MÜSLÜMANIN  TOPLANTI  ADABI    Halil A t a l a y

 

 

MÜSLÜMAN: TOPLANTILARI  İZİNSİZ  TERKEDEMEZ

    Mü'minin  amelini  değerlendiren  ve yapılan şeyleri ibadet haline getiren şey sıhhatli niyettir. Niyetinin sıhhati ölçüsünde kişinin ameli değer kazanır. Sadece kuru istekse yeterli değildir. Gönülden geçirilen ve  arzu  edilen  şey;  pratikte  uygulandığında  amele  dönüşür. Her ameli  işlerkende uyulması gereken kaideler kurallar vardır. Bu kurallara  kaidelere uyulabildiği ölçüde yapılan iş değer kazanır.  Müslümanı  diğer insanlardan ayıran vasıflardan biri de inancının adamı olması ve inancının gereği amelleri, aksiyonu yüklenmiş olmasıdır. Zaten şu da bir gerçektir ki:  Hakk'la  meşgul  olmayanı  batıl  istila eder, lüzumsuzlarla meşgul  olan,  lüzumludan  mahrum  kalır...  O zaman şöyle diyebiliriz: Vakitlerinden çok işleri  olan  ve  Allah'ın  dinini  hayatlarında  ikame  etmekle  mükellef  bulunan  mü'minlerin her  hususta  itinalı,  itidalli  olmaları   zaruridir. Yapılan amellerin ibadet haline gelebilmesi için, şer'i şerife uyulması şarttır. Dikkatlice ele almamız gereken hususlardan biri de; sözlerimize sadık kalmamız, inancımızın gereği olarak  istişare  etmek  ve  istişare   kurallarına bağlı  kalmaktır.   Herhangi  bir  husus  için   bir   araya geldiğimizde veya bir hizmet için davet   edildiğimizde  davete  icabet  etmek   toplantının   kurallarına   uymaktır.

   Batıl  ideolojilerin tahakkümünde kalan ve cahili sistemlerin kıskacında kıvranan insanlarda değişik hastalıklar meydana gelmiştir. Bunlardan biri de demogogluktur, sadece bol vaatle hoş konuşmalarla yetinmektir. İlimden ziyade hissiyatı ön plana çıkarmak şahsi menfaatleri tercih etmektir. Bunlar ve benzeri hastalıklardan kurtulabilmek için yapılması gereken şey; inancımızın  adamı  olmak  ve  ölçülü  hareket  etmektir...

