DOKUZUNCU   BÖLÜM

                                                                                       Namazlara İmam Tâyini

                                       NAMAZLARA  İMAM  TÂYİNİ  İŞLERİ  VE  KISIMLARI

     A- İMAMLIĞIN ÇEŞİTLERİ, TAYİNİNDEKİ USÛL, İMAMLIKTA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR

         Namazlara imamlık üç kasma ayrılır:

         a) Beş vakit namaza imamlık,

         b) Cuma namazına imamlık,

         c) Mendup namazlara imamlık.

         a) Beş vakit namazlara imamlığa, namaz kılınan mescidin durumuna göre tâyin caizdir.

         Mescidler ikiye ayrılır, aa) Selâtin camileri, bb) Halk camileri.

        aa) Selâtin camileri: Mescidler, camiler ve bayram yerleri ve daha büyük yerlerdir. Cemaatı çokça olup halîfenin de namaz kıldığı camilerdir. Halîfeden başkasının bu yerlere imam tâyini caiz değildir. Sebebiyse, halkın alâkasını celb etmektir. Sultanın vazife mesuliyetini idrak etmiş olduğunu ifade etmesidir. Sultanın  tayin   ettiğinden daha faziletli birisi olmasa da  hak  halîfenin tâyin ettiğinindir.   Bu hak, farziyet ifâde etmez, evleviyyet (Öncelik) ifâde eder. Hâkimliğin   ve   nüfûs   memurluğunun   aksine  olarak.   Bu hâl iki sebepten doğmaktadır.

        1- İnsanlar bir başkasının imamlığında anlaşsa ve onun arkasında ayrı olarak namaz kılsalar, kıldıkları namaz sahihtir.

        2- Cemaatle beş vakit namaz kılmak, bütün İslâm hukukçularınca sünnet-i müekkededir. Dâvûd-ı Zahirî vâcibtir der, özür hâli hariç.

       Halîfenin imam tâyini de sünnet sayılır. Halîfe mescidde hazırken tâyin ettiği imamdan başkasının imamlık yapması uygun olmaz. İmam bulunmaz da, başkasını nâib tâyin ederse münâsib olanı, nâib tâyin ettiği şahsın imam olmasıdır. Halîfe imam tâyin etmemişse, bir başkası imamlığa izin ister. İzin de istenmemişse cemaatle namazın aksamaması için o yer halkı kendilerine bir imam seçerler. Diğer vaktin namazı girer ve başkanın tâyin ettiği imam da görevde bulunmazsa bir görüşe göre önceki namaz için halkça imam seçilen, namazı kıldırır. Bu durum, tâyin olunan imam gelinceye kadar devam eder. Bir başka görüşe göre de birincinin dışında bir imam seçilir. Sebebiyse halk arasından seçilen imamların imamlığının sürekli olmadığını göstermek, halîfenin tâyin ettiğine benzememek için. Şayet ikinci vakitteki cemaat arasında ilk vakitte hazır olan cemaatten başkası yoksa ilk vakit için seçtikleri imam göreve devam eder. Ama ikinci vakitte başkaları da mevcutsa o takdirde yeniden imam seçmek gerekir.

       Bir mescidde cemaatla namaz kılınırken yetişemiyenler artık cemaatle namaz kılamazlar.(1)  Teker teker kılarlar. Sebebiyse namaz kıldıran imama ve cemaatına muhalefet olmaması için. Halîfe bir mescide iki imam tâyin eder ve her birine beş vakit namazdan hangilerini kıldıracağını belirtirse bu uygundur.

