7-SELEFİYYE

Bu isim altında çalışarak, Tabiin ve Etbauttabiin   döneminde ortaya çıkan mezhepleri yok etmek için, Ehl-i Sünnet Ve'l Cemaat Akidesini ve bu akide   etrafında kenetlenen müslümanları parçalamaya yönelik ihdas edilen bir fırkadır. Kendilerini sahabe ile özdeşleştirmeye  çalışırlar.   Tabii   bu   sözde.   Gerçekte  mümkün   değildir.   Görüşlerine  gelince  :

1-Selefe  nisbetle  kendilerine  ümmet  içinde  yer  ararlar.

2-Ashab-ı   Kiram  devri   yaşantısını   örnek  aldıklarını  iddia  ederler.  Oysa realite tam tersidir. Zira, başta yeme-içme olmak üzere  yatma-uyuma, giyim-kuşam, hayat yaşantıları   olmak  üzere kendilerine "Selefi"   diyenlerle   Sahabe-i Kiram (R:A:) arsında  korkunç bir tezad vardır.   Sahabe-i Kiram'ın   bazı   istisnalar   hariç   tamamına yakını birden   fazla   evlilik hususunda "Selefiyiz"   diyenler gibi davranmamışlardır.   Hele hele (Selef akaidinin tam zıddına olarak )  "medenilik, çağdaşlık   adına   nikahsız   kadın   ve   erkeklerle bir arada hoşsohbetler, çay sohbetleri, aile sohbetleri" vb. eğlenceleri kendilerinin hangi uçurumun kenarında olduğunu   göstermeye   kafidir.   Yeme   içme hususunda   Sahabe-i Kiram (R.A.) günde   iki öğün yemek yemişlerdir. "Selefiyiz" diyenler ise bulsalar belki günde beş öğün   yemeğe   hayır   demezler.

Diğer   yandan kılık-kıyafet noktasında, laikçilik bağnazlığı adı altında İslam düşmanlığı yapanlarla kendilerine "Selefiyiz" diyenler arasında hiç mi hiç bir fark göremezsiniz.   Onlarda  Sarığa   karşıdırlar onlarda. Onlarda sakala-Cübbeye karşıdırlar,  onlarda.   Öyleyse şimdi usulü  dairsinde  "Selefiyiz" diyenlere soralım : "Selefin  Sarığı,  Sakalı, Cübbesi yok muydu?   Siz  hangi selefiler'densiniz?"   Buna  açıkça   yamukluk veya sahtekarlık  denmez mi?   Haaa "Efendim biz 'Selefiyiz' derken  sizin   anladığınız   noktada değil yani  "Yaşantıda-Yemede, içmede-Yatmada-uyumada-Evlenmede vs. değil, 'inanç  ve  akaidde' selefiyiz,  diyoruz" derlerse yine bu da apaçık bir aldatmadır, deriz.        

Zira,  kabahatleri  özürlerinden daha büyüktür. O zaman biz hemen sorarız kendilerine : "Peki   büyük   imamlardan   başta İmam-ı   Azam Ebu Hanife (Rh.a.) olmak   üzere   diğer   mezhep   imamları İnanç ve Akaid   noktasında   hangi   peygambere tabi   idiler?   Hz. Musa (a.s.)'ya mı, Hz. İsa (a.s.)'ya mı? Hangisine? Kitap olarak hangi kitaba   tabi   idiler?   Ehl-i   Sünnet   ulemanın   bilmediği  bazı   gerçekler mi (!) var? Yoksa   sizin   aklınızdan   zorunuz  mu var?"

3-Mezhepsizliği körükleyen mezhep düşmanıdırlar. (özellikle ehl-i sünnet düşmanı)

4-Mukallidin imanının sahih olmadığını söylerler.

5-Allahu Teala (cc)'ın sıfatları hakkında te'vilden kaçınırlar. (Allah'ın eli, yüzü, makamı,ayağı vb.)

6-Mücessime-Müşebbihe fırkalarının görüşlerine yer verirler.

7-Günümüzdeki selefiyyeciler; Dinde Reform çığırtkanlığı  yapmaktadırlar. Varlık sebeplerinin aksine. Zira, "Selefiyiz" diyenlerin asla bu tür akaidlere tevessül etmemeleri elzemdir.

