ŞİA’NIN İMAMLARI HAKKINDA SÖYLEDİKLERİ
1-"İmamlarının, hem zahiren hem de batınen, imam olmadan öncede, imam olduktan sonra da masum olduğuna inanırlar. Peygamberlere kıyas yaparlar.
2- İmamiyeler, imamın, imamlığını isbat etmesi için bir kısım akıl üstü davranışlar gösterebileceğine inanırlar. Mucize gösterdiğine inanırlar.
3- İmam bazen delil ile bazen mucize ile bilinir. (Tusi)
4- İmamın her türlü hükümleri bilmesi gerekir.
5- Bu ilim ledünni ilmidir, îctihad gibi değildir. (Daha kuvvetlidir)
6- Bütün İmamiyye, imamlarımın mertebesinin Peygamberlerin mertebesine yakın olduğu hususunda asla ihtilaf etmemişlerdir." 393- Hatta mürsel nebilerden üstün olduğuna inandıkları, Humeyni'nin dediği gibi mezheblerinin bir gereğidir.
"Ehl-i Sünnet'e göre Buhari'nin önemi ne ise, Şiiler nezdinde Kuleyni 'nin Hadis kitabı olan "el-Kafi"nin değeri de odur. On altı bin küsür (16. 000) hadis ihtiva eden bu kitaplarına dönelim."
7- "Kuleyni, . . . .İmam M. Bakır'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ali'nin veli ve imam olduğunu, diğer hidayete ermiş imamlara da uymayı ve onların düşmanlarından uzak olarak Allah'a yakın olmayı, tasdik etmektir. Şüphesiz imamsız olan bir kimse yolunu şaşırmış, sapıtmış olur. Bu durumda kalırsa "kafir" gibi ölmüş olur! (Kafi, sh :84- 86)
8- Yine Kuleyni, vahiy ve imâm konusunda îmam Ali Rıza'dan şunları nakletmektedir: " îmamın kendine de vahiy gelir. Söyleneni işitir, fakat konuşanı görmez." (el-Kafi, sh:82)
9- İmamların mevkileri ve makamı hususunda da yine imam Ali er-Rıza'dan "imamların makamı Nebiler menzilesindedir, çünkü imamlar kusurlardan ve günahlardan arınmışlardır."
10- Muhammed Bakır'dan da "îmamlar bir şeyi bilmek istediklerinde, Allah'ın sadece onlara bildireceğini ve imamların ölecek zamanı bildiklerini, yalnız kendi istekleriyle öleceklerini ve onlara hiçbir şeyin gizli olmadığını," söylerler. (el-Kafi, sh:96-126)
11- "İmamlara, insanların amellerinin arz olunacağını, Ca'fer es-Sadık'tan nakleder." (el-Kafi, sh:99)
12- "Kuleyni, yine Ca'fer es-Sadık'tan, imamların nezdinde Hz. Fatıma'ın Mushaf'ı ve onda Kur'an'ların benzeri olduğunu üç kez tekrarladığını, fakat şimdiki Kur'an'lar da ondan tek harf olmadığını", nakleder. (el-Kafi, sh:II5)
13- Şehristanî'ye göre de Şiiler, hilafette, Hz. Ali'yi bırakıp diğerlerini , tercih ettiklerinden dolayı bütün Ashabı Kiram'ı Kafir sayarlar. Hatta bütün mü'minlerin küfrüne veya fıskına hüküm verirler.
14- Hz.Ali'ye bile dil uzatılmıştır. Bazıları da, Hz. Ali'yi Muhammed'den üstün tutarlar.
15- Bir gurubuna göre haşa, "Ali ilahtır, Muhammed' i gönderen odur" Bazıları ise Ca'fer es-Sadık'ı ilah kabul edip Küfe'de ona ibadete kalkışmışlardır. ..
16- Bir kısmı da, imamların hepsini, ilahlaştırıp "Allah'ın, onların suretinde olduğunu, onların lisaniyle konuştuğunu ve onların ellerinden tuttuğunu söylemişlerse de îman Şehristani bu sapık görüşlerin gerek imamlara isnadını gerekse batıllığını tenkit ve tetkik etmeden geçmemiştir.