       Her  imam kendi vakitlerini kıldırır. Meselâ biri gündüz namazlarına, diğeri gece namazlarına görevlendirilmişse, her biri görevli olduğu vakti kıldırır, diğerinin vaktine tecâvüz edemez. Bir tahsis olmaksızın iki imam tâyin eder ve günlerini belirtirse her imam kendi günlerinde imam olmaya hak sahibidir. Genel olarak iki imam tâyin etmiş vakit ve günleri belirtmemişse ilk geçen namazı kıldırır. Diğeri o vakitte başkalarına imam olamaz. Çünkü Selâtin camilerinde bir vakitte cemaatle namaz birden fazla kılınamaz. İlk geçen imamın namaz kıldırması hakkıdır, meselesi ihtilaflıdır. Burada öne geçmek, imam olmak iki suretle olur. Ya ınescidde ilk hazır olanın bulunması sebebiyle, yahut imamlığa ehliyette üstün oluşu sebebiyledir.

       Aynı şartlari taşıyan iki imam, bir vakitte hazır olsa, halîfe de hangisinin diğerine üstün olduğunu belirtmese o zaman aralarında anlaşırlar ve hangisinin kıldıracağını   kendileri kararlaştırırlarsa o tercih edilir. İhtilâf gösterirlerse bu durumda iki hâl yolu vardır. Ya aralarında kur'a çekilir, yahut o cami halkının, ikiden  birini  seçmelerine  müracaat  edilir.

       Aksi belirtilmemişse tâyin olunan imam, müezzinlerini kendi tâyin eder. Çünkü ezan namazın sünnetlerindendir. Namazı kıldırmaya kim tâyin edilmişse, namaza âit hususları onun yerine getirmesi, yetkisi içine girer. İmam, vakit ve ezan için lüzum gördüğü kadar müezzin seçer. Başka mezhepte olanlar bu görüşte değilseler de imam, Şafiî mezhebinden ise namazları vakitlerin ilk kısmında kıldırmada acele eder, ezanı ağır ağır, ikâmeti de teker teker okutturur. Başka mezheplerin görüşü aksine ise de.

        Namazda imam kendi rey ve içtihadına göre hareket eder. Şafiî mezhebinde ise besmeleyi, sabah namazlarında kunut duasını açıktan okur. İmam tâyin eden şahıs, halîfe ve cemaat onu bu hareketinden men edemez. İmam, Hanefî mezhebinden ise, besmeleyi açıktan okumaz, sabah namazlarında kunut duasını terk eder. Kendi mezhebince amel eder, kimse onun bu hareketine karşı çıkamaz.

        Namazla ezan arasındaki fark: İmam namazı mezhebine göre kıldırır. Müezzin ise başkalarını düşünerek ezan okur. Bu bakımdan cemaat, müezzinin görüşüne karışabilir. Müezzin, kendi mezhep ve görüşüne göre ezan okumak isterse, genel izinden sonra kendi şahsı için gizliden kendi mezhebine göre husûsî ezan okuyabilir.

 

     B- İMAMLIK  ŞARTLARI  VE  TERCİH  SEBEPLERİ

        Tâyin edilecek imamda aranılacak vasıflar beştir.

        1- Erkeklik,

        2- Dürüstlük, âdil olmak,

        3- İyi okuyuculuk (karilik),

        4- Faküılik,

        5- Dilinin kekeme olmaması, sözlerinin anlaşılabilir olmasıdır.

        Çocuk, fâsık ve köle birisi imam olmuşsa, imamlığı muteber, fakat imam tâyini muteber değildir. Çünkü küçüklük, kölelik, fâsıklik imamlığa engel değil, bir makama tâyine engeldir. Resûluîlah (s.a.v), çocuk olmasına  rağmen Amr b. Mesleme'ye, kabilesine namaz kıldırmasını emretmiştir. Çünkü onların en iyi okuyanı  Amr  idi.   Yine  Peygamber (s.a.v), kendi kölesinin ardında namaz kılmış ve şöyle buyurmuştur:   "Her iyi ve kötünün ardında namaz kılınız." (2)

        Kadının, erkeklik ve dişiliği belli olmayan birisi (hünsâ)nın, ahrazın ve pepenin imam olması uygun değildir. Eğer kadın veya hünsâ imam olmuşsa, ona uyan erkek ve kadınların namazı bozulur. Ahraz veya pepe imam olmuş ve harfleri başka harflerle değiştiriyorsa ona uyan cemaatten ahraz ve pepe olanların namazı muteber, diğerininki bâtıldır.

