ÖNCEKİ  ŞERİATLAR

        Bu  delile  "Şerai-i  salife" de  denir. (O.Keskioğlu, Fıkıh Tarihi  ve İslam  Hukuku, sh:30)

    "Bizden öncekilerin şeriatları" da  İslam anlayışında yerine göre delil sayılır ve başvurulur.   Diyelim   Tevrat ve İncil'de olan ahkâm. Ama bu çok sınırlı bir durum. Çünkü son   din   bütün   dinleri neshetmiş, tashih etmiş, bir hale koymuş, kendisini asıl miyar kılmıştır.

    Şimdi sınırları tanıyalım:

   1. Temel aslında birdir. Temel  yöneliş,  inanış  ve  davranışlar değişmez. Zaman ve zemine göre ahkâm değişir. Genel hukuk ve ahlâk ilkeleri de devamlılık gösterir.  (1)  Aynı  zamanda  sünnet buna işaret eder:  "... Din binasının son kerpicini koymak ödevi..." Yani insanlığın  hiç  tanımadığı   bir  ucube  değil  getirdiği  din.   Ama en mükemmel ve ikmal edici.

   2. Ancak bu hiç bir zaman son nebiye sadece eski dinleri diriltme ödevi verildiği anlamına gelmez... Aksine o dinleri tashih etme, doğru kalanını belirleme, kaybolanın ve bozulanın yerine  yeni   hükümler koyma. Bozulmadan geri gelenleri ise zamana göre yeniden düzenleme.   Doğrularına da eğrilerine de, yürürlükte kalabileceklerine de, neshedileceklerine de şahit olup ilan etme  (2)  ve  Resulün  kendi  beyanı: "... Ben bütün insanlığın ammesine gönderildim." (3)  Yine Kur'an:  "Bütün insanlık için müjdeleyici ve uyarıcı..." diye  tanımlıyor ki  artık  geçerli  yasa  odur.

     3. Öyleyse eski şeriatların nerede nasıl uygulanacağına ulemanın ihtilafına rağmen cumhurun   teklif   ettiği   tarza  göre  olur  diyelim:

       a. İslamî   kaynakların  dışında bir kaynaktan öğrenilerek uygulanamaz. Bu da ya Kur'an'ın   onayı tarzındadır, kısasa dair Tevrat hükmü gibi. (4)  Bunun benzeri Kur'an'da ayrıca  var.   Yine aynen korunma anlamına, "Orucun, öncekilere olduğu gibi farz kılınması" (5) zikredilir...

         b. O ümmetlere has olup sadece hikâyesi yapılanlar var. En'âm suresi 146'ncı ayetteki Yahudilere  konan  yasaklar  böyledir.   Bunların alınması caiz değil.

         c. Neshedildiği  açıkça  belli  olanlar delil alınmaz. Neshedildiği belli olmayanlar ise aslında   topyekün  neshe tabidir. Hüküm olmaz. Ancak olağan dışı durularda ve esas olan Kitap ve Sünnete ters düşmeyen bazı hal çareleri alınabilir. Yani referans yine İslamdır. Aynı zamanda  o  mesnetler de  bir  devre,  bir  kavme,  bir  duruma  tahsis  edilmiş  olmazsa.

     "Delil bulunmayan konuda son çare olarak geçmiş şeriatlar -ki kısmen ahkâm izi bulunan Yahudilik ve Hıristiyanlık bu cinstendir- İslamın genel ruhuna paralel düşen bazı hükümler varsa yararlanılır. Amma Kur'an'da ve sünnette delil ve hüküm olan bir konuda onlardan yararlanmak yanlıştır. Çünkü Kur'an İncil ve Tevratı da bütünüyle neshetmiştir. Konulan hükümlerde benzerlik olsa bile onların geçerliliği sözkonusu değil. Belki İslam yönetimi, onlar arasında hükmederken kullanılabilir. Dinlerin asılda birliği ve sürekliliği, ama son gelen şeriatın geçer olduğu Şura suresi 13-15 ayetleri ve diğer benzer ayetlede beyan edilir. Uygulama ise sünnette: (Benî Kurayza Yahudilerine verilen hüküm böyledir).

    KAYNAKLAR

1  Şûra suresi, 13-15'inci ayetler, En'âm suresi, 90'ıncı ayet, Nahl suresi, 123'üncü ayet.

2  Bakaraa suresi, 143'üncü ayet.

3  Buharı, Müslim.

4  Bakara suresi, 45'inci ayet.

5  Bakara suresi, 183'üncü ayet. (Ali  NAR, Ehl-i Kitap  Cennetlik mi?, sh:124-126)

               

  Anasayfaya  dön  >>>