«RÜYET-İ HİLAL» MESELESİ
SORU : Mektubunuzda: «— Her yıl Ramazan-ı Şerif ayı girerken ve çıkarken bir tartışma furyası açılıyor. Birbirlerini ölçüsüz ve haksız şekilde tenkit eden kardeşlerin varlığı da malûm. Bunun müslüman-lara zarar verdiğini takdir edersiniz. Kafi delillere dayanarak bu konuyu izah ederseniz sevinirim?» diyorsunuz.
CEVAP: Kur'an-ı Kerim'de: «(O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki, Kur'an o ayda indirilmiştir. (O Kur'an ki) İnsanlara (Mahz-ı) hidâyet'dir. Öyle ise içinizden kim o aya (Ramazan'a) erişirse onu (orucunu) tutsun» (1) hükmü beyan buyurulmuştur. Görüldüğü gibi oruç ibadeti'nin Ramazan ayında «Farz» olduğu kafi nass'la sabittir. Bu durumda; o aya girilip, girilmediğinin nasıl tesbit edileceği önemlidir.
Rasûl-i Ekrem (SAV) 'in: «Hilâli görmekle oruç tutun ve yine hilâli görmekle bayram edin. Eğer hava bulutlu olduğu için hilâli göremezseniz, Şaban ayının günlerini otuza tamamlayınız» (2) buyurduğu bilinmektedir. Hanefi fûkahası: «Şaban ayının yirmi dokuzuncu günü; akçam üzeri gurub vaktinde, insanların hilâli gözlemeleri vacibtir. Hilâli görürlerse, ertesi gün Ramazan ayı orucuna başlarlar. Eğer hava bulutlu olduğu için hilâli göremezlerse, şaban ayını otuz güne tamamlarlar» (3) hükmünde ittifak etmiştir.
Hilâli gözleyen ve gördüğünü beyan eden kimsenin «Adil» olması şarttır. İmam-ı Merginani: «Mutlaka adalet aranır. Zira İslâmi meselelerde, fâsıkın sözü makbul değildir. Tahavi'nin «İster adil oldun, ister adıl olmasın» sözünün tevili, mestur olması (yani adil mi, fâsık mı olduğu bilinmeyen) halidir»
(4) hükmünü zikreder. Hilali tek başına gördüğünü beyan eden fâsık bir kimse; «Ulû'lemr» veya «Kadıı'ya» müracaat eder. Eğer bunlar; «Hilâli gördüğü hususundaki» beyanını tasdik ederlerse, mesele yoktur. Bütün mü'minlerin oruca başlaması gerekir. Ancak adil bir kimse; hilâli gördüğünü bayan ederse, «Kadı» tasdik etsin veya etmesin, bunu duyan kimselere oruç'a başlamak farz olur. (5)Astronomi alimlerinin; ayın hareketlerini esas alarak yaptıkları hesaplara itibar edilerek, Ramazan ayına başlanamaz. İbn-i Abidin: «Muvakkitlerin (Hesap uzmanlarının) sözüne itibar yoktur. Yani halka oruç farz olmak için, onların sözü delil olmaz. Hatta Miraç adlı kitâbta; «Müneccimin .(llm-i Nücûm'da (Astronomi'de) ihtisas sahibi, kimsenin, kendi hesabı ile amel etmesi caiz değildir» denilmiştir. Nehir'de de şu ibare vardır: Muvakkitlerin filân gecede hilâl, gökyüzünde söyle görülecektir demeleri ile oruç tutmak lâzım gelmez. Sahih kavle göre, velev ki adalet sahibi olsunlar» (6) hükmünü beyan etmektedir.
Feteva-ı Hindiyye'de: «Hilâl meselesinde, müneccimlerin haberlerine müracaat edilemiyeceği gibi, sahih olan kavle göre onların sözleri de kabul edilemez. Siracü'l Vehhac'ta da böyledir. Hatta bir müneccimin; bu hususta yaptığı hesapla, kendisinin amel etmesi de caiz değildir. Mi'racü'd-Diraye'de de böyle zikredilmiştir» (7) hükmü kayıtlıdır.