       İmam olacak şahsın kıraat yönünden bilgisinin en az derecesi Fatiha sûresini, fıkıh yönünden ise en az namaza ait hükümleri bilmesidir. Ancak böyle bir şahıs imamlığa hak kazanır. Kur`an`ın tamâmını ezbere bilir, bütün fıkıh hükümlerine vâkıf olursa tercih sebebidir. Fakih olan fakat kıraati çokça bulunmayan biri ile kıraati olup, fıkhı bilgisi olmayan iki şahsın imamlığı söz konusu olursa fıkhı bilgisi olan, diğerine tercih edilir. Fatihayı biliyorsa bu yeterlidir. Çünkü kıraat nihayet mahdud miktarda âyet-i kerîmeyi bilmeyi gerektirir. Halbuki namazda karşılaşılacak hâdiseler pek çoktur. Bunları bilmek de fıkhî bilgiye bağlıdır. Tâyin olunan imam  ve  müezzinin  gördükleri  göreve  karşılık  hazîneden  geçimleri  miktarınca  ücret  almaları  münâsiptir.  Ebû Hanîfe aksi görüştedir.

       bb)  Umûmî mescidler: Cadde kenarlarında, umûma mahsus bölgelerde ve kabile içinde yapılan mescidlerdir. Halîfenin bu türlü mescid inşa edenlere ve oraya imam tâyinine itirazı olamaz. Mescidi inşâ edenlerin ittifak ettikleri bir şahıs imam tâyin edilir. Tâyin edilen imamdan artık vaz geçemezler. Şayet imam hâlini değiştirirse, o zaman değiştirirler.

       Genel mescide imam tâyin edilen bir şahsa, halef olacak birini de nâib olarak tâyin edemezler. Mescidin cemaatı, imam bulunmayınca o an için nâib seçerler. Mescidin cemaati imam seçiminde ihtilâf ederlerse ekseriyetin görüşü üzere imam seçilir. İhtilâf gösterenler aded bakımından müsavi iseler, halîfe dince en dindar, en yaşlı, en iyi okuyan, en fakih birini imam seçer. Halîfenin imam seçişi, ihtilâf gösterenler için mi? Yoksa o mescide gelen bütün cemaat için mi geçerlidir? Bu hususta iki fikir vardır.

     1- Tâyin işlemi yalnız ihtilâf gösteren cemaat için geçerlidir. İhtilâf gösterenlerin dışındaki cemaat zaten bir hususta anlaşmış, ayrılık güt-memişlerdir.

       2-  Halîfe, cami cemaatinden imamlığa lâyık olanı seçer.

      Bir şahıs mescid yaptırır kendisi de imamlığa ehil olmazsa mescidin komşularından biri imamlık ve müezzinlik yapar. Ebû Hanîfe'ye göre, mescidi yaptıran imamlığa ve müezzinliğe en lâyık olanıdır. Bir grup, bir evde namaz için hazır bulunsa ev sahibi fazilette, hazır cemaat fertlerinden biraz aşağı da olsa, yine imamlığa o müstehaktır. Halîfe de orada olsa, bir görüşe göre, idareciliği genel olduğundan imamlığa da müstehaktır. İkinci görüşe göre de, mülkünde tasarrufta özel bir yetkiyi hâiz olduğundan ev  sahibi imamlığa lâyıktır.

