I. KİTAP (KÛR'AN-I
KERÎM)
![]()
İslâm uleması; mücerred olarak kitap denildiği zaman, bununla ancak
Kur'an-ı Kerim'in anlaşılacağı hususunda müttefiktir. Bu ümmet arasında
da yaygın bir kavramdır. Nitekim "-
Şu adam kitapsızdır"
denildiği zaman; bununla, o kimsenin kafir olduğu kasdedilir. Kur'an-ı
Kerim'in, başka başka yönleri ve vasıfları dikkate alınarak çeşitli
tarifleri yapılmıştır. Genel olarak: "Allah
(c.c) tarafından, Cebrail vasıtasıyla Hz. Muhammed'e (SAV)
indirilmiş olan ve peygamberimizden bize tevatüren nakledilen bir
nazmdır" (11)
tarifi uygun bulunmuştur. Bunun dışında: "-
Allah tarafından, Hz. Muhammed (SAV)'e
vahiy yoluyla indirilmiş, Mushaflara yazılmış, tevatürle nakledilmiş,
tilâvetiyle teabbüd olunan mûciz kelâmdır"
(12) "Müslümanların
mukaddes kitabı olup, Hz. Muhammed (SAV)'e gelen vahiyleri ihtiva
eder" (13) gibi
tariflere de raslamak mümkündür. Kur'an-ı Kerim'in "Mucize"
olduğu hususunda hiçbir ihtilâf yoktur. İmam-ı Mutûridi (rh.a.)'ye
göre Kur'an-ı Kerim'in i'caz yönü, belagatının kemâle
ulaşmasıdır. Eğer bu i'caz; belagat yönünden başka şeylerde olsaydı,
benzerini getirmek için uğraşan arapları, başka yönleriyle de aciz
bırakması icab ederdi.
Gaybdan haber vermesi, tenakuzdan hali olması, ister
dünyevi, ister uhrevi olsun bütün mesalihi ihtiva etmesi
gibi yönlerde!.. Bu zikredilen haller sadece Kur'an'a
mahsus olmayıp, diğer ilâhi kitaplarda
da mevcuttur. (14)
Kur'an-ı Kerim'in hem lâfzı, hem manası Allahû Teala
(cc)'dandır. Bu hususta hiçbir beşerin payı yoktur. Nitekim bir
ayet-i kerime'de : "- İşte biz
sana (Habibim) böylece emrimizden bir ruh vahyettik!.. Halbuki sen
(Vahye muhatab olmadan önce) kitap nedir, iman nedir? bilmezdin.
Fakat onu biz bir nur yaptık. Bununla kullarımızdan kimi dilersek,
ona hidayet veririz. Şüphesiz ki sen herhalde doğru bir yolun
rehberliğini yapıyorsun"
(15) hükmü beyan buyurulmuştur. Bilindiği gibi Kur'an-ı Kerim'in
bize ulaşması tevatür yoluyladır ve indirildiği gibi eksiksiz
olarak gelmiştir. (16 ) İmam-ı Şafii (rh.a.) : "- Allah (c.c)'ın
dinine ihlasla teslim olan bir insanın, tek bir meselesi bile
yoktur ki, Allah (c.c) kitabında çözümünü ve hidâyete götürücü
delilini göstermemiş olsun!.. Yani her meselenin çözümü ve hidayete
götürücü delili mevcuttur. Nitekim bir ayet-i kerime'de: "-
Bu öyle bir kitaptır ki (bütün)
insanları, rablerinin izniyle karanlıklardan nura, o yegane galib,
hamde lâyık olan (Allah)'ın yoluna çıkarman için onu sana indirdik"
(İbrahim Sûresi: 1) Yine Allahü Teala (c.c) buyurdu ki: "-
Biz sana da Kur'anı indirdik ki;
insanlara, kendilerine ne indirildiğini açıkça anlatasın. Ve ta ki; insanlar
tefekkür edebilsinler"
(En N ahi Sûresi: 44) hükmü bayan buyurulmuştur. (17)
Kur'an-ı Kerim, İslâm fıkhında, her yönden mutlak asıldır.
(18) Muhkem bir emri terketme ve şahsi reye sapma hakkı hiç
kimseye tanınmamıştır. Nitekim bir âyet-i kerime'de: "-
Şüphe yok ki o (Kur'an) senin için de, kavmin için de kat'i
bir zikirdir, bir şereftir. Hepiniz (bütün insanlar) ondan mes'ûl
olacaksınız" (19)
denilmek suretiyle, hiç kimsenin ondan müstağni olamayacağı
zikredilmiştir. İmam-ı Kurtubi, Kur'an-ı Kerim'in icazlarını izah
ederken: "- Kur'an-ı Kerim'in icazlarından birisi de, ilimdir. Helâl,
haram ve sair hükümlerle insanlığı ayakta tutan, ailevi ve
beşeri münasebetleri düzene koyan, saadeti hazırlayan bir ilim"
(20) diyerek, önemli bir noktaya işaret eder.