Meselenin özü şudur: İslâm uleması, astronomi ilminin sonuçlarını inkar noktasında değildir. Ancak hilâl'in gözlenmesi nass'la sabit olan bir âmeldir. Nitekim Hanefi fûkahası, bunun «Vacib» olduğuna kaildir, ilmin ilerlemiş olması herhangi bir «Vacibi» ortadan kaldırmaz. Kaldı ki; gözle görmenin kalbe vereceği kati azimle, «Takvim yaprağına» bakmak arasında korkunç bir fark mevcuddur.
Rasûl-i Ekrem (SAV)'in: «Orucunuz, hepinizin oruç tuttuğu gün, bayramınız da hepinizin iftar ettiği gündür» (8) buyurduğu bilinmektedir. İbn-i Abidin; bu Hadis-i Şerifi Tirmizi ve diğerlerinin rivayet ettiğini beyan etmektedir. Dünya'nın herhangi bir beldesinde «Hilâl'in» görüldüğü kati olarak bilinirse. Ramazan ayı başlamış demektir. Herkesin kendi beldesinde görmesi şart değildir. Yine Dünya'nın herhangi bir yerinde «Şevval» hilâli görülürse «Bayram» ilân olunur. Günümüzde bütün mü'minlere aynı günde oruç tutturacak ve yine aynı günde bayram yaptıracak «Ulû'lemr» bulunmadığı için, farklılaşmalar ortaya çıkmaktadır. Bu hususta yapılan hiçbir çalışma da netice vermemiştir. Ramazan ayı'nın yirmi dokuzunda; «Şevval Hilâli» gözetlenir. Şevval hilâlini bir kişinin görmesi ile iftar edilmez, ihtiyata riayet esastır. Ancak bir topluluk görürse, iftar edilir. (9)
Meselenin özü şudur: Bir kimse şevval hilâlini gördüğünü «Veliyyü'lemr» veya «Kadı'ya» müracaat ederek beyan ederse; onlar tasdik ettiği anda, «Bayram» ilân olunmuş demektir!.. Lâik olan (Yani din ile devlet işlerini ayrı mütalaa eden) devlet'ler; Ramazan ayının girişini ve bayram'ı ilân etme hakkına haiz değildirler. Zira bu Islami bir meseledir. Onların bu konuda «Velayet» hakkı yoktur. Velev ki, ilân etseler dâhi, hükmen geçerli değildir!.. Zira «Velayet» hakkı; bey'at sonucu ortaya çıkan bir hadisedir. Halbuki Laik devlet; hangi dinden olursa olsun bütün vatandaşlarını eşit kabul etmek zorundadır. Nasıl Hıristiyan ve Yahudilerin «Bayram» günlerini ilân etmiyorsa; müslumanların «Bayram» günlerini de ilâh edemez. Ettiği takdirde; vatandaşlar arasında eşitliği bozmuş ve «Din İstismarı» yapmış olur!.. (Yusuf Kerimoğlu, Fıkhi Meseleler,C/1, sh:339-341)
(1) El-Bakara Sûresi:185
(2) ibn-i Hümam - Fethûl Kadir - Beyrut-: 1315 D. Sadr Mtb. C: 2 Sh: 52-53. ayrıca .Sahihi Müslim - İst: 1401 Çağrı Yay. K. Sitte Serisi C: 1 sh: 759, İmam-ı Serahsi ' - El Mebsut - Beyrut: ty Ç: 3 Sh: 04. .
(3) Şeyh Nizatnüddin ve heyet - El Fetevayı Hindiyye - Beyrut: 1400 C: 1 Sh: 197, ayrıca 'İmam-ı Merginani -El Hidayet Şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1935, C: 1 Sh: 119. tbn-: Humım - A.g.e. C: 2 Sh: 52, İmam-ı Serahsi - A.g.e. C: 3 Sh: 64-
(4) İmam-ı Merginani - A.g.e. C: 1 Sh; ,121.
(5) Şeyh Nizamüddin ve heyet- A.g.e. C: 1 Sh: 197-198.
(6) İbn-i Abidin - Rcddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar
- İst: 1983 C: 4 Sh: 263.(7) Şeyh Nizamüdddin ve hayet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400 C: 1 Sh: 197.
(8) İbn-i, Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'İ Muhtar - İst. 1983 G: 4 Sh: 257.
(9) Şeyh Nizamüddin - A.g.e. C: 1 Sh: 198.