     "Mü'minler; ancak  Allah'a  ve  Resûlü'ne  iman edenler ve peygamberle birlikte bir işe karar vermek için toplandıklarında, ondan izin isteyip alıncaya kadar ayrılıp gitmeyenlerdir. Gerçekten senden  izin  isteyenler;  işte onlar, Allah'a ve Resûlü'ne iman edenlerdir. Birtakım  işleri  için  senden izin isterlerse içlerinden dilediğine izin ver ve Allah'tan onların bağışlanmasını dile. Şüphesiz ki Allah Gafûr'dur, Rahimdir."(1)  (Bu  ayet-i  kerime de   biz  mü'minlere  tavsiye  edilen  adaba,  edebe, ölçülere  uyulmadıkça  yapılan  toplantılar  ve  sohbetler  hiçbir  zaman   verimli  olmaz.  Olması da   asla  düşünülemez.   Bizim  şu  an  içinde   bulunduğumuz  durum  da   aynen   böyle  değil  mi?    Öyleyse  ne   yapılmalıdır?    Nasıl   yapılmalıdır?  Acizane  tecrübelerimize  dayanarak  şunları  dile  getirebiliriz.  İslam'ı   öğrenip  yaşamak    ve   başkalarına  tebliğ   etmek  için  bir  araya  gelen   Müslümanlar   toplantının  edebine,  adabına  riayet  etmelidirler.  Dersi  veren  kimseye  karşı    saygıda   en  ufak  bir  kusurda   bulunulmamalıdır.  Ders  esnasında  kesinlikle  dersin  akışını  bozacak  hareketlerden    kaçınılmalıdır.   Hele  hele   dersi  keserek  konuşmaya  dalınmamalıdır.  Asla  ders  dışına    çıkılmamalıdır.   Derse  karşı  isteksizlik,  ilgisizlik,  önemsemezlik,  beğenmezlik  ders  yapana  karşı  itaatsizlik  olmamalıdır.  Oturulan   yerden  kalkıp  başka  bir  yere  oturularak  ders  dinleyenlerin  dikkatleri  dağıtılmamalıdır. İzin   almadan    sohbet  yapılan  yer  terk  edilmemelidir.  Sohbet  esnasında  el  ile  veya  başka   bir  uzuvla  oynanmamalıdır.  Parmaklar  kırılmamalıdır (çıtlatmak).  Bu  hareketlerin  tamamı  büyük  vebali  gerektiren  hareketlerdir.  Eğer  ders   esnasında   dersle  ilgili  anlaşılmayan   bir   mesele  sorulmak   icabedecek  olursa   konuşmacının  sözünü   bitirmesi  beklenmelidir.  Daha  sonra da   yine  dikkati  dağıtmadan   el  işareti  yaparak  söz  istenmelidir.  Konuşmacı   söz  verirse  konuşmalı,   anlayamadığı   müşkilini  dile  getirmelidir. Söz   hakkı  vermezse   kesinlikle   kendi  kendine  konuşmamalıdır.   Bu  ayetten   ulemanın  anladığı,  uyguladığı   edeb  budur.   Bu  edebe   ne  kadar  uyulursa  sohbet  o  kadar   bereketli     olur.    Aksine  hiç  uyulmazsa   ne  kadar   sohbet  yapılırsa  yapılsın   hiç   bereket,  verim  olmaz.  Sohbetlerden   beklenen   verimlilik   elde  edilmez.)

    İslâm; müslümanın hayatının her noktası ve anıyla ilgili hükümler koymuş ve koyduğu hükümlere uyulmasını istemiştir. İlgili ayette; mü'minlerin sohbet, toplantı ve istişari hareketlerde, İslâm'ın emirlerini öğrenme ve öğretmede, uygulamada dikkat etmeleri gereken kurallar ortaya konulmuştur. Bilindiği gibi; düzen, disiplin ve tertibin karşısında anarşi ve kargaşa vardır. İslâm'a uymayanlar mutlaka fitneye kargaşaya ve anarşiye, ifrat ve tefrite düşerler. İtaatsizlik ve disiplinsizliğin neticesi, anarşi ve kargaşadır.

    Ayette geçen "Emri Cami" ne manalara gelmektedir?

a) Cuma ve bayram namazı, cemaatle kılınan namaz, önemli bir konunun müzakere edilmesine matuf yapılan toplantı ve benzeri toplantılardır.

b) Halktan yana maslahatı gerektiren bir konu üzerinde müslümanların görüşünü almak üzere yapılan istişarî mahiyetteki toplantılardır.

c) Dinde bir sünnetin yerine getirilmesini sağlamaya yönelik yapılan toplantıdır.

d) Savaşmaya niyetlenen düşmanı korkutmak ve o konuda önemli kararlar almak için yapılan toplantıdır.

e) Umumun yarar ve zararını gerektiren önemli konuları görüşüp sonuca bağlamak üzere yapılan toplantılardır.(2)

     Konunun daha da netleşebilmesi için ayette geçen "Emr" kelimesini de izah edelim: "Emr": Emr kelimesi, iş, şey, husus, vakıa, hadise anlamlarına gelir. Bu anlamlara geldiğinde emir  kelimesinin  çoğulu  "umur" gelir.(3)

    Bu manada ele aldığımızda "Emri Camii": Cihad, bütün Allah'a itaatle ilgili konularda yapılan toplantıdır, müslümanın yararına olan toplantılardır.(4) Demek ki İslâmiyet müslümanların menfaatine olan, İslâm'ın öğrenilmesi, öğretilmesi, yaşanılması vb. konulardaki her toplantı bu ayetin şümulüne dahildir. 

