ŞİA  ve  Kur 'an   Hakkındaki Görüşleri:

      İsna-aşeriyye'nin  iddiasına  göre  Sahabe   Kur'an-ı  Kerim'den  bir  çok  sureyi,  özellikle  "Îsna-Aşeriyye" denilen "Suretti'l-Vilaye"yi  gizlemişlerdir.  Onlar küfürle  suçladıkları  "İsmailiyye" fırkasından uzak değildirler."  311--   Yani   bunların  inançlarına   göre,  bu gün dünya  Müslümanlarının  elinde  bulunan  Kur'an-ı  Kerim  Âllahü Teala (cc)'nın  gönderdiği   Kur'an-ı  Kerim değildir. Noksandır.  Sahabe  değiştirmiştir. Çıkarıldığı  iddia edilen sûrelerden biri olan bu sure  ileride  görüleceği  gibi  Hz. Âli (ra)'nin halife  tayin edildiğinden  bahseden  sure  imiş.  Ne  korkunç iddialar!   Saçma düşünceler!  Bu  fikirler  karşısında hakkı dile getirmeleri gerekirken;  "Efendim Ehli sünnetin fıkıh kitaplarında da hatalar vardır" diyerek demagoji  yapan  kimlik  bunalımına  girmiş  kardeşleri insafa  davet  ediyoruz.  Bir akide meselesi  var  ortada.  Ne demek  Kur'an  noksandır?  Bu dinde  noksanlık  vardır  demektir ki;  imanda  noksandır,    İslam'da  noksandır  gibi  zincirleme  düşünülürse  sonu nereye varır bu  iddianın?   Kestirmek  mümkün  mü?

      Devam edelim.  "Takiyyın-Nuri  Et-Tabersi   (Ki; Şia'nın   çok  sevdiği  ve  saygı  duyduğu   bir alimdir.)  "Fasl-ul-Hıtab  fi İsbati Tahrifi   Kitab-ı Rabbil Erbab" isimli kitabı telif  etmiştir.   Bu kitapta çeşitli  asırlarda  yaşamış  Şia ulema  ve  müctehidlerinin  Kur'an-ı Kerim'in   eksiltildiğine,    bazı   ayetlerin  çıkarılıp  bazı  ilaveler  yapıldığına dair yüzlerce nass ve delillerini zikretmiştir.   Bu  kitap  İran'da   basıldığında   gürültü  koparmışlardı. Çünkü  onlar  Kur'an  hakkındaki  bu  şüpheye  düşürücü  inançlarının  kendi üst tabakalarında ve muteber kitaplarında dağınık olarak kalmasını istiyorlardı. Bu inançlarını ortaya   koyan   delillerin,   bir  kitapta   toplanıp binlerce basılarak hasımlarının eline geçmesini   ve  aleyhlerinde  delil   olmasını   istemiyorlardı.   Şia ileri   gelenleri   bu   düşüncelerini  açıklayınca,  müellif   ölmeden   iki   sene  önce  kitabını  müdafaa  için  bir  reddiye  kitap  daha yazdı ve   "Reddü Ba'zış-Şübuhatan   Fasl-ıl  Hıtab  fi İsbati  Tahrifi  Kitabı  Rabbil-Erbab"  diye isimlendirdi.  (Rabler Rabbi'nin Kitabını Tahrifi  îsbatta Son Söz Kitabı  üzerindeki  Şüphelerin  Bazılarına Cevap)   Kur'an'ın   muharref   olduğunu  isbat eden  çalışmasına  mükâfat olarak,  onu Necef'teki  (kendilerince)  mukaddes   mekana defnettiler.  Bu  Necefli  alimin  Kur'anda  noksanlık  olduğunu  beyanlarından birisi   "Velayet Suresi" ismini verdikleri surenin Kur'an'da bulunmamasıdır. Bu surede Hz.Âli (ra)'nin  velayeti  zikredilmektedir.  Sûrenin  baş  kısmında ki  ayet :  "Ey sizleri doğru yola götürsün  diye  size  gönderdiğimiz   Peygamber   ve  Veliye inananlar"   vs. sh:180.