 

   C- CUMA İMAMLIĞI, KILDIRMA USÛLÜ

      Cuma namazına imam tâyini hususunda hukukçular ihtilâf göstermişlerdir.

     a) Ebû Hanîfe ve Iraklı diğer hukukçulara göre: Cuma imamlığı devlet reisinin yapması gereken işlerdendir. Cuma namazı ancak Devlet Reisinin veya naîb tâyin edeceği birinin hazır bulunması ile sahih olur.

    b) Şafiî ve Hicazlı diğer hukukçulara göre de: Cuma namazına imam tâyini sünnettir. Devlet Başkanının hazır bulunması cumanın şartından değildir. Namaz kılanlar Cumanın şartlarına göre namazı edâ ederlerse, namazları muteberdir.

     Her ne kadar imam tâyini uygun olmazsa da kölenin Cuma imamı olması caizdir. Çocuğun Cuma imamlığı hakkında iki görüş vardır. Bir fikre göre: Köy olsun, şehir olsun, ancak zarurî sebeplerle etrafa gidilebilen bir yer ise ve kış-yaz gidilip gelinmiyorsa o yer sakinlerine çocuğun imamlığı muteberdir. Ebû Hanîfe'ye göre Cuma yalnız şehirlerde kılınır. Bu bakımdan çocuğun köylerde imamlığı caiz değildir. Burada sözü geçen şehir teriminin hukukî tarifi ise: İdarî ve cezai kaideleri yürüten bir idarecinin, kazaî hükümleri yerine getiren bir hâkimin bulunduğu yerlerdir. Ebû Hanîfe şehir dışında oturanlara cuma farz değildir, der.

     Şafiî ise şehir dışındakilere şehirde okunan ezan sesi duyuluyorsa onlara da cuma farzdır, der.

   Cuma namazı kılınacak yerdeki cemaat adedinde de ihtilâf vardır. Şafiî'ye göre: Cuma namazı farz olan topluluktan kadınlar, köleler, misafirler çıktıktan sonra 40 kişinin bulunması gerekir. Şafiî mezhebi hukukçuları imamın bu miktara dâhil olup olmadığı konusunda ihtilâf etmişlerdir.

     1- Bir kısmı imamdan başka 40 kişinin bulunması gerekir,

     2- Bir kısmı da imamla birlikte 40 kişinin bulunması gerekir, derler.

     3- Zührî ve Muhammed b. Hasan'a göre, imamdan başka 12 kişinin bulunması gerekir.

     4- Ebû Hanîfe ve Müzenî'ye göre, imamla birlikte 4 kişinin bulunması gerekir.

     5- Leys b. Sa'd ve Ebû Yusuf a göre, biri imam olmak üzere 3 kişi ile cuma namazı kılınır.

     6- Ebû Sevr'e göre de, diğer namazlar gibi Cuma namazı da bir imam ve bir kişi de cemaat olmak üzere 2 kişi ile kıhnabilir.

    7- İmam Mâlik'e  göre,  Cumanın  kılınabilmesi  için   adet mühim  değildir.  Mühim  ve  muteber  olan, çoğu  seferi  olmayan  kimselerden  olmasıdır.     Cemâat olacak şahısların orada uzun süre oturması gerekir. Yolculukta ve şehir dışında cuma farz değildir. Ancak bir beldenin, evlerine ulaşınca cuma farz olur.

     Şehir geniş ve köylere evleri bitişik, halk da kalabalıksa şehrin diğer namaz kılınan yerlerinde Cuma namazı kılınır. Binaların bitişik oluşu bu şekil harekete engel teşkil etmez; Bağdat gibi. Bir şehrin camisi genişse, halkın tamâmını da alabiliyorsa, (Mekke gibi) o zaman yalnız bir yerde namaz kılınır. Şehrin evleri bitişik, camisi de kalabalık yüzünden cemâatin tamâmını alamıyorsa, (Basra gibi), Şafiî'ler halkın kalabalık oluşu zaruretine binâen birden fazla bir yerde cemâatle namaz kılınıp kılinamıyacağı hususunda fikir ayrılığı göstermişlerdir. Bazıları cuma namazı başka yerde kılmak da caizdir der, bir kısmı da, yer darsa genişletilsin, dışarılarda, caddelerde cuma kılsınlar, başka bir yerde cuma namazı kılmak olmaz, topluluğu bölmeye, muhtelif yerlerde cuma namazı kılmaya bir mecburiyet yoktur, derler.

