İmamet Hakkındaki Görüşleri:
İmamet kavramıyla beraber, bu kavrama bağlı olarak daha bir çok görüş ve düşüncede gündeme gelmektedir. Şia'nın Ehl-i Sünnet Ve'l Cemaat'tan ayrıldığı en büyük görüş işte bu imamet meselesine dayanmaktadır. Bu başlık altında incelenebilecek konular şunlardır :
a) İmamın seçimi
b) Ehl-i Şia'nın İmamları Hakkında Söyledikleri
c) İmamın Üstünlüğü
Konu bütünlüğü içinde bu görüşlerin hepsine azda olsa yer verilecektir. İmamlık ve îmamet Şia akidesinin çok önemli bir yerini işgal eder. Şia'ya göre imamlık, inanç temellerinden ve İslam'ın rükunlarından bir temeldir. İmamlara (mutlak) itaat şarttır. Zira onlara itaat, Allah (cc)'a itaat; isyan Allah (cc)'a isyan demektir. İmamlar, Allah'ın kulları üzerinde hüccetleri ve şahitleridir. İnsanları doğru yola sevk eden, Allah'ın ilminin hazineleri, yeryüzünde Allah'ın halifeleri ve O'na giden kapılarıdır. Allah'ın nurları, yeryüzünün direkleridir. İlimleri derin ve köklüdür. İnsanların muhtaç oldukları her şeyi bilirler! İmamları inkar edenler, Allah'ı ve Peygamber'i inkar etmiş sayılırlar. Allah'ı, Peygamber'ini ve bütün imamlarla zamanın imamını tanımayan bir kimse mü'min olamaz. İmamları sevmek iman; onlardan nefret etmek ise, küfürdür. İmamların emirleri, Allah'ın emri; yasakları da, Allah'ın yasaklarıdır. Namaz, oruç, hac, zekât ve cihad gibi farzlar ancak imamla tamam olur. Yer yüzü, gizli veya açık bir imamdan mahrum olamaz. İmamlar ne zaman öleceklerini bilirler. Esasen ölümleri onların ihtiyarına bağlıdır. Meleklere ve Peygamberlere çıkarılan bütün ilimleri, olmuş ve olacak şeyleri, istedikleri her şeyi bilirler. Melekler imamlara haber getirirler. Kur'an-ı Kerim'de ki "ayat, sadikun, ehlü'z-zikir, ulu'l elbab, rasihun, sabikun bil hayrat, ekvam, nimet" kelimeleriyle "İMAMLAR" murad olunmuştur. (Kuleyni)
Görüldüğü gibi Şia, imamlar hakkında çok aşırı bir görüş ve inanca sahiptir. İmamlığı, Peygamberliğin bir parçası ve devamı mahiyetinde görür. Adeta imamları, peygamberler seviyesine yaklaştırmıştır. Nitekim Şianın büyük alimlerinden Ebu Ca'fer Kuleyni'ye göre nebi ve imam arasındaki fark şudur: "Resul kendisine Cebrailin vahiy getirdiği, Cebrail'i görüp ve sesini işiten kimsedir."
"Nebi, Cebrail'in sesini işiten, gözüyle bazan görüp bazan görmeyen, fakat rüyasında görendir." "İmam ise, meleğin kelâmını işiten, fakat onu ne gözüyle ve nede rüyasında görmeyendir. (Kuleyni) Şia'ya göre imam, Peygamberin yarısıdır. Peygamberin taşıdığı bütün vasıfları ve özellikleri taşır. Peygamberler için inen ayetler, aynen imamlar içinde geçerlidir". "İmamın masumluğu meselesinde (günahsız;) aynen şöyle derler: "Ali ile Nebi arasında, nübüvvet makamından başka bir fark göremeyiz. Diğer bütün hususlarda ikisi (yani Nebi ile Ali) de müşterek olup aynı vasıfları taşımakladırlar. Fazilet hususunda ikisini müsavi kabul ederiz." derler. 376--
Aşırı şiilerin fikirleri de şöyledir : "Hz. Ali 'den önceki halifeler hilafeti zorla aldıkları için gasıbdırlar. Onları hilafet makamına getirenler, halifeliklerine inananlar, yolları şaşırmış azmış, zalim kimselerdir. Zira onlar Nebi'nin vasiyetimi inkâr etmişler, böylece imamı hakkından mahrum bırakmışlardır." Bazıları daha aşırı giderek önce üç halifeyi tekfir eder, sonra da onları halife seçenleri ve halifeliklerine inananları kâfir sayarlar." 377---