     Mason  Muhammed   Abduh'un   ileri  gelen  talebelerinden  biri  olan   Müsteşrik  Brayn, İran basımlı  bir  Mushafta  aynı  sûreyi  görmüştür.  Bu  Mushaf'ta  ayetlerin  üzerine  farşça tercüme  yapılmıştır.  Kur'anda  tahrif  olduğunu  Tabersi   meşhur   kitabında  yazdığı  gibi,  aynı  iddia  Muhsin  Fani  El-Keşmiri'nin  farşça  yazdığı   "Debistan Mezahib"  isimli   kitabında da vardır.   Bu kitap  İran da  defaatla  basılmıştır.   Necefli   alim Kur'an'ın muharref olduğunu  Velayet  Suresinin  çıkarıldığını   isbat   ederken  "EL-KAFİ"    isimli   hadis    kitabının   289. sayfasında ki (1278 İran baskısı)  şu  satırları nakletmiştir:  Kafi kitabı Şia'nın  muteber  hadis  kitabıdır.  Bizdeki  Buhari'ye olan itimadımız,  onlarda  bu  itimad Kafi kitabınadır.   "Bizimkilerden bir kaçı Sehl b.Ziyad'dan,  oda  Muhammed  b.  Süleyman'dan, o da bazı  arkadaşlarından,  onlar da  Ebul Hasan'dan  (as)  şöyle  dediğini  rivayet  etmişlerdir :  "Ona, sana  canım  feda  olsun,  bizler  Kur'an'da  öyle  ayetler  işitiyoruz ki  bizde  işittiklerimiz gibi değil  ve  sizden  bize  ulaştığı  gibide  okuyamıyoruz. Bunun için günahkâr olur muyuz? Dedi ki: Hayır, nasıl öğrendiyseniz öyle okuyun.  Zira size onu öğreten birisi gelecektir."   Bu söz  Şia'nın,  İmamları Ali b. Musa Rıza 'ya  uydurdukları  bir  şey  olduğunda  şüphe  yoktur.   Fakat  bunun manası onlara göre Osman (ra) mushafından öğrenilip okunmasının   günah olmadığına  dair bir fetvadır. Sonra Şia'nın ileri  gelenleri  birbirlerine hangi  kısmın kendi  imamlarınca var olduğunu, hangi kısmın  çıkarıldığını  öğretecekler.  Şia'nın  Takiyye  inancına  göre   gizledikleri  Kur'an'ları  ile  müslümanlar  arasında  yaygın  olan  Hz. Osman (ra)  Mushafı'nın  farkını   beyan   etmek  için   Tabersi  yukarıda  ismi  geçen  kitabını   yazmıştır. 

     Yine Şia Takiyye  inancı gereği bu kitabı kabul etmediklerini  söyleseler de, bu kitap muteber  kitaplarındaki  alimlerinin  yüzlerce  görüşünü  topladığından  onların  Kur'an'ın  tahrif  edildiği   inançlarını  isbat  etmektedir.  Kur'an  hakkında ki  bu inançlarının yayılarak aleyhlerine  kullanılmasını  istememektedirler. Onlara  göre  iki  Kur'an vardır. Birisi ortada yaygın olan,  diğeri ise  GÎZLÎ OLAN HUSUSÎ KUR'AN. İşte bu gizli Kur'an Velayet sûresini de içine almaktadır.  Bu gizli Kur'an'ı   imamları  Ali  Musa Rıza'ya  isnad ederek uydurdukları "Nasıl öğrendiyseniz öyle okuyun. Zira size onu öğreten birisi gelecektir" sözünden  çıkarıyorlar.   Şia'nın   iddialarından  biride;  ÎNŞÎRAH suresinden "Vecaalna Aliyyen  sıhrake"  (Ali'yi sana damat kıldık) diye  uydurdukları  bir ayetin çıkarıldığıdır.  İnşirah suresinden   böyle bir ayetin çıkarıldığını iddia  ederken bu surenin  Mekki  sûrelerden olduğunu,  Ali (ra)'nin   ise  Mekke'de  iken Peygamberimize  damat  olmadığını  bildikleri halde  bu  iddiayı  sürdürürler." 312--   Bu  ifadeler karşısında hala hakkı  batıla karıştırıp gizlemek  isteyen  tiplere  bilmem  ne  demelidir?  