     Bir şehirde, iki yerde cuma namazı kılınırsa ora halkı namazı vakit yönünden ayırt etmemelidirler. Bir ayrılık olursa bu meselede iki görüş vardır.

    1-Bir görüşe göre, namazı ilk kılanlarinki yerine gelmiştir. Geç kılanlarinki yerine gelmemiştir. Yeniden öğle namazını iade etmeleri gerekir.

    2-Ikinci görüşe göre, camilerden büyük olanın ve Sultanın hazır bulunmuş olduğu yerde kılman cuma namazı muteberdir. İsterse burada kılman namaz önce kılınsın,  isterse  sonra  kılınsın.  Küçük namazgahta, camide kılınan namaz, yerine gelmemiştir. Ora cemâati öğle namazını iade ederler.

     Cuma namazına imam tâyin edilen, beş vakit namazı kıldıramaz. Beş vakit namaza imanı tâyin edilenin Cuma namazını kıldırabilip kıidıramıyacağı hakkında görüş ayrılığı'vardır. Yalnız Cuma namazını başlı başına bir ibâdet kabul edenlere göre, beş vakit namaza imam  tâyin edilen, cuma namazına imam olamaz. Cuma namazını o günün öğle namazına sayanlar, beş vakit namaz için tâyin edilen imamın cuma namazına imamlığı caizdir, derler. İmam olan şahıs, Cuma namazının 40 kişiden aşağı cemaat olunca namazın kılınamıyacağı görüşünde ise, gerçekten cemâat de 40 kişiden aşağı ise, cemaatın görüşü de 40 kişiden aşağı da olsa cuma namazının kılınacağı noktasında ise, Cuma imamı, onlara  imam  olamaz.   İşte o zaman cemaat arasından, cemâatin görüşünde olan birini kendine halef  tâyin  eder.   O, cumayı kıldırır. İmam, 40 kişiden az olunca da cuma namazı kılınabileceği görüşünde, cemâat de aksi görüşte ise ve cemâat de 40'dan azsa   imam  ve  cemâate  cuma   namazı  kılmak  gerekmez.   Çünkü   cemâat,  40'dan  fazla olunca cuma namazının  sahih olacağı görüşünde, imam ise cemâat 40'dan az olduğu için cuma namazı kılacak cemâat bulamamaktadır. Cuma imamı tâyin eden halîfe imama, "40'dan az cemâate namaz kıldırma" demişse,  imamın  mezhebine göre 40'dan az cemâatle cuma namazı kılınacak da olsa namazı kıldıramaz. Çünkü cuma imamlığı 40 kişi için muteber, 40'dan aşağı  da  ise   muteber  değildir.   Yalnız  40'dan  az  olunca   kendisi   imamlıktan  men  edilmesine rağmen cemâatten birini kendisine halef tâyin eder, o, cumayı  kıldırır.  Tâyin  eden  başkan  "40'dan  az cemaate Cuma namazı kıldırmasını" emretmişse,  imamın   mezhebi de  aksi   görüşte ise iki durum vardır.   İmamın  yönünden cuma namazı kılınamıyacağından, cumayı kıldırması bâtıldır,  ikinci görüşe göre, cemaattan "cemâat 40 kişiden de az olsa cuma namazı kılınır" görüşünde olan birini imamlığa halef tâyin eder, o cuma namazını kıldırır. Böylece Cuma namazı da muteber olmuş olur.

 

   D- SÜNNET  NAMAZLARINA  İMAMLIK

     Cemaatle kılman sünnet namazlarına imamlık 5 yerdedir,

     a) İki bayram namazları,

     b) Ay ve Güneş tutulması namazları (Salât-ı Husufeyn),

     c) Yağmur Duası namazı (Salât-ı İstiska).