İmam-ı Şafii (rh.a.) : "Allah (c.c) Resulüne (SAV) gönderdiği kitapta şöyle buyurdu: "- Hiç şüphe yok ki o aziz bir kitaptır. Ne önünden, ne arkasından hiçbir batıl (yanaşıb) gelemez. O yegane hüküm ve hikmet sahibi (Allah) dan indirilmiştir." (Fussilet sûresi: 41-42). Allahü Teala (c.c) kitabıyla insanları küfürden ve basiretsizlikten kurtararak, nura ve hidayete kavuşturdu. Kullarına helâl olan şeyleri bildirdi. Dünya ve ahiret saadetine kavuşabilmek için, bildirdiği haramlara yaklaşılmamasını emretti. Bu salih amel ve niyetleri karşılığında ebedi cenneti ve cehennem ateşinden kurtuluşu vaad etti. Şanı yüce olan Allahü Teala (cc) 'nın ni'meti ne kadar büyüktür.
Helâl ve haram hududlarını dikkate almayarak kötülüğe devam eden günahkarlara
da (salih kulları için istemediği) cezayı hazırladı. Daha önce
gelip-geçen ümmetlerin kıssalarını onlara haber verdi. Mal ve evlâd
noktasından zengin, ömür ve kudret noktasından güçlü olan kimselerin
durumlarını beyan ederek va'zü nasihat etti. Bu insanların kötü
olan akıbetlerine düşülmemesini, onların başına gelenlerden ibret alınmasını,
vakit varken salih amellerde bulunulmasını, günah işleyenlerin
kınanmadan ve fidyeye müstehak olmadan önce, emir ve nehiylere
uymasını, şer'i hududlarda gaflete düşülmemesini tekrar tekrar
hatırlattı. Ve buyurdu ki: "-
(Hatırlayın) O günü ki; herkes
(Dünya'da) ne hayır işlemişse (Onu kendisi için) hazırlanmış bulacak, ne
kötülük işlemişse de, onunla (Kötülükle) kendi arasında uzak bir mesafe
olmasını arzu edecek"
(Al-i İmran Sûresi: 30) Şanı yüce olan Allahü Teala (c.c)'nın
kitabında ne varsa; hepsi bizim için rahmet ve hüccettir. Bunu
gerçek ilim sahipleri anlar. Cahiller ise; cehli sebebiyle
anlamaz. Bilmek istemeyenlere gelince; onlar asla idrak edemezler" (21) demek
suretiyle; Kur'an ile insan arasındaki ilişkiye dikkati çeker!..
Kur'an-ı Kerim'deki hükümler genel olarak
ikiye ayrılır:
Birincisi: Manası açık, ihtimal ve iştibahtan salim olarak ibareleriyle hükmolunan ayetlere "Muhkem ayetler" denir.
İkincisi:
İbaresinde bir-çok manaya gelmesi noktasından ihtimal bulunan
ayetlere "Müteşabih
ayetler" denir.
(22) "Muhkem" ve "Müteşabih"
hususunda bizzat Allahü Teala (c.c) insanları uyarmıştır:
"(Habibim) Sana kitabı
indiren O'dur. Ondan (Kur'an dan) bir kısım ayetler muhkemdir ki; bunlar
kitabın anası (temeli) dir. Diğer bir
kısmı da müteşabihlerdir. İşte kalplerinde eğrilik bulunanlar, sırf fitne
aramak (ötekini-berikini saptırmak) ve (kendi
arzularına göre) onun teviline yeltenmek için, müteşabih olanına tabi
olurlar. Halbuki onun tevilini Allah (cc)'dan başkası bilmez. İlimde
yüksek payeye erenler ise: "- Biz O'na inandık. Hepsi rabbimiz katındandır,
derler. (Bunları)
selim akıl sahiplerinden
başkası iyice düşünemez"
(23)
Allahü Teala (c.c) bütün insanlara; "Muhkem
ayetlere"
uymayı, müteşabih olanlar konusunda da, ileri-geri teviller
yapmamayı tavsiye etmektedir. Şimdi Kur'an-ı Kerim'in mahiyetini
Resûl-i Ekrem (SAV)'den öğrenelim;
"Allah (c.c) Kur'an-ı Kerim'i
emredici, nehyedici, uyulan başlı-başına nurlu bir yol, dillerden düşmeyen
bir misâl olarak göndermiştir. İçinde sizin, sizden öncekilerin ve
sizden sonra geleceklerin de haberleri vardır. Aralarınızda cereyan
edecek hadiselerin de hakimidir o!.. Çok okumak O'nu eskitmez, garaibi
bitmez. O'nunla (Kur'an'la) söyleyen doğru söyler, O'nunla hükmeden
adaletle hükmetmiş olur. O'nunla savunan daima muzaffer olur. O'nun
ışığında taksim eden, herkese hakkını tam vermiş olur. O'nunla amel
eden me'cur olur. O'na temessük eden (sarılan) dosdoğru bir yola
kavuşmuş olur. O'ndan başkasından hidayet isteyeni Allah (c.c) saptırır.