      Şia'nın  iddialarından  bir  iddiada  şudur :  Şia alimlerinden   Ebu Mansur Et-Tabersi "İhticac ala Ehl-i Lücac isimli  kitabında,  Hz.Ali (ra)'nin  zındıklardan  birine : "Daha önce söylediğim  gibi  o  ayette ki "filyetama"  kelimesi  ile   "fenkihu"  kelimesi  arasında  Kur'an'ın üçte  birinden  fazlasına  denk  miktarda  ayet münafıklar tarafından  Kur'an'dan  çıkarılmıştır."   Ebu Mansur burada, münafıklar sözüyle Resulullah (sav)'in ashabını kasdetmektedir.   Bu  ashab   Kur'an'ı   toplamış  ve  Osman (ra) mushafının  yazmasıyla bizzat  Ali b.Ebi  Talib  halifeliğinde  uğraşmıştır.   "El-İhticac  ala  Ehli  Lücac"  isimli   kitapta Hz. Ali  (ra)'ye  nisbet  edilen   bu  uydurma  söz  hakikaten  Hz.Ali (ra)'den  sadır  olsa, bu  O'nun  İslam'a  ihaneti  demektir.   KUR'ANIN  ÜÇTE  BİRİ  gibi  bir  bölümünü  saklıyor.  En  azından  halifeliği  zamanında  saklı olan kısmı  insanlara  tebliğ  etmiyor ve onunla ameli  terkediyor, demektir.  Halbu ki halifeliği  zamanında  onun  önünde  bunları  yapmakta  hiç  bir  engel  yoktu.  Kur'an'dan  bu  miktar,   ayetleri  kendi  rızası  ile  isteyerek  saklaması (haşa)  nifak  demektir.  Hz.Ali (ra)'ye  bu  sözleri  isnad  eden  Ebu Mansur  Et-Tabersi  bu  kitabıyla  aslında  Hz.Ali (ra)'ye  ihanet  ve  küfür  damgası  vurarak   tüm  Ashab-ı  Kiram'ı   münafıklıkla  suçluyor!                   

      Yukarıdaki   iddia  Hz.Ali (ra)'nin  halifeliği   boyunca elinde imkan olduğu halde Kur'an'dan  çıkarıldığını  iddia  ettikleri   kısmı  açıklamaması   ve onunla  insanları amel etmeye   davet  etmemcsi   iftirasının  delilidir."   

    Hiçbir  kelime  katmadan, cümle  ilave etmeden  yorumu  ve sonucu size    bırakarak  Şia'nın  İslâm  adına  yazdıklarını  kaynaklarından  aktarmaya devam edelim:  "Şia'nın Buharisi  El -Kafî'de   (İran Baskısı  1278. sh: 54)  İki  sarih  nass vardır.   Şöyle: "Cabir el-Ca'fer'i'nin şöyle  dediği  rivayet  olunur;  Ebu Cafer (Aleyhisselam)'ı  şöyle derken işittim : "KUR'ANIN  İNDİRÎLDİGİ  ŞEKİLDE  TOPLANDIĞINI YALANCIDAN BAŞKASI İDDİA ETMEMİŞTİR.  ONU  İNDİRİLDİĞİ   GİBİ ALİ B. EBİ TALİB VE ONDAN SONRAKİ   İMAMLARDAN  BAŞKASI   HIFZ  EDİP  TOPLAMAMIŞTIR."

     Şia  mezhebinde  bizdeki,  Sahih-i  Buhari  kadar  değerli  olan  bu  KAFİ  kitabını  her  şii okur  ve  bu  nassada  iman  eder.  Bizde deriz ki; Şia kesin olarak Ebu Cafere iftira etmektedir.  Zira  Hz.Ali (ra)  Küfe'deki  hilafeti  müddetince  Hz. Osman (ra) 'nın  topladığı Mushaftan  başka bir şey ile amel etmemiştir.  Ve başka bir Mushaf  neşretmemiştir. Şayet elinde başka bir Mushaf  olsaydı,  onu en azından   halifeliği   zamanında  neşreder onunla amel edilmesini emrederdi.    Eğer  kendisinde  başka bir Mushaf var bunu da Müslümanlardan sakladıysa,  o  zaman  Allah 'a,  Peygamberine  ve  İslâm  dinine ihanet etmiş olurdu.  İmam Ebu Cafer Muhammed el-Bakır'dan bu çirkin sözleri duyduğunu söyleyen  Cabir el-Ca'fi, Şia'ya  göre  her  ne  kadar  güvenilir  olsa  da  Ehl-i Sünnet nezdinde  yalancı  olarak  bilinmektedir... Ebu Yahya el-Hamani dedi ki, Ebu Hanifenin şöyle söylediğini işittim : Gördüklerim arasında   Ata'dan   daha faziletli, Cabir el-Ca'fi' den  daha  yalancı kimse görmedim. (Mecellül-Ezher. Sayı: 308. Sene 1372)   314-- 