    Bu namazlar cemâatle kılınabileceğinden imam tâyini menduptur. Tek başına da kalınabilir. Sünnet namazlara imamlık hükmünde ihtilâf olmuştur. Bazı Şâfıîlere göre, bu namazlara imamlık sünnet-i müekkededir. Bir kısım Şâfilere göre de, İmamlık, farz-ı kifâyedir. Yalnız 5 vakit namaza, yalnız Cuma namazına imam tayin edilen şahıs, sözü geçen sünnet namazlara imam olamaz. Ancak bütün namazları kıldırmaya imam tâyin edilmişse sünnet namazlarına da imam olur.

    a) Bayram namazı vakti, güneşin doğuşundan zeval vaktine (Öğle namazı vakti yakınına) kadardır. Kurban bayramı namazını acele, Ramazan bayramı namazını geç kılmak tercih edilir. İki bayramın arefesinde güneşin batışı ânından itibaren tekbîr getirilir, bu tekbirler bayram namazına kadar olan namazlardan sonra okunur. Kurban bayramında getirilecek tekbirler birinci bayram günü öğle namazından itibaren dördüncü bayramın ikindi vaktine kadar farzlardan sonra okunur. Bayram namazları hutbeden önce, cuma namazı da hutbeden sonra kılınır. Peygamberin sünneti de böyledir.

     Özellikle iki bayram namazında fazla tekbirler alınır.

    Bunların miktarında hukukçular farklı görüştedirler. İmam Şafiî'ye göre, birinci rekatta iftitah tekbirinden başka 7 tekbir, ikinci rek'at-ta da ayağa kalkış tekbirinden başka 5 tekbir alınır. Tekbirler her iki rek'atta da kıraattan öncedir. İmâm Mâlik'e göre, birinci rek'atta iftitah tekbirinden başka 6, ikinci rek'atta ayağa kalkış tekbirinden başka 5 tekbir alınır. Her iki rek'atta da kıraattan öncedir. Ebû Hanîfe'ye göre, birinci rek'atta iftitah tekbirinden başka ve kıraattan önce 3, ikinci rek'atta kıraattan sonra 4 tekbir alınır.

     İmam olacak şahıs kendi mezhep ve içtihadına göre, amel eder. Bayram namazına imam tâyin eden şahıs, tâyin ettiği şahsa tekbirler hususunda bir sınırlama koyamaz. Cuma namazında cemaat adedini belirtmesi ve bu adedle sınırlaması idareciliğinden doğan bir özelliktir. Tekbirleri sınırlama idareciliğine âit bir şey değildir. Bu bakımdan cuma ile bayram namazlarında bu farklılık vardır.

     b) Husuf ve Küsûf (Ay ve Güneş tutulması) namazlarına gelince, Sultanın tâyin ettiği veya imamlığa âit yetkisi genel olan ve bu namazlar da yetkisi içerisine giren şahıslar Ay ve Güneş tutulması namazlarını kıldırır.

     Bu namazlar iki rek`attır. Her iki rek'atta da kıraat uzatılır. Birinci rek'atta kıyamda (ayakta durmada) Fatihadan sonra gizliden Bakara sûresini veya o miktar tutacak âyetleri okur. Rükûa varır, 100 âyet okuyacak miktarca rükûda teşbihte bulunur. Sonra rükûdan kalkar, gizlice Fatihadan sonra Al-i İmrân sûresini veya o miktar tutacak kadar başka sûreler okur, rükûa varır, 80 âyet okuyacak kadar teşbihte bulunur. Sonra diğer namazlardaki gibi iki secde yapar. İkinci rek'ata kalkar. Birinci rek'atin her bir kıyanımda (ayakta duruşunda) okuduğu âyetlerin, rükûlarda yapmış olduğu teşbihlerin üçte ikisi kadar okur, kıyam ve rükûları tamamlar, sonra secdeye gider, oturur, namazı bitirir. Namazdan sonra hutbe okur. Ebû Hanîfe'ye göre, diğer namazlar gibi iki rek'at kaınır. Ay tutulmasında, güneş  tutulmasında oldu ğu gibi kıraat açıktan yapılır. Çünkü gece namazına benzer. İmam Mâlik'e göre, ay tutulmasında, güneş tutulmasında kılinan namaz kılınmaz.  Güneş tutulmasında kılinan namazda kıraat açıktan yapılmaz.

