ŞÎA  VE  TARİFÎ

     Şia: Ârapçada (şy'a)  kökünden  gelme  bir kelimedir  ve yaygın olarak  "taraftar, yardımcı, fırka" anlamlarına gelir." 298--  Yeni  lügatta "Yardımcılar, bir şahsa taraftar olmak" 299--  manasına geldiği yazılıdır.   "Şia:  Tabi olmak,  yardım  etmek,  manalarına  gelmektedir.   "Bunlar  filanın şiasıdır"  denildiği zaman  'Ona  tabi  olanlar, ona yardım edenler  gibi   anlamlar  kastedilmiş  olur."  300--

     İstilahi manası: "Şia :  İfrat  ve tefrit ve dünyevi  sebepler yüzünden Ehl-i sünnet ve'l Cemaat   mezhebinden  ayrılan  bir fırka." 301--  Şia: Hz.Peygamber (sav) 'in vefatından sonra Hz. Ali (ra)  ve  Ehl-i Beyt'ini  halifelik  için  en  layık  kişi  olarak  gören ve onu nass ve tayinle  "meşru" halife ilan eden,  ondan sonraki halifelerinde onun soyundan gelmesi gerektiğine inanan toplulukların müşterek adı olmuştur." 302--    Başlangıçta  Hz. Ali  (ra)'nin tarafını  tutan  zümreye  "Ali Şia'ları deniyordu.   Şia  kelimesinin   terim  manasında da ihtilaf edilmiş ve şöyle denilmiştir: Şi'a kelimesi Hz.Ali ve Ehl-i Beyt'e taraftar her kişi hakkında   kullanılır  olmuştur.   Halbu ki,  bu  tanım doğru değildir.  Çünkü Ehl-i Sünnet Şia'ya  zıt  bir  görüşe  sahip  olduğu  halde  Hz. Ali (ra)  ve Ehl-i Beyt'e  yakınlık  gösterir. Geçerli  ve  kabul  edilen  görüşe  gelince :  Muhakkak ki Şia, Hz.Ali (ra)'yi diğer üç halifeden üstün  tutan  ve  Ehl-i Beyt'i  hilafete  en  haklı  gören  herkese  verilmiş  bir  isimdir.

      "Şia: Hz.Ali (ra)  tarafını  tutup,  hilafetin   onun  ve  zürriyetinin   hakkı  olduğunu,  kıyamete kadar  bu  hakkın  onlardan  çıkmayacağına  inananlardır." 303--   Şu akideye bakılırsa Ehl-i sünnetin bu insanlarla nasıl anlaşacağı kavranabilir. Ehl-i sünnetin fıkıh kitaplarında  hatalı cümle arayanlar, ameli konularda ki içtihad farklılıklarını gündeme getirmeye   çalışanlar,  niçin kafanızı  kuma  sokuyorsunuz? Âmeldeki farklı anlayışları gündeme  getirmek,   işi ne kadar basit ve kısır  bir  döngü  içinde  ele  aldığınızı  göstermektedir. Daha doğrusu itikadi konularla ameli konuları ayıramayacak konumda olduğunuzu göstermektedir. Asıl üzerinde durduğumuz hususların itikadi hususlar olduğunu özellikle  vurgulamamıza  rağmen, bilmem  nerede  bulunan  sağır  sultanın  duymasına  rağmen siz hala  duyamadınız,  hala işin  itikadi  mesele olduğunu  anlayamadınız!  A. AZİZ