       Yukarıda ki,  ifadeleri  olduğu gibi aktarmaya çalışıyoruz.  Hiç  bir  ilave  yapmayı  uygun  bulmuyoruz.  Yalnız bir hususu hatırlatmayı zaruri görüyoruz. Alıntı yapılan  "KAFÎ ismindeki  kitap, Ehl-i Bid'a'nın  bu  gün  halâ  elinde bulundurduğu dört büyük hadis kitaplarından biri olduğu  göz ardı  edilmemelidir.  Yazıda geçtiği  gibi Ehl-i sünnet Müslümanlarca  Buhari-i Şerif  nasıl  büyük  bir  hadis kitabı  ise,  "KAFÎ"de  Ehl-i Şia'ca öyle büyük  bir  hadis kitabıdır.   Yine  devam ediyoruz alıntılarımıza. İslam birliğinden bahsedenlerin, "İslâm devleti",  "Ümmet-i  imam" diyenlerin,  Ehl-i  sünnetin  fıkıh  kitaplarında  da hatalar  var diyenlerin kulakları çınlasın.  Şu inançlar karşısında halâ, ehl-i sünnete  dil  uzatanlar,  hangi  düşüncenin  kölesidirler?

   Asıl  korkunç  iddiaya  geliyoruz.  Bakalım ilmin elde edilmesine ihtiyaç duymayan kardeşlerimiz  hala  kiraya  verdikleri  kafalarını  kurtarmak  istemeyecekler mi?    Aynı  kitapta daha  korkuncu;  Cafer es-Sadık'tan rivayet edildiğini uydurdukları şu nassdır: "-Ebu Busayr'dan  rivayet  olunmuştur, dedi  ki : Ebu Abdullah'ın yanına girdim. Ebu Abdullah (Yani Cafer es-Sadık) dedi ki: -Bizde Fatıma (Aleyhisselamın.) Mushafı vardır. -Fatıma Mushaf'ı da nedir? dedim, dedi ki: -Sizin Şu Mushaf'ınız  gibi  üç misli  (büyük bir)  Mushaf'tır. Allah'a yemin  ederim ki,  onda  sizin   Kur'an'ınızdan  bir  harf  bile  yoktur."  

    "Ehl-i Beyt  imamlarına  yapılan  bu  iftiralar çok eskidir.  Bu  iftiraları,  bin sene  evvel Muhammed b. Yakub el-Küleyni  "el- KAFÎ"  isimli  kitapta  topladı.  Halbuki  bu  iftiralar Küleyni'den  daha  eskidir."      Bu  cümleler  karşısında  gerçek  imana sahip bir mü'minin  eti  kemiği  titremeli.   Bu iftiraları ve sahiplerini ve hala bu cümlelerin yazıldığı kitapları  hadis  kitabı  diye  aktaran  insanları   isterse   inkılâbın  rehberi  olsun  reddetmelidir. Ya  bu bozuk, saçma  cümleleri  o  kitaplardan  atmalıdırlar,  yahutta  o  kitabı  kaldırıp  atmalıdırlar.   Yoksa  biz  o  insanların  samimi  olduklarına  nasıl   inanacağız?    Bu  günkü Kur 'an'da  noksanlık  yoktur deseler bile nasıl inanacağız?  Takiyyeleri  bize  karşı da devam ettiği  müddetçe. 

    "Bu  adam;  (Kûleyni)  Ca'fer-i Sadık'ın (rha), güya Kur'an da atmalar veya katmalar olduğunu  söylediğinden  bahseder ki  Murtaza Tusi vs. gibi büyük   imamiye  bilginleri onu tekzib  etmişler  ve  Cafer-i Sadık (rha)'tan    bunun   aksini  rivayet  etmişlerdir."  317--   Ancak burada  akla  hemen  şu sual  gelmez mi?   Kûleyni'nin  bu  rivayetleri  yalanlandı  ve tekzip  edildi  de niçin yine büyük hadis kitabı olarak  Şia müslümanları zehirleniyor? Daha evvel temas etmiştik. Karşı  çıkılmış  fakat,  eseri  yazan  zat  tekrar  karşı   çıkanları  reddetmek  için ikinci  bir  reddiye yazmıştır.  "Kuleyni, yine Cafer es-Sadık'tan imamların nezdinde   Hz. Fatıma'nın  Mushaf'ı  ve onda Kur'an'ların benzeri olduğunu üç kez tekrarladığını,   fakat   şimdiki  Kur'an'larda  ondan  tek  bir  harf  bulunmadığını  nakleder." 318--   Bu  kaynak  bir  İslam  tarihinden  alınmıştır.  Yani  bu  tür haberler sanki meşhur haberler (!) olmuştur. Bir çok  kaynakta  aynı  cümleleri   bulmak   mümkündür.              

