DARÛ'L HARBİN, DARÛ'L İSLÂM'A DÖNÜŞMESİ-4-
739 Darû'l Harb, bir şartla Darû'l İslâm
olur. Bu şart da; o yerde, İslâm ahkâmının uygulanmasıdır.(75) Bu hususta
müctehidler arasında ittifak vardır.
740 Molla Hüsrev:
"İçinde İslâm
ahkâmının tatbik edildiği Darû'l Harb; Darû'l İslâm olur. Cum'a ve Bayram
namazlarının kılınması gibi!.. Her ne kadar; o beldenin (Darû'l Harbin) mûkim
olan kâfirleri orada kalsalar da, o belde Darû'l İslâm'a bitişik olmasa da,
durum aynıdır."
(76) hükmünü zikreder!.. Zira "Cum'a ve Bayram Namazları'nın;
hadd'lerin tatbik edildiği ve hükümlerin infaz edildiği şehir'de; "Ulû'lemr'in"
izni ile edâ edileceği hususu Resûl-i Ekrem (sav)'in sünneti ile sabittir!..
Hadd'ler tatbik edilince; o belde'de idâre ve hâkimiyet mü'minlere ait demektir.
Bir belde'de mü'minler; kendi içlerinden seçtikleri
"Cum'a imamının"
değil de, o
beldedeki siyasi yönetimin tâyin ettiği imam'ın arkasında Cum'a namazını edâ
ediyorlarsa, "o siyasi yönetime karşı" cihad'dan söz edemezler!.. Zira her
ibadet; edâsının şatlarına riâyet edilerek yerine getirilir. Cum'a ve Bayram
Namazları'nın edâsı'nın şartları; mükellefin dışında aranan şartlardır. O
şartların bulunması; mü'minlerin idâre ve hakimiyete sahip olduklarının
delilidir. Hiçbir mü'min; kendi idâre ve hâkimiyetini tahrip etmek isteyen
"Âsi
ve Bağyi'lere "
itaatle yola çıkamaz. Bu husus iyi bilinmeli ve
"Demokratik"
hevesleri için İslâm'ı istismar edenlere meydan verilmemelidir. Zira Allahû
Teâla (cc)'nın rızasını bir kenara bırakıp; hevâ ve heveslerine göre amel
edenlerde
"İhlâs"
yoktur.
(Y:Kerimoğlu, Emanet ve Ehliyet,C/1. Sh: )