     Bu ayet-i kerime, bir cemaat ile onu yöneten ve teşkilatlandıran kumandan arasındaki emir ve idare biçimini anlatmaktadır. Bu prensipler müslümanın ruhunda yer edip, vicdanlarının derinliklerinde kaynaşmadıkça İslâm cemaatinin durumu asla düzelmez. Bu prensipler müslümanın  hayatında bir alışkanlık temin etmedikçe; hakim bir kanun durumuna geçmedikçe  asla müslümanların hayatı istikrar kazanmaz. Hudutsuz bir anarşi yayılır gider. Bir işe karar vermek  için yapılan toplantı mühim meselenin görüşüldüğü bir yerdir. Bunun için müslüman cemaatin toplanması ve bu konuda görüşünü beyan ederek ne yapılması gerekitğini bildirmesi lazımdır. O zaman elbetteki mü'min kişiler kumandanlarından izin almadan  toplantıyı  terketmezler. Ve böylece kargaşalık çıkması bertaraf edilir. Böyle inanan mü'minler, bu emirlere gönülden bağlananlar, muhtaç olmadıkça cemiyetten uzaklaşmak için izin de istemezler. Zira onların imanı ve aldıkları terbiye İslâm cemaatini meşgul eden bir mesele  hakkında kendilerinin bigane kalmasına müsaade etmez. Bilakis toplantıya katılmalarını  ister. (5)

      Bu ayeti celile müslümanların mühim işler için toplandıklarında, o meselede toplantıya halel vermemek (engel olmamak, zarar vermemek) ve hazır bulunanların kuvve-i maneviyelerini kırmamak için meclisin sonuna  kadar devamın lüzumunu ve eğer gitmek icabederse  o  meclise  riyaset  eden  (başkanlık yapan, idare eden) zattan izin almanın iman-ı kamilin  şartından olduğunu ehli imana tavsiye  etmiş  ve  reise  kemaliyle ittibaın (bağlılık ve itaatin) vücubunu beyan buyurmuştur.(6)  Bu  hüküm, Hz. Peygamber (sav)'den  sonra gelen halifeler ve müslümanların  diğer rehberlerine karşı da geçerlidir. Müslümanlar, ister savaş ister  barışla  ilgili  olsun, ortak bir amaç için toplanmaya çağrıldıklarında, rehberin izni olmadan  dağılmaları caiz değildir.  Burada  geçerli  bir  mazeret olmadan izin istemenin mutlak  haramlığı  konusunda  uyarıda  bulunulmaktadır.(7)

     Toplantılara  iştirak  etmemek, münafıkların vasfından sayılmıştır. Onlar, ortak bir hedef için  toplanmaya  çağrıldıklarında, müslümanlar arasında sayılmalarını istemediklerinden çağrıya cevap vermezler. Müslümanların cevap vermesine ise kinle hasedlenirler ve fırsatını bulur  bulmaz  sıvışıp  giderler. (8) İslâm müslüman liderin başkanlığında  yapılan  toplantılara  özel şekilde önem vermemizi vacip kılar. O gibi toplantılara bilerek ve nezaket kurallarına uyarak girmemiz veya katılmamız ne kadar müslümanlığımıza yakışıyorsa,   toplantıdan ayrılmak istediğimiz zaman liderden izin istememiz de o  nisbette imanımızın ve irfanımızın gereğidir. Böylece hem toplantıyı idare eden lider veya başkana saygı göstermiş, hem de toplantıda yer alan kişilerin nefretini kazanmamış, aleyhimizde şüphelenmelerine imkan vermemiş oluruz.(9) Zulüm ve ittisafa (haksızlığa) karşı hakkıyla muhalefet eden zümreye, bir faide melhuz olduğu (fayda umulduğu) takdirde her müslümanın yardım etmesi  bir vazifedir.(10) Karşılıklı fikir alışverişinde bulunmak, istişare etmek, hakkın ortaya çıkmasına yardım etmek;  müslümana en büyük destekdir. Müslümanlardan, müslümanların toplantılarından, müslümanlarla bir araya   gelmekten   kaçarsak,   acaba  bu  faydayı  nasıl  sağlarız?