   c) Yağmur duası namazı (İstiska namazı): Yağmur yağmadığında ve kıtlık tehlikesi belirdiğinde kılınır. Namaz kılmadan önce 3 gün oruç tutulur.    Kötülüklerden, düşmanlıklardan kaçınılır. Aralarında ayrılık, husûmet, dargınlık olanlar anlaştırılır, barıştırılır. Bayram namazı vaktinde kılınır.

   Bir sene bayram namazına imam tâyin edilen kimse her yıl bayram namazına imam olur. Aksine bir emir verilmez, imamlığından vaz geçilmezse. Ay ve güneş tutulması namazları ile yağmur duası namazına bir sene imam tâyin edilen şahıs, her yıl bu namazları kıldırmaya yetkili sayılamaz. Tekraren tâyin edilirse bunda bir mahzur yoktur, muteber sayılır. Çünkü bayram namazları periyodik olarak her yıl gelir. Ay ve güneş tutulmaları namazları ile yağmur duası namazları geçicidir, periyodik bir durum yoktur.

   Yağmur duası namazında iken yağmur yağarsa namazı tamamlarlar. Şükre vesile için namazdan sonra hutbe okunur. Namaza durmadan yağmur yağarsa namazı kılmazlar, hutbe de okunmaz. Allah'a bol bol şükredilir, Ay tutulmasında da ay aydınlanınca durum yine böyledir. Namaz kalınmaksızın yağmur duasında bulunulması, duanın namazdan ayrı müstakil oluşundan-dır.

    Ebû Müslim'in Enes b. Mâlik'ten rivayetine göre, bir Arâbî Peygamber'e (s.a.v) gelir ve:

    - Ey Allah'ın Resulü, biz sana şunun için geldik: Develerimiz süt vermiyor, çocuklarımız olmuyor. Sonra bu şahıs şu şiiri okudu:

   "Ya Resûlallah, sana derdimizi anlatıyoruz. Develerimiz kisır, sütlerine kan karışıyor. Çocuklarımızın anneleri çocuksuz kaldı. Açlıktan korunmak için çocuklarımız ellerini açıyor. Açlıktan gezip bir şeyler de araştıramıyorlar, takatsiz kaldılar.  İnsanın yiyebileceği hiçbir şeyimiz yok. Yalnız yabanî karga kozalağı ve yıkanmış deve tüyleri, kan pıhtıları var.  Derdimizi anlatacağımız, sığınabileceğimiz ancak senin makamındır. Esasen insanların baş vuracağı yer ancak Peygamberlerdir."

    Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v) Örtülerinin eteklerini toplayarak ayağa kalktı, minbere çıktı. Allah'a hamd ve senadan sonra şöyle buyurdu:

   "Ey Allah'ım, bize münbit, zarar getirmeyen, nebatatı bitiren, kıtlığı gideren, ölü toprağı canlandıran ve buna benzer herşeyi bitiren bol bol, kat kat yağmurlar ver.(3)  Peygamber (s.a.v) duasını daha bitirir bitirmez semânın yüzünde bulutlar belirdi, yağmurlar yağmaya başladı.