8-Bilimsel Vahhabilik ne ise Selefiyyecilikte odur, diyebiliriz. 

       "Son  asırlarda   Ehli sünnet   itikadından   ayrılan   bazı    din   adamları "Selefiyye" adını verdikleri sapık bir yol tutmuşlardır.   Bunun itikadda mezhep olduğunu söyleyip, kitaplarında yazmışlardır.    Halbuki    İslamiyette "Selefiyye mezhebi" diye bir   şey   yoktur.    Ehli sünnet âlimleri    böyle bir şey bildirmemişler ve kitaplarında asla yazmamışlardır, İslamiyette "Selef-i salihin" mezhebi, yani    Ehli    sünnet mezhebi   vardır.    Selef-i salihin;   hadis-i şerif   ile    methedilen,   övülen ilk iki asrın müslümanlarıdır. Yani Selef-i salihin, Eshâb-ı kirâm ve Tabiine verilen   isimdir.   Bu   şerefli   insanların itikadına "Ehli sünnet vel-cemaat mezhebi" denir. Bu mezhep, iman, inanç mezhebidir. Eshâb-ı kirâmın ve Tabiini i'zamın imanları hep aynı idi. inançları arasında   hiç   bir   fark   yoktu.

         İmam-ı Gazali  hazretleri   ilcam-ül-avam  kitabında; "Bu kitapta itikad fırkalarından. Selef mezhebinin   hak olduğunu bildireceğim. Bu mezhepten ayrılanların bidat sahibi olduklarını   anlatacağım. Selef mezhebi demek, Esbâbın ve Tabiinin itikadları demektir..." buyurarak Selef mezhebi   demenin,   Ehli  sünnet   vel-cemaat    mezhebi   demek   olduğunu   açıkça   bildirmiştir.

     Mısır'daki   Ezher   Üniversitesi'nden   mezun   üstad   İbni Halife Alivi "Akıdet-üs-selef-i vel-halef" adlı kitabında şöyle yazmıştır: "Ebu Zehra (Tarih-ül-mezahib-ül-islamiyye) kitabında yazdığı gibi, hicretin dördüncü asrında, Hanbeli   mezhebinden ayrılan bazı kimseler, kendilerine (Selefiyin)  ismini verdiler.   Hanbeli  mezhebi   âlimlerinden   Ebu'l-Ferec  İbni   Cevzi   ve  diğer   âlimler  bu selefilerin, Selef-i salihinin yolunda olmadıklarını, bidat ehli, mücessime fırkasından olduklarını bildirerek, bu fitnenin yayılmasını  önlediler.   Daha sonra yedinci asırda, İbni Teymiye  el-Harrani   bu  fitneyi tekrar  alevlendirdi.    Kendilerine   (Selefiyye)   ismini  takanlar,  İbni  Teymiye  selefilerin büyük   imamı  dediler.

   İbni Teymiye, Hanbeli   mezhebinde   olarak yetişti.   Yani   Ehli sünnet idi.   Fakat   sonradan   kendi aklına uyarak, sapık görüşler ortaya attı. Ehli sünnet itikadından ve dolayısı   ile  Hanbeli  mezhebinden   ayrılıp   uzaklaştı

    Kendi   başına   ayrı bir yol tutup, tuttuğu   bu   sapık   yolda sürüklenip gitti. Kendine tabi olanları da saptırdı.   Ona tabi olanlar onun bu yoluna   selefiyye   dediler.   Bu   hususu  derinlemesine  araştırıp,   incelememiş  ve   kaynakları iyi anlayamamış olan bazıları Ehli sünnet âlimlerinin kitaplarındaki "Selef ve "Selef-i salihin" ifadelerini değiştirerek, "Selefiyye" şeklinde nakletmişler   ve   yazmışlardır,   itikadda   Selefiyye   diye bir mezhep yoktur. Peygamber   efendimizin   hadis-i  şerifte   fırka-i naciyye, kurtuluş   fırkası olarak bildirdiği tek bir itikad mezhebi vardır. O da Ehli sünnet vel-cemaat   mezhebidir,   İmam-ı   Matüridi   ve   İmam-ı Eşari   bu   mezhepte   iki itikad   imamıdır   ve   bu   mezhebi   yaymışlardır."   A. AZİZ