     Başka bir nakle kulak verelim : "Gerek Kur'an hakkın da gerekse diğer ilahi kitaplar hakkında  Kimi  Şii  kaynaklarda  şöyle rivayetler bulunmaktadır. Onlara göre Allah (cc) tarafından indirilmiş  bütün  kitaplar  imamların yanındadır.   Kur'an'ın  tamamını  imamlardan başka  hiç  kimse  toplamamıştır.   Kur 'an 'ın  tamamını  topladığını  iddia  eden bir başkası yalan  söylemiştir.   Çünkü  O'nu   Allah'ın  indirdiği  gibi  aynen ezberleyen ve toplayan sadece   Hz.Ali (ra)'dir.   Birde  ondan  sonra  gelen  imamlardır. "  319--

    Ayrıca Hz. Fatıma'nın Mushaf'ı da imamların  yanında  mevcuttur.  Bu  Mushaf ,   elimizdeki  Kur 'an'dan  hacim  olarak  üç kat daha fazladır.   Ve  bu  Musfhaf'ın  içinde  bizdeki  Kur'an'dan  bir  harfi  bile yoktur.  Kur'an'da  ki   ayet  sayısını   on yedi bin (17.000)  olarak rivayet eden  bir  başka  anlayış,  ilk Şiilerden  olan  Şeyh  Saduk  tarafından  te'lif  edilerek  "Onların hepsi  vahiydir,  ancak  Kur'an'dan  değildir. hükmüne  varılmıştır.

      Bütün  bunlara  rağmen  bu gün Şiiler,  elimizdeki  Kur'an'ı  esas  almakta ve Ehl-i sünnet  ile  aynı  Mushaf'ı  temel  kabul  etmektedirler.  Günümüzde Kur'an'ın aslı üzerinde Ehl-i sünnet  ile  bir  ihtilaf  söz  konusu  değildir.   İhtilaf   yorumlardadır."

    Bahsi  geçen  hususa  daha evvel de değinmiştik. Bu gün onların elindeki  Kur'an  ile bizim elimizdeki  Kur'an  arasında  hiç  bir fark yoktur.  Bu doğrudur. Şüphemiz yoktur. Ancak şianın  kaynaklarında  geçen  bu   sakat düşünceler  tereddüde yer vermektedir!  Prof. İlahi Zahir'in, "Şia'nın  Kur'an, îmamet  ve  Takiyye  Anlayışı"  adlı  eserinde  "Müslümanların ellerinde  bulunan  bu  Kur'an'ın  bazı  kısımlarının değiştirilmiş ve eksik olduğunu  söylemeleri   hiç  bir  şekilde  tutarlı  ve  doğru  değildir." (320)  demesi  çok  doğrudur.

   Muhammed   Ebu  Zehra'nın  kaydettiklerine  göre : "El-Kuleyni'nin  anlattığına  göre Ebu Bekr  Sıddık'ın torunu  olan Ca'fer'i  Sadık,  Kur'an-ı  Kerim'de  bazı  eksiklikler  bulunduğunu  söylermiş.  Kur'an'daki  bütün  "Al-i Muhammed" kelimeleri kaldırılmış; mesela, "Ey Peygamber, Rabbinden sana indirilenleri tebliğ et; eğer yapmazsan O'nun elçiliğini  teblig  etmemiş  olursun."  321--   ayetindeki   "Rabbından"  kelimesinden sonra  gelen  "Ali" kelimesi kaldırılmış.  "O zulmedenler, yakında hangi inkılâp ile sarsılacaklarını bilecekler" 322--  ayetindeki  "Zulmedenler" kelimesinden sonra ve "Hangi"  kelimesinden  önce  yer  alan  "Ali Muhammed"  sözü kaldırılmış.  Keza,  "Gerçekten kafir olan ve zulmedenleri  Allah  asla yarlığamıyacaktır" 323--    ayetindeki  "zulmedenler"  kelimesinden sonra  gelen "Al-i Muhammed"  sözü kaldırılmış, (!)  Ca'rfer-i Sadık'a  isnad  edilen  bu  sözler,  Allah'a,  Allah'ın  elçisine  ve Resulullah'ın  torunlarına apaçık  bir iftiradır.  Bu tür iftiraları  uyduranları  Allah  kahretsin!"  324--   Aziz okuyucum, o büyük  îmama  isnad  edilen   bu  türlü  sözleri  okurken,  benim  tüylerim  diken  diken  oldu. 