Konu ile ilgili olarak merhum Said Havva (rha) ise şöyle nakleder : "Hz. Ali (ra), dünya ve ahirette Resulullah (sav)'tan sonra yaratılmışların en üstünüdür. Ona karşı savaşan, ona düşmanlık eden, Allah (cc)'ın düşmanıdır." 378-- Peygamberlerin yerine ve onların vazifelerini yüklenen imamlar, -tıpkı peygamberler gibi- doğumlarından ölümlerine kadar küfürden, şirkten; büyük-küçük, nefret edilen ve edilmeyen her türlü günahlardan, zelzelelerden, hatalardan, unutmaktan ve yanılmaktan masumdurlar. İmamlar Peygamberlerin vasileridir. Allah'ın emri ve Peygamber'in tebliğiyle imamet makamına gelmişlerdir. Her türlü afetlerden, belalardan, günahlardan, zelzelelerden korunmuşlardır. Tıpkı peygamber gibi imamında göğsü yarılmış, her türlü manevi kirlerden temizlenmiş kalbine ilim ve hikmet doldurulmuştur. Böylece hata, sürçme ve yanılmalardan emin kılınmıştır. (Kuleyni). Şia; imamları, Peygamberler gibi masum kabul etmekle onların masum olduğuna dair çeşitli deliller ileri sürmüştür ki başlıcaları şunlardır:
I—İmama ihtiyaç vardır. Çünkü imam olmadan din işleri yürümez. Biz imamlara itaat etmekle emrolunduk. Şayet imamlar masiyet işleseydi ve başkalarına günah işlemeyi emretselerdi, tenakuz olurdu. Zira masum olmayana uymak suretiyle kullukta bulunmak imkansızdır. Peygamberin bütün özellikleri; aynen imamlarda da gerçekleşir. Peygamber masum olunca, imamında masum olması gerekir. Nitekim, "Ey inananlar Allah'a itaat edin, Peygamber'e ve sizden buyruk sahibi olanlara itaat edin" 379- ayeti, imamlara itaatin şart olduğuna, dolayısıyla masum olduklarına delildir.
2—Biz hakka uymakla mükellefiz. Herkesin yaptığı hak olamayacağına göre, insanların kendisine uyabileceği masum bir imamın bulunması gereklidir.
3—Şer'i hükümler bedihi (apaçık) delildir. Akılda tek başına bir şeyi idrak edemez. Rey ise batıldır. Hükmü bilecek masum bir imama ihtiyaç vardır.
4—Şeriat kıyamete kadar gerekli olduğundan onun bir koruyucusu olması lazımdır. Bu koruyucu Kitap (Kur'an) olamaz. Çünkü kitap, bütün hükümleri ihtiva etmez. Bütün ümmet masum olmadığına göre şeriatı koruyacak masum bir imama ihtiyaç vardır. Yine Kur'an'daki mücmel, Müşterek ve müteşabih ayetlerin manasını bilmek içinde masum imama ihtiyaç vardır.
5—İmamların sözü dinde, Peygamberlerin sözü gibi hüccet olduğundan imamlara günah caiz değildir. (Kuleyni)
6—Allahü Teala (cc) ile Hz. İbrahim'in konuşmalarını hikâye eden ".... .Allah, seni insanlara imam yapacağım....." demişti. O (İbrahim) : "Soyumdan da" deyince, "zalimler benim ahdime erişemez" buyurmuştu" (380) ayeti, imamın masum olduğuna delildir.
7— "Ey Peygamber'in ev halkı ! Şüphesiz Allah sizden kusuru (kiri) giderip sizi tertemiz yapmak ister.!" 381- ayeti de imamların (masum) ismetine delildir.
8—İmam, Peygamber'in yerine halktan zekat ve vergi toplayacağına göre, adaletine güvenilir olması için masum olmalıdır.
9—İmam, dinde, kendine müracaat; edilip soru sorulan ve alınan cevaplara göre amel olunan kişi olduğundan, hata etmesi halkın sapmasına sebep olacağından hatadan korunmuş olmalıdır.
10—Din işleri imama bağlı olduğundan, kıldırdığı namaza güvenilmesi ve halkın ibadetinde şüphe içinde kalmaması için imamın ismet sahibi olması gerekir.
11—İmam, farzları çiğneğen, kabahatleri işleyen biri olsaydı onun nasbının (tayininin) bir lütuf olması imkansız olurdu. Bu da imamın masum olmasını gerektirir.
