"AHİR-İ     ZÛHUR'UN"   MAHİYET
           

           SORU :   Mektubunuzda : " - Cıım'a namazından sonra kılınan zühr-i ahirenin  mahiyeti  nedir? Bunun   öğle  namazı manasına  geldiğini  biliyoruz.   Fakat  niyet  hususunda  kat'i   bir bilgiye haiz değiliz, sadece  ezberlediklerimizi söylüyoruz. Bu namaz; farz mı, vacip mi, sünnet mı? Ne zamandan beri kılınıyor?"
            CEVAP:  
Cuma namazının edasının şartları; mükellefin dışında bulunması gereken şartlardır, İmam-ı Serahsi;  "Cum'a namazının ancak şehirde kılınabileceğini, köylerde eda edilmesinin mümkün olmadığını  ve  bu   hususun   Resûl-i  Ekrem (SAV) 'in   sünneti   ile   sabit   olduğunu" (1) delilleriyle birlikte   izah  etmiş.   Bilindiği   gibi   şehir;  içerisinde  hadleri ikâme eden ve  hükümleri  infaz  eden  bir emiri   veya   kadısı   bulunan,   mü'minlerden bir cemaatin   ikamet   ettiği   beldeye   verilen   sıfattır.   Zahir rivaye budur. (2)   İmam-ı Azam Ebû Hanife (rh.a.)'den   gelen   iki   rivayetten birisi; Cum'a namazının   şehirde,   ancak   bir   camide   kılınabileceğidir.   İmam-ı  Kasani   bu  rivayetin   zahir  olduğunu bayan   etmiştir.   İmam-ı Yusuf (Rh.a.) gelen   kavle   göre  ise;   şehrin   ortasından  nehir  geçiyorsa  ve ulaşım   güçlüğü   mevcut   ise,   iki   yerde kılınabilir. (3) İmam-ı Muhammed (rh.a.) ise; şehirde kılınacağına dair sünnetin varid olduğunu, fakat müteaddid yerlerde kılınmasını yasaklayan bir nâssın bulunmadığını  ve  bu  sebeble  bir  şehirde  birçok  camide  eda  edilebileceğini  beyan  etmiştir!. İmam-ı Şafii (rh.a.)' den gelen zahir rivaye'de; cuma namazının bir şehirde, ancak tek bir camide eda edilebileceğidir. (4)  

      Feteva-ı Hindiyye'de:   "- Cuma namazının sahih olup-olmadığı   hususunda bir tereddüt   meydana  gelirse;   mukim  olan  cuma   ehlinin,  cuma   namazından  sonra,  öğle  namazı  niyyeti ile  dört  rek'at  namaz  kılmaları  münasip  olur.   Bir  kimse  böyle  yapmakla;   cuma  namazının edası sahih değilse (öğle namazının farziyyeti avdet edeceği için), vaktin farzını eda etmiş olur. Kafi'de de, Muhıytte de böyledir.   Kılınan  bu dört rek'at namaza; nasıl niyyet edileceği hususunda görüş ayrılığı vardır: "- Bu namazı kılan kimse, üzerinde olan (henüz eda etmediği) son öğle namazı niyeti ile kılar" denilmiştir.  En güzeli budur.  İhtiyata uygun olan ise; "- Niyyet ettim, vaktine erişip de, henüz eda edemediğim   son öğle namazına" demektir.   Gunye'de de böyledir" (5) hükmü kayıtlıdır.   Bu   fetvanın; şehirin  mahiyetini  izahtan  sonra  yer  alması,   yukarıda   izah   ettiğimiz   mahiyete dayanır. Nitekim Dürri'l Muhtar'da: "- Binaenaleyh cuma namazından sonra ahiri zûhru kılar. Bunların hepsi mezhebin hilafınadır.  İtimada  şayan  değildir.   Nitekim   Bahır'da   yazılmıştır.  