    Hz. Ömer (ra): "Cemaatsiz İslâm olmaz. Emirlik olmadan da cemaat olmaz. İtaatsiz emirlik olmaz. Herhangi bir kimseyi onun etrafındakiler, sahip olduğu bilgi sebebiyle başlarına geçirecek olurlarsa, bu o kişi içinde çevresindeki topluluk içinde bir hayattır. Herhangi bir kimseyi etrafındakiler bilgi olmaksızın başa geçirecek olurlarsa, onun içinde onlar içinde bir helak sebebidir." (11) der. Toplantılara iştirak etmemek, karşısındaki kimseleri küçümsemek, hiçe saymak, davetlerine kulak vermemek olur. Müslümanları   küçümsemekse, başlı başına bir felakettir. Hz. Ali (ra): "Cemaatten elini çeken, bir eli çekmiş olur, ya kendisi? Ondan binlerce el çekilmiş olur..." der.(12) Veliyyül emir tarafından vaki olacak yardım davetine, müslümanların icabet etmeleri, bir vecibe teşkil eder. Çünkü çıkarılacak bir fitne, bu suretle  bertaraf  edilebilir.(13) Toplantıları sabote edenler, müslümanları görüşlerinden istifade ettirmemiş olur ve farkına varmadan İslâm düşmanlarına yardım etmiş olur. Zira müslümanların saflarının, güçlerinin, görüşlerinin dağılması,  kafirlerin  işini  kolaylaştırmış  olur.

     Mazeretler, basit zaaflar yüzünden kimsenin müslümanların gücünü zayıflatmaya hakkı yoktur. Enaniyet, gurur, ben bilirimcilik... cemaati parçalayan ve zayıflatan hastalıklardır...

                               İZİN İSTENEBİLİR Mİ?

    İzin istemeden bir eksiklik olduğunu ve bunu yapanlar için istiğfar edilmesi gerektiğini de ayeti kerime beyan buyurmaktadır. Böylece mü'minin iç dünyası kayda bağlanmış oluyor. Mazereti yenecek imkan bulduğu zaman izin istememenin daha evla olacağını kabul ediyor.(14)   İzin isterken de  şartlara  riayet  edilmesi gerektiği ve izin istenilen şahsı üzmemek icap ettiği, en güzel bir biçimde izin istemenin edep, nezaket, saygı ve terbiye kurallarına   bağlı  kalmanın  zorunluluğu da  ayeti  kerimede  izah  edilmektedir.

     İzin verip vermemek  reise  bağlıdır,  istediğine izin verebilir, istemediğine izin vermeyebilir. Yani her isteyene izin vermek vacip değildir. Hikmet ve maslahatın icabını gözetmek lazımdır.(15) Ebus-Suud efendinin beyan ettiği gibi Resûlullah'tan izin istemek imanın  kemalinde  dahildir, lakin izin  istemekle  gitmek  lazım gelmez. Zira; gitmek Resûlullah (sav)'ın  izniyle  olacağından o izin verirse gider vermezse gitmez. Hatta Cuma günü Resûlullah minbere çıkınca bir kimse mescitten hizmet için çıkmak isterse ayak üzere kalkarak Resûlullah'a görünüp Resûllah izin verirse gittiği, vermezse gitmediği bütün müfessirlerin  beyanatındadır.   (16)   (Mescitte  namaz  esnasında  Kainatın  Efendisi  Hz.  Muhammed (sav)'den    izin  isteyen  Ashab-ı  Kiram'ın  edebi  işte   böyle  beyan  edilmiştir.  Mescit  içinde   hal   böyle  iken   mescit  dışında  nasıl  olacaktır?  Elbette  daha  dikkatli  olunacaktır.  Peki  onlar  o  zaman  öyle  idiler de  bizler  şimdi  nasılız?  Elbette bizler  bugün  perişan  bir  vaziyetteyiz.  Biz   o  mübarek  zatlara  nazaran  daha  dikkatli  olmak  zorundayız. Zira   söz  zamanı  O'nun  ümmeti  olduğumuzu   söyleriz,  ama   iş  başına  gelince  hiç  onlar  gibi  olmaya   gayret   göstermeyiz?)  Allah'a ve  Resulüne inanan mü'minler, önemli bir konuyu   peygamber efendimizle toplantı yaparak görüşen kimseler, O'nun huzurunda toplanıp görüş alışverişi yaptıkları zaman kalkıp gitmezler. Çünkü bu toplantıyı terkedip gitmek;  önemli  bir  topluluğu  görmekten kendini mahrum etmiş  olacağı  için,   bu  hareket   müminlere zarar vermiş  olur.  Ayrıca   toplantıdaki fertlerin sayısını azalttığından ve onları zayıf durumda bıraktığından  dolayı  o  topluma da  zarar  vermiş  olur.(17) Yine İmamül-müsliminle beraber ehli İslâm'ın görüş ve fikir sahipleri bir emri (işi) müşavere hususunda veya muharebe mevkiinde toplandıkları imama muhalefet ederek, imamın   huzurundan gitmezler, gitmek isteyen imamdan izin ister, imam ister izin verir, isterse  vermez.(18)