12—İmam kendisine uyulan, demek olduğuna göre, uyulan kimsenin masum olması şarttır. Günah işleyecek olsa, o takdirde kendisine uyulmaması gerekir ki bu batıldır. Allah masum imam nasbına kadirdir, masum imama da insanlığın ihtiyacı kesindir.
13—Peygamber göndermekten maksat, onun getirdiği dini hükümlere uymak olduğuna göre ve Peygamberin getirdiği dini hükümleri nakleden de imam olduğuna göre, imamın masum olması gerekmektedir.
14—İmamlar, Peygamberler gibi meleklerden üstündür. Meleklerin masum olduğu nassla sabit olduğuna göre, imamlarında masum olmaları gerekir.
15—Şia'ya göre, Allah katından hakkı getiren imamların sözleri, Allah'ın sözleri; emirleri, Allah'ın emirleri; taatları, Allah'ın taatları ve günahları da Allah'ın günahı sayılacağından imamların günah işlemeleri imkânsızdır.
İmamların masumluğuna inanmak farzdır. Çünkü kendisine had cezası gerekli olanın, başkasına dini ceza uygulamasını emretmesi mümkün değildir. Şia (îmamiyye), böylece imamların masum olduğunu ileri sürdükten sonra, onların günah ve hatalarıyla ilgili haberleri de şöyle yorumlar:
a) İmamlar günah işlemezler. Ancak, müstehabı terk edipte mekruh olanı işlerler. Mevki ve durumlarının yüksekliğine nisbetle bu, onlar için günah sayılmıştır.
b) İmamlar, Allah'ın emrettiği şekilde halkı doğru yola sevketmek için halkla ilgilenirler de böylece Allah'ı zikirden uzak kalırlar. Bunu bir eksiklik sayarak Allah'a tevbe ve istiğfar ederler.
c) Marifet mertebeleri sonsuz olduğundan ve her yükseldikleri mertebede, bir öncekini aşağı bulup bunu kusur kabul ederek Allah'a istiğfar ederler. İmam nasbı Allah'a vaciptir. Çünkü imam tayininden maksat, halkın iyiliğini gözetmektir. Halkı sapıtacak bir imam nasbını akıl çirkin bulur. Allah'ın masum olmayanı imam tayin etmeyeceği ise açıktır. İmamın masum olması farzdır. Zira imam masum olmazsa, başka bir imama muhtaç olur, oda bir başkasına... Böylece devir ve teselsül batıldır. Demek ki imamın masum olması şarttır!.
Buraya kadar, imamların masum olmasıyla ilgili görüşlerini delilleriyle, kendi kaynaklarından naklettik. Görüldüğü gibi Şia bu hususta çok aşırı gitmiş, imamları Peygamberlerin seviyesine çıkarmıştır. Bunun doğru olmayacağı açıktır." 382-- Buraya kadar anlatılanları, "Ehl-i Sünnet ve Şia'da İsmet İnancı" isimli kitaptan aynen ve cümle cümle almaya çalıştık. İsmini verdiğimiz kitapta ve aşağıda kaynaklarını göstermeye çalışacağımız diğer kitaplarda yazdığımız her cümlenin kaynağı mevcuttur.
Daha geniş bilgi edinmek isteyenler hem ismini verdiğimiz kitaptan hemd e yukarıda sıralamaya çalıştığımız kaynak eserlerden faydalanabilirler. Yukarıda anlatılanlar Şia'nın, imamlarının masumiyeti ile ilgili iddialarıdır. Şia'nın büyük hadis kitaplarından El-Kafi'deki konuların başlıklarından cümleler halinde bir kaç başlık aktaralım:
1-"İmamlar, meleklere, Nebi ve Resullere verilen ilimlerin hepsini bilirler."
2-"İmamlar ne zaman öleceklerini bilirler. Ve onlar kendi istekleri olmadan ölmezler." (Kafi, sh:258)
3-"İmamlar olmuş ve olacak her şeyin ilmini bilirler. Onlara hiçbir şey gizli değildir." (Kafi, sh:260)
4-"İmamlarda bütün kitaplar vardır ve onları çeşitli dillerde olmasına rağmen anlarlar, bilirler."
5-"Kur'an'ı imamlardan başkası toplamamıştır. Onlar Kur'an ilimlerinin hepsini bilirler."
6-"İmamların sahip olduğu şeyler, Peygamberlerin alametlerindendir." (Kafi,sh:231)
7-"İmamların durumu ortaya çıkınca Davud ve ali Davud'un hükmü ile hükmederler. Delil istemez ve sormazlar."