     Mecma'âl Enhûr'da   ise   matluba nisbet edilerek:   "En  ihtiyatlısı  vaktine  eriştiğim  son  öğlene" diye niyet etmelidir" denilmiştir" (6) hükmü  yer  almıştır.   Yani   Ahiri   Zuhur;  üzerinde   ittifak   edilen   bir   konu  değildir.  İbn-i  Abidin  bu  metni  şerhederken :  "-- Ben  derim ki;  belki  itiyat  olan  onu  ( Ahir-i  Zuhru)  kılmaktır.   Bu  mesuliyetten   yüzde-yüz   çıkmak manasına gelir.   Zira müteaddid   yerlerde   (Cuma  namazı  kılmanın) caiz  olması  delil   itibariyle  daha  kuvvetli  olsa  da,  bunda kuvvetli bir şüphe vardır. Çünkü Ebû Hanife'den   hilafı (ancak cum'anın bir şehirde tek yerde kılınabileceği) da rivayet edilmiş, bu rivayeti Tahavî,  Timurtaşi  ve  Muhtar  sahibi  tercih  etmişlerdir.    Attabi ise onu (ancak tek yerde kılınabileceğini)   daha  zahir   bulmuştur.   İmam-ı  Şafii'nin   mezhebi   bu olduğu gibi, İmam Malik'in meşhur  olan   kavli   ve  İmam-ı Ahmed'den   rivayet edilen iki kavilden biri de budur. Nitekim Makdisi bunu "Nurû'ş Şema   fi   Zuhuru'l   Cum'a" adlı eserinde zikretmiştir. Hatta Şafilerden Subki; ekser ulemanın   kavli   bu   olduğunu,   müteaddid yerlerde cuma kılmanın caiz olduğunu hiçbir sahabi ve tabiinden   nakledilmediğini  söylemiştir.   Biliyorsun ki,  Bedayi'de (İmam-ı Kasani' nin meşhur eseri) "Zahir rivayet budur" denilmiştir.   Münye   şerhinde Cevâmiû'l Fıkıh'tan naklen "bu kavil, İmamı Azâm'dan gelen iki rivayetin en zahir olanıdır" denilmiştir.   Nehir ile El Havi'l  Kûdsi'de "Fetva bunun üzerinedir" denilmektedir.   Razi'nin   tekmilesinde de:   "- Biz bununla amel ederiz" ibaresi vardır. Şu halde  bu  kavil; mezhepte itimad edilen bir kavildir. Zaif bir kavil değildir." (7) diyerek; şüpheden kurtulmak  için   "Ahiri zuhur'un kılınmasını"  tavsiye   etmektedir.
           Günümüzde "Ahiri Zühur'un" tartışıldığını ve bundan rahatsız olduğunuzu beyan ediyorsunuz!.. Sanıyorum buraya kadar yapmış olduğumuz nakiller, sizin rahatsızlığınızı giderir. Ehl-i Sünnetin bütün müctehid imamlarına göre;    "Cuma namazı bir şehirde tek bir camide eda edilirse",  ayrıca  öğle  namazını (ahiri zûhru)  kılmaya  gerek  kalmaz.   Bu  ilmi  müzakere;   Darû'l  İslâm'da,   mü'minlerin   emirinin  izniyle ve diğer  edasının   şartlarının   mevcut olduğu bir ortamda, yapılmıştır!.. Bu mahiyet dikkate alınırsa;   günümüzde  öğle  namazının (ahir-i zuhrun)  kılınmasının   ne   kadar   zaruri   olduğu kavranır. Zira cuma namazının edasının sahih olduğunu iddia edebilmek (Hiçbir müctehid imamı tanımayıp, şahsi kanaatlere göre hüküm vermek ve kendini müctehid   ilân   etmekle  mümkün   olur,  aksi takdirde) mümkün  değildir.   Bilindiği gibi cuma namazının edasının şartları mevcut değilken kılınırsa, nafile hükmünde  olur.   Bu  gibi durumlarda; öğle namazının farziyeti avdet  edeceği  için, mükellefin dikkatli olması   gerekir.
           Resûl-i Ekrem (SAV) 'in :   "- Benim  ve  raşid   halifelerimin  sünnetine  sanlınız"   (8)  buyurduğu bilinmektedir.  Asr-ı  sadette  ve  dört  halife  döneminde;  sadece cum'a namazı eda  edilmiş,  öğle  namazı  (ahiri  zuhur)  kılınmamıştır.   Çünkü   cuma   namazının   edası için gerekli bütün şartlar,  eksiksiz mevcuttur.   Bazı  çağdaş müelliflerin   "Ahir-i  zuhur  bid'atttır"  demesi;  bu  namazın  sonradan ihdas (îcad)  edildiği   tezine  dayanır.   Gerçekten ahir-i zuhur;  sünnet  niyetiyle kılınırsa, bid'at olur. Çünkü "Resûl-i  Ekrem   (SAV) ve dört halife (Hülâfa-i Raşidiyn)  döneminde,   böyle   bir  namaz   mevcut değildir.   Farz-ı ayn   ilimlerin  geniş   bir   kitle   tarafından   ihmal  edildiği   günümüzde;   mükellef olan bir-çok   müslüman, ahir-i zuhrun mahiyetini bilmediği için, sünnet niyetiyle kılmaktadır ki, bu doğru değildir.   Bûnun en güzel misali;   son   yıllarda;    "Cuma namazının  edasının şartları var mıdır, yok mudur?" şeklindeki   ilmi   müzakerelerde,   çevresi   tarafından âlim bilinen bir-çok kimsenin  dahi   "
- Efendim bunu cahiller çıkarıyor.  İşin arkasında  Siyonist tuzağı, var ..gibi gülünç iddiaları ileri , sürebilmeleridir.   İşin  daha da üzücü yönü,- " - Efendim  cum'a  namazının  edası  için   ûlû'lemr'in   iznine ihtiyaç vardır diyenler; Türkiye Cumhuriyeti 'nin, yani devletimizin düşmanlarıdırlar. Bunların  kısa zamanda   başı  ezilmelidır.   Emniyet   kuvvetleri   bu   işi   hafife almamalıdırlar"   şeklinde; yetkili mercilere   ihbar   mektuplarının   yazılmasıdır.   