O'ndan başkasıyla hükmedenin de, Allah (c.c) belini kırar, helak eder.
O (Kur'an) hüküm ve hikmetleri içine alan bir zikirdir, apaçık nurdur,
dosdoğru yoldur. Allah (c.c)'ın sapasağlam (Muhkem) bir ipidir, yararlı
olan bir şifadır. Kendisine sarılanı korur. Kendisine tabi olanı
kurtarır" (24)
Şimdi önemli bir konu üzerinde
duralım. Bilindiği gibi; Kur'an-ı Kerim Arapça olarak nazil olmuştur.
Nitekim bir ayet-i kerime'de: "-
Kur'an muhakkak
alemlerin Rabbinden (Allah katından) indirilmedir. Onu
Rûhu'l emin (Cebrail) inzar edicilerden olasın diye senin kalbine
manası açık arapça bir lisan ile indirmiştir"
(25) hükmü beyan buyurulmuştur.
Bu hususta, başka ayet-i kerimeler de mevcuttur. (26) Farklı dilleri konuşan kavimlerin; Kur'an-ı Kerim'in muhtevasını kavrayabilmeleri için, tercümeler yapılmıştır. Nitekim Türkçe'de; "Meal" adı altında, bir-çok tercüme mevcuttur. "Meal" kelimesi; avl kökünden gelir ve eksik olan manasınadır. Dolayısıyla meallere bakarak amel etmek mümkün değildir. Resûl-i Ekrem (SAV) 'in "- Her kim Kur'an-ı Kerim'i kendi şahsi reyiyle tefsir ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın" (27) buyurduğu da bilinmektedir. Tarih boyunca; bir-çok dini hizip, Kur'an-ı Kerim'e dayandıklarını iddia ederek insanları yanlış yollara sürüklemişlerdir. Çünkü kendi şahsi reyleriyle yaptıkları ve arzularına uydurdukları teviller, tutarlı değildir. Niyetlerinin halis olduğunu farzetsek bile; başta Hariciler olmak üzere bir-çok hizip, kan dökmekten bile çekinmemiştir. Tarihteki bu gelişmelerden ibret almak gerekir. Resûlallah (SAV) : "- Ümmetimin helaki kitapta ve süt'te olacaktır" buyuruyor. Sahabe-i Kiram: "-Ey Allah (c.c)'ın Resulü!.. Kitap ve süt'ten maksad nedir?" diye sorunca: "- Kur'an-ı Kerim'i öğrenip, O'nun ayetlerini Allahü Teala (c.c)'ın indirdiği gayeden başka bir şekilde tevil etmektir" (28) cevabını vermiştir. Günümüzde; Tağuti güçlere yardımcı olan bir-çok insan, Allahü Teala (c.c)'nın ayetlerini heva ve heveslerine göre tevil etmektedir. Bu bir anlamda; insanları, Allah (c.c) adını kullanarak ve Kur'an-ı Kerim'i istismar ederek aldatmak demektir. Dolayısıyla ictihad yapacak derecede ilme sahip olmayan bir kimsenin; Kur'an-ı Kerim'den hüküm çıkarması mümkün değildir.
İmam-ı Şafii (rh a.) : "- Allahü Teala (c.c)'nın kitabında yer
alan ilim, icma cümlesindendir. Kur'an'ın tamamı; arap
lisanı üzere nazil buyurulmuştur. Bu sebeble; Kur'an-ı Kerim'in
nasihi ve mensuhu, nüzul sebebleri, farz kıldıkları, edebi belâğatı,
irşadı ve mubah kıldıkları iyi bilinmelidir. Ayrıca Allah (c.c)'ın
Resulüne (SAV) verdiği mevkiin de iyi bilinmesi gerekir. Zira Allah
(c.c) kitabında va'zettiği hükümleri; Peygamberin lisanı
üzere beyan buyurmuştur. Binaenaleyh Allah (cc); farz olan hükümlerle
neyi kasdetmiştir? Kimin için farz kılmıştır? Bütün insanlar bu
farzın kapsamına giriyor mu, girmiyor mu? Mükellef olan kullarının neye
itaat etmeleri gerekir veya neden sakınmaları icabeder. Bütün bunların
hepsi, çok iyi şekilde kavranmalı ve bilinmelidir" (29) diyerek,
İslâm'ın bir bütün olarak kavranması üzerinde durur.
