâb-ı Hak, (Yâ Mûsâ, o zâtın namazını
ve duâsını kabûl etmem. Zîrâ, giymiş olduğu
elbisenin bedelinde harâm vardır) buyurur.
(İslâm Ahlâkı)
İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: Bir
ibâdetin ilmini öğrenmeyenin, şartlarını bilmeyenin,
yaptığı ibâdet, ihlâs ile yapılmış olsa da, sahîh
olmaz. Hiç yapmamış gibi, Cehennemde yanar.
Şartlarını bilerek ve gözeterek yapanın, ibâdeti
sahîh olur. Cehennem azâbından kurtulur. Fakat,
ihlâs ile yapmadı ise, bu ibâdeti ve hiçbir iyiliği
kabûl olmaz. Sevâb kazanmaz. İlim ve ihlâs ile
yapılmayan ibâdetin faydası olmaz.
(Huzura Doğru.com'dan Alınmıştır.)
...................................................................................................................
Buhari'de 962 nolu Hadis-i şerif'in
Meali:
"Ebu
Hureyre (ra)'den Nebi (sav)'nin : İnsanlara
(muhakkak) bir zaman erişir ki, o
devirde kişi, ele geçirdiği mal
halaldan mı, haramdan mı? kazanıldığına hiç
aldırmaz."
İZAHI
Ahmed
İbn-i Hanbel'in Müsned'inde bu hadis-i şerif
müekked bir surette rivayet
edildiğinden, tercememizde işaret
ettik. Bu hadîsi Buhârî müktesebât-i mâliyesinin hill ü
hürmetini araştırmağı terk etmenin zeminine dâir açtığı bir
babında rivayet etmiştir. Sarih îbn-i Battal: kişinin menba-ı
servetini araştırmaması, dâima murakabe üzerine bulunmaması,
za'f-ı dinden ve îman gevşekliğindendir. Bir de bu
mübâlâtsızlıkta fitne ve fesadın teammümü, ahlâksızlığın halk arasında
tevessü
ve intişârı çok müessirdir, diyor. Müslim'in rivâyet-kerdesi
olan şu mealdeki hadîs-i şerifte: [İslâm
dîni garib bir halde başlamış ( az zaman
zarfında cihan-şümûl bir varlık göstermiş) tir.
Fakat âhir eyyamında eski garib hâline avdet edecektir. O sırada benîm sünnetimi ihyaya çalışan bahtiyarlara ne mutlu]
buyurmuştur.
İbn-i Cevzî'nin Kîtâbüt-Terğîb ve't-Terhib
de îbn-i Abbâs (ra )'dan, oğlu ve hafidi senediyle
rivayet edilen bir hadîs-i şerifte: halâl kazanç yolu aramak
her mü'mine farz olduğu bildirilmiş, ve: "Kim ki el emeği,
alın teriyle kazandığı halâl malını yiyerek aile yuvasında
gecelerse, Allah kendisinden razı olarak gecelemiştir, mağfur
olarak sabahlar" buyurulmuştur.
İzâhiyle
meşgul bulunduğumuz