     İzin  isteme usullerinden biri de; mesela Cuma günü camideyken (hutbe okunurken) elini ağzının veya burnunun üstüne götürür ve imamdan izin bekler. İmamın izni ise, eliyle işaret etmektir.(19)  Selam da bir izin şeklidir.(20)   İzin isteyen kimse için neden istiğfar edilir?

     İzin her ne kadar özri kavi ile sadakate m'üstenid olsa da dünya işini ahiret işine takdim etmek gibi bir kusur şayibesinden hali kalmaz.(21) Burada da bir uyarı vardır: Eğer izin istemede küçük ve gereksiz bir mazeret beyanı, ya da bireysel çıkarı  toplumsal çıkarın üstünde tutma  söz-konusu olursa, bu da günahtır. Dolayısıyla, peygamber veya halefi, izin isteyenin bağışlanması için dua etmelidir. (22) Medine'nin etrafının hendekle kazılmasında Resûlullah (sav) bizzat çalıştı. Münafıklar ise, işe ağırdan alıp çok az bir iş görüyorlar, fırsat bulur bulmaz, Hz. Peygamberin haberi olmadan derhal oradan sıvışıp evlerine kaçmaya bakıyorlardı. Müslümanlardan biri ise, derhal yerine getirilmesi gereken zaruri bir ihtiyacı olduğu zaman durumunu derhal Hz. Peygamber (sav)'e bildirip ondan izin istiyordu. Hz. Peygamber (sav)'de ona izin veriyordu. O da ihtiyacını giderir gidermez tekrar yerine dönüyordu.  (23)  İşte  müslümanların  hali  ve  işte münafıkların  tavrı!..

                                VE NETİCE

       "Onun buyruğuna aykırı hareket edenler başlarına bir bela gelmesinden veya can yakıcı bir azaba uğramaktan sakınsınlar."(24) Hakkın emrine muhalefet edenler, O'nun nizamından başka nizamlara uyanlar, bir fayda elde etmek için saflar arasından kırışanlar, kaçanlar sakınsınlar.  Her  türlü ölçüyü şaşırtan, teraziyi bozan, düzeni darmadağın eden, hakkı batıla karıştıran, iyi ile kötüyü birbirine girdiren, cemiyet hayatını ve nizamını bozan hiçbir  kimsede  kendi  kendine  güven  kalmaz ve kimse kendi haddini bilmez. Netice itibariyle  o  toplulukta  hayır  şerden  ayırt edilmeyip herkes için perişanlık halini alır.(25) Kadı Ebû Yusuf (rha)'nın şu hareketi de sohbet, ilim ve istişare meclislerine ne kadar değer vermemiz gerektiğini isbat etmektedir: "Çocuğumun birisi ölmüştü. Onu defnetmek üzere birisini vazifelendirdim ve bir günlükte  olsa  dersimi  kaçırırım endişesiyle Ebû Hanife (r.ha)'in meclisini terketmedim.(26) Emri Camii: İştirak edilen meclis, yapılan toplantılar, Allah'a itaat için yapılan toplantılardır.(27) Bu Emri Camii'nin manası umumidir. Müslümanların maslahatına uyan ve menfaatine olan bütün toplantılar buna dahildir, zikir, sohbet, ilim, cihat, istişare... vs.  Bunların  hiçbirisi  kasden  terkedilemez. İzinsiz ayrılınamaz... Münafıkların tavrı, müslümanlarda olmamalıdır. Her hususta İslâm'ın prensiplerine  uyulmalıdır.   Zira  neticeler  mukaddimelere  bağlıdır...