Ümmet-i Muhammed tarafından ittifakla kabul
ve tasdik edilmiş olduğu halde; bilinen belirli sayıdaki
müctehid imamları (İmam-ı Azam Ebû Hanife, İmam-ı Şafii, İmam-ı
Malik, İmam Ahmed b. Hanbel, İmam-ı Sevri, İmam-ı Evzâi vs..)
kabul etmeyenler, Kitap ve Sünnet üzerinde her keyfi yorum
sahibini birer müctehid kabul etmek zorunda kalacaklardır. Kaldı ki;
Sahabe-i Kiram'dan hemen sonra gelen nesil (Tabiûn ve Etba-ı Tabiûn'un)
Kur'an-ı Kerim'i ve Resûl-i Ekrem (SAV)'in ünnetini kavrayamadığını
iddia etmek gülünç olur!.. Çünkü Hadis-i Şeriflerin rivayetinde
onların büyük payı vardır.
Kütüb-i Sitte'de yer alan hadislerdeki rivayet zincirleri tahkik edilirse; bu gerçek daha açık biçimde kavranır. Ayrıca Resûlallah (SAV)'ın; Kur'an-ı Kerim'i bizzat tefsir ettiği de bilinmektedir. Sahabe-i Kiram'ı ve Tabiûn'u adil olmamakla suçlayanların; din hususunda, dayanabilecekleri sıhhatli hiçbir haber bulunamaz. Batılı müsteşriklerin geliştirdikleri "Her şeyden şüphe" mantığı; emperyalist kafirlerin istilâ planlarının tabii bir sonucudur. Hatta Kur'an-ı Kerim'in; Hz. Osman (R.A)'ın hilâfeti döneminde çoğaltılarak dağıtılmasını bile, şüphe konusu haline sokmaya çalışmaları gerçek niyetlerini ortaya koyar!.. Eğer mü'minler; Kur'an-ı Kerim'e ta'zim ve hürmet hususunda zaafa uğrar, hükümleriyle amel etme hususunda ilgisizliğe yönelirlerse, bütün güçlerini kaybedeceklerdir."
KAYNAKLAR
(11)
Molla Hüsrev - Mir'at El Usûl fi Şerhi'l Mirkat el Vusul - İst: 1307 C: l
Sh: 33
(12) Doç. Dr. İsmail Cerrahoğlu - Tefsir Usulü - Ank: 1971 Sh: 34.
(13) İslâm Ansiklopedisi - Ç: 6 Sh: 995 (Kur'an Maddesi)
(14) Muhyiddin Ebû Abdullah Muhammed b. Süleyman El Kafiyeci - Kitabû't
Taysir fi Kavaidi İlmi't Tefsir - Ank: 1974 Sh: 58-57.
(15) Eş Şura Sûresi: 52.
(16) İmam Abdülaziz El Buhari - Keşfû'l Esrar-İst: 1308 C: 2 Sh: 361.
(17) Imam-ı Şafii-Er Risale-Kahire: 1979 (2 bsm) Sh: 20 Madde: 48-50.
(18) İmam Abdülaziz El Buhari - A.g.e. C: l Sh: 19.
(19) Ez Zûhruf Sûresi: 44.
(20) İmam-ı Kurtubi - El- Camii Li Ahkami'l Kur'an - Kahire: 1937 C: 2 Sh:
43.
(21) İmam-ı Şafii-A.g.e. Sh: 17-18 Madde: 40-43.
(22) El Kafiyeci - A.g.e. Sh: 59.
(23) Al-i Imrân Sûresi: 7.
(24) Kadı İyaz - Şifa-i Şerif - İst: 1977 Sh: 275.
(25) Eş Şuara Sûresi: 192 -195.
(26) Bakınız: Er Raad Sûresi: 37, Eş Şura Sûresi: 7, İbrahim Sûresi: 4. (Not:
Esasen her peygamber; kavminin lisanıyla gönderilmiştir. Resûl-i Ekrem'in
kavmi de malumdur.)
(27) Sünen-i Tirmizi - İst: 1401 Çağrı Yay. C: 5 Sh: 199 Had. No: 2951.
(28) İmam Ahmed b. Hanbel o El Müsned-lst: 1401 Çağrı Yay. C: 4 Sh: 155.
(29)
İmam-ı Şafii - A.g.e. Sh: 40-41 Madde: 127-129.