    Bazı  iyi  niyetli  kardeşlerimiz   devamlı   sorarlar :   "Peki  İmam-ı  Ca'fer es-Sadık' (rha)ta mı   Ehl-i bid'attir?"   Bizde   devamlı  elbette  HAYIR deriz.   Zira  îmam  Cafer Ehl-i sünnettir. Yukarıda ki   misallerde de görebileceğimiz gibi bu iftiraları, Hadis diye İmam Ca'fer'in  söylediğini  söylüyorlar.   İmam-ı  Ca'fer  kendi zamanında  ortaya  çıkan bu sapıklarla   bizzat kendisi mücadele etmiştir.   Bu  tür  iftiraların  yazılı olduğu ve Şia'nın kaynak  hadis  kitabı  diye  andığı  kitap, işte El- Kûleyni'nin  'KAFÎ'  ismindeki  kitabıdır. İçinde 16.099 hadis vardır.  Kur'an  hakkında şüphe tohumları   eken  bu insanlara, Resulullah'ın  (sav)  torunlarına  iftira  edenlere  ehl-i  bid'at  diyormuşuz!  Peki  ehl-i  bid'at  demeyelim de  ya ne diyelim?   Ehl-i  Sünnet mi  diyelim?   Bu  insanların  düşünceleri,  Allah Resulünün  sünnetine  uygundur mu? diyelim.  Körü  körüne   bid'at ehlinin  görüşlerini savunanlara,  yayanlara   Ehl-i  sünnetle  eş  değerde   tutanlara   Ehl-i Bid'at  veya  fırak-ı dalle,  ehl-i heva  demeyelim de  ya  ne  diyelim?    Ehl-i sünnet mi diyelim?  Ehl-i Beyt insanlar   nerde;  yolundayız  diyenler  nerde? 

       "Raf'izilerden   bazıları,  Kur 'an'ın   bir kısmının Hz.Muhammed (sav)'e , bir kısmının  ise  Hz. Ali (ra)'ye  indiği   inancındadır.   Ben H.479  senesinde   arkadaşlarımızdan  bir fakihi dinledim. Bu fakih Mekke'de Beytullahı ziyarette idi.  Ziyaretin  dışında  bir  gün,  Rafizilerden  birisinin  bir  topluluğu zikirden alıkoyarak şöyle dediğini nakletmiştir; "Hz. Cebrail (as) Kur'an'la   Hz.  Peygamber  (sav)'e  iniyordu.  Hz.  Peygamber   (sav)   Hz.  Cebrail   (as)'e       Kur 'an'dan   bir   miktar   Hz. Âli (ra)'ye indirmesini emretmiştir."  325--   Verdiğimiz   kaynaklardan  edindiğimiz izlenimler,  bu insanların güvenilir olmadıklarıdır. Tarihte   hep  kullanılmışlardır.   Ehl-i sünnet  inancına  göre;  "Kur 'an'ı   Kerim  bütün insanlığa gönderilmiş  son  kitaptır. Asla bozulmamış, değiştirilmemiştir. Kıyamete kadar da böyle kalacaktır.  Kur'an-ı Kerim  diğer  mukaddes  kitapların  aksine  her  türlü   değiştirilmeden   noksanlıktan  uzak  olup  yüce Allah'ın  indirdiği   Hz. Peygamber’in okuduğu, kâtip sahabilerin  tamamen  yazdığı;  hafızların  ezberlediği  şekilde,  Resulullah'ın  vefatından sonra  Hz. Ebu  Bekir'in   halifeliği devrinde,  aynen  toplanıp bir kitap haline getirilmiş ve öylece muhafaza edilmektedir." 326--   Zira  Alemlerin  Rabbi :  "Hiç  şüphe  yok  ki, Kur'an'ı biz indirdik, biz!  Ve  muhakkak  onu  biz  koruyacağız."  327-- buyurmuştur.