     İstişareden, fikir alışverişinden ve karşılıklı yardımlaşmadan kaçmayalım.

    Müslüman; hakkı yaşayarak dirilten, batılı reddederek öldüren kimsedir. İslâm yaşanmadan ve  emirlerine,  yasaklarına  uyulmadan  iyi  müslüman  olunamaz.

    Kardeşlik hukukuna riayet etmek, iyilik ve takva hususunda yardımlaşmak zorundayız.(25) Beşeri ideolojilerden sirayet eden hastalıklara dur demenin imani bir yükümlülük olduğunun bilincinde  olmak  durumundayız.    (Halil  Atalay, Aylık  Misak  Dergisi,  Yıl: 1991,  Sayı: 11,  Sh:44-48 )  (Not:  parantez  içi  ilaveler  şahsımıza  aittir.  A. AZİZ)

(1) 24 Nur: 62

(2) İbnul - Arabi, Ahkamûl - Kur'an - 3/1409. Tef. Kurtubi, 12/320.  Tef. Taberi. 18/133-134.

(3) Mu'cemul-Vasit, 1/26. Feteva-ı  Hindiyye, l6/201.

(4) Ebû Suud, Irşadu Aklis - Selim, 6/196. I. Arabi. A.g.e.: 3/1410.

(5) Seyyid Kutub. Fizilalil - Kur'an, 10/473-74.

(6) Mehmet Vehbi. Hulasatül - Beyan-9/3776.

(7) Mevdudi. Tefhimül - Kur'an-3/507.

(8) Mevdudi - A.g.e.: 3/507.

(9) Celal Yıldırım. Asrın Kur'an Tefsiri-8/4266.

(10) Ömer Nasuhi Bilmen. Hukuku İslamiyye ve Istılahı Fıkhiyye Kamusu-3/411.

(11) Said Havva. El-Esas Fit-Tefsir-3/177.

(12) Müntehabı Kenzül-Ummal-1/177.

(13) Ö. N. Bilmen - A.g.e.: 3/411.

(14) Seyyit Kutub -A.g.e.:10/474.

(15) Elmalılı. Hak Dini Kur'an Dili-5/3543.

(16) M. Vehbi A.g.e.: 9/3775-76.

(17) Hicazi. Fûrkan Tefsiri-4/288.

(18) Mccmuatüm - Minet - Tefasir-4/421. I. Arabi. A.g.e.: 3/1410.

(19) Celal Yıldırım. Ahkamûl Kur'an-2/59-61. I, Arabi. A.g.e.: 3/1410.

(20) Tef. İbn Kesir-11/1. C. Yıldırım. Ahkamûl Kur'an-2/60.

(21) Elmalık. A.g.e.: 5/3543. Tefsiru Ebus-Suud-6/198.

(22) Mevdudi. A.g.e.: 3/507.

(23) Sabimi. Savfetüt-Tefasir-2/351. Kadı. Esbabun Nüzul-284-85.

(24) 24 Nur, 63 . .. . -

(25) Seyyit Kutub. A.g.e.: 10/475.

(26) Dr. Çelebi, islâm'da Eğitim-Öğreüm Tarihi. 323.

(27) Cassas, Ahkamûl-Kur'an-5/200. I. Arabi. A.g.e.: 3/ 1409.

(28) 5 Maide, 2.