      Bıtâne halkı bağırarak,

    - Ey Resûlullah (s.a.v), boğulacağız. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v),

   - Bizim bölgemize, iyiliğimiz için yağıyor. Zararımıza bir şey yok, buyurdular. Bulutlar şehirden dışarıya bol bol yağdı. Resûlullah (s.a.v), otlar yeşerince ferahladı. Bunun üzerine buyurmuştur ki:

   "Ebû Talib'in hazîneleri Allah için olsun, Ebû Tâlib sağ olsaydı yukarıdaki şiiri okuyan Arabînin bu hâline ağlardı." Hz. Ali ayağa kalktı ve şu şiiri okudu:

   "Yetimlerin yakarışı, dul kadınların iffetliliği ve Resûlullah (s.a.v)m safiyeti yüzünden bulutlar yer yüzünü suladı.  Her türlü nimetler, bolluklar, faziletler bulunan o Resule (s.a.v), Hâşimî sülâlesi bu kuraklıkta sığındı, müracaatta bulundu.

    Halbuki onu yalanlamıştınız, Beytullah'ın sahibini. Yemin ederim ki o Resulü fs.a.v) biz yalnız bıraktık, döneklik ettik. Ne zaman düşmanla savaşırsak bu hatâmız afvolur.  Oğullarımızı, dostlarımızı unutarak onun etrafında bütün gün savaşmcaya ve ona tam teslim oluncaya kadar günahımız afvolmaz."  Bu şiirden sonra Kinâne Kabilesinden bir adam kalktı, Pey-gamber'e (s.a.v) şu şiiri okudu;

    "Sana teşekkürler olsun, Resulün (s.a.v) şükrettiğine, Resulün (s.a.v) duası sayesinde bizlere yağmurlar yağdırana şükürler olsun.

    O Nebî, yaratanına yağmur için duâ etti, gözleri de onunla birlikte bu duaya iştirak etti.

    Henüz örtüsünü tutmuş, toparlamış ve hemen duaya başlamıştı. Ta ki yağmur yağana kadar duasının devam ettiğini gördük.

    Su kaplarımızın ağzı açıldı, bol yağmurlu bulutlar yağdı da yağdı. Allah (c.c) bu yağmurla Mudar oğullarının tepelerine kadar olan yerleri suladı.

    Resûlullah'm (s.a.v) amcası Ebû Tâlib'in dediği gibi, o bir atın alnındaki beyazdan daha beyazdır.

    Allah, onun safiyeti hürmetine güvercin sürülerinin yere inişi gibi, yağmurlar indirdi, durum açıktır, işareti de şu olaydır." Bu şiir üzerine Resûlullah (s.a.v), Kinaneli o şahsa:

    "Şâir olsaydın güzel şiir söylerdin. Ama şimdi daha güzel söyledin." (4) buyurmuştur.

   5 vakit namazda sultanın arzusuna uyularak siyah giyilir. Muhalefet etmek mekruhtur. Her ne kadar şerîatte böyle bir şey vârid değilse de, halîfeye zıtlaşmamak için böyle hareket edilir.

    Namaz kılınan, devlet emirleri yerine getirilen köylerde namazlarda muhakkak bir imamın bulunması, şart değildir. Köylülerin işi ve sâiresi düşünülerek, dinî hükümler uygulanmıyan yerlerde bir muhalefetin çıkmaması için cemâatle namaz terk edilir. Cemâatle namaz kılmaya engel olmak da mekruhtur. Cemâatle namaz kılmaya engel olanlar çoksa bu bir özür sayılır ve açıktan okunması gereken namazlarda gizliden okunulur.

     Kötü inancına rağmen, zorba biri namaz kıldırırsa ona uyularak namaz kılınır. Namaza bir değişiklik, bid'at, uydurma şey getirmişse ona uyulmaz.

(Imam  Maverdi, Ahkâm-ı Sultaniyye,  sh:195-207)  

(1) Bu görüş Şafiî mezhebine aittir.

(2) Müsned-i Ahmed, 5/455.

(1) İbn Mâce, ikâme 154. Müsned-i Ahmed, 4/235, 236.

(1) İbn Mace, ikâme 154. Müsned-i Ahmed, 4/235, 236.