8-"İmamlardan çıkanlar hariç, insanların elinde bulunan her şey batıldır, imamlardan çıkmayan her şeyde yine batıldır."
"On iki imamlarına bu imamların dahi kabul etmeyeceği sıfatları uyduran şii'ler bir taraftan imamlığın beşeriyyetin üstünde bir mertebe olduğunu iddia ederken öte yandan Resulullah (sav)'in Allah (cc)'ın vahyettiği göklerin yaratılması, cennet ve cehennemin vasıfları gibi gayba dair haberleri inkar ediyorlar. İmamlarının mertebelerini kendisine vahiy inen (Peygamberin) mertebesinden üstün tııtarlarken bunlarla bizim aramızda hangi yakınlaşma mümkün olacaktır.. Abbasilerin isyanı Şii'lerin teşvikleriyle olmuştu. Aynı şeyi Abbasi devleti, Hülagu tararından tehdit edilince Abbasilere yaptılar... Putperest Hülagu ile birleştiler. Takiyye inançları gereği menfaatin fazla olduğu tarafı seçtiler.
Şia alimlerinden En-Nusayr et-Tusi, Abbasi Halife Mutasım'a saçını başını yolarak methiyeler, şiirler yazarken çok geçmeden 655 senesinde hemen aleyhine geçmiş, İslâm'ın Bağdad'da bir an önce yıkılmasını gözlemeye başlamış ve maalesef Hülagu'nun yanında yer alarak en ön safâ geçmiş. Hülagu ile müslümanların boğazlanmasını kontrol etmiş ve İslâm kitaplarının Dicle'de boğulmasına rıza göstermiştir." 383--
Yukarıda ki ifadelere göre, Allahü Teala (cc)'ya ait sıfatların bir kısmını imamlarında görmeye çalışan bu insanlarla hangi konuyu halledebilirsiniz? Gafil avlanan kardeşlerimiz; diğer konularda olduğu gibi burada da aynı safça iddiayı ortaya atıp, şöyle diyebilirler : "O sayılan rivayetler eski inanç sistemlerinde olsa bile şimdiki müslümanlarda böyle bir inancın olması mümkün değildir, olamaz!" Bizde, "Evet mümkündür olabilir" diyoruz. Zira o inançların hala bu günde geçerli olduğunu görmekteyiz!
Ehl-i şia, eski düşüncelerinden ve akidelerinden en ufak bir taviz vermez vermeye de yaklaşmaz. İşte isbatı! İnkılap liderleri dahi aynı akideyi yaşatma ve yayma gayreti içindedir; ve şöyle diyor : "Mezhebimiz gereğince Bu manevi makamlara 'Melek-i Mukarreb ve Nebiyyi Mürsel de erişemez. Rivayete göre, Resul-i Ekrem (S.A) ve imamlar (AS) bu alemden önce, arşın gölgesinde idiler. Doğmadan önce diğer insanlardan ayrı idiler ve bu açıdan üstünlükleri vardı..." 384-- Akıl sahibi mü'minleri, şu yukarıda geçen cümleler üzerinde birazcık olsun düşünmeye davet ediyoruz. Tarih içinde inançlarının temel esasları haline getirdikleri akidelerinden bu gün hangisini atmışlardır. Yahut atmayı hiç düşünmüşler midir? "Mürsel Nebi'den üstün imam" nazariyesi de ne demek? Paylaş bakalım nasıl paylaşıyorsun bu inancı? Yaklaş bakalım nasıl yaklaşıyorsun bunlara ?
Peygamberlerle imamlarını aynı kefeye koyan, hatta daha üstün gören bir görüş! Söyledikleri her söz dinde hüccet sayılmaktadır. Asla günah işleyebilecekleri caiz görülmüyor. Ne korkunç ifrattır. Ehl-i Sünnet Ve'l Cemaat 'tan bir müslümanda kalksa şöyle dese; şu konuda İmam-ı Şafiî'nin içtihadı şöyle vb. Vay o müslümanın haline! Ne fıskını bırakırlar, ne şirkini ne de küfrünü! Ne gülünç bir mantık! Ne taassup! Demezler mi ki, siz imamları Peygamberlerle eş, hatta bazı Peygamberlerden daha üstün tutuyorsunuz fısk, şirk, küfür olmuyor da; biz sadece Hadis-i Şeriflerin gereği yapılan içtihadlardan bahsedince niçin fısk, şirk, küfur oluyor ?
![]()