      İlmi   araştırma   süsü   verilerek   çıkarılan   ve   imzasız olan   bir-çok   teksirde de,   aynı   mahiyet   mevcuttur.   Nitekim bu  insanların   (Muhbirlerin)   gayretiyle; bir-çok müslümana işkence edilmiş ve olay Uluslararası: "Af örgütü'nün" ilgileneceği bir boyuta sürüklenmiştir.    Halbuki Cum'a namazından sonra   'ahiri zuhur'  (öğle namazı)   kılan   her  mükellef; kendi   mezhebine   göre  cuma   namazının  edası  için gerekli şartların bulunmadığını kabul ediyor demektir.    Müctehid     imamlardan   Muhammed İbn-i Cerir Et Taberi'nin tesbitine göre;  Cum'a namazından sonra Ahir-i Zuhuru (öğle namazını) eda etme hadisesi, Emevi Meliki Yezid'in iktidarı döneminde  başlamıştır.    Demek ki  Cum'a   Namazının, sıhhat şartlarının  bulunup-bulunmadığı   tartışması,  Türkiye Cumhuriyeti ile ilgili bir hadise değildir. Amelde Şafii mezhebini taklid eden müslümanlar;   kırk   kişilik   cemaat bulunmadığı   müddetçe   bu  namazı eda edemezler. Doğu Anadolu'nun   bazı   köylerinde,   "kırk  kişi "   bir  araya  gelemedikleri  için, cuma  namazını eda edemeyen   kardeşlerimiz vardır. Bunlar öğle: namazını eda ederler.   Şahsen bu muhbirler için; "mezhepsiz"   tabirini   kullanamıyorum.    Çünkü  herhangi  bir   müctehidi   taklid   etmediği  halde ; kendi  şahsi  kanaatine  göre  İslâm'ı   yaşamaya   çalışan   ve   insanların  hukuklarına   riayet   eden   bu  insanlar,   (yani  hiçbir   mezhebi   taklid  etmeyenler),   bu   muhbirlerle   kıyaslanamazlar!..
            Sonuç  olarak; Cuma namazından sonra kılınan öğle namazının (ahiri zûhrun) sebeblerini ve nasıl niyet  edileceğini   (ulemadan bir cemaatin hazırladığı  "El  Feteva-ı  Hindiyye"  namı ile maruf olan eserdeki   fetvaya   ve   diğer   kaynaklara   dayanarak)   izah   ettiğimi  sanıyorum.  Dua  buyurunuz.
                               K A Y N A K L A R
 l)   Geniş  bilgi  için/  İmam-ı Serahsi - El.Mebsut - Beyrut: ty C: 2 Sh: 121.
(2) İmam-ı Merginani - El Hidaye Şerhû  Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1935 C: l Sh: 82,  ayrıca Şeyh  Nizamüddin ve Heyet o El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1403 Sh: 145.
(3) İmam-ı Kasani - El Bedaiû's Senai - Beyrut: 1974 C: l Sh: 2CO, ayrıca   Musannif  İbra'him Halebi - Tam Kayıtlı   Haleb-i  Sağir  ve  Tercemesi - İst: 1973   S. Bilici Yay. Sh: 317.
(4) İmam-ı Şafii - El Ümm - Beyrut : 1393 C: l Sh: 206 vd.
(5) Şeyh  Nizamüddin  ve  Heyet - A.g.e. C: l Sh: 145.
(6) İbn-i  Abidin - Reddü'l Muhtar  Ale'd  Dürri'l Muhtar - İst: 1983 C: l Sh: 209 (Metin; yani   Dürrü'l  Muhtar  kısmı)
(7)  İbn-i Abidin - A.g.e. C: l Sh: 300.
(8) Sünen-i  İbn-i Mace - İst: 1401 Çağrı  Yay. C: l Sh: 10   Had. No: 42,  ayrıca İmam  Ahmed b. Hanbel - El Müsned - C: 4 Sh: 126-127,  Süııen-i  Dârimi - Mukaddeme: 18,  Molla  Hüsrev - Dürerû'l  Hükkâm fi Şerhû'l   Gureri'l Ahkam - İst: 1307. C: l Sh: 119.
      