17- Yahudiler İslâm'a zarar vermek için, Şiiliğe girmiş, Ehl-i beyt için kavga veriyor, görünmüşlerdir. Daha öncede işaret ettiğimiz gibi, bir çok yalan, hurafe ve sapıklığı Şiiliğe sokmuşlardır. Oysa Ca'fer es-Sadık, ilim, fıkıh ve zühtten başka bir şeyle ilgilenmemiş ve kendini imamlar zincirinden saymamıştır. Fakat sonradan Şia'ya bağlı görünenlerden bir çoğu ortaya çıkarak bu imamlara yaptıklarının yanında, yapmadıkları bir çok şeyi de isnat etmişlerdir. Onların görüşlerini yalanlayarak, yaydıkları sapık inançlara karşı koymuşlardır. Kendileri onlardan uzak durdukları gibi halkı da uzak durmaya çağırmışlardır. Şehristani ve İbn Hazm bu durumlara örnekler vermişlerdir.
a) Bir defasında Abdullah b.Sebe Hz. Ali'ye dönerek : "Seni Sen!" diye hitabetti. Bu hitapla Hz. Ali'yi "ÎLAH" olarak nitelemiş oluyordu. Hz. Ali, İbn Sebe'yi Medain'e sürdü... İbn Hazm ise şöyle anlatır : "Abdullah İbn Sebe 'ye mensup bir gurup Hz. Ali 'ye gelerek, "Sen O sun" dediler. Hz. Ali'de onlara, "O dediğiniz kimdir?" diye: -sorunca onlarda "Sen Allah'sın" diye mukabele ettiler. Hz. Ali onların sözüne derhal karşı çıktı ve yakılmak suretiyle idamlarına hükmetti. Hz. Ali'nin hükmü derhal infaz edildi. (İbn Hazm) 394-- Bu olayları daha değişik şekillerde anlatanlar da vardır. Hatta Hz. Ali (r.a)’nin, İbn-i Sebe’yi ateşe attıracağı zaman kurnaz fitneci adam aynen şöyle demiştir: "Senin gerçek ÎLAH olduğuna iyice inandım." Hz. Ali niçin diyince, "Çünkü gerçek ilah kullarına ateşle ceza verir." demiştir. Önemli olan ortak husus şudur : O günkü sapık insanlarda görüşlerine ayetlerden ve hadislerden deliller buluyorlardı bu günkü insanlarda. “Kur'an bize yetmez mi?” diye. Veya Kitapla Sünnet bize yetmez mi diye? İşte bu görüşler, o fitne döneminde de aynen vardı. 395--
Bu düşünceyi yayan insanın Abdullah İbn Sebe olduğu da kesin. Bu insan Yahudidir. Şiilik adı altında bu sapık düşünceleri yaymış ve İslâm'da çıban başı olmuştur.
Şehristani, bir çok sapık Şii--fırkalarını saydıktan sonra, Caf'er b. M. es-Sadık'ın bütün bunları kovduğunu, lanetlediğini belirtmekte, aslında bu gurupların tamamen sapık ve imamlarından habersiz olduklarını kaydetmektedir. (Şehristani el-Milel ve'n-Nihal, 1,155)
İmam Ca'fer es-Sadık hayatında daha bir çok sapık insanı reddetmiş kovmuş onlardan uzak durmuştur. Zira onların yaydığı inançları tasvip etmiyordu. Ebu'l Carud, Ahmed b.Keyyal'da bunlardandır. 396--
"Şia'yı tehlikeye düşüren bir başka sapık davranış ise, hadis uydurma ve iftira yolu olmuştur. Önce iddialarını destekleyen bir çok hadis ve rivayet uydurmuşlar, sonrada büyük bir ustalıkla bunlardan bir kısmının meşhur hadis kitaplarına girmesini sağlamışlardır. Bununla kalmayarak, kendilerine hadis kitapları tedvin etmişler. Zaten, sadece Ehl-i Beyt kanalıyla rivayet edilen hadisleri kabul etmişler ve bu (uydurdukları) hadislerin senet zincirinde yalnız imamla yetinerek, imamla peygamber arasındaki senede ehemmiyet vermemişlerdir. İmamın günahsız kabul edilişi, kendisinden rivayet edilen hadisin sahih olduğunu açıklamak için yeterli görülmüştür. ......Uydurulan sayılamayacak kadar çok hadisi Hz. Peygambere mal etmeyi başarmışlardır.