      NOT: Bu  soru  ve  cevapların  tamamı   Asrımızın  En  büyük Muhakkik Fakihlerinden Yusuf    KERİMOĞLU hoca efendinin "Fıkhi Meseleler -1-" (C:1, sh:295-316) adlı Kitabından alınmıştır. Rabbimizden   kendisine  her daim duacıyız.  Allahü Teala (c.c) çalışmalarında yar ve yardımcısı olsun. Sağlık,  sıhhat   ve   afiyetler   nasibeylesin... AMİN!!!   (Abdullah  AZİZ)

        "AHİR-İ ZUHUR" MESELESİ

 645 İmam-ı Serahsi: "Cum'a namazı şehirde edâ edilebilir, köylerde sahih olmaz. Ancak Hadis-i Şerifte şehir mutlak olarak zikredilmiştir, şehirde tek yerde kılınma hususu tasrih olunmamıştır"(525) hükmünü zikrediyor. İmam-ı Azam Ebû Hanife (rha)'dan gelen zahir rivayeye göre, şehirde ancak tek bir camide edâ edilebilir.(526) İmam-ı Yusuf (rha)'ın kavline göre; bir şehrin ortasından nehir geçiyorsa ve ulaşım güçlüğü sözkonusu ise, iki yerde edâ edilmesi caizdir.(527) İmam-ı Muhammed (rha) ve İmam-ı Azam (rha)'dan gelen bir kavle göre de; şehirde müteaddid yerlerde Cum'a Namazı edâ edilebilir. Bu da sahih olan bir kavildir"(528) İşte ahir-i zuhur (Zuhr-i Ahire) bu ihtilafa dayanan bir meseledir. Eğer bir şehirde birkaç yerde Cum'a Namazını edâ etmek sahih olmazsa (ki olma ihtimali de vardır), mükellefin üzerinde öğle namazı da borç olarak kalmıştır. Dolayısıyle hem Cum'a Namazını, hem öğle namazını kılmak suretiyle, bu tereddüd giderilebilir" diyen ûlema bulunduğu gibi; aksi görüşte ûlema da vardır. Bunlar da; "Ya Cum'a Namazı, ya öğle namazı farzdır. Eğer "ahir-i zuhur" (Öğle namazı) kılınması taleb edilirse, mükellef "Cum'a farz değildir" zannına kapılabilir. Dolayısıyle iki delilin kuvvetli olanıyla amel edilir" hükmünü zikretmişlerdir. Esasen İmam-ı Şafii (rha) bir şehirde birde fazla yerde Cum'a Namazı'nın kılınamıyacağını, iki yerde kılınırsa ikisinin de fasid olacağını esas almıştır.(529) Resûl-i Ekrem (sav) ve Hülafa-i Raşidiyn dönemlerinde, her şehirde tek bir camide edâ edildiği de bilinmektedir.