İmam-ı Ca'fer'e isnad edilen görüşlerinden bazıları ise şöyledir;
1-Bize ait bir sırrı ifşa eden, dağlar kadar altın bağışlasa yine de uzaklaşmaktan başka bir şey yapmış olmaz.
2-Takiyye dedelerimizin, babalarımızın ve benim dinimdir. Bundan dolayı Takiyye'ye inanmayanın dinide yoktur.
3-Bize itaat, Allah'a itaat, bize isyan Allah'a isyan demektir. Biz Allah'ın halk üzerindeki kapıları, perdeleri, emirleri ve sırlarını gizleyen muhafızlarıyız.
Ca'fer es-Sadık 'ın ölümünden sonra muhtelif fırka ve mezheplere ayrılan Şii'lerden her gurup kendilerini bu imamın taraftarlarına kabul ettirmek için, fikir ve görüşlerini ona dayandırmışlardır. İşin gerçeği şu ki; Ca'fer es-Sadık'ın, bunların isnat ve fikirleriyle alakası yoktur. Şia maskesini kullanan sapıkların, İmam Ca'fer es-Sadık'dan rivayet ettikleri açık çelişkilerden biri de onun kendinden sonra tayin ettiği imamla ilgilidir. (Şehristani aynı eser, c.I sh:I46)
Keşke bunlar Ca'fer es-Sadık'ın sözleri olsa, keşke Ca'fer es-Sadık kendinden sonra bu imamları tayin etmiş olsaydı. Fakat gerçekte böyle bir şey yoktur. Hadis uyduran hadis alimleri buldular ve hadis uydurmaları için zorladılar. Bu muhaddisler Yakup el-Kuleyni- Hüseyin b.Babaveyh Hasan et-Tusi.
Bu fesatların kol gezdiği dönemde Şa'bi'nin şu ifadeleri oldukça önemlidir: "Hz. Ali adına bir tek yalan uydurmam karşılığında bana köle olmalarını ve evimi altınla doldurmalarını isteseydim muhakkak kabul ederlerdi." (İbn Abdi Rabbih el-Ikdı'l-Ferid,c.2 sh:409)
Tüm bu sayılanlardan sonra sapık düşüncelerin girmediği ve uydurmacıların ellerinin uzanmadığı, saf ve gerçek İmamiyye mezhebinin ilk durumunu yazmak istesek bunu yapmamız neredeyse imkansızdır. Çünkü İmamiyye mezhebinin tamamı veya büyük bir kısmı uydurmadır. Aslında ana unsurları da İslam'i değildir. Bunun sebebi de imamet meselesinin bu mezhebin en büyük problemi olmasıdır. Zaten "İmamiyye ismini de bu sebepten almıştır. Bu (imamet) meselenin ise tamamı uydurmadır. İmamiyyenin hareket noktası olan "Vasiyet" konusu, bizzat Hz. Ali tarafından yalanlanmıştır. İbn Abd-i Rabbih, Abdullah b. el -Kevva'nın, Hz.Ali'ye, Hz. Peygamber'in kendisine bir şey vasiyet edip etmediğini sorduğunda Hz. Ali'nin ona: "-Ey Allah'ım O'na ilk iman eden benim, yine O 'nu ilk yalanlayan ben olamam. Bende Hz. Peygamber' in bir vasiyeti yoktur. Şayet böyle bir şey olsaydı ne Temim, ne de Adiy oğullarından birisini minberde bırakmazdım." diye cevap verdiğini rivayet etmiştir. 397-
![]()