 646 "Tenvirû'l Ebsar" ve "Dürri'l Muhtar"da: "Binaenaleyh Cum'a Namazından sonra ahir zuhur kılar. Bunların hepsi mezhebin hilafınadır. İtimada şayan değildir" hükmü zikredilmiştir. İbn-i Abidin bu metni şerhederken şunları kaydeder: "Ben derim ki; bu ifade söz götürür. Belki itiyat olan onu kılmaktır. Bu, mes'uliyetten yüzde yüz çıkmak manasına gelir. Zira müteaddid yerlerde kılmanın caiz olması delil itibariyle daha kuvvetli olsa da, bunda kuvvetli bir şüphe vardır. Çünkü Ebû Hanife'den hilafı da rivayet edilmiş; bu rivayeti Tahavi, Timurtaşi ve Muhtar sahibi tercih etmişlerdir. Attabi ise onu (bir şehirde tek bir yerde kılmayı) daha zahir bulmuştur. İmam-ı Şafii'nin mezhebi bu olduğu gibi, İmam-ı Malik'in meşhur olan kavli ve İmam-ı Ahmed'den rivayet edilen iki kavilden biri de budur. Nitekim Makdisi bunu "Nuru'ş Şem'a fi Zuhurul Cum'a" adlı eserinde zikretmiştir. Hatta Şafii'lerden Subki ekser ûlemanın kavli bu olduğunu, müteaddit yerlerde Cum'a Namazı kılmanın caiz olduğunu hiçbir sahabi ve tabiinden nakledilmediğini söylemiştir. Biliyorsun ki Bedai'de "Zahir rivayet budur" denilmiştir. Münye şerhinde "Cevamiû'l Fıkıh"tan naklen; "Bu kavil İmam-ı Azam'dan gelen iki rivayetin en zahir olanıdır" denilmiştir. Nehir ile El Havi'l Kudsi'de "Fetva bunun üzerinedir" denilmektedir. Razi'nin tekmilesinde de: "Biz bununla amel ederiz" ibaresi vardır. Şu halde bu kavil (Şehir de tek bir camide edâ etme) mezhepte itimad edilen bir kavildir. Zaif bir kavil değildir."(530)

 647 Darû'l İslâm'da; Cum'a Namazı'nın şehirde "tek bir camide mi, yoksa müteaddit camilerde mi kılınacağı" hususunda muhtelif kaviller vardır.. Ancak bir şehirde; tek bir camide edâ edildiği zaman, Ehl-i Sünnet'in bütün müctehidlerine göre Cum'a Namazı sahihtir. Ayrıca ahir-i zuhuru (son öğle namazını) kılmaya gerek yoktur. Esasen Cum'a Namazı'nın, öğle namazından daha faziletli olduğu da bilinmektedir.(531) İslâm ahkâmının tatbik edilmediği beldelerde, müslümanların kendi içlerinden vali, kadı ve Cum'a imamı seçebilecekleri de beyan buyurulmuştur. Bu Cum'a imamının arkasında Cum'a Namazlarını ruhsaten edâ edebilirler.(532) Eğer her şehirde; tek bir camide toplanabilirlerse, "Cemaatin dağılması" endişesi bir yana, büyük cemaatler ortaya çıkabilir. Esasen bir şehirde müteaddit yerlerde Cum'a kılınmasının caiz olduğunu beyan eden ûlema tek bir camide toplanmada mevcut olan "Zorluk ve meşakkat"i illet göstermiştir. Halbuki günümüzde; her türlü düşünce ve akaid sahipleri, güçlerini gösterebilmek için "Miting"ler tertip etmekle meşguldürler. Dikkat edilirse İbn-i Abidin: "Hatta Şafiilerden Subki; ekser ûlemanın kavli bu olduğunu, müteaddit yerlerde Cum'a kılmanın caiz olduğunu hiçbir Sahabi ve tabi'inden nakledilmediğini söylemiştir" hükmünü hassaten zikrediyor. İmam-ı Azam Ebû Hanife (rha)'dan gelen iki kavilden kuvvetlisinin de, "Bir şehirde tek bir camide Cum'a Namazı'nın edâ edilmesi" olduğu da malûmdur. İbn-i Abidin: "Ulema, ibadetlerde fetvanın mutlak surette İmam-ı Azam (rha)'ın kavline göre verileceğini söylemiştir"(533) hükmünü beyan etmektedir. Cum'a Namazı'nın bir ibadet olduğu dikkate alınırsa, mesele kavranır.

 

 648 Cum'a Namazı'nın; edâsının şartlarına riayet edilerek kılınması "Azimettir" Mü'minler; Resûl-i Ekrem (sav)'den gelen haberlere dayanan bu şartları dikkate almak durumundadırlar. Hanefi Fûkahası; Cum'a Namazı'nın edâsı konusunda "Ruhsat"ın ne olduğunu da izah etmiştir!.. Hem azimet, hem ruhsatı terkederek; yeni akli şartlar koymak, hiç kimsenin yetkisinde değildir. Evet İslâm'da zorluk yoktur; ama "uydurma kolaylıklar" da yoktur. (Yusuf  Kerimoğlu)

Sayfa Başına  Dön  >>>